HDP’nin çıtası

Yavuz Alogan yazdı...

HDP’nin çıtası

Yüksek atlama atletizmin önemli bir branşıdır. Sporcunun çıtayı devirmeden engeli aşması beklenir. Elbette kuralları vardır. Mesela sırıkla yüksek atlamada atlet üç kez çıtayı devirirse elenir. Ben daha yükseğe atlarım, bunu saymam diye itiraz etme hakkı yoktur.

Peki nasıl oluyor da defalarca elenen, kendi seçmen kitlesine rezil olan HDP bu kez çıtayı “yerel yönetimlerle güçlendirilmiş bir sosyal ve demokratik cumhuriyet Türkiyesi kurmak” gibi bir yüksekliğe yerleştirebiliyor? 

HDP’nin Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Artı TV’nin Bağdat Cafe programında (3. 10. 21), çıtanın seviyesini şu şekilde belirliyor: Muhalefet partileriyle birlikte kurucu bir dönüşüm başlatarak Türkiye’yi yeniden kurmak!

HDP’yi “muhalefetin koçbaşı” olarak tanımlayan Kürkçü, “Hasımlarımız dilsizleşti,” diye seviniyor. HDP’nin 11 maddelik tutum deklarasyonu açıklandığında, “bütün muhalefetin içine su serpildiğini, güven ve cesaret kazandığını” iddia ediyor.  HDP’nin muhalif siyasî topluma ve sivil toplum kuruluşlarına, Kürkçü’nün “kıymetli insan toplulukları” (!) dediği unsurlara önderlik ederek kurucu bir rol oynamaya hazırlandığını anlıyoruz.

Çıtayı oraya kim yerleştirdi? HDP’ye bu rolü kim verdi?

Dış güçlerin şantajı altında kıvranan Saray’ın giderayak yeni bir “çözüm süreci”ne zorlandığını fakat HDP’yle anlaşma şansını kaybettiğini; Öcalan’ı sahaya sürmek ya da HDP’yi kapatmak arasında gidip geldiğini; parti kurmak için debelenen Kars eski belediye başkanına el vererek, bu şeriatçı şahısla (kendisi Demokratik-tik İslâm Kongresi kurucusu) “çözüm süreci” kotarmak gibi uçuk kaçık gecikmiş projelerle uğraştığını anlıyoruz. CHP’nin bu boşluğu görerek atak yaptığını, “Kürt sorunu vardır ve Meclis’te HDP’yle çözülür,” diyerek dış güçlerden bir artı puan aldığını, AKP’yi zora sokarak Sayın Reis’e “biz o sorunu çoktan çözmüştük” dedirtmeyi başardığını görüyoruz.

Türkiye tam bağımsız olmadıkça HDP’yi kapatmaya kimsenin gücü yetmez. Türkiye’nin idarî yapısının küresel entegrasyonu için emperyalizmin kullandığı en elverişli araç PKK’nin silahlı gücü ve demokratik-tik HDP sosyetesidir. Saray’ın açmazını ve küresel sistemin işleyişini görmezden gelen bazı ahmakların Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı HDP’yi hemen kapatmadığı için Amerikancılıkla suçlaması tek kelimeyle gülünçtür.

Başta CHP olmak üzere bütün sistem partilerinin, hayat pahalılığını, ekonomiyi falan bir yana bırakıp, “Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı”ndan ne anladıklarını derhal açıklamaları gerekir.

Ekonomi nasıl olsa düzelir ya da düzelmez. Önemli olan anayasal rejimdir. Özellikle CHP tabanının bu konuda parti yönetiminden açıklama talep etmesi gerekir. Nasıl bir “özerklik” istiyorlar? “Ey Kılıçdaroğlu, Kürt sorunu nedir, nasıl çözülecektir?” diye soru sormaları, imza kampanyası açmaları, hatta sokağa çıkıp gösteri yapmaları uygun olur.

HDP’nin ne istediğini biliyoruz. Bağımsızlığın ilk adımı olarak kendi meclisi, vergi toplama sistemi, güvenlik gücü olan “demokratik-tik özerklik” istiyorlar. Anadilde eğitim, Anayasa’nın ilk dört maddesinin, 40 ve 41. maddelerinin değiştirilmesi gibi tartışmalar laf kalabalığından ibarettir. Tartışmaya açılan Devlet’in egemenliği ve idarî yapısıdır.

