Hayrünnisa Hanımın maceraları

featured

Nihat Genç yazdı…

(Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Hanım’ı çılgınca bir telaş basar, gün geçtikçe sabırsızlıktan delirmekteler…)

(Sinsi seçim hazırlıkları, danışmanları, dedikodular, entrikalar, elçilikler, kıskançlık ve Kraliçe Elizabet’e ve eski saltanat günlerine özlem ve yeniden iktidar olmanın haset ve hırsı, ve topuklusu kime giriyor ve Boğaz sularında İngiliz denizaltısı, ınıııııınnnnn, gırla gider….

Oyunun Adı: DEVRİK KRAL VE HASETTEN ÇATLAYAN KARISI

Diğer adı: Kralın Süper Otları

Oyuncu Listesi:

APOŞ (Abdululah Gül)

HAYRÜŞ (Hayrünisa Gül)

ARAP BACI (Eski İslamcı, estetik burunlu, Halk TV Atatürkçüsü: Levent Gültekin)

FALCI (Turuncu Cadı)

SÜPER OTLAR

iNGİLİZ DENİZALTI

Hayrüş’ün Danışmanları: Yeni Zelanda Danışmanı, Dış Giyim danışmanı, Çizme Danışmanı, Coğrafya Danışmanı, Renk Danışmanı, Serpme Kahvaltı Danışmanı, Perde Danışmanı, İnziva Ve Dua Danışmanı, Mevlüd ve Konser Danışmanı, Stiletto Danışmanı, Mendil Danışmanı, Kolonya Danışmanı, Aşçısı Arap’ın Kızı, Siyaset Danışmanı: İngiliz Köpek Cinsi’nden Fetöcü KIRMA! (Cümle içinde kullanımı, Kırma’ya şöyle seslenir, ‘hadi Kırma, kırma beni gel’…

MEKAN: Boğaz Suları’nda HİDİV KASRI!

YAZAN:  Kimsenin yazmaya ya da dava açmaya .ötü yetmeyen Nihat Genç!

PERDE AÇILIR

(Fon müziği baştan sona Adana Çillibom…)

(Hayrüş, arkada hizmetçileri ve danışmanları sıra sıra dizili, sabah sabah ayaklarını uzatmış, Boğaz’ın sularını seyretmekte. Kocası APOŞ yoğun telefon trafiğiyle meşguldur…)

(Önce, ekranın solundaki Apoş’un telefon konuşmasına şahit oluruz… Telefonda dünyaca ünlü genetiğiyle oynanmış organizma ve hormonlu gıdalar üreten Monsanto şirketi….)

(Uluslararası Monsanto Şirketi): -Hiç endişeniz olmasın efendim, 2007’li yıllardaki gibi tarlaları hormonlu gıdalarla doldurduk, Fox TV, Habertürk, Halk TV, her yerde ürünlerimiz kapış kapış… CHP’den muhalif kanallara istisnasız hepsinden milli tohumları temizledik, organik tek bir ürün piyasada kalmadı, yerine genetiğiyle oynanmış tohumlarımızı ektik….

APOŞ: -Ne kadar oynanmış bir bilginiz var mı, az mı çok mu, genetiğiyle oynanmış tohumlar, sonra isyan edip özüne aslına orijinaline ya da son anda bizi kandırıp Cumhuriyet’ine dönmesin, genetiğiyle diyorsunuz da… Ben yüzde yüz sonuç istiyorum. Tarlaya ekilince, tıpkı Taraf Gazetesi’nde olduğu gibi, ayrıksı süper otlar yetişiyor ve her yeri basıyor, doğru mu anladım! Süper otlar muhalif bütün ekranları basıyor, doğru mu anladım!

Monsanto: -Beyfendi, sizinle otuz yıldır çalışıyoruz, dışarıdan fonlar destekler, yabancı gizemli patronlar tarlaları ekti. İçiniz rahat olsun, artık o tarlaların yerli milli suları kalmadı, tıpkı milli görüşün .mına koduğunuz gibi, ve dinazorlar çağındaki gibi, her yeri SÜPER OT’lar kapladı.. Yazar, sanatçı, muhalif, hepsi SÜPER OT! Süper Ot istilasıyla tek hedefimiz, tıpkı, Fetö dönemi gibi, hukuktan siyasete ekrandan sosyal medyaya, rahat olun, süper ot’lar, her yerde… Hatta iddialı bir laf edeceğim, süper otların istilası 2010’lu yıllardan daha istilacı, çünkü yanılma denemeyle süper ot kalitesini geliştirdik, görüyorsunuz işte Kemalistleri nasıl liberalleştirdik!

