Hadi bunu da yazın! Başbakanlığa FETÖ’yü kim soktu?

Hadi bunu da yazın! Başbakanlığa FETÖ’yü kim soktu?

Genelkurmay Karargahına FETÖ okulunun öğrencilerinin nasıl girdiği öğrendik. Peki ya Başbakanlığa ve Anayasa Mahkemesine nasıl girdi?

Geçen yazımızda bazı yandaş medyaların bu konuda yaptığı yalanları sıralamış ve gerçeği yazmıştık…

O gün görüşmede olan Nurettin Veren görüşmenin nasıl geliştiğini anlatmıştı. Taraflardan diğeri olan eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’yı da geçen hafta kaybettik.

Nurettin Veren ayrıntılarıyla anlatmıştı görüşmeyi. Yani Karadayı’nın Karargâha ziyarete gelen FETÖ’cü bir okul olduğundan haberi yoktu ama A Haber ve diğer yandaş kanallar Karadayı’yı “FETÖ’yü Karargâha sokan ilk Genelkurmay Başkanı” olarak suçlamaktan geri kalmadı.

Nurettin Veren’in anlattığına göre, FETÖ’nün “başarılı” öğrenicilerini Karargâha girmesine vesile olan kişi eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden. Veren’e göre, kendisi Özden’den ricacı oldu, Özden de direkt Karadayı’yı arayarak FETÖ okul yöneticilerinin taleplerini iletti.

Peki Yekta Güngör Özden neden aracı oldu?

Hiç sözü uzatmayalım.

Kendisini aradım.

“İşin aslı nedir?” diye sordum.

Konuşmamız içerisinde 3 kez şu cümleyi söyledi:

“Namuslu ve şerefli insanlar yalan söylemezler.”

Özden o günü şöyle anlattı:

“Ben Anayasa Mahkemesi Başkanıyken bir telefonum çaldı. Telefondaki Nurettin Veren’di. ‘Efendim’ dedi, ‘bizim özel okullarımız var, bizim bu okuldaki öğrencilerimizi devlet yöneticilere tanıtmak için randevu istiyoruz, olur verir misiniz?’

Ben tabii okul deyince, hiç sormaya gerek duymadım. ‘Gelsin çocuklar’ dedim. Çocuklarla başkanlık odasında oturduk. Sonra dediler ki, ‘sizden bir ricamız var. Biz buraya geldik ama Genelkurmay’a da gitmek istiyoruz. Acaba buradan bir telefon edebilir misiniz oraya?’ Ben de etmem demedim. İsmail Hakkı Paşa’yı da tanıyorum. Dedim ki ‘Paşam, çocuklar geldiler, okul öğrencileri, beni ziyaret ettiler, sizinle de tanışmak istiyorlarmış benden telefonla aramam ricasında bulundular’. Karadayı da, ‘Tabii ki Yekta Bey’ dedi.”

Yekta Güngör Özden’e, “Gelen kişilerin FETÖ okul yöneticileri ve öğrencileri olduğunu bilmiyor muydunuz? Bilmeseniz bile Veren size bunu söylemedi mi? Siz sormadınız mı?” diye sordum.

“Ne ben sordum hangi okuldur bu diye, ne de kendileri söyledi. Fetullah Gülen okulu olduğunu söylemediler. Namuslu şerefli insan yalan söylemez.”

Peki FETÖ’cü okul yöneticileri ve öğrenciler referansla mı gelmişti?

Özden, “Hayır, referansla gelmediler. Direkt telefon açtılar” diye yanıtladı.

Ardından sıraladı:

“Bakın söyleyeyim, Fetullah Gülen, AYM Başkanlığı konutunun kapısına, armağanlar, ballar, reçeller, pastırmalar gönderdi, hiçbirini kabul etmedim. Birtakım kitaplar gönderdi mahkemeye, kabul etmedim. Sonra Fetullah Gülen televizyona çıktı, benim için ‘Kendisini bir şey zannediyor’ dedi. Bana böyle diyen bir adamın adamlarını ben kabul eder miyim, hiç onlara aracılık eder miyim? 89 yaşındayım, yalan söylemem. Nurettin Veren de söylemedi okulu ben de sormadım.”

Bunun üzerine “Neden yandaş medya böyle haberler yapıyor ve gerçekleri öğrenmek yerine yalan haber yapıyorlar?” sorusunu yönelttim Özden’e.

“Herkes kendini haklı çıkarmak ya da katılmadığı görüşlerdeki adamları karartmak için bir şeyler uyduruyor” dedi ve ekledi, “A Haber de uyduruyor. Söyleyecek lafları olmayanlar, söylenmeyecek şeyler söylüyorlar.”

Bu açıklamalarda da her şey ortada.

Şimdi en başa dönelim, Karadayı Paşa’yı FETÖ’cüleri Karargâha sokan adam olarak suçlayanlara soru soralım.

Hangi güç FETÖ’cüleri DGM, Danıştay, Sayıştay, AYM ve Genelkurmay Başkanlarıyla görüştürebilir?

Bu sorunun yanıtını Nurettin Veren vermişti.

Veren bu görüşmelerden önce dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile Başbakanlık konutunda görüştüklerini, görüşmenin uzun ve çok samimi geçtiğini söylemişti. Çiller’in görüşme sonunda Veren ve ekibine, “Sizin mutlaka devlet yetkilileriyle görüşmeniz gerekir, gidin onlarla görüşün” dediğini aktarmıştı.

Veren de ekibini alıp devletin en büyük kurumlarına ziyaretler gerçekleştirdi.

Yandaşların mantığına göre yazıyorum, sorunun cevabı açık:

Bu ülkede FETÖ’yü Başbakanlığa, yargı kurumlarına ve Genelkurmay’a da sokan Tansu Çiller olmuş.

Hani şu oğlunun şirketine ihale kıyağı yaptığınız Çiller

Hani AKP’ye sonuna kadar desteklerini esirgemeyen Çiller

Hadi, yazsanıza! Tansu Çiller’e iki kelam etsenize!

“Başbakanlığa FETÖ’yü sokan kişi AKP’nin en büyük destekçisi Çiller” desenize!

Yemez. Gerçekleri söylemezler. Biraz vicdanınız olsun da bu millete yalan söylemekten artık vazgeçin.

***

‘ATATÜRK’TE BİLE BU YETKİ YOKTU’

Yetka Güngör Özden’le konuşmuşken, günümüzün kanayan yarası hukuku da sordum. Önce “FETÖ ile mücadele nasıl gidiyor sizce” diye soru yönelttim.

Cevap çok çarpıcıydı:

“Bu iktidarın içindekilerinin çoğunun Fetullah’a yakın olduğu görüşündeyim. Bunların eski adamları… Bence her şey ortada…”

“Hukukun durumunu nasıl özetlersiniz” diye sordum.

“Hukuksuz bir dönem yaşıyoruz. Hukuk devletinin gerekliliği yerine getirilmedikçe herkes sıkıntı çeker, hukuk devletinden ayrılmamalıyız. Diktayı anımsatan, onu çağrıştıran bir düzen var şimdi açık açık söylüyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği dışında bir şey olabilir mi? Aksini söyleyen anlatsın. Meclis’in varlığından eskisi gibi söz edebilir miyiz? Hangi eski Cumhurbaşkanı bu yetkileri kullandı? Atatürk’te bile bu yetkiler yoktu.”