Hazin bir Kamboçya öyküsü…

featured
service

Gürcan Elbek yazdı…

1975-1979 yılları arasında Kamboçya’da inanılmaz bir trajedi yaşandı. Çin Komünist Partisinin desteklediği Pol Pot yönetimindeki Kızıl Kmer’lerin, ABD tarafından desteklenen diğer gruba karşı kazandığı Kamboçya İç savaşı sonrası ülkeyi idare ettiği bir dönemdi. Kamboçya halkının dahi hâlâ anlayamadığı kendi halkına uygulanan kıyımlarda 2 milyon üzerinde Kamboçyalı öldürüldü.

S-21 VE ÖLÜM TARLALARI

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh’deyim. Hava nemli ve sıcak. Üzüntülü ve gergin bir gün olacağını hissediyorum. Hapishane olarak kullanılan, yoğun işkencelerin yapıldığı bir lise binasına doğru dar bir sokaktan ilerliyorum. Yaşam sakin, insanlar sokakta. Hayat devam ediyor…

Yavaş yavaş yaklaşıyorum liseye. Dış duvarlarını ve binalarını daha sokakta yürürken gördüğümde  nefesim sıklaşıp, kanım çekiliyor. “Bu kadar mı uluorta?” diyorum içimden.

Ortaokulda okuduğum “Anıttepe Lisesi”ne benzer bir bina. Hatta çok daha ufağı. Şaşırıyorum. Daha farklı, büyük, karanlık ve şehirden ırak bir yer hayal etmiştim oysa ki.

Şehrin merkezi denebilecek sessiz sakin bir mahallede, etrafı ev ve apartmanlarla dolu öylesine bir lise görünümünde. Huzurlu bir çevre hissi var. Bilmesem, hayatta “Burası” diyemem.

Çiçek kokuları geliyor ara ara. Yaşamın tam göbeğinde.

Üç katlı bakımsız binalarıyla sade görünümlü lisenin girişine geliyorum.

Müze ücretini ödeyip bahçeye çıkıyorum. Kulaklıktan öyküyü adım adım anlatan sesli bir rehberle gezeceğim. İlk avluda genel bir anlatımla başlıyor tur. Çoğu insan beklemiyor dinlemeyi bile. Atlayıp geçiyorlar. İnanılır gibi değil.

Bahçede öylece durup kulaklığımdan anlatımı dinlerken ortama bakıyorum dakikalarca. Banklar, palmiye ve değişik tipte ağaçlar çepeçevre avlunun etrafında. İlk binanın tam karşısında beyaz sanduka gibi bazı mezarlar.

Duvarların boyaları dökülmüş. O zamandan kaldığı gibi muhafaza edilmiş sanki. İki adet üç katlı bina var ilk avluya bakan. Benzer başka bir avlu daha var ileride.

Katlara çıkmak, sınıflara girmek bile istemiyorum. Çekiniyorum göreceklerimden. Sonra “Buraya kadar gelmişsin, bu büyük insanlık ayıbını acı çeksen de gör. Bir gün anlatırsın” diyorum kendi kendime… Kısmet bugüneymiş…

SINIFLAR, ÖĞRETMENLER ODASI, AVLU…

Zemin katın sınıflarından başlıyorum. Açık kahverengi ve beyaz seramik yer karoları. Bir satranç masası üzerinde yürüyorum sanki. Zemin katın neredeyse tamamında sınıflar hücrelere dönüştürülmüş. En fazla 1 metreye 2,5 metre boyutunda sıkıntılı dar alanlar. Geziyorum sınıfları birer birer. Hücrelerle dolu eski sınıfların havası iç sıkıcı. Zulmün kasvetli havası bu hücreye dönüştürülmüş odalara sinmiş hissediyorum.

İlk kata çıkıyorum. Aynı yer karolarından upuzun koridor gibi bir balkon var avluya bakan. Koridorda sınıflara açılan kapılar ve tahtalarla kapatılmış camlar.

Sınıfın birinin ortasında bakımsız, demir ve tek başına bir yatak duruyor. Yalnızlığı bile ürpertici. Zincirler ve aküye benzer bir kutu. Çok sade ama etkileyici, iç kıyıcı bir görüntü. Ortasında işkence yatağı olan bu odanın kepenkleri kapalı. Kepenk ile karşıdaki evin camı arasında 20-25 metre ya var, ya yok…

Başka bir sınıfta dört benzer yatak yan yana. Eskiden gençlerin enerjisiyle dolu sınıflarının içlerine bazısı tahtadan derme çatma yapılmış ya da tuğladan örülmüş hücreler. Yerdeki tas, tuvaletleriymiş. Kan izleri var hala yerlerde. Şimdi kalmasa da o zamanki kan kokusu hissediliyor adeta…

Bazı sınıflar boş. Askılıklar, duvarlarda numaralar, tutukluların kelepçelendikleri yerler.