APOŞ: -Sağolun, umutla neticelerini bekliyorum. Ancak sizden bir ricam daha var, bir de bizim hanım artık sinir küpü, dayanamıyor, çok kızgın alev gibi, yürüdüğü halıyı bile baktığı perdeleri bile tutuşturuyor. Diyorum ki, bir ‘topraklama’ sisteminiz var mı? Bizim hanıma bir topraklama yapıverin… (Aynı salondaki eşi Hayrüş duymasın diye kısık sesle konuşur…)

MONSANTO: -Beyfendi, bizim yan kuruluşumuzdur sabah akşam Cargill’in nişastasını patateslerini dayayın. Her gün patates ekranlardan patates yerse bedeni rahatlar. Biliyorsunuz patates en çok tımarhanelerde tüketilir, bedeni löpleştirip yumuşatır en iyi ‘topraklama’ patatestir, şimdi ben Cargill’i arıyorum…

APOŞ: (kısık sesle) -Tamamdır, kapatıyorum, haa, bir saniye, unutuyordum… Çok özel bir sorunum daha var efendim, bizim hanım rahatlasın diye sen de herkes gibi sabahları köpeğini çıkart parklarda gezdir diyorum, hayır, sabaha kadar uyumuyor, tutturmuş… Söylemeye çekiniyorum, ben diyor, köpeğimle, parkta değil, Boğaz’ın sularında batmadan yürüyeceğim…

MONSANTO: -Sıyırmış diyorsunuz..

APOŞ: -Sıyırmış az kalır, diyor ki, ben güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu’nun kızıyım, ben Boğaz’ın sularında batmam. Efendim bir falcısı var, küreye bakıp buna inandırmış… Benim Güney Afrika’dan Suudlar’dan getirdiğim bütün elmasları falcısına hediye etmiş.. Kendisinde mucizevi bir enerji olduğuna inanıyor, buralarda, bilmezsiniz efendim tarikatlar var onları da inandırmış.. Yani patatesle şişirip tedavi olunacak gibi değil..

MONSANTO: Yani, bizden ne istiyorsunuz?

APOŞ: -Diyorum ki, Boğaz’ın sularında hazır bir İngiliz Denizaltısı bekletseniz, bizim hanım köpeğiyle sulara dalınca denizaltı altında olsun, o da ben sularda batmadan yürüyorum sansın ama denizaltının üstünde olduğunu anlamasın…

MONSANTO: -Sizlerden yediğimiz ekmeğin haddi hesabı yok efendim, bir denizaltı nedir, derhal Boğaz’ın sularına bir değil iki denizaltı gönderiyoruz…

APOŞ: -Çok teşekkürler!

(Apoş, telefonu bırakır ve salonda yürürken Yeni Zelanda Danışmanı’na kazayla çarpar…)

APOŞ: -Sen kimsin, ne iş yapıyorsun?

HAYRÜŞ: -Apoşcuğum, o, Yeni Zelanda Danışmanımız… Emine’nin (Erdoğan) cinlerinden kurtulmak için yedi ülke üç deniz bir okyanus geçmemiz lazımmış…

APOŞ: -Çok iyi akıl ettin Amasya elmam, ben Çankaya’da iken dünya güzeli Ukraynalı cinler göndermiş zehirlemişlerdi beni… (Birden sesini ve ifadesini şaşkınlıkla değiştirir:) Fıstığım, bademim, Emine’nin cinlerinden bir türlü kurtulamadık anladık da Yeni Zelanda danışmanı ne alaka?

HAYRÜŞ: -Filintam, yağız pehlivanım, düşünsene, yeniden Cumhurbaşkanı olduğunda, ki, ben de yeniden First Lady olacağım, yani? Okyanuslara seyahatlerimiz olacak. Düşün! Kraliçemizin ülkesi Yeni Zelanda’nın önünden geçiyoruz. O mutlu anı hayal et… İşte, Yeni Zelanda danışmanımız, Yeni Zelanda’da bütün billboardlara resmimizi asacak ve Yeni Zelandalılar sahillere koşup bizi selamlayacak. Biz de İngiliz Milletler Topluluğu üyeleri değil miyiz, ve biz de gemi kornosu çalacağız!

APOŞ: -Vapurun düdüğü!

HAYRÜŞ: (sinirlenir) -Araya girip hayallerimin ağzına sıçma be adam.. Gemilerin çıkarttığı her sesin bir anlamı var, fırtınada başka ikazda başka imdat isterken başka, (danışmana döner) sen söyle, bu cahil kocama sevgili danışmanım..

YENİ ZELANDA DANIŞMANI: -Selam verirken, başka bir ses, ihtiram saygı ağır parlak kitlelerin derinliklerine giren yüksek bir ses!

HAYRÜŞ: -İşte Apoşum, gemimiz düdüğüyle hem Yeni Zelanda halkına hem kraliçemize selam verecek. Şimdi sorarım bu kadar yoğun yorucu ayrıntılı protokolu kim ayarlayacak?

APOŞ: (ağzından kaçırır) -Süper otlar ayarlayacak… Yani şey… Süper otlar sıcak paraya ihtiyacımız olduğu yaygarasını basacak ve süper otlar bir İngiltere ziyareti olmadı Yeni Zelanda açıklarında bir İngiliz ülkesini selamlamanın Türkiye Ekonomisi’ne getireceği dolarları yatırımları aylarca yazıp çizer…

HAYRÜŞ: -Kim, neyi yazıp çizecek, sen beni dinlemiyorsun!

