Halkçılık ilkesine yeniden ve daha doğru bir bakış

featured

Faik Kurtulan yazdı…

ATATÜRK HALKÇILIĞININ TARİHİ KAYNAKLARI

Cumhuriyet halkçılığını dayandığı perspektiften incelediğimizde çarlık Rusya’sında, uzunca bir süreçte  gelişmiş olan Narodnik hareketi çerçevesinde değerlendirmek ve ikinci Meşrutiyet dönemi Osmanlı  aydınının da bu hareketten etkilendiğini bilmek durumundayız. Ta 1860’larda ortaya çıkan Rus  halkçılığının çeşitlenerek yarattığı birikim cumhuriyetin kurucuları tarafından Fransız solidarizmiyle de  sentezlenerek altı ok’un en güçlü ilkesi haline getirilmiştir. 

1860’lardan itibaren Rusya’da ortaya çıkan halkçılık hareketinin esin kaynağı Jan Jacques Rousseau’dur ve bu anlayış her ülkede farklı fakat Rusya’da sol tandanslıdır. Ancak 1917’deki Marxist devrimden farklı  bir yaklaşım içindedir. Ancak yine de Rusya`da Halkçılık düşünce ve pratiği, aynı zamanda Marksizm ve  Anarşizm bağlamında radikal sol anlayışla da birlikte kendini göstermektedir. SDE Akademi dergisinde  yayınlanan bir makaleye göre halkçılık hareketinin amacı şu şekilde yansıtılmaktadır: “Bugün dahi  benzersiz kabul edilen ilk Rus dili sözlüğünde Halkçılık kavramı şu anlama gelmektedir: “Rusya’yı  sosyalizme geçirmek için köylüler aracılığıyla mücadele ederek insanları birleştiren sosyo-politik bir  hareket” (Ozhegov ve Shvedova, 2016: 363). Adını ana fikrinden almış olan halkçılık hareketinin  temeldeki amacı, entelijansiyenin sıradan halk ile yakınlaşmasından ibarettir (Schmidt, 1939: 170).1 Bu şekilde halkçılık yapan gruplar pek çok projeyle halka yaklaşmaya ve ülkedeki hoşnutsuzluğu  gidermek için çalışmışlardır. Ülkedeki durum sanayileşmenin ilk kez ortaya çıktığı İngiltere’deki gibi  olmadığından ülkedeki sosyal ve ekonomik sorunu çözmek için komünal sosyalizm teorisi ile dile  getirilmiştir (Zverev, 2017). Herzen`e göre, Rusya’da sosyalizm bir köylü topluluğu temelinde ortaya  çıkacaktır. Onun başlıca destekçisi olan Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy ülkedeki sorunun tek  çözümünün toplumun kolektif bir üretim ve tüketim biçimine geçmek olduğunu vurgulamıştır  (Zverev, 2017). 

Böylece ana akım sosyalist teorinin dışına çıkılarak Rus toplumuna özgü bir teori ortaya atılmıştır.  Çünkü Rus toplumu henüz İngiltere’nin yaşadığı sanayileşmeyi ve büyük toplumsal dönüşümü  yaşamamıştır.2 

