Helalleşerek klonlanma

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

Helalleşerek klonlanma

Genetik  veya biyolojik klonlama ile koyun Dolly hepimizin belleklerinde bütün tazeliğiyle duruyor. Dolly, laboratuarda klonlama yoluyla üretilmişti. Devamı gelecekti. Ne var ki bu biyolojik veya genetik klonlamanın ucu açık olduğu, beklenmedik sonuçlar doğurabileceği ve en önemlisi de insan klonlamasına kadar gideceği kaygısıyla karşı çıkıldı ve en azından şimdilik rafa kaldırıldı. Neredeyse bütün dünya bundan ürkmüş; insanları kopyalamanın yaratacağı akla gelen gelmeyen pek çok sorunla boğuşmak zorunda kalınacağını haklı olarak düşünmüştü. Genetik uzmanları bütün insanların genetik olarak %99 aynı olduğunu söyleseler de, fizyonomik görünüm bakımından birbirinin aynısı olan insanların üretilmesi, böylece birey olmaktan çıkacak olmaları tahmini zor sonuçlar değildi.

Oysa Cumhuriyet’in sağladığı birey olma kültürü ve bireysel farklılıklar, genetik klonlamayla değil, siyasal klonlama yoluyla silikleşmeye başlamıştır. Biyolojik klonlama yerini, ülkemizde siyasal klonlamaya bırakmıştır. Siyaset sahasında partilerin çoğu bu yüzden birbirine çok benzer duruma gelmiştir. Kültürel ve siyasal klonlama, genetik klonlamadan daha hızlı işlemektedir.”Helalleşme”, bu klonlamanın iyice gün yüzüne çıktığını göstermektedir. Bireyleşmeye, eşitliğe, ülkenin birlik ve beraberliğine, Türk halkının refah ve huzuruna sahip çıkan sağdan-soldan her birey,  iktidar-muhalefet çelişkisinde farklılıklar ararken, helalleşme furyası sayesinde siyasal klonlamanın neredeyse tamamlanmış olduğunu açıkça görmüş oldu.

Farklılıkları Cumhuriyet karşıtlığının, Türk düşmanlığının, etnik ve mezhepsel ayrımın birörnek görünümü olarak kurgulayan siyasal klonlanma, kültürel genetiği de peşinden sürükleyerek “birbirine benzer bir yığın birey” üretme peşindedir. Türk toplumu toplum olmaktan kitleye dönüşme yolunda hızla ilerlemektedir.

Jean Baudrillard, “sonsuz sayıda çoğaltılmış, her yerde karşımıza çıkan bir bireyden başka bir şey kaldı mı elimizde?”sorusuna yanıt ararken, bu çoğaltmanın siyasal klonlamayla üzerine tüy dikildiğini söyleyebiliriz. 

Baudrillard devam eder: “Kültürel açıdan birey zaten klonlanmış bir varlıktır. Bu yüzden genetik ya da biyolojik klonlamaya gerek yoktur. Belki sıra ona da gelecek ancak daha şimdiden zihinsel ve kültürel açıdan birey klonlanmıştır. Bu gelişmenin farkına varamamak olanaksızdır.”[1]

Baudrillard, bunu kaosla açıklar. Yani insanın oluşturduğu makrokozmik anlamda küreselleşmenin bizzat kendisi  o kadar rastlantısal, belirsiz ve kaotik bir olgudur ki; hiç kimse onu denetleyememekte ya da herhangi bir stratejiyle ilişkilendirememektedir, diyor.  Küreselleşmenin kendisi kargaşa, rastlantı ve kaosun kaynağıdır. Bu yerinde bir tespittir. Özellikle kargaşa ve kaos, 21. Yüzyılın yeni evren anlayışı için çok geçerlidir. Ancak rastlantı tespiti bence doğru değildir. Bu kavram 300 yıl öncesine ait olmalıdır. Bugün rastlantı olmadığını biliyoruz. Küreselleşmeyi rastlantı ile açıklayamayız. Öznesi bellidir ve insanlığın neden ve nereye sürüklendiğini, küreselleşmenin özne/özneleri bilmektedir. Küreselleştirenler ile küreselleşen aynı değildir. 

O halde helalleşme klonlanması, bu kavramı telaffuz edenleri, nesne olmaktan kurtarmıyor. Öznesini belki helallik isteyenler dahi bilmiyor. En azından “helalleş” diyenleri birebir görmediler. Onlar küreselleştirilenlerin ve klonlananların belki halka göre bir çıta üstünde olabilir, bundan dolayı duyumsamıyor olabilirler. Bununla birlikte, halka göre onların bir önceliği olmuştur. “Kıdemli klonlananlar”dırlar. Siyasetin ve halkın  da aynı ellerce klonlanmasını “helallik” isteyerek sağlamaya çalışmaktadırlar.

Kültürel ve siyasal Klonlama nasıl oluyor?

En kapsamlı ve en derin kültürel klonlama Fetö’nün eseridir. Her meslekten, her görüşten, her ideolojiden bireyler, Fetö ile kültürün bir unsuru olan din yoluyla klonlanmıştır. Birey olmaktan çıkmışlardır. Çoğaltılmış Dolly’ler olarak, klonlanmış siyasetin nesnesi ve aracı haline gelmişlerdir. Yaratıcı farklılıkları, boyun eğen benzerliklere dönüştürmüşler; yıkıcı bir kitlenin mekanik aparatlarını üretmişlerdir.