APOŞ: -Aşkım, süper otlar Fox TV’de Halk TV’de CHP’de şimdiden sıcak para ihtiyacının memleket meselesi olduğunu yazıp çizmeye başladılar bile…. (Mutlulukla Hayrüş’e sarılır) Aşkım, geliyor gelmekte olan, üzme tatlı canını, büyük mutlu finale sona yaklaşıyoruz!

HAYRÜŞ: -Bir süper ot tutturmuşsun, bu otlar İngiliz mi, onların da şövalye nişanı var mı beni öyle üç kuruşluk yazarlarla muhatap etme!

APOŞ: -Aşkıcığım, kimseye çıtlatma, süper ot, süper Kemalist yazarlar, dünkü süper otlar da liberallerdi, ekranları her yeri kaplamışlardı…. Biraz kafayı çalıştır. Bir tane aşkıcığım, sinsi sinsi derinden gideceğiz, sakin ol aşkıcığım, daha o günlere çok var, dereye görmeden paçayı, eti görmeden soğanı…Hayrüşüm, bir düşün, Ermeniler’den özür dilediğimiz günleri, Türk ordusunu ortadan kaldırdık, açılımlar, ne mutlu ne özgür günlerdi o günler. Hatırla, uluslararası nişastacı Cargill’den çok dünyada fetö şubesi açtık, düşün güzelim, patatesten çok ajan yetiştirdik. Dindi imandı gençlikti memleketti, düşün güzelim, her şeyin genetiğiyle ne güzel oynadık. Dünyaca ünlü tohum şirketi Monsanto bile yahu Türk milletinin genetiğiyle ne güzel oynadınız, diye bizi takdir ediyor. Edebiyatta siyasette medyada yüzlerce süper ot yetiştirdik, her gün beni övüyorlardı. Hepsini seninle el birliğiyle yaptık Hayrüşüm, bir vapur düdüğüne takılıp kalma, yine alttan alta çok sinsi yürüyeceğiz… Yeni Zelanda’ya takılma, Emine’nin kocası Ay’a bile asfalt döşüyor, biz daha ileri güneşe…

HAYRÜŞ: -Lafı dolaştırıp oyalama beni, seçildiğimizin ilk haftası Yeni Zelanda ziyareti istiyorum, Tamam mı aşkisi…. Okyanuslar’ı batmadan aşmak istiyorum.

APOŞ: -Memleket bizi bekliyor canısı, Yeni Zelanda, ne bileyim, çok uzun bir seyahat olmaz mı? Biz oralardayken Emineyle kocası arkamızdan iş çevirmesin?

HAYRÜŞ: -Emine’ye hızla yetişmem hatta geçmem lazım, onun gibi Siirt’in köyünde sokağında saraycığının odasında inzivada tek başıma itilmiş kakılmış sümük gibi bir kenara fırlatılıp kalmak istemiyorum…

(Apoş’un Telefon Danışmanı telefonu uzatır…) -Efendim, ABD elçiliğinden arıyorlar…

APOŞ: -Buyrun, ben eski emir eriniz Apoş!

ABD ELÇİLİĞİ: -Efendim, sizi rahatsız etmemizin sebebi, sizin malikaneden bizi aramışlar..

APOŞ: -Hayırdır!

ABD ELÇİLİĞİ: -Beyfendi, Hayrüş hanım bizlerden siyahi bir hizmetçi (housemaid) sipariş etmişler…

APOŞ: -(Telefonun sesini eliyle kapatıp, Hayrüş’e döner) -Hayrüşüm, ABD elçiliğinden bir siyahi hizmetçi mi sipariş ettin!

HAYRÜŞ: Evet, dana pirzolam, evet, Akçabaat köftem, dergide ismini gördüm, youtube’da sesini dinledim, çığlık çığlığa bağırıyordu, çok yoksuldur, yetimdir öksüzdür, evimize alalım, bizim de siyahi bir kölemiz olsun…

APOŞ: (Telefona) -Evet, doğrudur, biz sipariş etmişiz!

ABD ELÇİLİĞİ: -Beyfendi, siparişini verdiğiniz isim, Ella Fitzgerald, Amerika’nın en ünlü kadın cazcılarından, öleli otuz yıl oluyor!

APOŞ: -Elinizde başka kalmadı mı?

HAYRÜŞ: -Ne diyor, ne diyor, ellerinde zenci köle kalmamış mı?

ABD ELÇİLİĞİ: -Beyfendi, biz bir konser için arıyorsunuz diye anladık…

APOŞ: -Bir yanlışlık olmuş, sonra yine ararız.. (telefonu kapatır). (Hayrüş’e döner)… Sipariş ettiğin otuz sene önce ölmüş…

HAYRÜŞ: -Ah çok yazık, geç kalmışım…

APOŞ: -Sen üzülme güvercinim, ben sana HALK TV’den bir yazar bakarım… Bak, orada, burnunu estetik yaptırtmış Vanlı bir zenci var, çok ezilmiş, inşaatları yarım kalmış, ne güzel, yanımıza alırız, olmadı, Fox TV’den İsmail Küçükkaya’nın suratını boyarız…

HAYRÜŞ: -Sözcü’den Yılmaz Özdil, o da kara bir çocuk, dudakları da iri iri, Hidiv Kasrı’na çok yakışır, köpeğimi gezdirir!

