Hedefteki stratejist... Türkiye'nin 'Piri Reis'i Cem Gürdeniz neden gözaltında?

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Hedefteki stratejist... Türkiye'nin 'Piri Reis'i Cem Gürdeniz neden gözaltında?

Bir asker ailesinin çocuğu olan John Fisher, 1841 yılında Seylan’da (bugünkü Sri Lanka) doğdu. Kısa boylu, kuvvetli olduğu ve yüzü de Asyalıya benzediği için düşmanları kendisinde “Asyalı Kanı” olduğunu söylerlerdi. Kırım Savaşı yıllarında İngiliz deniz kuvvetlerinde askeri öğrenci öğrenci olarak bulunuyordu. 1859’da Çin Savaşı’na katıldı. 1882’de İskenderiye’nin bombardımanında gemi komutanı olmuştu. 1870’de torpido topçuluğu okulu açtı. 1892’de Deniz Bakanlığı’nda Üçüncü Deniz Lordu oldu. İngiltere Donanması’nın yapım sorumluluğu ondaydı. 1904’te Britanya Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nin başına Deniz Bakanı olarak geçti. Çok çalışkandı. Gelenekleri takmayıp, zeki ve ileri görüşlü subayları görevlendirmesi eleştiriliyordu. “Başarılı komutanlığın ruhu adam seçmektir” sözü de onundur. Amiral Nelson geleneğinden gelen İngiliz Donanması’nı modernleştiren adamdır. Askeri  tarihçiler onun için, “Fisher yalnız gemi değil, insanı da bulan adamdı” derler.     

AMERİKA’NIN MAHAN’I 

Amerikalı Stratejist Amiral Alfred Thayer Mahan, deniz gücünün küresel üstünlükteki rolünü formüle eden bir strateji dehasıdır. ABD’yi denizcileştiren ve onu bir deniz gücü olarak 1800’lerin sonlarına doğru İngiltere’nin tahtına oturtan da o’dur.

Mahan, “Denizleri kontrol eden dünyayı kontrol eder. Ticaret yollarına hakim olursak dünyaya da hakim oluruz” der.

ABD Başkanı Theodore Roosevelt, Mahan’ın ünlü eseri “Tarih Üzerinde Deniz Gücünün Etkisi”ni Başkan olmadan 19 sene önce genç bir Bahriye Bakan Yardımcısı iken okumuş ve çok etkilenmişti. ABD’nin kaderi, belki de aralarındaki yaş farkı 39 olan bu iki denizci akılın buluştuğu gün yazılmıştı. Roosevelt, henüz bakan bile değilken, 1882 yılında ABD Donanmasının geleceğine yönelik olarak şu sözleri sarf ediyordu: “Etkin bir donanmaya sahip olmak acil bir ihtiyaçtır... Bu hedefe erişmekten bizi sadece inanılmaz boyutlardaki siyasi öngörüsüzlüğümüz engelleyebilir...”

RUSLARIN GORŞKOV’U

Rus Amiral Sergey Georgiyeviç Gorşkov ise SSCB’nin efsane stratejist komutanıdır. Sovyet Donanması’nın, İkinci Dünya Savaşındaki kahramanlığı sonrası soğuk savaşta küresel bir güç olmasının mimarıdır.Gorşkov, ofisinin duvarına astığı “Daha iyi, Yeterince İyi’nin düşmanıdır” sloganıyla ünlüdür.

Gorşkov’un konsepti, balistik füze denizaltıları ve uçakları tarafından taşınan nükleer silahların kabulünün yanı sıra nükleer denizaltılar ve gemi helikopterlerinin geliştirilmesini de içeriyordu. Sovyet askeri gücünü projelendirmek için Gorşkov, uzun yolculuklara gemiler gönderdi ve mavi su donanması inşa ederek Akdeniz ve Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanuslarında operasyon filoları oluşturdu.

Amiral Gorshkov hayatta üç kez şanslıydı. Savaştı ve kazanan oldu. Gemiler yaptı, güzel ve güçlü bir filo inşa etti. 1988’de SSCB’nin dağılıp gittiğini görmeden öldü.

JAPONLARIN YAMAMOTO VE TOGO’SU 

Bir samurayın oğlu olan Amiral Isoroku Yamamoto da Japonların büyük stratejistidir.