Fotoğraflı, yazılı sergileme panoların yoğun olduğu bölümleri geziyorum. Duvarlar Kızıl Kmerlerin kazandığı İç Savaş dönemi ve sonrasının anlatımlarıyla dolu. Bu zulme uğrayan sıradan insanlarla birlikte zamanın önemli kişilerinin anlatımları ve tanıtımları var.

Toplumun nasıl zorla tarıma yönlendirdiğinin öyküsünü kulaklıkdan dinleyip panolardaki yazıları okuyorum. “Ölüm tarlalarıyla uzlaşabilir miyiz?” yazan bir pano…

Ziyaretçilerin yazılar yazdığı serbest panolardan birinde Atatürk’ün evrensel deyişini yazmış benden evvel gelen bir Türk. “Peace at Home, Peace Abroad”, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh.”

Avluya çıkıyorum biraz hava almak için. Hapishaneden kurtarılan çıplak çocukların büyük panoda fotoğrafına bakarken dalıyorum düşüncelere. İki avlu arasında öğretmenler odası gibi bir yer, belki sorguhanenin görevlilerinin yeri olmuştu. Önünde eski bir mahkum yazdığı kitabı imzalıyor.

Hayat devam ediyor.

YAPMADIĞIN ŞEYLERİ İTİRAF EDENE KADAR

Bu hapishanenin o zamanki kodu “S-21”. “Tuol Sleng Soykırım Müzesi” de dense hala “S-21” burası. Soğuk bir kodlama. O dönemde kurulan aynı tip 196 hapishaneden sadece biri. İnsanlar yapmadıkları şeyleri yaptıklarını itiraf edene kadar sorgulanmış burada.

Pol Pot’un Mao’ya olan -bana göre izansız- hayranlığı ve ülkesinin şartlarını değerlendirmeden girişilen histerik, eğitimi dışlayıp sadece tarıma toplumu yaratmaya yönelen, hayali bir dönüştürme çabası. Gözlük takmanın, okuyor olmanın, entelektüel görünmenin bile söylenmese de bir tutuklanma ve ölüm nedeni olduğu manasız bir sürecin buz kesen tanığı her ayrıntı. Tüm bunların olduğu yıllar ise 1975-1979 arası. O kadar yeni yani.

Geçen yaz gezdiğim Polonya’daki Auschwitz toplama kampından burası kadar etkilenmedim. Yıllar içinde sergilenen Auschwitz ile bugünkünün farkılaştığını söyledi daha evvel gezenler. Algılarla oynanmak isteniyor, toplama kamplarında bile.

Bu yazıya fotoğraf seçerken Sebastiao Salgado misali “Sadece siyah beyaz çekmeliymişim.” diyorum. Bu karanlık tarihe renkli bir bugün yakışmıyor.

O süreçte 2 milyon üzerinde Kamboçyalı yaşamını yitirmiş.

Bu olaylar dünya çapında seslendirilip, ayyuka çıktığında Birleşmiş Milletler incelemek için bir general göndermiş Kamboçya’ya. Heyetiyle beraber soykırım iddialarını araştırmışlar. Artık nasıl ve nerelerde ağırlandırlar ve neyi görmek istedilerse “Soykırım izine rastlanmadı.” mealinde bir rapor yazarak Kamboçya’dan ayrılmışlar. Kendi işinizi göremezseniz yalan dünyanın hakem diye yolladıkları da öylesine düdük çalıyor işte.

S-21 içindeki tur bittiğinde ben de bitmiştim. Güneydoğu Asya’daki gezimin altıncı ayında yollarda olmak değildi ama beni yoran.

S-21 çıkışında İki İngiliz kardeş ile ortaklaşa bir tuk-tuk (uzakdoğuda kullanılan bir tür motor taksi) tutup “Ölüm Tarlaları”na yola koyuluyorduk.