APOŞ: -Sen yeterki iste bıldırcınım, bütün Atatürkçüleri ayağına sererim…

HAYRÜŞ: -Kabahat sende… Ekmeleddin’i aday göstereceğine sen aday olsaydın, Stiletto danışmanım Uğur Dündar olacaktı…

DIŞ GİYİM DANIŞMANI: (araya girer, hanımefendi hazretleri, falcınız sizi bekliyor…)

(Hayrüş ayağa kalkar ve Falcı’yla öpüşür kucaklaşır…)

HAYRÜŞ: -Hayırdır, bu saatte?

Falcı: (Ağlayarak) -Hanımefendi hazretleri, büyük bir felaket yaşadım, dün, bahçede köpeğimle oynarken sizin bana ta Suudlardan Dubai’den getirdiğiniz elmas saat elmas küpelerle Güney Afrika’dan getirdiğiniz elmas yüzüğü düşürdüm. Ara ara yok… Sonra yağmur başladı seller sular. Sonra itfaiyeyi çağırdım, her yeri deştiler bulamadılar!

HAYRÜŞ: -Üzülme canım, sakin ol, hallederiz…

FALCI: -İtfayeciler yeraltı sularına kanalizasyona karışmış olabilir dediler, senden ricam ediyorum, APOŞ’unuza söyleyin bir SONDAJ GEMİSİ gönderebilir mi? Yani, o Güney Afrika’dan hediye elmas yüzük siz söylemiştiniz devletimizin itibarıdır…

HAYRÜŞ: (APOŞ’a seslenir) -Apoşum, George Clooney’im, gülüşüne bakışına oturuşuna konuşmasına harika şahane muhteşem Cumhurbaşkanlığına hayran olduğum Apoşum, bize bir sondaj gemisi ayarlayabilir misin?

APOŞ: -Çok acil mi?

FALCI: -Akşama karanlığa kalmasın…

APOŞ: -Durun, bir saniye, sondaj gemilerimiz Mavi Vatan sularındaydı ama şu an kızakta, eski fetöcü takımdan kim kalmış bir yoklayayım, boş boş yatacağına söyleyeyim Boğaz’a doğru yola çıksınlar….

HAYRÜŞ: -Hemen istiyorum hemen, adamlarının hepsini İmamoğlu’nu Babacan’ı Kılıçdaroğlu’nu Davutoğlu’nu Fox TV’yi hemen ara…. Koskoca muhalefet bir sondaj gemisi mi bulamayacak!

FALCI: (Hayrüş’ü hasetinden çatlatmak gazlamak için) -Dün akşam küreme baktım Emine’nin (Erdoğan) tam dört tane sondaj gemisi varmış..

APOŞ: (cinnet geçirerek): Susun susun bir durun be… (Hayrüş’ü saçlarından tutarak yere savurur) Bir küpe için sondaj gemisi mi çağrılır, delirdiniz mi be kadın, sen TV’yi aç Yılmaz Morgül’ün ‘gelinim mutfakta’ programını izlesene be kadın, aaaaa, yetti beee!

İKİNCİ PERDE

(Hayrüş hanım, -uzun topuk:- Stiletto Danışma’nıyla küçük çok küçük ama minnacık sarayının penceresinden Boğaz’ı seyretmekte, geçmiş günleri yad etmekteler…)

Hayrüş: -Ah, mazi, ne güzel bir memleket, insan dalınca çıkamıyor, hatırla Stiletto Danışmanım, Kraliçe Elizabet asansörün başında yirmi santimlik uzun topuklarımı görünce kafayı yedi, olur mu, bir İmam Hatipli bu kadar modern dedi.. İslamcı kızların başları göğe erdi! Düşün uzun topuklarım İngiliz sarayını salladı, bütün gazeteler manşete topuklularımın resmini koydu…

Stiletto Danışmanı: -Hatırlamaz mıyım, Kraliçe’nin yirmi santimlik topuklunuza bakıp kaldığı video İngiltere’de en çok izlenen Türk videosu…

Hayrüş: (Boğaz’a karşı dertlenir, cırtlak sesiyle bir gazel patlatır) -Neyleyim, neyleyiiiiiiimmmm ben, Kraliçesiz Boğaz’ı…. Neyleyim neyleyiiiim kraliçemsiz şövalye nişanımı…. (‘Danışmanına bağırır), Sazları çağır, gelsinler…. (Gazele devam eder…) Çalsın sazlar ağlasın müslümanlar! Ah Emine ah Emine zebaniler masterchef’in olur inşallah! Osmanlı sarayında şehzadeleri tıktıkları gibi kafeslere tıktılar Apoşumla beni…

Gümüş kemer dar geliyor/Boğaz bana zor geliyooooor/ Bir kuş olsam topuklularımı giysem Buckingham Sarayı’na uçsam/ Ah ah ah, Vahdettin’i taşıyan İngiliz gemisi nerde kaldın yetiş/Boğaz’ın karanlık sularından beni de al…. (Gazeli keser ve birden Apoş’una seslenir….) Apoşşşşş, Buckingham Sarayı’nda yediğim tatlının adı neydi?