2. Dünya Savaşı’nın ilk dört yılı boyunca Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri’nin Birleşik Filosu başkomutanlığını yaptı. Japon İmparatorluk Donanması Akademisi, Birleşik Devletler Donanma Savaş Koleji ve Harvard Üniversitesi’nde öğrenim gördü.

Yamamoto, Japon Donanması’nın efsanevi donanma stratejisti ve taktikçisi olarak bilinir ve Japonya'da hala çok büyük saygı görmektedir. Hatta taktiksel cesaretiyle düşmanı ABD’de dahi takdir edilir. İkinci Dünya Savaşı’nda Solomon Adaları’na yaptığı bir gözlem turunda Amerikan Savaş uçaklarının baskınında ölmüştür. Bu pusu ilk defa bir savaşta bir komutanı doğrudan hedef alan operasyon olmuştur. Ölümü bir ay boyunca gizli tutulup açıklanmamıştır. Yamamoto, İmparatorluk donanmasında büyük destek görmüş ve birçok değişiklik ile yeniden düzenlemenin öncüsü olmuştur. Japon Amiral Heihaşiro Togo da Yamamoto gibi efsane stratejist isimlerdendir. Büyük Britanya’da eğitim gördü. 1905’teki Çuşima Deniz Savaşı’nda Rus Baltık Donanması’nı yok etti. Bu zaferde Togo’nun özenle seçtiği savaş tecrübesi yüksek, ehliyetli subay ve topçuların payı büyüktür.  

ALMANLARIN CLAUSEWİTZ VE TİRPİTZ’İ

“Savaş siyasetin başka yollarla devamıdır” sözüyle ünlü Alman-Prusyalı General Carl Phillip Gottfried Clausewitz de büyük bir stratejistti. Hegel ve Karl Marks’ı da etkileyen ve esin veren üslubuyla yazdığı “Savaş Üzerine” kitabında Clausewitz, “Bütün savaşların amacı, düşman silahlı kuvvetlerini yok etme yoluyla onun iradesini teslim almaktır. Taktik, muharebe bilimi; strateji de savaş bilimidir. Taktik zaferler fiziki olgulardır; ama stratejik zafer manevi bir olgudur. Savaşta savunma pozisyonu saldırı pozisyonuna göre, pasif ve dolayısıyla savaşın doğasına aykırı olmakla birlikte avantajlı bir pozisyondur” der. Strateji öyle bir şeydir ki düşmana bile ilham verir. Mesela Lenin, Ekim Devrimi’nde monarşist Clausewitz’in fikirlerinden yararlanmıştır.

O’nun Almanya’daki düşünsel devamı Amiral Alfred Von Tirpitz ise modern Alman Donanması’nın kurucusudur. 1871’de Prusyalıların Deniz Kuvvetleri, Alman İmparatorluk Deniz Kuvvetleri olunca, Kuzey Denizi’nde gambot komutanı oldu. İlk görevi Alman balıkçılarını İskoç ve Hollanda teknelerinden korumaktı. Almanya’nın deniz gücüne sahip olmasının şart olduğunu anlayan Tirpitz, İmparator tarafından “yeni savaş taktikleri bulmakla” görevlendirildi. Meşhur çift çatallı sakalıyla karikatüristlere malzeme veren Tirpitz, çağdaşı Fisher’deki coşkunluk ya da gösterişe sahip değildi. Fisher’in yüksek zekası ve yaratıcı bir zihni varsa, Tirpitz’in her şeyi incelikle hesaplayan bilimsel bir kafası vardı. Aşırı milliyetçiliği yüzünden tek bir düşmana odaklanmıştı: İngilizler. Tirpitz, müthiş bir denizci olsa da diplomatik ve politik zekası çok parlak değildi.   

ÇİN’İN SUN TZU VE ZENG HE’Sİ

Drednotlar çağını ıskalayan Çin ise geçmişteki stratejistleriyle övünebiliyor. Mesela General Sun Tzu bunların en ünlüsü. Sun Tzu’nun öğretileri bugün dahi Komünist Çin tarafından kullanılıyor.

MÖ 500'de savaşan beylikler dönemi Wu Devleti’nde (bugünkü Çin) yaşamış ünlü Çinli komutan, filozof ve askeri bilgedir. Sun Tzu, modern strateji kavramının babası sayılabilir. Savaşın galibinin savaştan önceki stratejik yığınak ve faaliyetlerle belli olduğunu savunur. Meşhur “Savaş Sanatı” isimli eserinde şöyle der: "Gerçek zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir. Gerçek önder savaşmadan kazanan önderdir."

