Hapishane kolonisi olarak kurulan ülke: Avustralya!

AVUSTRALYA-2

Hapishane kolonisi olarak kurulan ülke: Avustralya!

Merhaba Sidney!

Avustralya’ya Gidişim ve İlk gözlemler…

Avustralya çok uzak, hatta Türkiye’ye en uzak ülke. Öyle rahatça gezilebilecek bir nokta değil. Özümsenmesi için zaman gerekiyor. 19 ay bulunduğum bu devasa ülkenin çok yerini gezdim. Özel olarak bu ülkeyi merak ettiğini söyleyen okuyucular için kendi gözlemlerim ve değerlendirmelerim çerçevesinde benim Avustralya’mı anlatmak istiyorum.

Birçoğumuzun gezi listelerinde öncelikli olarak yer almayan, dünyanın diğer ucundaki bu ülkeyi sizlerin de yorumları doğrultusunda birlikte keşfedelim. Ayrıntısı bol olacak, uzun bir Avustralya gezisini, yavaş yavaş, sindire sindire yapacağımız zamana yaydığımız uzun bir gezgin sohbeti tadında paylaşmayı arzu ediyorum.

“Avustralya-1” yazısında bu ada-kıtanın nasıl keşfedildiğine kısaca değinmiştim. O ilk yazı bol ışıklı “Vivid Festivali”ni anlatıyordu.

Okumak için tıklayın

Coğrafya ve Tarih…

Türkiye’nin 10 katı yüzölçümünde 25 milyon nüfus…

9,5 tane Türkiye sığıyor Avustralya’nın içine. Dünyanın yüzölçümü olarak altıncı büyük ülkesi ve en büyük adası. Aynı zamanda kıta da olan tek ada. Okyanusya bölgesinin en büyük ülkesi. Bu geniş alana rağmen Avustralya’nın nüfusu 25 milyon. 

Coğrafi açıdan dünyanın birçok yerinden farklı, güzel bir ülke Avustralya. İnsanlarının olaylara bakışları da farklı. Sidney merkezli yerleşik bir hayat yaşadım ama neredeyse tüm ülkeyi de dolaştım. Avustralya’da yaşayan insanların çoğundan fazla yeri gezdim ve gördüm bu devasa memlekette.

ULURU, Aborjinlerin Kutsal Kayası (Ayers Rock).

 Kings Canyon, Avustralya’nın Kızıl Merkezi

Tazmanya, Glass Bay, Freycinet Yarımadası

Bu noktada İngilizce bilenler için bir kitap önerim olacak. Kendisini bu ülke vatandaşlarının kuzeni sayan, Anglo-Sakson kültürden gelen çok sevdiğim yazar Bill Bryson’ın harika dili ve özel anlatımıyla yazılmış “Down Under”1 kitabını öneriyorum bu ülkeyi derinden anlamak isteyenlere.  Anglo-Sakson düşünce yapısı ve kültürüyle bezeli, mizahi bir Avustralya anlatımı; çok güzel bir kitap.

Bu kıta-ülke gerçekten uçsuz-bucaksız tabirine tam anlamıyla uyuyor. Kıyılara ve özellikle doğu kıyısına sıkışmış yoğun nüfus haricinde hâlâ bomboş topraklar. 1800’lerin başından itibaren keşif ruhunu gıdıklayan benzersiz büyüklük ve gizemde bir bölge olması çok doğal. Keşfedilmiş olsa da hâlâ bakir olan çok yeri var. Okaliptus başta olmak üzere devasa ağaçları, hayranı olduğum katmanlı kaya görüntüleri, sert ve büyük ölçekli çizgileri olan farklı bir coğrafya. Avustralya kendi içinde de birçok değişkenliğe sahip. Sürekli dalgalı okyanus kıyıları, kangurular, köpekbalıkları, örümcekler, devasa çöller, upuzun mesafeler, dünyanın birçok zehirli tür hayvanının bulunduğu hâlâ çok bakir bir kıta.