Apoş: Elizabet Gıdısı…

Hayrüş: (gazele devam) -Gadasını aldığım gıdısını yediğim, Elizabet anacığım, bizi öksüz kodun yadellerinde…. Ahh zavallı imanlı canııııım…. Ah ismimi her yerden sildiler şirin canııııım…Ah gazeteler benden hiç bahsetmiyor nariiiin canıııımmmmm… Boğaz’a sığmıyor derdim… Ah Emineeeeee…. Neyleyim neyleyim, gıdısını yediğimmmmm….

(Telefon sesi, danışman açar…) -Buyrun….

Telefondaki ses: -Abla, ben Beşevdeki saraydan kripto fetöcü… Hayrüş hazretleri hanımefendiye söyle, Emine hanım köylünün teki, bordo perdeler takmış… Burada saraylılar Hayrüş hanım ne zaman gelecek, buraları meşrufat teşrifat eyleyecek, diyor, bordo perde mi olur, herkesin içini karanlık karamsarlık bastı…

(Hayrüş, telefonda konuşulunları duyar…)

Hayrüş: -Bordo perde mi, bunlar delirmiş, bordo ağır devlet rengi, hani biz statükoyu vesayeti kaldırıp köhne kamuyu sivilleştirmiştik, söyle, turuncu perdelerim hazır, az kaldı geliyoruz, az kaldı!

(Danışmanı telefona fısıltıyla cevap verir) -Şimdi sırası değil, duydukça kötü oluyor Hayrüş hazretleri, sonra ara…

Hayrüş (yeniden gazele başlar…) – Ah Emine ah, Ergenekonları ben yapacağım saraylarda sen oturacaksın! Benim gibi zarif melek masum first leydiye nasıl kıydın Emineeeeee! Türk ordusunu ortadan ben kaldıracağım sen 50 milyonluk saray yapacaksın. Bu olmadı deyip daha küçüğünü 30 milyona yaptıracaksın… Of Emine off…. Aman amaaaaannnnnn… Yaptıkların yanına kar mı kalacak! Çamlıca Tepesi’ne kar mı yağacak! Gözlerin kör olmasın da Babacan’ın sıfırbuçuğuyla seçimleri kazandığımı gör Emineeeeeee! İçim kanıyooor bülbülüm sustu.. İçim kanıyoooorrr… Kanatlarım kanıyoooooorrrrr! (birden gazeli keser ve Apoş’a seslenir) Apooş, aklıma ne geldi, tekrar saraya çıkarsak, yeni Türkiye’nin adını Kanada Türkiyesi koyalım mı?

Apoş: -Nerden geldi aklına bir tanecik mürdüm eriğim!

Hayrüş: -Kanadım kanıyor derken İngiliz Kanadası geldi aklıma, ne güzel olur Kanada Türkiyesi…

Apoş: -Hayrüşüm mor salkımım, sen böyle büyük devlet işlerine kafanı yorup dert etme… Bak elinin altında elli tane falcı… Emine’nin eski falcılarını hepsini tuttum… Eskiden Fetöcü polisler yatak odalarına kamera koyuyordu, şimdi, falcılarını dinliyoruz, herşeye hakimiz Hayrüşüm!

(Kapı çalınır..) (Danışman kapıyı açar…): -Kim dürüm söyledi…

Hayrüş: (Gazele devam eder) : Ben dürümü neyleyim… Boğaz’ı gülü gülistanı neyleyiiiiiiim…. Dilim tutuldu… Gözüm görmüyor… Apoşum mahzun… Neyeleyimmmmm…. Ah Emineeee ahhhh, çöllerde susuz kalasın… Akbabalara yem olasın… Sarayların basılsın, ah neyleyiiiiimm….

Apoş: Şu dürümü kim söyledi allahaşkına, kimse yemeyecek mi, dürümü dürüm yapıp Süper Otlar’a göndereyim….

Hayrüş: -Sana söyledim aşkommm dürümü ye de bir rahatla… Bak Kanada Türkiyesi ne güzel olur…

Apoş: -Kanada Türkiyesi yüksek kaçar, karabiberim, ağır olur, daha mütevazi bir isim buluruz, Sudan Türkiyesi çok güzel olur… Yükseklerde gözü olanı İngilizler sevmez… Daha alçak bir ülke bulmalıyız.. Bu dünyada alçak olmadan yaşayamayız Hayrüşüm…

(Telefon çalar, telefon danışmanı Apoş’a uzatır): -İngiltere’den arıyorlar efendim…

Apoş: -Buyrun, ben eski köleniz!