Zeng He ise İmparatorluk Çin’inde kurulan en büyük donanmanın komutanıdır. Türk asıllı olduğu bilinen Amiral Zeng He, karasal bir devlet olan Çin’i denizcileştirmek istemiş, 1405’te 60 gemilik, 27 bin askerlik dev bir filoyla Hint ve Pasifik okyanuslarına açılmıştı. 28 yıl boyunca denizlerde gambot diplomasisi uygulamıştı. Donanmasıyla Afrika’ya kadar uzanan Zeng He, büyük başarısına rağmen, merkezi devlet sistemindeki saray entrikalarına kurban gitmişti. Hal bu ki Çinliler denizcilikte çok iyiydi. Manyetik pusulayı, gök atlasını, omurga üzeri gemi dümenini, çok direkli yelkenli gemiyi Avrupa’dan en az bir asır önce bulmuşlardı.

Bugünkü Çin Devleti ise imparatorluğun hatasına düşmedi. Kalkınan ve dünya ekonomisinde bir dev haline gelen Çin Halk Cumhuriyeti, donanmasını son 20 yılda en üst seviyeye taşıdı. ABD Deniz İstihbarat Ofisi (ONI) tarafından ülkelerin deniz savaş gücü üzerine hazırlanan raporda, Çin donanmasının son yirmi yılda 3 kat artarak 360 savaş gemisi gücüyle dünyanın en büyük donanmasına sahip olduğunu duyurdu. Raporda, Çin donamasının gelecek 4 yıl içinde gemi sayısını 400'e çıkarmayı hedeflediği ifade edildi. ONI raporunda, Çin Halk Cumhuriyeti'nin 'endişe verici' bir hızla modern savaş gemisi, denizaltılar, uçak gemileri, savaş uçakları, amfibi saldırı gemileri, balistik nükleer füze denizaltıları, büyük sahil güvenlik kesicileri ve kutup buz kırıcıları inşa ettiği belirtildi. Çinliler Amiral Mahan’ı iyi öğrenmişti.

OSMANLI’NIN PİRİ REİS’İ

Çin gibi esasen bir kara gücü olan Osmanlı’nın (Türk devletleri olarak bakıldığında bilinen ilk stratejist  Bilge Vezir Tonyukuk’tur) bilinen en eski stratejisti ise sanıldığı gibi Kaptanı Derya Barbaros Hayreddin değil, Kitabı Bahriye’nin yazarı  Piri Reis idi. Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhyiddin Piri’nin ailesi 2. Mehmet devrinde padişahın emri ile Karaman’dan İstanbul’a  göç ettirilen ailelerdendir. Aile daha sonra Gelibolu’ya geçmişti. Piri Reis'in amcası ünlü denizci Kemal Reis’tir. Akdeniz’de amcası ile korsanlık yapan Piri Reis, 1486’da amcası Kemal Reis ile birlikte İspanya’da soykırım tehlikesi altındaki Müslümanları Cezayir’e taşıdı. Venedik Donanması’na karşı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı Donanması’nda gemi komutanı olarak görev aldı, ilk kez savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı Sancağı, Moton, Koron, Navarin, Midilli ve Rodos deniz seferlerine katıldı. Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti. Daha sonra çekildiği Gelibolu’da seferlerinde bulduğu haritalar ve kendi gözlemlerinden yararlanarak, 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritadan günümüze kalan bölümdür. Bazı tarihçilere göre, Yavuz Sultan Selim, dünya haritasına bakmış ve "Dünya ne kadar küçük..." demiş. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve "biz doğu tarafını elimizde tutacağız" demiştir. Selim, daha sonra 1929'da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir. Portekiz Donanması’nı Hint Okyanusu’nda yenmeyi başaran Piri Reis, Basra’daki Portekiz üssünü alamayınca, saray dedikoduları ve iftiralarla 80 yaşındayken Kanuni’nin emriyle Mısır’da boynu vurularak idam edildi.

