Haydutlar parkı

Bilin Neyaptı yazdı...

Haydutlar parkı

New York’taki Central Park’ın 19. yüzyıl ikinci yarıyılı yanı sıra 1930’larda ve 1970-80’lerde tam bir suç yuvası haline geldiği söylenir. Parkdaki cinayet ve hırsızlık suçlarında kat kat artışın denk geldiği bu zamanlar ise hep krizlerle örtüşmekte (içsavaş, Büyük Depresyon ve petrol krizi-enflasyon dönemi); son olarak 2020’de de suç oranında artış gözlenmiş.

Şehrin nefes alacağı dinlenme, eğlenme ve spor mekanı olarak düşünülmüşken, Central Park’ın gelirsiz, evsiz kişilerin barınma yeri ve suç yuvası haline gelişi nedeniyle bir dönem artık kimse oraya gitmemeye başlamış. Öyle ki, artık hırsızlar birbirini soymaya ve suçlular birbirleriyle kavga etmeye başlamış.

.......

1750’lerden itibaren yaklaşık yüz yıllık aralarla gerçekleşen 3 endüstri devrimini takiben, 21. yüzyılın internet ve yapay akıl devrimlerinin getirdiği bunca potansiyel üretkenlik artışına rağmen, bugün dünya nüfusunun en az yüzde 10’u yoksul. Bu oran en gelişmiş ülkelerden sayılan ABD’de de böyle: 2020’de yüzde 11 düzeyinde, ve artış eğiliminde. Göreli yoksulluk ise çok daha yüksek oranlarda: dünyanın en zengin yüzde 1’i gelirin yüzde 20’sini, yüzde 10’luk en zengin dilimdekiler ise gelirin yüzde 50’sini alıyor. Yani, basit bir hesapla, geliri eşit dağıtsaydık, dünya nüfusunun yüzde 90’ı iki kat daha fazla alım gücüne kavuşacaktı!

Kapitalizmi vahşileştiren şey, akıl dışı bir açgözlülükle artık kendine de faydası olmayan bir sistem yaratması ... Pandemide insanlar işlerinden ve aşlarından olurken, ABD ek kaynaklarla 5 dünya devi şirketini (Apple, Microsoft, Amazon, Alphabet ve Tesla), Türkiye de kendi 5 şirketini beslemeye devam etti; bugün Tesla’nın değeri artık Türkiye’nin GSYİH’sından fazla! Bu durumda kendini Türkiye’nin sahibi sanan kişinin Elon Musk ile aynı düzeyde görüşmeler yapıp uzay yolculuğu planlaması da doğal.

Dünya çapında kapitalistler kendilerini semirtirken sadece üretim kaynaklarını kontrol etmiyor, geniş kitleleri ara ara uzattıkları horoz şekerleriyle avutuyor ve gelecek umutlarını da ellerine verdikleri oyuncaklarla yönlendiriyorlar. Ancak artık yer ve gök ve denizlerin paylaşımı da gitgide daha zorlaşmakta, mevcut düzende kitlelerin elinde sömürülecek fazla bir şey kalmadıkça, yeni ortaklıklarla yeni dünya düzeni tasarımları için planlar hazırlanmakta.

Devletlerin iktisadi gücü, hükümetlerin maliye ve para politikalarını kullanarak kaynak ve gelir dağılımını etkin yönetebilmeleriyle orantılıdır. Bu politikaların sadece çıkar grupları değil, çoğunluğu oy vermekten başka siyasi rolü kalmamış halk kitlelerine de faydalı sonuçlar doğurabilmesi amacıyla, tecrübelerden öğrenerek oluşturulmuş kontrol ve denge mekanizmaları yer alır ki, bunlar demokratik bir sistemde değişimli olarak hükümete gelen siyasi partilerin tercihlerine göre değişmeyecek kurallar koyarak istikrar sağlama yöntemi olarak benimsenmiş iktisadi kurumlardır. Toplumsal ve iktisadi istikrar ancak böyle etkin kurumlarla kuşatılmış bir devlet yönetimiyle mümkündür.

AKP göreve geldiğinden beri sayısız kanun değişikliğine imza attı, yüzlerce Cumhuriyet kurumlarını kapattı, sattı.[1] Özelleştirilen kamu iktisadi kuruluşlarından çoğunun değerinden az fiyatla yabancı eline geçtiği, yandaş şirketlere rekabet dışı ihalelerle verilen projelerinin ise yıllarca ödenecek kamu yüküne dönüştüğü belgelerle açıklanmakta. Tüm bunların sonucunda, istikrarlı büyüme sağlanmadığı gibi, dış borç ve enflasyon arttı, işsizlik Cumhuriyet tarihinde olmadığı seviyelere ulaştı: yüzde 30’a ulaşmış geniş işsizlik ve işsiz sayısı kadar “atıl işgücü” ortaya çıktı.

İktidar partisinin iki yılda 4 merkez bankası başkanı değiştirmesi, dama taşı gibi oradan oraya hareket ettirdiği bürokratları artık yoruma değer bile değil kanımca. Zira iktisadi kurumların siyasi partilere bağımlı kılınmış olduğu bu durumda, iktidarın kamusal refah yaratması ve iktisadi ve toplumsal istikrar sağlaması artık akılcı bir beklenti olmaktan çıkmıştır.

AKP’nin 19 yılda kendi açısından başardığı tek bir şey var: yeni zengin bir ekonomik sınıf ve belirli okullardan ve ellerden geçmiş bir bürokrat takımı; ve bunları destekleyen, cemaatler ve yerel kadrolar eliyle ve eğitimsizleştirme yoluyla gerçekleştirilen toplumsal dönüşüm. Bu yapı içinde, Cumhuriyet’in 100. yılı için 19 yılda yapamadığı reformları gerçeklik ötesi hedefler olarak sunmaya devam ediyor.

Bu yapı maalesef Türkiye’yi sadece yeni dünya düzenine yem yapıyor. Kurumlar yok edilip kararlar yetkin olmayan kişi elinde keyfileştikçe yönetilemez hale gelen ekonomide, kaynaklar azaldıkça elden çıkarılan kamu varlıkları ülkeyi fakirleştiriyor. Ülke fakirleştikçe ne yazık ki umutları ve söz söyleme, iş yapma fırsatları elinden alınanların ümidi, bu sürdürülemez düzende çaresiz kalan kifayetsiz muhterislerin birbirine düşmesi gibi görünüyor.

Buna karanlık gidişe dur demek için, bu ülkenin zeki ve çalışkan vatanseverlerinin silkinmesi, uyanması, ve siyasi tercihlerini “tam bağımsız” ve kuruluş değerleri çizgisinde olandan yana kullanması gerekiyor.

Memleket Hareketi işte tam da bunun için yola çıktı!

[1]    Bkz., örneğin, http://www.gelecekgundem.com/gundem/16-yillik-akp-doneminde-satilan-kurumlarin-listesi-gizli-maden-h2730.html