Oldukça kısa sayılabilecek bir süre öncesine kadar medeniyetin gürültüsünden uzak olan bu ülke bence internetin varlığıyla dünyaya daha fazla yakınlaşmış.

Bundan 50 yıl evvel ulaşan göçmenler ile son on yılda kabul edilen göçmenlerin yaşantısı arasında bile dağlar kadar fark var bana göre. Dünyanın zorlayıcı ekonomi oyunları burada da oynanmaya başlamış durumda.

Avustralyalıların Kökenleri...

Bu ülkenin yerlileri Aborjinler.  Aborjinlerin kendilerine özgü fizik yapıları var. Bazı kaynaklara göre 50.000 yıla uzanan yaşam öyküleri var bu insanların. Sular dünyada 100 metre alçakken ve balıkçı tekneleriyle ulaşım mümkünken Endonezya civarından gelip bu topraklara yerleştikleri ve sonra da bu adada kaldıkları söylenceler arasında. Oldukça farklı kültürleri ve yaşam tarzları varmış. Doğa ile özdeşleşmiş, kendi birikimleriyle dolu mitolojik öykülerle aktarılan bir inanç sistemi ve varoluş yaklaşımlarına sahipmiş bu yerli insanlar.

Aborjin köyünde doğadan toplanan yiyecekler tanıtılıyor.

Aborjin köylü ve bumerang.

Avustralya’nın Kızıl Merkezinde Aborjin köylülerle birlikte

Aborjin Sanat deseni

Delikanlı Aborjin ile birlikte

Aborjin desen, Canberra Müzesi

 İsmi bilinmeyen Aborjin sanatçının resmi, Canberra Müzesi

 İsmi bilinmeyen Aborjin sanatçının resmi, Canberra Müzesi

İngiliz sömürge sistemi kurulması sonrası neredeyse yok edilme durumuna gelmişler. Hatta 1800’lü yılların başında Aborijin öldürmenin suç sayılmadığı süreçler yaşanmış bu ülkede. Uğradıkları uzun süreli mezalim sonrasın ilk kez 1967 nufüs sayımında insan olarak sayıldıklarını söylemek şimdilik yeterli olur sanırım. Uğradıkları her türlü mezalim süreçlerinin ardından, 200 yıl sonra saygı duyulmaya ve itibarları geri verilmeye çalışılıyor. Çalınmış Nesiller (Stolen Generations) olarak anılan çocukların medeni(!) tarzda yetişmesi için ailelerinden zorla koparıldığı bir dönem yaşanmış bu topraklarda. İnsanın zalimliğini son derece açık şekilde ortaya koyan kötü bir örnek Aborjinlere uygulananlar.

İngiltere’den gönderilen suçlular ile başlangıcı bir hapishane kolonisi olarak tarihe geçen bir ülke Avustralya.

Neden Hapishane Kolonisi?...

Endüstri Devrimi sonrası nüfusun artması, beraberinde, çok sayıda insanın geçim sıkıntısı çektiği bir süreci başlatmış İngiltere’de. Ne garip değil mi? Endüstri ile rahatlama gerekirken tam tersi yaşanmaya başlamış, taa o zamanlarda. Charles Dickens’ın eserlerinde anlattığı şekilde bir tablo varmış. Hırsızlık başta olmak üzere, pek çok ufak suçun aşırı sayılarda ortaya çıktığı bu dönemde, İngiltere’deki hapishanelerde yer kalmayınca, suçlular önce Amerikan kolonilerine gönderilmiş. Ancak İngilizlerin Amerika’da yenilmeleri üzerine yeni rota Avustralya olmuş.

https://youtu.be/M7O-6PDQp0A

1800’lerin başında kurulmaya başlanılan bu hapishane kolonisine 1788-1868 arasındaki 80 yılda 162.000 suçlu (convict) sevk edilmiş. Sonu ne olacağı belli olmayan, zor şartlarda 4,5 aylık gemi yolculuklarıyla gelmiş insanlar bu kıtaya. Suçluların ve yerli Aborjinlerin insan gücüyle yeni şehirler inşa edilmeye başlanmış. Suçluların başlarındaki yöneticiler de idareciler olmuş başlangıçta. Suçu bitip özgür bırakılanlar serbest yerleşimci (free settlers) olmuşlar. Bu şekilde bir İngiliz kolonisi şekillenmeye başlamış.