Ilımlı Halkçılık yanlısı gruplar Rusya’nın birçok şehrinde örgütlenmiş ve halkı aydınlatma yoluyla devrime  ve sosyalizme ulaşma mücadelesi vermektedir. Bu hareket “Halka Gitme” ve nüfuz etme üzerine  çalışmalarını yürütmektedir. Doç. Dr. Erdi Aksakal’a göre Rusya’da 19.yy’ın ikinci yarısından itibaren  Rusya’da ılımlı Narodnik hareket aynı zamanda popülizm3 olarak da nitelenmiş ve şu şekilde ortaya  çıkmıştı: “Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında gelişen narodnik hareketi, Rusya’da serfliğin  kaldırılışından sonra toprağın toplanması ve tarımda küçük üreticilik gerilemesi ile oluşmuştur. Bu  söz konusu süreçte ülke topraklarında yer alan küçük burjuva aydın katmanları toplumun yitiren  kesimleriyle bütünleşmeye yönelmiştir. Köylülüğün alt gelir gruplarını muhatap alarak sistem  geliştiren Rus aydını, geleneksel yapıya halka doğru hareketiyle çözüm aramıştır. Bunun sonucunda  halka doğru gidenler, toprağını giderek zengin çiftçilere kaptıran ve bu sürecin sonunda yoksullaşan  küçük üretici köylülüğe sahip çıkmış, geniş köylü kitlelerini Çarlığa karşı başkaldırıya çağırmıştır.  Devrim için köylülüğü kazanmak gerekirdi ve bu nedenle Rus aydınına önemli görevler düşüyordu.  

Yaşayacaklarına ikna etme çabası içindedir ve halkçılık tanımı meslekler ve “toplumsal ahenk” kavramı üzerinden tüm toplumu kapsar.

Rus aydını halka gitmeli, halka inmeli, halkı uyarmalı, eğitmeli, aydınlatmalıydı (Toprak, 1984;69- 81).”4 

Rus halkçılığının (Narodnizm)5 gelişim süreci Prof. Dr. Zafer Toprak tarafından şöyle anlatılmaktadır:  “Halkçılık, Meşrutiyet Türkiyesi’nin ve Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk evrelerine damgasını vuran bir tür  popülizmdi. Popülizm 19. yüzyılda iki farklı coğrafyada yeşermişti. Bunlardan ilki Rusya kökenliydi;  1870’li yıllarda gözlenen ve köylülüğe yönelik sosyalist sayılabilecek devrimci hareketti. Diğeri ise  yine aynı yüzyılın sonlarında Amerika’da, kırsal kesimde baş gösteren Amerikan popülizmiydi.  Osmanlı topraklarında görülen popülizmin ilk evresi büyük ölçüde Rusya’dan esinlendi. Osmanlı  topraklarına göçen Rusya’da eğitim görmüş aydın Müslümanların etkisiyle kök salacaktı. 19. yüzyıl  Rusya’sı serfliği kaldırmıştı; köylülüğün hâkim olduğu bir ortamda ülke sanayileşmenin sancılarını  çekiyordu. Çarlık Rusya’sı kırsal kesimin direncine rağmen, köylülük çözülmeksizin kapitalizmi inşa  etme arayışı içerisindeydi. Böyle bir ortamda sosyalist dönüştürücü düşüncenin kırsal kesime  kayması doğaldı. Böylece Rus Narodnik hareketi birçok gecikmiş ya da gelişen ülke için örnek  oluşturacaktı. Türkiye için de bu geçerliydi.”6 

Aslında bize göre de çoğunluk küçük çiftçilerden oluşan Rus köylüsü tarımı bir çeşit komünal tarzda  toplu olarak yaptığı ve paylaştığı için zaten sosyalist halkçılık hareketleri tam da Rus toplumuna uygun  düşmekteydi. Görüleceği üzere Rus Halkçılık düşüncesinin ana teması, eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını  ana ilke edinen sosyalist ilkeler temelinde toplumu tamamen değiştirmek ve halkı çarlık rejiminden  kurtarmak olmuştur. Bu ana hedeflere ulaşmak konusunda ise iki farklı görüş dile getirilmektedir.  Bunlardan birisi, liberal (ılımlı/reformist) diğeri ise daha radikal, şiddet içeren ya da (anarşist) yoldur.  Ancak her iki görüşün de nihai hedefi daha önce de belirtildiği üzere “komünal sosyalizm”dir. Lenin’e  göre Marx’ın Komünist Manifestosunda önerilen şiddete dayalı devrim fikri liberal ve reformistler  tarafından kabul edilmemişse de Lenin gibi Marxistler şiddete dayalı devrim düşüncesinde olmuşlardır. 