Telefonda İngiliz Gizli Servisi MI6: -Beyfendi, duymuşsunuz, bütün dünya gazeteleri yazdı, dün İngiltere’de bir subay .ötüne tank mermisi sokmuş, bir türlü anlayamadık, dün mermiyi çıkarttılar, inceledik, tank mermisi değilmiş efendim!

Apoş: -Subayınızın .ötüne soktuğu tank mermisiyle bizim ne işimiz olur!

İngiliz Gizli Servisi: -Beyfendi, bizim subayımız değilmiş kripto bir Fetöcüymüş, ve .ötüne soktuğu tank mermisi değil…

Apoş: -Neymiş!

İngiliz Gizli Servisi: -Efendim, Hayrüş hanımın yirmi santimlik topuklusunu sokmuş… Çıkarttık ama bir parçası kalmış…

Apoş: -Biz ne yapabiliriz, niçin arıyorsunuz?

İngiliz Gizli Servisi: -Beyfendi, sıkı bir istihbarat yaptık, Hindistan çıkışlı bizim eski köleler sizde bir Menzil tarikatı varmış, topuklu parçalarını çalmış. Topukluyu kutsuyorlar… Tarikatlarına kaçırmışlar… Topukluya hatim indirip etrafında zikr çekiyorlarmış….

(Apoş’un elinden telefonu Hayrüş kapar): -Ben o topukluları burada müslüman imanlı başörtülü kızlarımızın okuluna hediye etmiştim. Yalan söylüyorsunuz.. Okulun girişindeki Atatürk köşesini kaldırıp yerine topuklumu koymuşlardı.. Bir İmam hatipli kızın Buckngham Sarayı’na kadar nasıl çıktığını gururla iftiharla göstersin, diye, buradan sizin subayınızın .ötüne kadar nasıl gelmiş anlayamadım, siz manyak mısınız?

İngiliz Gizli Servisi: -Hayrüş hanımefendi, ya Fetöcüler kaçırdı ya da Menzilcilerde aynı maksatla kaçırdılar kutsal emaneti.. Bizim yetiştirdiğimiz imanlı müslüman başörtülü kızlarımız nerelere ne kadar yüksek katlara yükselmişler diye döne döne kokluyor öpüyor altın bir kafese koymuşlar, hanımefendi…. Sonra bu fetöcü kafesi kırıp .ötüne sokuyor!

(Hayrüş, telefonu kapatır…) Hayrüş: (Nispetle düşman çatlatır gibi konuşur) -Oh oh, duy Emine duy, topuklularım müslümanların kutsal kasesi olmuş… Sen hala Siirt köylerinde hasır sedirlere otur…

(Bir telefon daha gelir, danışmanı telefonu uzatırken): -Yılmaz Morgül arıyor Hayrüş hanımefendi…

Hayrüş: -Buyur canım bir tanem sarımsak gözlüm morgülüm…

Yılmaz Morgül: -Hayrüş hanımefendi, müsaade ederseniz önce ellerinizden öpüyorum, sonra, bugünkü kaynana-gelin programıma sizin topukluları çıkartacağım topuklarınızı gönderebilir misiniz ya da bir resmini…

Hayrüş: -Olmaz, olmaz… Buckingham sarayından Yılmaz Morgül’ün programına kadar düşmedim….

Yılmaz Morgül: -Bakın şimdi çok kırıldım..

Hayrüş: -Darılma morgülüm, ama, bunlar büyük devlet meselesi, Apoşumla karar aldık topuklularımı önce Uğur Dündar’ın Atatürk ve Demokrasi programına çıkartacağız… İzmir marşıyla… Ondan sonra düşünürüz! (Apoş’a tasdik ettirerek) Değil mi Apoşum, önce Uğur Dündar’ın programına çıkartılacak…

Apoş: Hayrüşüm karayemişim bir sakin ol, çok zorlu ve ağır bir süreçten geçiyoruz, bu kadar safdil olma. Çok kabarmışsın çok. Bu kadar kuduruk olursan seçimi alamayız… Sözcü’nün Cumhuriyet Gazetesi’nin cellatlarına vatan hainlerine tapınması için biraz daha çaresiz kalmalarını beklemeliyiz… Hayrüşüm, kara biberim, acını anlıyorum ama bana zaman ver!

Hayrüş: (patlayarak, hiddetle)- Yeter beee, İmamoğlu ayrı aday Akşener ayrı aday, hani hepsini ayarlayan sendin, Kılıçdaroğlu bile yoklama çekiyor, sinsi sinsi hep arka planda kaldın. Ey adam, kendine gel.. Artık siyasete abanmalısın! Allah ne verdiyse girişmelisin! Bıktım senin sinsiliğinden..

Apoş: Kara üzümüm, çok gerilmişsin, şöyle bir dinlen, dengeleri unutmuşsun, kıskançlık haset seni mahvetmiş, birazcık daha sabır, şunun şurasında seçimlere ne kaldı!

Hayrüş: (cinnet geçirirek) -Senden bir bok olmaz, üç beş siyasiye üç beş televizyonu bağlamış beslemişsin şimdi de aday yapılmayı bekliyorsun, sana inancım kalmadı. Çıkacaksan çık artık, bu kafeste delirdim…. İki üç anket şirketini kafalamış da… Ekşi Sözlük’te Babacan’ın trölleri gündem algı yaratıyormuş da… Bu kadar mı düştün!