Suçlu sevkinde kullanılan gemilerden biri (Convict Ship)

Dünyanın genelinden bağımsız bir tarih yazılmış burada. Bryce Courtenay tarafından yazılmış “Patoto Factory” (Patates Fabrikası) isimli bir kitap var. Bir üçlemenin ilk kitabı. Avustralya tarihinin kurgu olarak yazılsa da tüm ayrıntılarını içeren romansı tarihi. Gerçek olaylara ve belgelere dayanarak yazılan kitap Londra’da başlayan hırsızlık, hapis ve Avustralya’ya sevk edilme sürecini ve devamı son derece ayrıntıyla anlatıyor. Bu kitabı okumam sonrası daha anlamlı bir Avustralya algısına kavuştuğumu düşünüyorum.

Diğer bir önemli kitap da Robert Hughes’in “Fatal Shore”2 (Ölümcül Sahil) kitabı olabilir.

Daha Sonra Gelenler…

Suçluların kurduğu bu koloniye, macera arayan ya da hayat değiştirmek isteyen çoğunluğu İngiliz kökenli insanlar gelmiş. 20. yüzyılda Avrupa’dan ayrılarak, yeni hayat kurmak için gelen göçmenler katılmış bu insanlara.

İngiltere etkisi ve hatta yönetimi altında yaşamış uzun zaman. Daha sonra kendi hüviyetini arayan bir ülke olmuş Avustralya. Bambaşka bir ülke olduklarını hazmetmek zaman almış. Çanakkale’de İngiltere’ye destek vermek için katıldıkları savaş apayrı bir ülke olduklarını anlama noktasında dönüm noktası Avustralyalılar için. İngiliz Milletler Topluluğu ile birlikte ama onun ötesinde bir ülke olmayı idrak etmişler. Çanakkale’ye çıkarmanın yapıldığı 25 Nisan tarihi Avustralya ve Yeni Zelandalıların en önemli tarihi günleri olarak kutlanıyor.

Çanakkale Savaşında terk ettikleri mevzilerde türk subay ve askerleri (Canberra Müzesi)

Avustralya’nın idari olarak belirlenmiş 6 bölgesi var. Sidney’in bulunduğu bölge “New South Wales” olarak geçiyor. Onun hemen güneyinde Melbourne’ü ve Tazmanya Adası’nı içeren “Victoria” eyaleti. Adelaide’ın bulunduğu Güney Avustralya, macera dolu “Batı Avustralya”, Aborijin merkezi “Kuzey Avustralya” ve Büyük Bariyer Resifi’ni içeren ve timsahlar (crocodiles) diyarı “Queensland”.

Avustralya’ya Gidişim…

2013 Güney Amerika gezisi sonrası bir yılı aşkın o gezinin kitabıyla uğraşmıştım. 511 sayfalık rehber ve anı niteliğindeki “Güney Amerika’da 120 Gün” isimli kitap hazırdı. Kitabımın kıymetini biliyordum ama kitabın bir yayınevi tarafından basılmaması beni oldukça üzmüştü. Beklentide olmanın manasız bir edim olduğunu öğreten bir deneyimi yaşıyordum. Yine de gezilere ve yazmaya devam ettim. İki ay arabayla Balkanlar, Küba, Portekiz ve Fransa; sonrasında ara ara yine Balkanlar’ı gezmeye devam ettim.