İkinci Meşrutiyet döneminde de Çarlık Rusya’sından önce Balkanlara, sonra da Anadolu’ya ulaşan Türk  aydınları Rus Halkçılığını ülkemize taşımışlardır. Naz Sarıaslan’ın makalesinde gelişme şu şekilde  anlatılmaktadır: “Balkan sarsıntısı sonrasında kendini toparlamaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu,  fikirlerin, itirazların ve birçok farklı ögenin yazı ile halka duyurulmasına alışmışken 1913 yılında farklı  bir dergiyle tanışmıştır. Bu derginin adı Halka Doğru’dur.  

“İlk sayısı 11 Nisan 1329’(1913) de çıkan Halka Doğru dergisinde Akçuraoğlu Yusuf ve Hüseyinzade  Ali gibi Rusya’dan gelmiş Türklerle, Osmanlı Türklerinden Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi (Tanrıöver),  Mehmet Emin (Yurdakul), Ali Cânip (Yöntem) ve Halide Edip Hanımın da imzalarına rastlanmaktadır.  Bu isimleri Osmanlı kamuoyu, Türk Milliyetçisi olarak tanımaktaydılar.”7Söz konusu aydınların siyasi  bağlamdaki düşünce iklimi ise Zafer Toprak tarafından şöyle analiz ediliyor: “Osmanlı aydını Batı’ya  dönük olmasına karşın, geniş bir Müslüman kesimin Rusya’da yaşaması ve Rusya ile sürekli iletişim  içinde olunması nedeniyle bu ülkedeki gelişmeleri yakından izliyordu. Rusya’nın fikir ortamını  Osmanlı topraklarına taşıyan göçmen Müslüman aydınlar Jön Türkler’i önemli ölçüde etkilediler.  

Musa Akyiğitzade, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali bunların önde gelenleriydi.  Cumhuriyet yıllarında da Sadri Maksudi, Zeki Velidi gibi düşünürler benzer işlevleri gördüler.  Rusya’dan gelen entelektüel birimin son kertede yeşerttiği “milliyetçilikti”. Oysa Osmanlı’da  geçmişten gelen kültür kodlarının, bir anlamda tortunun toplumsal boyutu en az milliyetçilik kadar  önemliydi. Narodnik ya da “halkçı” çizgi Osmanlı’da milliyetçiliğin yanı sıra toplumcu bir boyut da  taşıyordu. Ne de olsa milliyetçiliğin kökeninde eşitlikçi bir anlayış da mündemiçti.”8 

Bu pasajlardan anladığımız; Sosyalist Rus halkçılığı, Balkanlar üzerinden Türkiye’ye ulaştığı süreçte  “milliyetçi ve eşitlikçi” bir kimliğe dönüşüyordu. Belki bu değişimde Rus İmparatorluğu içerisinde  yaşayan Müslüman ulusların devrimden sonra dahi tanınmayan kendi kaderlerini tayin isteği de geçerli  olabilirdi. Zafer Toprak Türkiye’ye özgü sentez bir fikir olan halkçılığın nasıl değiştiğini şu şekilde  anlatıyor: 

“Cihan Harbi ile birlikte, Falih Rıfkı adını koyduktan sonra halkçılık farklı bir yörüngeye girdi. Gökalp’in  halkçılık anlayışında Fransız solidarizmi Rus Narodnizm’ine oranla daha baskındı. İttihatçı düşünürün  Batı kapitalizmini sorgulayıcı üslubu Cumhuriyet’in inşa sürecinde de etkili olmuş, Tek Partili döneme  damgasını vurmuştu. Mustafa Kemal Atatürk’ün halkçılıkla ilgili görüşlerinin esin kaynağı Ziya  Gökalp’ti. 1920 tarihli “Halkçılık Programı”, 1931 CHF Programı’nda ve 1937’de Anayasa’da altı oktan  biri olan “halkçılık umdesi” Gökalp’in düşüncesinin devamı sayılabilirdi. Keza, ulusçu hareketi  Cumhuriyet’e taşıyan Halk Fırkası’ndaki “halk” sözcüğü, toplumbilimsel anlamda II. Meşrutiyet’in  icadıydı. Bu yıllarda halk sözcüğü bugünkü ulus ya da millet sözcüğüyle eşanlamlı kullanılmaya  başlanmıştı.”9 