Apoş: Ah benim safım soğan güzelim, ben Monsanto şirketiyle çalışıyorum, dünyanın en büyük tohum şirketi…. Genetiğiyle oynanmış organizmalar konusunda şu anda Hindistan’ı parçaladı dağıttı… Bütün eyaletler ayaklandı. Dünyada 500 şirketi var dağıtmadığı ova tarla çiftlik gıda kalmadı… Yerli tohumların teliflerini de almış. Yerli tohumu bir bozdu mu pir bozuyor, iflah olmaları mümkün değil… Halk TV’ye Sözcü’ye genetiğiyle oynanmış hormonlu aydınları yazarları ektik… Hepsi çok yakında saçmalamaya başlar. Bir yıla kalmaz ortada hakiki Atatürkçü kemalist kalmaz.. Hepsi canikom senin topuklularının önünde eğilecek!

Hayrüş: (histeriyle ağlayarak) -Yalvarırım, elini çabuk tutsan Apoş’um…

Apoş: -Daha ne kadar hızlı olabiliriz, her akşam tohumları ekiyoruz, ancak, bir 10 Kasım bir Cumhuriyet Bayramı geliyor, ektiğimiz tohumları sel fırtına alıyor, yeniden ekmek gerekiyor…. Öyle etkili tohum ki… Tarlada su bırakmıyor, yer altı sularını bile çekiyor… Atatürkçü kemalist cumhuriyetçinin dibini kurutuyor. Hepsi oltaya geldi Atatürkçü düşünce derneği CHP çağdaş kadınlar derneği… Fox TV Tele 1 çatır çatır bizim tohumları ekiyor…. Yakındır Hayrüşüm yakın!

Hayrüş: Apoşcuğum, yani yeniden seçilersek 10 Kasım’da Cumhuriyet Bayramı’nda Anıtkabir’e başım ağrıyor .ötüm ağrıyor diye bahanelere artık sığınma, ne olur, hepsine gidelim, Atatürk’ün tesbihi var mı  bul getir yalvarırım, Atatürk’ün yastığını bul getir, hadi bir tanem..

Apoş: -Hayrüşcüğüm, tabii ki biz de akıllandık ders çıkarttık, tabii ki önce Anıtkabir’e benim yerime Yılmaz Özdil ya da Uğur Dündar’ı yardımcım/danışmam olarak göndereceğim. Halkı onlar ikna ve teskin edecek. Anıtkabir’e niye gelmediğim açıklamasını onlar yapacak…. (tam bu sırada evin içine kadar giren bir vapur düdüğü duyulur….)

Vapur Düdüğü: daaaaaaaa daaaaaaaaaa daaaaaaaaaaaaaaa….

Hayrüş: -Baksana Apoş’um gemiden bizi selamlıyorlar!

Apoş: -Gemi mi (perdeyi aralar) bu zamansız gelen, hangi gemidir?

Hayrüş: -Savanora Yatı’na doluşmuşlar, İmamoğlu, Akşener, Sözcü Halk Tv Tele 1 yazarları, bizi selamlıyorlar Apoşum… Allahım, ne güzel gün helalleşiyoruz… Aslanım yiğidim bunu nasıl başardın Apoşum?

Apoş: -Beni dinlemiyorsun fındığım, Monsanto aşkım Monsanto….. Şimdi sen bir güzel uyu güvercinim. Sabaha Allah kerim…. (Hayrüş’ü yatağına uğurlar… Ve sonra, danışmanına tenbih eder…) Yatağına ayaklarını zincirle bağlayın gece hafakanlar basınca kalkıp Boğaz’ın sularında gezmesin….

ÜÇÜNCÜ PERDE

   (Ertesi sabah, bir televizyoncu naklen canlı yayındadır, hayretler içinde bas bas bağırarak yayın yapar…)

   Birinci televizyoncu: -Sayın seyirciler, Boğaz’ın sularında mucizevi bir şey oluyor, bir kadın köpeğiyle sulara batmadan denizin üstünde yürüyor, şu anda bütün dünya televizyonları canlı yayında, insanlık dünya buna inanamıyor, sayın seyirciler, milyonlarca İstanbul’lu sahile indi, herkes ağzı açık izliyor, sayın seyirciler hatta tarikatlar yeşil takkelerini giyip Dolmabahçe sahilinde aşka gelip zikr çekmeye başladı… Olacak şey değil bir kadın batmadan yürüyor….

