Hayretimi mucip açıklamalar

Ahmet Yavuz yazdı...

Hayretimi mucip açıklamalar

Hürriyet’ten Hande Fırat’ın, Savunma Bakanlığından bir kaynağa dayalı olarak aktardıkları hayli ilginç.

İdlib’te gözlem noktalarının yerlerinde değişiklik olacakmış… O kadar güzel ifadelerle yazılmış ki, gazetecinin bir kaynakla konuşmasından ziyade, kendisine yazılı bir metin gönderildiği rahatlıkla ileri sürülebilir: “Daha önce Türkiye’nin istediği şartlar yerine gelmedikçe yeniden yerleşim olmayacağı söylenmişti. Bu çerçevede yeniden yerleşim, Türkiye’nin şartları, hakları, menfaatleri yerine getirildikçe gerçekleşiyor. Yeniden yerleşim kuzeydeki alanlara yapılıyor.” (23 Ekim 2020)

Sedat Ergin’in konuya ilişkin yazısı da konunun geçmişine ışık tutuyor. (Hürriyet, 23 Ekim 2020)

İnsan sormadan edemiyor: Madem gözlem noktalarını daha kuzeye çekecektiniz, neden baştan yapmadınız? Çünkü ifadeye göre daha kuzeyde kurulacak gözlem noktaları da aynı “menfaati” sağlıyor olacak!

Bu kadar enerji, gerginlik, verilen şehitler… Bunların hesabını bilen ve soran bir muhalefet ve kamuoyu olmayınca örtük ve kibar açıklamalarla meselenin üstü örtülüyor.

OLMAYANA ERGİ METODU

Açıkça ifade edilmemiş ama herhalde yapılmak istenen M-5 karayolunun doğusunda kalan gözlem noktalarının (6, 7, 8, 9) yolun batısına; M-4’ün güneyinde kalan 9 numaralı gözlem noktasının da yolun kuzeyine alınacağı anlaşılıyor. Zira bu gözlem noktaları Suriye ordusunun kontrolü altında kalan bölge içinde tecrit edilmiş durumdadır.

Twitter hesabımdan 16 Ocak 2020’de yaptığım açıklamada, “İdlib’te doğru olan M4 ve M5 karayollarının doğusu ve güneyinde kalan gözlem noktalarını anılan yolların batısına ve kuzeyine çekmektir. Çözüm budur. Olacak olan da budur. Bu kadar enerji kaybına ne gerek var?” diye sormuştum. Evet, olmayana ergi metodu; önce olmayacakları denemek sonra da olabileceğe ulaşmak...Boşuna enerji kaybı...

Ne diyelim? En azından o gözlem noktalarında bulunan birlikler görevlerine uygun konuşlandırılmış olacaklar…

EGE’DE 1997’DEN BERİ YENİ DURUMA İZİN VERİLMEMİŞ (Mİ)

Diğer bir açıklama konusu Yunanistan’ın işgal ettiği Ege’de daha da kritik bir konudaki tehlikenin üstünü örtmeyi tercih etmiş: “Türkiye toplantılarda tüm dosyaların açılmasını istiyor. (…) Yunanistan’ın adalarda yeni durum yaratmasına 1997 yılından beri müsaade edilmedi, edilmiyor.

Yanlış mı anladım diye tekrar tekrar okudum ve şöyle bir sonuç çıkardım: 1997’den sonra adalarda yeni durum yaratılmadığına göre, Ege’de egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş yaklaşık 150 ada, adacık ve kayalıklardan hiçbiri işgal edilmemiş olarak kabul edilmiş! Oysa 18 ada ve bir kayalığın işgal edildiği kamuoyuna mal olmuş bir husustur.

Gazeteci de nedense bunu sormayı atlamış (!)

FETÖ BENZERİ YAPILANMALAR

Bir diğer açıklama konusunu FETÖ ile mücadele ve sivil-asker ilişkilerine ilişkin. Sohbet esnasında yazar bir kaygısını belirtmiş ya da öyle aktarmış: “Peki FETÖ’den çok çeken Türk Silahlı Kuvvetleri cemaatlerin devlette kadrolaştığı iddialarının dile getirildiği bu dönemde ne gibi önlemler alınıyor?

Cevap gerçekten çok ilginç: “Silahlı Kuvvetler’in kadim kuralları vardır, hiyerarşisi vardır. Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı’na, Bakan da Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarına emir verir. Bunun dışındaki tüm yapılara ret. Kural budur.

Ne diyeceğimi şaşırdım. Ama gazeteci hiç şaşırmamış olacak ki, yazıyı burada noktalamış. 15 Temmuz’dan önce hiyerarşi yok muydu? O dönemde Genelkurmay Başkanı olan Bakan, kendisine emir veren Başbakan ve Cumhurbaşkanını dinlemiyor muydu?

Kadim kurallar her şeyin garantisi olsaydı 15 Temmuz yaşanır mıydı?

Zaten sorulan soruya verilmesi gereken yanıt bu olmamalı. Bu tür yapılar var mı, yok mu? Yanıtsız bırakılmış.

FETÖ dışındaki bütün cemaat ve tarikat yapılanmalarını “halkımızın gerçeği” olarak gören bir iktidarın politikası şu olsa gerek: “Tarikat ve cemaatler TSK dahil devletin her kurumunda olsun ama benim verdiğim emri dinlesin, yeter!”

Yetmez beyler… O yapılardan yeni FETÖ’ler doğar. Bunu sizler de biliyorsunuz ancak organik bağ başka türlü hareket etmenize engel oluyor. Maalesef…

Gazetecilerden beklenen de sohbeti, sohbet tadında yapmalarıdır. Sohbeti tadında bırakmayı tercih etmek yerine…