Halkçılığın Osmanlı’ya geldikten sonraki değişim ve dönüşümü için Niyazi Berkes’den aktaran Zafer  Toprak şunları söylüyordu: “Niyazi Berkes halkçılığın iki evresinden söz ediyordu. Bu süreç ona göre  sosyalizmden kopuş ve sosyolojizme10 yönelişti. Yusuf Akçura’nın halkçılığının geri planında sosyalizm  varken Ziya Gökalp, Akçura’nın halkçılığı ile sosyalizm arasına mesafe koyarak Durkheim’in  sosyolojizmine yönlenmişti. Osmanlı Devleti’nin zorlu günlerinde sosyolojik halkçılık, tesanütçülük  diye adlandırdığı solidarizmle anlam kazanıyordu. Solidarizmin siyasal yapılanması ise bir tür  korporatizm olan mesleki temsilcilikti. Meşrutiyet yıllarında İttihatçılar ülke ekonomisine çözüm  ararken Ankara’ya heyet gönderip bu kentteki Ahi örgütlerini inceletmiş, Gökalp ise siyasal yapıyı  çağdaşlaştırma amacıyla loncaları Millet Meclisi’ne göndermeyi önermişti.”11 Bu görüşlerin Atatürk  tarafından da benimsendiği önce 1920 halkçılık beyannamesinde, en çok da 1931 CHF kongresinde parti  tüzüğüne eklenen halkçılık maddesiyle ve 1937 yılında bu maddenin anayasaya da eklenmesiyle bariz  bir şekilde anlaşılacaktı. Zafer Toprak bu konuyu şu şekilde sonuçlandırıyor: “Böylece popülizmi kendi  gerçeğine uyarlayan ülkelerden belki de ilki Türkiye oluyordu. Bunda Rusya ile Osmanlı’nın aynı  coğrafyayı paylaşması ve Rusya’da önemli bir Müslüman unsurun bulunması rol oynamış olabilirdi.  Halkçılık, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e geçerken temel ilke olacak, zamanla Tek-Parti programında  ve 1937 değişikliği ile Anayasa’da yer alacaktı. Diğer bir deyişle Türkiye’de halkçılığın esin kaynağı Rus  popülizmi ve ardından gelen Fransız solidarizmiydi.”12 

Toprak’ın bir diğer iddiası da şöyleydi: “Popülizmin Türkçe karşılığı “halkçılık” Meşrutiyet yıllarında  geniş bir kesimde yankı uyandırmış, Cihan Harbi yıllarında Ziya Gökalp’in öncülüğünde solidarizmle harmanlanarak devletin izlediği resmî ideolojiye dönüşmüştü. Halk Fırkası işte bu popülist  düşüncenin ürünüydü.”13 

FRANSIZ SOLİDARİZMİ NEDİR?