2015 yılının Kasım ayının sonunda Kavala, Drama’yı içeren Kuzey Yunanistan ve devamında Bulgaristan’da arabayla yaptığım çok güzel bir gezi sonrası İskeçe’ye gelmiştim. İskeçe’deki günün akşamı eski bir arkadaşımla yıllar sonra tesadüfen haberleşme, beni kısa süre sonra hiç de aklımda olmayan Sidney’e taşıyacaktı. Türkiye’ye döner dönmez uçak biletlerine bakıyordum. Ancak bu noktada bir konu can sıkıcıydı. “Vize!”...

Gezginlikte en can sıkıcı konulardan biri vize gereksinimi. Avustralya, İngiliz Devletler Topluluğu’nun (Commonwealth) büyük paydaşlarının çoğu gibi Türk vatandaşlarına vize uyguluyor maalesef. 

Turistik Elektronik Vize…

Hemen vize için uğraşmaya başladım. Avustralya için elektronik Vize uygulaması vardı ve hala öyle. Avustralya vizesi internetten işlem yoğunluğu açısından biraz uğraş gerektiriyordu. Yanlış hatırlamıyorsam 17 ayrı sayfada birçok sorudan oluşan ve beni o sabırsız halimle sıkan bir süreç oldu. İkiyüze yakın belki daha fazla soruya yanıt verilmesi ve bazı belgelerin hazırlanması gerekiyordu. Sabırla doldurmak gerekiyor formları. 2015 Aralık ayı başında elektronik vize (e-visa) müracaatımı yaptım. Bu aşamada sorulan sorulardan hiç hoşlanmamıştım. Az daha vazgeçiyordum, ama iyi ki vazgeçmemişim. 

Bir kullanıcı adı alıp, adım adım soruları yanıtlıyor ve istedikleri belgeleri bu forma ekliyorsunuz. Sosyal bir devlet olan Avustralya, vatandaşlarına sunduğu hizmet ve destek seviyesini muhafaza etmek için kendini güvene almak istiyor. Son yıllarda çok sayıda göçmen müracaatı yapılıyormuş. Yasa dışı sığınmak için çaba sarfeden de çok kişi varmış. Ben sadece turist vizesi için müracaat etmiştim. İlgilenenler için müracaat sayfasının bağlantısı;

https://online.immi.gov.au/lusc/login

Sürekli bir gelirim olduğunu ispata yarayan belgeler ve banka hesaplarımı istemelerinden hoşlanmamıştım. Beyan sonrasında vizemin kabulü noktasında ben bir sorun yaşamasam da birçok kişi sıkıntılı ve uzun süreçler yaşayabiliyor. Göçmen başvuruları 50 yaşına kadar yapılabiliyor ama benim böyle bir düşüncem olmadığından uzun süreli kalsam da başlangıçta turist vizesi yeterli olacaktı. Vizeye onay da elektronik posta ile bildiriliyor. Göçmen Bürosu’ndan vizenin “6 ay” süreyle onaylandığı müracaatımın üç gün sonrasında bildirilmişti.

İstanbul-Singapur-Sidney...

Karlı buzlu bir günde, güzelim İstanbul Atatürk Havalimanı'nda uçak seferleri gecikmeli olunca Singapur’a varış da gecikecekti. İstanbul Singapur uçuşu 10,5 saat kadar sürüyor. İstanbul’dan kalkışta yaşanan gecikme yüzünden kaçırdığım bağlantılı uçuş sonrasında bulunan ilk uygun uçak için de epey bekledim. Yorucuydu ama yollarda olmayı seven biri için olağan sayılacak bir durumdu. Singapur’dan yaklaşık sekiz saat süren uçuş sonrasında Sidney’in Kingsford Smith Havaalanı’na, güzel bir yaz gecesine indim. Arkadaşım karşıladığında 35 saati aşkın süredir yoldaydım. Doğrudan arkadaşımın North Ride semtindeki evine gittik. Bu ev, arada geziler yapsam da uzun süre kalacağım evim olacaktı.