Tarikatlar ve cemaatler aynı yoldadır. Her biri kendi Dolly’sini klonlamakta; ama bu Dolly’ler, yığınsal düzlemde hangi siyasi parti olursa olsun, aynı yerden kumanda edilerek güdülebilmektedir. Türk kültürünün farklı, zengin ve yaratıcı çeşitliliği, bireyi siyasal olarak klonlanmaya hazır hale getirecek kültürel klonlama ile yok edilmekte; bu çeşitlilik, çoğaltılmış benzeşik birey yığınlarının, “dinsel-etnik özgürlük adına” topyekun hücumuna uğratılmaktadır.

Anayasamızın ilk dört maddesi, 84 milyonun ve üzerinde yaşadığımız toprakların tek sığınağı iken, bir bakıyorsunuz, halk adına siyaset yaptığını sandıklarımız bu maddelerin ortadan kalkması için koro halinde ağız birliği yapabiliyorlar.

Terör sorununu birden “Kürt Sorunu” na dönüştürüp yumuşatıyorlar.

Cumhuriyet’e, milli birlik ve beraberliğimize saldıranları, “işgal ve bölme hakları gasp edilen” barış ve demokrasi güvercini ilan ediyorlar.

Sırf muhalefet olsun diye Fetö felaketini, yeniden tecrübe edilmesi gereken bir aşama ya da ulaşılması gereken hedef gibi gösteriyorlar.

Laik ya da anti-laik, bütün sembolleri kullanarak bireyleri sembolik ve sayısal yığınlar içinde eritiyorlar.

Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve insan haklarını, etnik ve dinsel ayrımlaşmanın meşrulaştırıcı araçları olarak tanımlıyorlar.

Küreselleşmenin öznesi/nesnesi olmaya kalkarken, “helalleşme” söylemiyle kasabalı gibi davranıyorlar.

“Helalleşme”, haramı meşrulaştırmanın manifestosu olarak karşımıza çıkıyor ve adeta şunları haykırıyor:

“Cumhuriyet, laiklik, hukukun üstünlüğü, eşitlik  ve tam bağımsızlık bizim şiarımız değil, sakın yanlış anlamayın; Atatürk partisiyken bu değerler uzun süredir savunulmuş olabilir, bakın bu yanlıştan dönüyoruz. Bizi eskisiyle karıştırmayın. Savunmamız sizi incittiyse, n’olur helalleşelim, aynı kültürel ve siyasal klonlamanın ürünüyüz. Aramızda fark olduğunu sananlar yanılıyorlar. Aynı saftayız;  şu işlediğimiz haramlara (aslında helallere) tevbe etmemize yardımcı olun; farkımız yok”. 

“Ülke ve ulus olarak bölünmez bütünlüğümüzü,

Türk milletinin birlik, beraberlik ve eşitliğini,

Hukukun üstünlüğünü,

Laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğumuzu,

Diyanet’in doğru ve yararlı bir din öğretimi vermekle yükümlü olduğunu,

Tarikat ve cemaatlerin yasadışı olduğu kadar, halka ve devlete zararlı olduklarını,

Bölücü terör sorunu olduğunu,

Atatürk ilke ve devrimlerine sadık bulunduğumuzu,

Terörizmi asla muhatap almayacağımızı,

Tarım ve sanayide yerli üretim yapılması gerektiğini, 

“Azılı terörist başının heykelini” diktirmeye kalkanlarla ve siyaseti etnik terörizmin aracı olarak kullananlarla mücadele edeceğimizi,

Türk vatandaşlarını her türlü sığınmacılardan üstün tutacağımızı,

Mesele vatansa, siyasetin de teferruattan ibaret olacağını,

Düşünmek gibi bir haram işleyip, siz bölücü ve dinci (fetöcü) yığınlardan özür diliyor ve helallik istiyorum; kabul buyurun, helalleşelim. Zira bu haramları işleyip de sizlerin teveccühüyle helalleşmeden ahrete intikal etmekten Alllah’a sığınırım. Bu günahlarımızı önce siz affedin. Allah da sizin yüzü suyu hürmetinize bizi affeder.” 

“Çünkü hepimiz siyasal ve kültürel Dolly’yiz. Bizi küreselleştiren özne/özneler, bakın, klonlandığımız gibi klonluyoruz.”

Helalleşme budur. Terörle, eşkıya ile, Fetö ile helalleşmenin tercümesi böyledir. Kültürel klonlanma, bu helalleşme ile siyasal klonlanmaya doğru ilerlemektedir.

Önerim şudur:  Helalleşmeden önce bence lanetleşin: “Sana gelen bu bilgiden sonra her kim bu konuda seninle tartışmaya kalkışırsa, de ki: “Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da Allah’ın lâneti yalancıların üzerine olsun diye dua edelim.”

Siyasal klonlanma, genetik klonlamayı çoktan gölgede bırakmıştır.

Cumhuriyet, bireyin ve toplumun klonlanmasına en kararlı biçimde karşı çıkmanın felsefesidir. Türk milleti öznedir ve kendi kaderini kendisi tayin eder.

  
[1] J. Baudrillard, Anahtar Sözcükler, Çev. Oğuz adanır-Leyla Yıldırım, Paragraf yayınevi, İst. 2005, s. 64.