1870 – 1940 yılları arasında Durkheim’in Fonksiyonalist felsefesinin Fransa’da uygulandığı bir sistem  olarak toplumda sınıfların varlığını inkâr etmeden sosyal tabakalar arasında dayanışma ve ortak  menfaatleri öne çıkaran bir anlayıştır. Toplumda sınıf anlayışı katman olarak anılır ve Marxizm’in aksine  ara sınıfların yok edilmemesi, aksine var olması gerekliliğini, eğer sınıflar kaldırılırsa toplumun  çökeceğini kabul eder. Ekonomide devlet müdahaleciliğine, toplumsal yaşamda sınıf çatışmasının  gereksizliğine dayalı bir anlayıştır. Alfread Fouillee tarafından sistematik hale getirilmiştir. İnsanlar  arasındaki dayanışmayı ve kaynakların paylaşımını esas alan Solidarizm, Fransa halkı arasındaki uyumu  göstermesi açısından betimlenmiştir. Durkheim’ın The Division of Labour in Society (1893) adlı  eserinde, dayanışmacılık modelinden izler taşıyan sosyal yapılarda, sınıflar olmadığı gibi sınıf çelişkisi de  bulunmamaktadır. Durkheim’in çalışmasının büyük kısmı toplumsal denge ve toplumsal sistemin  istikrarına ilişkin fikir üzerine inşa edilmiştir. ki Durkeim’e göre, toplum içindeki problemler ancak  uzlaşma ve dayanışma yoluyla çözülebilirdi. Solidarizm’i ortaya çıkaran Durkheim’in ve bu fikrin  Fransa’da gelişimini sağlayan Le Play ve Tarde okulları ayrıca Auguste Comte ve Saint Simon gibi Fransız  aydınlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki aydın sınıfı da etkilemişlerdir. 

Fransa’da, Radikal Parti içinde etkinlik kazanan Solidarizm, başlangıçta eski Başbakan Leon Bourgeois  olmak üzere, “La Solidarite” adlı kitabı yazan Başbakan Alfred Fouillee, Alexandre Millerand, Charles  Seignobos, Ferdinand Buisson, Charles Gide, Gustave Geffroy gibi birçok düşünürün üzerinde durduğu  bir kavram olmuştur. Solidarizm, teşebbüs serbestîsi ve mülkiyetin dokunulmazlığına gölge düşürmeden  Liberalizm ile Sosyalizm arası bir orta yol aramayı amaçlamaktadır.  

1908’den itibaren ikinci meşrutiyet aydınları bu anlayışı benimsemişler ve sınıfsız topluma ancak  sınıfları barış halinde tutarak ulaşılabileceğine inanmışlardır. Bu konunun öncüsü Ziya Gökalp’tir ve  Atatürk Ziya Gökalp’ten etkilenerek Cumhuriyet Halk Fırkasının kuruluş umdelerini (9 Umde) ona  hazırlatmış ve partiyi solidarist anlayışa göre kurmuştur. İzmir İktisat Kongresini solidarist temsil  sistemiyle düzenlemiştir. Bu nedenle Halkçılık ilkesi Çarlık dönemi Rusya’sındaki Narodnik hareketleriyle  bazı ortak özellikler taşımakla birlikte Sovyetler Birliği dönemi Marxist Sosyal Demokrasi anlayışı veya  sosyalizmin herhangi bir türevine dayalı olmayıp İkinci Meşrutiyet dönemi Türkçü aydınlarının milliyetçi düşünce ikliminde oluşmuş bir anlayıştır. 

Kaynakça

1 RUS HALKÇILIĞI VE ATATÜRK’ÜN HALKÇILIK İLKESİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ Abdulvahab Mustafali SDE Akademi Dergisi, Cilt 3 • Sayı: 2  • Mayıs 2023 • ss. 239-263 Geliş Tarihi:08.04.2023 • Kabul Tarihi: 22.05.2023 https://dergipark.org.tr/tr/pub/sde/issue/77787/1279457 sf.4 2 A.g.e.sf.5 

2 A.g.e.sf.5

3 Zafer Toprak ‘popülizm’ ifadesini şu şekilde açıklıyor: tarih boyunca kitleler lehine iktisadi, siyasal ve sosyal dönüşüm yapan her lider popülist kategorisine girer. Ancak, Türkiye’deki “Millî İktisat”tan Devletçiliğe uzanan sürecin amacı, toplumu refaha kavuşturmakken, popülistlerin amacı kişisel güç ve refahlarını korumak için toplumu iki parçaya bölerek manipüle etmektir. Özellikle toplumdaki mağdur grupları bu stratejilerinin merkezine koyan popülistlerin aksine, aşağıda da görüleceği gibi Kemalist halkçılık, iyi ya da kötü tüm toplumu aynı kaderi Yaşayacaklarına ikna etme çabası içindedir ve halkçılık tanımı meslekler ve “toplumsal ahenk” kavramı üzerinden tüm toplumu kapsar.