    İkinci Televizyoncu: -Sayır seyirciler, inanılır gibi değil, Boğaz’ın sularında batmadan yürüyen bir kadın var, kim olduğu hala bilinmiyor, bakın bakın, Allahım neler oluyor… Bir başka adam daha o da sulara batmadan sular üstünde yürüyor… Bu adam… Bu adam kim… Kadına doğru yürüyor…. Kadını kurtarmaya çalışıyor… Sayırcı seyirciler… Bütün İstanbul adamı alkışlıyor…

   Üçüncü naklen yayıncı: -Sayır seyirciler, suların üstünde batmadan yürüyen kadını kurtarmak için suların üstünde batmadan yürüyen adamın kimliğini öğrendik, İmamoğlu… Bu adam, İstanbul belediye başkanı İmamoğlu.. Kadını kurtarıyor.. İmamoğlu’nun arkasında onlarca SÜPER OT… Süper muhalif kemalist yazarlarımız… Hepsi kadına doğru yürüyor…. Evet, yanaştılar…. Buradan seçebildiğim kadar, bakın süper ot Soner Yalçın, önce kadının köpeğini kurtardı… İmamoğlu evet kadını kucakladı… Bütün İstanbul çılgınlar gibi alkışlıyor… Süleymancılar Menzilciler zikri bıraktı her biri kendini Boğaz’ın sularına atlıyor, sayın seyirciler, Menzilciler zikr çeke çeke köprüden Boğaz’ın sularına atlıyor…Evet görüyorum, batmadan yürüyen kadını şimdi sahile çıkartıyorlar! Bütün İstanbul çılgınca alkışlıyor!

     Televiziyoncu: Kadının köpeğini kurtaran kahraman gazeteci Soner Yalçın’ın etrafını gazeteciler sardı, soruyorlar, köpeği Boğaz’ın sularından nasıl kurtardınız, diye…

     Soner Yalçın: Araştırmacı gazeteciliğimle köpeğinin adının Kırma olduğunu zaten biliyordum, Sebataycı bir aileden kalma, suların üstünde batmadan yürüdüm ve hadi Kırma, gel beni kırma dedim, tıpış tıpış kucağıma geldi…

     Gazeteci: Nasıl?

     Süper Otlar: TIPIŞ TIPIŞ Tıpış tıpış!

     Gazeteci: Kırma’nın adı niye kırma!

     Apoş: Evet anlıyorum liberal kırmayla kemalist kırma, çiftleşiyor, isterseniz bu sorunun cevabını Monsanto şirketi versin!

BİTTİ

  

Hayrünnisa Hanımın maceraları

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

11 Yorum

  1. 9 ay önce

    Can Ataklı Abdullah Gül AKP’nin cumhurbaşkanı olacak dedi. Erdoğan ondan başkasına güvenmez dedi. Kendi fikri mi, birilerimi fısıldadı bilinmez.

    Cevapla
  2. 9 ay önce

    Yazık, çok yazık, hala isminin konuşulması bile çok çirkin.Yok mu bu koskoca Türkiye’de temiz ahlaklı, düzgün ,çağdaş ,oranın buranın adamı olmayan tam bağımsız , şerefli bir aday ? Bizler kime oy vereceğiz ? Sayın yazar, hayalgücüne, hiciv yeteneğine, yüreğine, beynine zeval gelmesin.SAĞOL, VAROL…

    Cevapla
  3. 8 ay önce

    apo gul disinda basa gelecek bir isim asrin reyizini ipe goturur. muhtemelen anlasirlar, kirisirlar.

    Cevapla
  4. 8 ay önce

    Erdoğan Abdullah Gül ile hiç geçinemez. Sevimsiz Gül’ü Yeni chp parlatmaya çalışıyor.

    Cevapla
  5. 8 ay önce

    Hiç işiniz yok mu da 7 yıl bu ülkenin başında herkesi sinir ederek komplo kurarak cumhurbaşkanlığı yapan adamın hiç bir işe sap olamamış eşini oturup yazmışsınız.Okuyamadım bile.Esas insanlarımıza musallat olan sapıklaştıran,ruh sağlıklarını bozan din illetini yazın.Bu akp kötülüğü başımıza çöktüğünden beri kaç kişi öldü ,öldürüldü,çocuklara tecavüz edildi,bu gün de bir üniversite öğrencisi öldürüldü,bunları yazın ne olur…

    Cevapla
  6. 8 ay önce

    Yine efsane bir yazı olmuş Nihat abi. Saygılar.

    Cevapla
  7. 8 ay önce

    Filmi çekilecek kadar orijinal ve sürükleyici bir tragedya. Animasyon film daha iyi olabilir.

    Cevapla
  8. 8 ay önce

    Genelde yazıların uzun gelir, dikkatim dağılır abi. Ama bunu sonuna kadar nefes nefese okudum

    Cevapla
  9. 8 ay önce

    GDO tohumcusu Monsanto göndermesi müthiş! Nihat Abi seni okuyan gençler de var. Hepimiz burjuva berduşu, ödipus kompleksli hasan’ı izlemiyoruz.

    Cevapla
  10. Z kuşağı diyip meşrebi farklı diyorlar , bu yazı tam da z kuşağı espiri anlayışında . Bizi yeni tohumlarla desteklediğin , dilimizden anladığın için teşekkürler.

    Cevapla
  11. 8 ay önce

    kafkavari bir post-modern tragedya. Çünkü bu çağın kafkaları olmak Türk milletine layık görüldü.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!