‘Hazır olun dış müdahale geliyor’

‘Hazır olun dış müdahale geliyor’

“Kör oldum komutanım, göremiyorum” çığlığı küçük bir kartopuydu. Yuvarlandı, yuvarlandı, büyük bir çığ oldu. FETÖ tarafından işkenceye uğrayan eski askeri öğrencilerin davasına ilgi büyüdü. “Ah vah!” etmek için değil; hesap sormak ve ders almak için.

Öte yandan ülke genelinde sürecin “FETÖ ile mücadele” yerine “FETÖ ile nasıl mücadele edilmeze” döndüğü çok oldu. Birçok fahiş hata yapıldı. Bunların başında mücadeleyi bölük pörçük hale getirmek geliyor. Bir bilgi kırıntısı dahi çok önemliyken, parçaları bir araya getirmek neredeyse imkânsız hale getirildi. Oysa Edirne’deki değersiz bir bilgi, Kars’ta her şeyi çözebilirdi. Ama bu engellendi. Gizli saklı değil, göstere göstere engellendi. Basitin gücü, görmezden gelindi.

Basitin gücü, basitin zorluğundan kaynaklanır. Bu zorluk, hem çoğu zaman basitin ne kadar önemli olduğunu fark edemeyişimizden hem de basit olanın çok büyük sonuçlara sebebiyet vermesindendir. Çoğumuz basit, sıradan olayları gözden kaçırırız. Onların üstüne gitmeye gerek yokmuş gibi hissederiz. Oysaki hayatta en önemli şeyler, en önemsiz gözükenler arasından çıkar. Bu noktada detayları anlamamız gerekir. Bunun için her şeyi netleştirmeliyiz. Küçük ayrıntıları görmezden gelme lüksümüz yok.

“Sakın bir çiviyi küçümseme. Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı, komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır” ya da “İstanbul’da bir kelebeğin kanat çırpışı, Amerika’da bir kasırgaya neden olabilir” sözleri hiç aklımızdan çıkmamalı. O küçük su damlacıkları, koca koca kayaları paramparça ederken basit görüneni nasıl küçümseyebiliriz?

İşte yıllardır askeri okullar ve askeri öğrenciler en alt basamak olarak görmezden gelindi. Fakat askeri okullar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temeliydi. Bir ağacı öldürmek için yapraklarını kesmek değil, köklerini kurutmak gerekti ve bu kök, askeri okullarımızdı.

TEHLİKELİ AYRINTILAR

Şimdi bahsedeceğim konu ise çok daha küçük bir detay. Küçük olduğu kadar da tehlikeli bir detay…

Konuya girmeden önce hemen sonucu söyleyeyim: “Hazır olun, dış müdahale geliyor!” Sonuç bu. Şimdi elimizdeki küçük detayları paylaşayım. FETÖ işkencelerinden dış müdahaleye çok garip detaylar bunlar…

İŞKENCECİ ABD’DE DOKTORADA

2012-13 yıllarında Kara Harp Okulu’nda Fetullahçı olmayan öğrencilere işkencelerde bulunan Hüseyin I., şimdilerde ABD’de bulunan Pittsburgh Üniversitesi’nde doktora yapıyor. İşkence ettiği bir öğrenciden öğrendiğim kadarıyla Harp Okulu’nda kendisine verilen işkence görevini layıkıyla yaptıktan sonra ödüllendirilmiş ve Amerika’ya doktora yapmak üzere devlet eliyle gönderilmiş. Darbe girişiminden sonra geri dönmemiş ve ihraç edilmiş. Buraya kadar her şey normal gözüküyor fakat çalıştığı konu ne dersiniz?

HANGİ TEZİ ÇALIŞIYOR

Odaklandığı konular; “iç savaş ve dış müdahale”. Bir ülkede iç savaş olması durumunda yapılacaklar ve NATO müdahalesi gibi konuları çalışmakla meşgul kendileri. Hâlihazırda hazırladığı doktora tezinin başlığı ise dikkat çekici: “İç Savaşları Sona Erdirmede Dış Müdahalelerin Rolü: Bir Karşılıklı Bağımlılık Çerçevesi”. Yine aynı üniversitede, 2015 yılında kabul edilen yüksek lisans tezinin başlığı ise “Askeri Müdahale ve Arabuluculuk: Asimetri, İç Savaşı Nasıl Etkiler?”

DİĞERİ DE BELÇİKA’DA

Bununla birlikte, FETÖ İşkence Davasına hazırlanan müşteki eski askeri öğrencilerden biri, önemli bir detay daha fark etti. Hem de 2012 yılında yayımlanmış, askeri okullarda yaşananları araştıran TBMM raporunu okurken. Bu raporda ifade veren ve askeri okullardaki FETÖ işkencelerini yok sayan Genelkurmay Başkanlığı eski temsilcisi ihraç edilen Hasan Ü. de Belçika’da Antwerp Üniversitesi’nde çalışıyor. “Devletlerin birbirlerini güç kullanmakla tehdit ederek yürüttükleri diploması” alanında uzmanlaşıyor.  Siyasi harp, hibrid savaş, terörle mücadele ve şiddet içeren aşırılık çalışıyor. Amerika’daki Hüseyin I. gibi iç savaş ve dış müdahale konularına ilgili olduğu görülüyor.