4 Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Haziran 2018 22(2): 917-932-Türkiye’de Halkçılığın Kaynağı ve Tebaadan Halka Zihni  Dönüşüm, Erdi AKSAKAL, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/494345 sf:4 

5 “Tarihçilik Eğitimini Evrensel ve Beceri Odaklı Düşünmek” başlıklı açılış konferansında (10:00-10:45), “Türkiye’de Popülizm (1908-1923)”  kitabının başlığında daha evrensel bir kavram olduğu düşüncesinden hareketle halkçılık yerine popülizm tabirini tercih ettiğini ve bu tercihin  hatalı olduğunu ifade etmiştir ki bu makalenin çıkış noktası esasında popülizm kavramına yönelik geliştirdiğim itirazdı. ATATÜRK’ÜN  HALKÇILIK İLKESİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA: HALKÇILIK MI POPÜLİZM Mİ? Onur Alp YILMAZ1  

https://dergipark.org.tr/tr/pub/msydergi/issue/70611/1137429 

6 Türkiye’de Popülizm 1908-1923 Zafer Toprak, sf:8-9 https://www.kitapindi.com/genel/zafer-toprak-turkiyede-populizm-1908-1923/

https://www.academia.edu/40264670/U%C3%A7urumun_Kenar%C4%B1ndaki_%C4%B0mparatorluk_ve_%C3%9C%C3%A7_Fikir_Ak%C4% B1m%C4%B1_Osmanl%C4%B1_da_Solidarizm_Narodnizm_ve_Sosyalizmin_Etkileri_The_Empire_on_the_Verge_of_a_Cliff_and_Three_Mo vement_of_Idea_The_Effects_of_Solidarism_Narodnism_and_Socialism_in_Ottoman

8 Zafer Toprak a.g.e. sf:8-9 

9 Zafer Toprak a.g.e. sf:9 

10 Bütün sosyal bilimleri yalnız sosyolojinin bir dalı sayan ve bunların sadece sosyolojik metotlarla açıklanabileceğini söyleyen görüşün adı.  (TDK-Sözlük) 

11 Zafer Toprak a.g.e. sf:27 

12 Zafer Toprak a.g.e. sf:27–

13 Onur Alp Yılmaz, a.g.e sf:4

Halkçılık ilkesine yeniden ve daha doğru bir bakış

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 9 Ağustos 2023, 00:35

    Atatürkü ve Türklerin asırlar öncesi yaşam biçimlerini bilmeyenler. Öğrenmeyenler. Ayrıca Atatürk’ün Kemalizmi yapılandırırken Türk toplumunun asırlar öncesine dayanan yaşam biçimlerini araştırarak bu rejimi oluşturduğunu dikkate almayanlar. Atatürk’ün Biz kime benzeyeceğiz diyen bir M.Vekiline “Biz Bize benzeyeceğiz ” diye cevap verdiğini, “Benim yaptıklarımın hepsinin bir biriyle ilintilidir. Bir birinden ayrılmaz bütündür Dediğinden bi haber kişiler veya Solumsu kişiler neden se KEMALİZMİ sol düşüncelerle boğmaya çalıştıkları gerçeğini bu yazıda bir kere daha gördük. KEMALİZİM kendine özgü bir İDEOLOJİDİR. Bunu herke aklnn baş köşesine koysun öyle yazsın. Atatürk solcu olsaydı neden KEMALİZMİ ihtas etsinki. Kemalistten Solcu OLMAZ. Solcudan KEMALİST olmaz. AMA SOL ARTIĞI OLUR.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!