CHP “Kürt Sorunu”nu Meclis’te HDP’yle nasıl çözeceğini açıkça anlatmalı, irili ufaklı diğer bütün partiler “Kürt sorunu”nun varlığı yokluğu, varsa nasıl çözüleceği, yoksa niye varmış gibi gösterildiği konusunda görüşlerini açıklamalıdırlar. Parti tabanları tarafından açıklama yapmaya mecbur bırakılmalıdırlar. Eğer bu gerçekleşirse, yani siyasî partiler halkı oyalamayı ve aldatmayı bırakıp ne istediklerini açıkça söylerlerse, Kürkçü’nün “hasımlarımız dilsizleşti” sevincinin kursağında kalacağı kesindir. Öte yanda, siyasî partiler esas meselelerin etrafında dolaşarak Saray’la taşra politikası seviyesinde itişmeye devam ederlerse, seçimlerden sonra büyük sürprizlerle karşılaşırız. Zira önümüzdeki seçimlerde sadece iktidar değil aynı zamanda Türkiye’nin anayasal rejimi seçilecek.

HDP’nin Onursal Başkanı “Muhalefetle perspektif ve programlarımız özdeş değil” diyor. “Diktatörlüğü önleyecek bir demokratik derinlikten mahrum bir parlamentarizme biz geri dönmeyi, statükoyu yeniden ihya etmeyi, bir restorasyona bütün elimizdeki birikimi harcamayı hem istemiyoruz, hem de bu tarihsel bakımdan ilerici bir şey olmaz.”

Çıta çok yüksek ve iddialı. Sporcunun yeteneklerini aşıyor.

HDP gerçekten de kendisini zavallı muhalefetin koçbaşı olarak görüyor gibi… Kürkçü diyor ki “Ne kadar az devletse o kadar çok demokrasi olabilir; dolayısıyla, merkezin güçlerini yerellerle paylaştığı kuvvetler ayrımı ilkesinin yerelde yeniden üretildiği bir yeni türden demokrasi tarif ediyoruz.” Galiba o da Öcalan gibi Murray Bookchin okuyor.

Türkiye’de seçimle iktidara gelen hiçbir siyasî parti ya da koalisyon Fırat-Dicle havzasında PKK/HDP’nin tasavvur ettiği türden bir Kürdistan özerk bölgesinin kurulmasına razı olamaz. Böyle şeyler ancak savaşta topyekûn ağır yenilgi, iç savaş, yabancı güçlerin ülkeyi işgali gibi durumlarda söz konusu olabilir. O zaman bile, HDP’nin şimdi “dilsizleşmiş” görünen sahici “hasımları” son ferdine kadar savaşırlar.

Elbette ABD-İsrail-Rusya’nın anlaşarak Irak-Suriye’de bir bölgeyi, Kosova örneğinde (1999-2008) olduğu gibi, önce Birleşmiş Milletler himayesinde bir Kürt bölgesi olarak tanımlaması, daha sonra bölgeye bağımsızlık vermesi, yeni kurulan devletin irredentist politikalarla genişlemeye çalışması mümkündür. O zaman HDP sosyetesiyle birlikte İstanbul’da Antep’te İzmir’de bar-pavyon-cafe-bistro işletip siyasîlere haraç veren, inşaat ve otopark işiyle uğraşan, hatta holding kuran mafyalaşmış Kürtlerin aileleriyle birlikte sınırdışı edilmeleri gerekir. Fakat o zaman bile Diyarbakır’da yaşayan Kürt kökenli makul bir aile reisinin çoluğunu çocuğunu alıp emperyalizmin denetimindeki yarı-askerî bir çöl devletine göç etmek isteyeceğini sanmıyorum. Kürtlerin büyük çoğunluğu etnik, dinî ve mezhebî ayrımları dışlayan “yurttaş” kimliğinde birleşecektir.

HDP’nin çıtasını her defasında düştüğü yerden alıp daha yükseğe koyan Yankee emperyalizmidir; Avrupa Birliği Komisyonu ve yargı organlarıdır; Türkiye’de emperyalizmin gözüne girmek için rekabet eden işbirlikçi siyasî partilerdir.  Bizzat önüne koydukları çıtayı aşsın diye HDP’yi sırtlarına bindirmişler memleketi topluca felakete sürüklüyorlar. yalogan@gmail.com