İstanbul’dan kalkış öncesi

Sidney’e inerken

Değişken Mevsimli Sidney…

Yorgunluğumu atıp Sidney’i dolaşmak istiyordum. Mevsim yazdı ama gidişimin ertesi gününden itibaren sürekli yağan yağmur neredeyse bir hafta beni eve hapsetti.

Sidney’in değişik bir havası var. Yazları oldukça bunaltıcı olsa da sağanak şeklinde tropik yağmurlar yaşanabiliyor. Sidney'de kar yağmıyor. Kayıtlara göre, o da bir kez ve sadece 184 yıl önce bir gün (28 Haziran 1836) meşhur Bondi plajı bile karla kaplanmış ama bir daha da kar görülmemiş Sidney’de. Kış mevsimi olan Haziran, Temmuz, Ağustos’da kar yağmıyor ama yağmur, rüzgar ve soğuk havalar oluyor. Tropik kuşağa yakın olan ülkenin kuzeyi bu tip bir iklimin etkisinde. En güneydeki Tazmanya Adası, daha harika olan doğasının yanısıra her mevsimin görülebileceği bir bölge. Avustralya’nın değişik bölgelerinde değişik hava durumları yaşanıyor. 

Benim vardığım 2016 Ocak ayı başındaki yağmurlar sonrası tekrar sıcak hava bastırmıştı. Ocak ayı Avustralya’da okulların kapalı olduğu yaz tatili zamanı. Dinlenme ardından Sidney içinde dolaşmalara başlamıştım.

Ozi’lerin Bazı Özellikleri ve Hayata Bakışları…

Avustralyalılar kendilerine Ozi (Aussie) diyorlar. İlginç insanlar. Belli bir süre yaşamak gerek daha yakından anlamak için. Bu sert coğrafyada yaşarken geliştirdikleri İngiliz temelli kişilik yapıları ileri düzeye taşınmış boyutta korkusuzluk ve direnç içeriyor. Dünyanın geri kalanı için tehlike veya zorluk olarak ifade edilebilecek olaylar, durumlar ve yapılar onlar için normal bir hal almış durumda.

Gittiğim Sidney plajlarında köpekbalığı bulunma olasılığı hep vardı. Buna karşın son 6 aydır hiçbir köpekbalığı saldırısının olmadığı bir plajı  “Güvenli” olarak adlandırabiliyor Ozi’ler. Ya da ölümcül örümceklerin varlığı çok vahim bir durum olarak görülmüyor. Bu tür tehlikeleri sıradan görme hatta tehlike görmeme durumları var. Denizdeki “Bluebottle” denen ölümcül denizanaları veya ülkedeki yılanlar da bunlara dahil. Kuzey Avustralya’da kamp yaptığımız bir yerde rehber ve grup lideri olan Adam’a “Burada yılan veya timsah tehlikesi nedir?” dediğimde. “Her ikisi de var ama yılanların üzerine basmazsan birşey yapmazlar, bu timsahlar da tatlı su timsahı zarar vermezler.” diyecek kadar rahat olabiliyordu.

Sidney; Müzeler, Parklar ve Plajlar…

Sidney 4 milyonu aşkın nüfusuyla Avustralya’nın en kalabalık kenti. Sakin sayılabilecek, düzenli bir hayat var Sidney’de. İlk gittiğim yerlerde bilgi almanın en güzel yolu olarak gördüğüm müzeleri, parkları gezmeye zaman ayırdım. Darling Harbour’daki “Wild Life Sydney Zoo” ilk yer oldu gittiğim. Avustralya’daki canlı türlerinin farklılığını ilk kez orada görüyordum. Hayvanların doğal ortamlar dışında şehrin merkezindeki bu teşhir bilgi verici olsa da garip geliyordu bana. 

Koalalar, Sidney Vahşi Hayat Hayvanat Bahçesi

Kookaburra, Avustralya’ya özel bir kuş.