Piri Reis’in sonu da Zeng He gibi olmuş, Osmanlı tarihteki tek stratejistini, 80 yaşında öldürmüştü. Tıpkı Çin İmparatorluğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun da denizlerden çekilmesiyle, çöküş süreci paraleldir.

TÜRKİYE’NİN CEM GÜRDENİZ’İ

İşte Modern Türkiye’nin kurucusu büyük önder ve bence tarihteki en büyük stratejist Mustafa Kemal Atatürk de, bu yüzden denizcileşmeyi emretti.  “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” derken, sadece İzmir’in kurtarılmasından söz etmiyordu. Türkiye’nin denizlerine hakim olmasını da istiyordu. Mavi Vatan’ın isim babası ve doktrin yazarı Amiral Cem Gürdeniz de, Atatürk geleneğinden gelen donanma kültürüyle yetişti. Çağdaş harp okullarında okudu, yurt dışında eğitim gördü. Hem askerlik yaptı, hem de entelektüel ve stratejist bir donanıma sahip oldu. 2000’li yılların başından itibaren Türk Donanması’nın milli ve yenileşmiş olması için Özden Örnek, Soner Polat ve tüm diğer amirallerle birlikte çalıştı. Mustafa Kemal’in askeri olduğu için hain FETÖ ajanlarının hedefi oldu. Vatan hainleri yüzünden 3 küsur yıl hapis yattı ama bir gün bile devletine, milletine küsmedi. Aksine daha da bilendi ve eserler verdi. 15 Temmuz hain FETÖ/NATO darbe girişiminde milletinin yanında mücadele verdi. 462 bin kilometrekarelik Mavi Vatan ve Doğu Akdeniz doktrin ve stratejilerinin tüm dünyaya yayılmasına öncülük etti. Bugün Çin’den ABD’ye, İtalya’dan Rusya’ya, İngiltere’den Fransa’ya tüm gazeteciler onu arıyor ve Türkiye’nin konumlanmasını ondan öğreniyor. En büyük takipçileri ise Yunanlılar. Amiral Gürdeniz’in her yazı ve demeci, en hızlı biçimde Rumcaya çevriliyor ve düşmanlar onun fikirlerini öğreniyor.

Bugün diğer vatansever emekli amirallerle birlikte neden hapiste olduğunu, Pankuş yayınlarından çıkan nefis kitabı, “Doğu Akdeniz – Mavi Vatan’ın Güney Cephesi”nde anlatıyor:

“Her 100-150 yılda el değiştiren küresel liderlik koltuğunu korumak her büyük gücün kaçınılmaz refleksidir. Bu refleksin Türkiye’nin 21. Yüzyıl geleceğinde çok önemli ve yaşamsal önceliği olan Doğu Akdeniz’e yansıması nasıl olacaktır? Bu önemli alanda Avrupa Atlantik sisteminin temel hedefleri; başta İran’ı etkisiz kılarak İsrail’in güvenliğine katkı sağlamak, Arap Dünyası’nın bölünmüşlüğünü devam ettirmek, Rusya ile Çin’i çevreleyerek küresel güç mücadelesinde üstün gelmek, enerji arz güvenlik tekelini elde bulundurmak olarak özetlenebilir. Bu süreçte Türkiye önüne engel olarak çıkıyorsa, Türkiye de hizaya sokulması ve gerekirse dönüştürülmesi gereken ülkeler listesine alınır.”

O adeta bir deniz feneri gibi yaklaşan tehlikeler konusunda devletini sürekli uyarmayı bir görev biliyor.

Bunun için de saldırıların hedefi oluyor.

Türkiye’nin neden denizcileşmesi gerektiğini anlatırken yeniden uyarıyor:

"Küresel Liderliğin Avrupa-Atlantik Sistemden Asya-Pasifik Düzene Geçme Sürecinde Dünya'yı Büyük Bir Savaşı Bekliyor. Devletimiz her türlü kurum ve kuruluşları ile sürekli kriz ve çatışma riski yaşanacak on yıllara hazır olmalıdır. Zira bu coğrafya, hegemonyanın el değiştirme sürecinin en kritik kanat alanı olacaktır".

Gürdeniz Amiralimizin, hiç sönmeyen bir deniz feneri gibi uyarı görevlerini yapması için pamuklara sarılarak özenle korunması gerekirken, bugün ona (ve diğer tüm emekli amirallere) reva görülen muamele Türk milletinin vicdanını kanatıyor.