‘ÖLÜM TARLALARI’

Kuş cıvıltıları içinde, ağaçlar arasında harika bir yer. Yanındaki gölde nilüferler, pirinç tarlaları, etrafta çiçekler, çimenlik araziler. Burası eski bir Çin mezarlığıymış.

Girişteki alana kare tabanlı bir bina içinden yükselen bir stupa (Budist mimaride bir tip kule veya kubbe şeklinde tapınak) yapmışlar. Stupa içinde buraya özgü ağıta benzer müziği dinlerken cam dolaplarda tavana kadar uzanan kafataslarını izliyoruz. Darbe hasarlarının rahatça görüldüğü binlerce kafatası cam dolap ve raflarda 10 metre kadar yükseklikteki tavana kadar uzanmış.

Kamyonlarla S-21’den geti

Hazin bir Kamboçya öyküsü…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

9 Yorum

  1. 2 sene önce

    Enfes bir yazı. Büyük bir heyecanla okudum. Görsellerle ve seslerle adeta kendimi orada hissettim. Bilmek ile idrak etmenin farklı olduğunu bir kez daha anlamış oldum. İnsanı insanlığından utandıran bu tür tarihi olayları mutlaka nesilden nesile öğretmeliyiz. Yüreğinize sağlık.

    Cevapla
  2. 2 sene önce

    Muhteşem bir yazı. Bilmediğimiz bir konuyu öğrenmiş olmadık sadece, yaşadık da. Çok teşekkürler. Lütfen devam edin yazılarınıza.

    Cevapla
  3. 2 sene önce

    Birleşmiş milletler görevlisi soy kırımlı izine raslamamis dediği ne göre soy kırımlı amerikan tarfinin yaptığı anlasiliyor

    Cevapla
  4. 2 sene önce

    Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
    İnsanın yıkıcılığını görmek önemli.
    Kim yaparsa yapsın şiddetin hayata olumlu hiçbir etkisi olmaz.
    Her daim akıl, adalet ve denge öncelikli yaşam ilkeleri olursa yaşam dolu dolu yaşanabilir düşüncesindeyim.
    Yeni yazılar için güç veriyor ilgi ve samimiyetiniz. Tekrar teşekkürler.

    Cevapla
  5. 2 sene önce

    Gürcan bey Vietnam a da gittiniz mi o ülkenin hazin tarihini ve yoksulluğunu da sizin kaleminizden okumak isteriz

    Cevapla
  6. Yazının altında ses kaydı var dikkatinizden kaçtıysa onu dinlemenizi öneririm

    Cevapla
  7. 2 sene önce

    Teşekkürler Fırat bey.
    Vietnam’a da gittim.
    Ho Chi Minh (Saygon), Dalat, Boun Ma Tout, Kontum, Da Nang, Hue ve Hoi An gittiğim yerler.
    Vietnam yazılarım da olacak ilerde. Yorumunuz sebebiyle en yakın tarihte yazmaya çalışacağım.

    Cevapla
  8. 2 sene önce

    Çok öğretici bir yazı, ben gittiğiniz ülkelerde etkileştiğiniz insanlarla yaşadığınız küçük anektodları da seviyorum. Bu yazı da yaşanan acılar vurgulanmış, fotoğraflar da güzeldi. Vietnam yazınızı ben de bekliyorum, kaleminize sağlık.

    Cevapla
  9. 1 sene önce

    Merhaba,

    Genelde bizim ülkemizde emperyalizm denilince İngiliz, Fransız ama en çokda Amerikan emperyalizmi gelir. Belkide biz en çok bunların etkisini hissettiğimizdendir. Ancak yazınızda destekledikleri Pol Pot rejimi üzerindrn Çin emperyalizminin de iğrenç yüzüyle karşılaştık. Virtnam yazınızda fransa ve Amerika ile yapılan savaşı yazmışsınız ama Amerikalılardan hemen sonra Vietnamlılar Çin işgaline karşı da savaştı ve galip geldiler. Gezgin yazılarında sadece çiöek böcek değil o ülkenin tüm sosyal, siyasi, ekonomik ve tarihi köklerini okumak beni çok mutlu ediyor. Yazarın görüş belirtmeden gördüklerini aktarması önemli. Biz kendi bildiklerimizle harmanlayıp kendi sonucumuza ulaşırız. Bu anlamda siz olabildiğince objektif bir portre çizmişsiniz. Bu elbette kendi duygularınızı paylaşmanıza engel değil. Sadece dağ taş çiçek böcek içermeyen gezilerinizin devamını dilerim.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!