Nereden nereye?

İki şahıs, iki doktora öğrencisi, iki ihraç edilmiş sözde subay… Askeri okullardaki FETÖ işkencelerinden dış müdahaleye garip detaylar…

Peki, bir dış müdahalenin olmazsa olmazı nedir? Bu konuda doktora yapmıyorum ama hemen söyleyeyim. İçeriden dışarıya “Aman yandık, gel bizi kurtar” diye inleyen bir kitle…

Bu kitle, bir yıl içerisinde yaklaşık üçte biri cezaevlerinden daha fazla radikalleşerek dışarı çıkacak olan Fetullahçılar olabilir mi?

Bu Fetullahçılar bir iç savaşta katalizör olarak kullanılmak üzere cezaevlerinde radikalleştiriliyor olabilir mi?

Belediyelere kayyum atama süreci, ilerleyen safhalarda muhalif görünümlü Fetullahçıların etkisiyle içinden çıkılamaz boyutlara ulaşabilir mi?

***

‘BAKAMIYORUM BİLE…’

29 Ağustos’ta görülen FETÖ İşkence Davası’ndan sonra çok yakın bir arkadaşımla oturduk, sohbet ediyoruz.

“Kör oldum komutanım, göremiyorum!” başlıklı yazımı okudun mu?

“Hayır” diyor, biraz mahcup.

Kızıyorum. Nasıl okumazsın? On binler okudu, destek verdi bize. Sen nasıl okumazsın!?

Hani sen askeriyeden ayrıldıktan sonra ilk kez buluşmuştuk, yanıma gelmiştin. Bitkindin, çaresizdin… Eski sen değildin. Ne oldu sana dediğimde “Suskunlar Dizisi” gibiydi, bir tecavüz etmedikleri kaldı, demiştin. O günler aklıma geliyor, ne yapayım? Bakamıyorum bile…

Yakınımızdakiler bile sadece anlatılanlardan bu kadar çok etkilenirken, 17-18 yaşlarında bu işkencelerin merkezinde kalanlar ne yapsın? Onlar ki aşkın da ihanetin de en büyüğünü gördüler! Öyle bir ihanet ki bu, işkenceye uğrayan binlerce askeri öğrenci bu yaşananları hatırlamak dahi istemiyor. İyi bilirim, o günlere dair konuşmak, yazmak hepimiz için çok zor. Unutmak, hatıralarımızdaki her kötü anıyı yok etmekne büyük nimet! Ama birileri çıkacak, bütün zorluklara rağmen bu gerçekleri haykıracak, başka yolu yok.

29 Ağustos’taki davadada binlerce mağdur askeri öğrenciden sadece bir avucu, gerçekleri haykırmak için toplanmıştı. Müşteki eski askeri öğrenciler ve avukatları hazırdı. 13 Haziran’da görülen ilk celseden beri çok fazla çalışmışlar, işkenceyi kanıtlayabilecek birçok argümanı toplamışlardı.

Sabah saat 09.00’dan itibaren Ankara Adliyesi 27. Ağır Ceza Mahkemesi önünde beklemeye başladılar.Fakat saat 09.30 oldu hala bir hareket yok. 10.00’a doğru bir kıpırdanma başladı. Bu sıralarda avukatlar duruşmanın ne zaman başlayacağını öğrenmeye çalışıyordu. 10.30, 11.00 zaman akıyor ama bir türlü sıra gelmiyordu. Duruşma normalde 09.30’da başlamalıydı. Sanırım bir ara, bir günlük görevlendirmeyle gelen mübaşir “Sizin duruşma ikinci sıraya alındı.” dedi. Bunun üzerine bir müddet daha geçti. Sonra mübaşir ne dese beğenirsiniz?

“Sizin duruşma çoktan kapandı!”

Böylece bu tarihi duruşmada sanık ve avukatı dinlenirken, müşteki eski askeri öğrenciler duruşmaya katılamadı. Duruşma 8 Kasım 2019 saat 09.20’ye bırakıldı.

Peki, bu saçma durumu nasıl açıklayabiliriz?

Mübaşirin ilk gün heyecanıyla mı?

Bir mübaşir göreve yeni başlasa da dosya numarasıyla çağrı yapması gerektiğini bilmez mi?

Ayrıca, mübaşirin elindeki listeyle mahkeme kapısındaki liste neden farklı olur?

İşkenceye uğrayan öğrencilerin avukatları vakit kaybetmeden hem 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne hem de Adalet Komisyonu’na gerekli şikâyetlerde bulundu. Bakalım…

Hataysa rezalet, art niyetse daha büyük rezalet!

Takip edeceğiz.