Echidna, (Dikenli Karıncayiyen)

Tazmanya Canavarı

Yeşil Kurbağalar

Kertenkele (Değişik tipleri var kertenkelelerin)

https://youtu.be/WE4yWN9_sPY

Sidney’de birçok plaj vardı. Her fırsatta bu plajlara gidip dalgalarla oynuyorduk. Burada “Surf Life Saving (SLS)” ismi verilen kulüplerin gönüllülük esasına göre çalışan eğitimli elemanları plajlarda nöbet tutuyorlar. Sarı ve kırmızı bayraklar arasında ve onların nöbetçilerinin kontrol ettiği bölgelerde izin verdikleri sürece denize giriş serbest. Tabii diz kapaklarını geçen yerleri zorlamamak gerek. Garip ama belli bir süre sonra sanki hiçbir şey olmayacak gibi siz de bir miktar Ozi olup alışıyorsunuz bu hale. Çoğu plajın üstünde helikopterler uçup köpek balığı tehlikesini gözlemliyorlar. Herhangi bir tehlike ihbarında plaj görevlisi SLS elemanları insanları uyarıp denizden çıkarıyor. Sert akıntılar da başka bir tehlike ama ben keyifle her plajda “Body Board” denen yarım sörf tahtası üzerinde dalgalarda oynamaya alışmıştım.

Sidney’de 100’ün üzerinde plaj var. Bunların bazıları dünyaca meşhur plajlar arasında; Bondi, Bronte, Coogee, Cronulla, Clovelly, Camp Cove, Manly, Palm Beach, Avalon denize girdiğim ilk yerler oluyordu.

 Bondi Plajı, Sidney

Palm Beach, Ocean Road plajında, Sidney

Manly Plajı, Sidney

Shelly Beach, Manly, Sidney

Güzel Ama Çok Pahalı Sidney’de İlk Günler…

Sidney beni yağmur sonrası müzeleri, parkları, harika plajlarıyla mutlu etmişti. Yavaş yavaş, içinde bulunduğunuz ortama uyum süreciniz başlıyor. Şehrin merkezi noktalarında eve geliş için tren, otobüs rotalarını da öğrendikten sonra bu harika kenti dolaşmaya başlamıştım.

Sidney Sanat Galerisi (Sydney Art GAllery)

Sidney Sanat Galerisi’nin önden görünümü

New South Wales Halk Kütühanesi

 New South Wales Halk Kütühanesi içi

Sidney beni güzel karşılamıştı. Bir evde kaldığımdan tam gezgin işi değil yerel halk gibi yaşamaya başlamıştım. Ancak otobüs biletlerinden tutun, dışarıda yediğinize, içtiğinize kadar bizim paramızla çok yüklü miktarlar ödeniyor. Avustralya bana göre; Norveç, İsviçre ve Japonya ile birlikte dünyanın en pahalı ülkelerinden biri. Onların kazançlarının yüksekliğiyle bu paralar ödenebiliyor ama iyi bir geliriniz olmazsa haliniz harap.

29 Nisan 1770’de Denizci Yüzbaşı James Cook’un karaya ayak bastığı Botany Bay (Körfezi)’de Aborjinlerle ilk kez karşılaşmıştı. Yeni bir yer keşfettiğini anlayan Cook, acaba bu yerde nasıl bir hayatın şekilleneceğini hayal etmiş midir? Muhtemelen bu boyutta değil.

Yüzbaşı Cook’un çıktığı Botany Bay.

Yükseklerden Sidney’in bir kısmı.

 Sidney

İlerleyen haftalarda, deneyimlediklerim, gözlemlediklerim ve duyumsadıklarımla Avustralya gezisine devam etmeyi umuyorum. Arzu ederseniz bloğumdan 3 da Avustralya yazılarıma ulaşabilirsiniz.

Sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum.

Esen kalın.

Kaynaklar:

(1) “Down Under”, Bill Bryson. A Black Swan Book, 0 552 99703 X, Doubleday Edition (2000), Black Swan (2001).

(2) “Fatal Shore”, Robert Hughes. 1986.

(3) Gürcan Elbek blog: http://www.gurcanelbek.com/australia/