Her gün Cumhuriyet

featured

Aykut Tayfur yazdı

Yeni doğan kuzularla beraber dört yüz elli adet hayvanı vardı. Saatlerdir kaybolan sürüyü arıyordu. Artık umudu tükenmişti. Kaç yıldır emek verip çoğalttığı sürüyü hırsızların kucağına mı terk ettim, diye söylenerek zifiri karanlıkta akarsuyun güney yönünde kaldığından emin olarak yol almaya başladı. Saat gece yarısı olmak üzereydi. Çocukluğundan, üniversite hayatına, askerden dönüşte iş aradığı yokluk yıllarına kadar her umudunu yitirdiğinde bu küçük ırmağın besleyip büyüttüğü koca söğüdün altına gelir, duasını eder, düşüncelere dalar ve umut dilenirdi. Hiçbir zaman da eli boş dönmedi.

Yaşlı söğüdün altına geldiğinde kendini toprağa bıraktı. Ağacın gövdesine yaslanır yaslanmaz gözlerini kapadı ve kendinden geçmiş halde uykuya daldı.

Akan su kir tutmaz, pisliği alır götürürdü, ancak son yıllarda kaynağından tertemiz çıkan bu suyun izlediği yol boyunca öyle çok pislik ve atık bırakılmaya başlandı ki, artık suyun dibini görmek mümkün değildi. Yıllar önce bu suda yengeçler dans ederdi, su yılanları oynaşır, harman horozları söğütlerin dallarından avlanmaya çalışan balıkçıl kuşlarını seyrederdi. Önce kumunu tükettiler, sonra balıklarını, sonra tek tek lağımlar, pislikler akıtmaya başladılar.

***

Bir çift mavi göz doğdu Meriç’in üzerine. Sıcacık elleriyle genç adamın kaybolan umutlarını geri getirmek istercesine yanağından süzülen gözyaşlarını sildi. Otların üzerine düşen çiğ damlalarının tertemiz pantolonunu ıslatacağına aldırmadan bağdaş kurdu. Kendinden emin ve güç veren bir sesle, “Üzülme çocuk, hepsi geçecek,” dedi. Meriç daha da ürperdi, gözkapaklarını iyice açmaya çalıştı, önce sis dağıldı, alacakaranlık yerini bulutsuz ve masmavi bir gökyüzüne bıraktı. Ürperti şaşkınlığa ve tebessüme döndü. Tebessümse ırmağın coşkun ve berrak halini görür görmez mutluluğa evrildi. Genç adam, “Fakat?” der demez, Mavi gözlerin sahibi, “Çocuk,” diyerek söze başladı ve “Bir gün dostlarla beraberken,” dedi:   

Bak Cevat, biz Anadolu’ya çıktığımızda bir marş söylerdik.”

“Dağ başını duman almış paşam.”

“Ya biz Anadolu’ya çıktığımızda altımızda kırık dökük bir arabayla yine kırık dökük yollar üzerinde dolaşırken bu marşı söylerdik çocuğum.”

O mavi gözler yine dolu dolu oldu ve eliyle gökyüzünü gösterdiği gibi yanlarından akan o ırmağı gösteriyordu. Meriç şaşkındı. Onca atık suyun, zehrin karıştığı su öylesine berrak akıyordu ki, sanki tarih öncesi devirlerdeki gibi, insan eli değmemişçesine, tertemiz. Genç adam anlamaya çalışıyordu. “Bu ırmağın adı Cumhuriyet’tir.” Meriç’in kalbi delicesine atıyordu. Heyecandan ölmek üzereydi. Karşısındaki mavi gözlü adam, bin bir yoklukla, yanına aldığı birkaç dostuyla bu susuz, kurak yerlere can veren suyu kaynağından bulup çıkarmak için gecesini gündüzüne katan mucizeler yaratan dâhinin kendisiydi. Ve su nasıl bu kadar temiz akabiliyordu? Daha az önce dibi görünmeyecek kadar bulanık değil miydi? Dili tutulan Meriç soru soramadan yanıtlar gelmeye başladı: “Sizlere bu ırmağı tam da bu şekilde bırakıp gittim. Şimdi herkese bunlar masal gibi geliyor, sanki yaşanmadı… Oysa bu ırmağı kurutursanız yaşayamazsınız. Kaynağından tek tek baktım. Ne çok pislik akıtmışlar içine. Bu şekilde devam ederlerse bu ırmak kurur. Lakin sen üzülme çocuk, su akmaya devam ediyor. Tek yapılması gereken bu ırmağı kirleten pis suları kesmek. Cumhuriyet, bildiğin ırmaklardan da coşkundur, çarçabuk paklar kendini. Umutsuzluğa kapılmamalısın, o ırmak berraklığını senin ve nicelerinin yüreklerinden alıyor. Umudunun tükendiğini hissettiğin anda şu berrak ırmağın akışını yüreğinde bil.”

***

Etrafına bakındı, kimseler yok. Gözlerini ovalayarak açtı ve ırmağın hızı kesilmiş, yine eskisi gibi kirli akıyordu. Rüyada olduğunu ve uyandığını başına buyruk köpeğinin havlamasıyla fark etti. Sürüyü toplamış gelmiş, bütün koyunları şimdi önünde duruyordu. Sevincinden hayvanlarına tek tek sarılmak geçtiyse de dönüp tekrar o ırmağa baktı. Bu ırmağı kirleten pis sular neydi? Çıkar için siyaset, sayısı belirsiz şeyhler – sahte hocalar, sahtekâr aydınlar, cahil ve popüler halkı kandıran o insanlar… Bir şimşek gibi çakıyordu sebepler ve sonuçlar zihninde. Hemen saatindeki takvime baktı. Rüya gördüğü an 29 Ekim’di. Ya 30 Ekim, 31 Ekim? Bu olamaz, dedi kendi kendine. Bu ırmak her gün temiz akmalı. Tek suyumuz bu, Cumhuriyet ırmağı: Köylünün hayvanları, tarlaları, işçinin emeğinin karşılığı, çocukların, öğrencilerin hayalleri. Doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi; vatanın yurttaşları; bu ırmak, bize can suyu.

 

Bu kısa hikâye Cevat Abbas Gürer’in anılarından alıntı olan cümle hariç tamamıyla kurgudur. Meriç adıysa I. Dönem Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un şu cümlesinden aklıma geldi. “Cumhuriyet Savcıları, Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz!”

Cumhuriyet ırmağının tüm berraklığıyla, eşsiz bir güzellikte hayatlarımıza akabilmesi için hepimize ayrı ayrı görev düşüyor. Ancak belki de en çok adalete, hukuka görev düşüyor. Bunu bir not olarak ekledikten sonra 29 Ekim’deki coşkunun bir rüyada kalmaması için 30 Ekim, 31 Ekim ve yılın tüm günlerinde aynı hassasiyeti taşımak zorundayız. Bu ırmağa hangi atık zehirler karışıyor? Kimler bizim can suyumuzu zifte buluyor? Avrupa’sı, Amerika’sı adına kimler zehir kusuyor? Bölücünün, tarikatçının değirmenine kimler su taşıyor? Hele ki 29 Ekim’de maskelerini takıp bu baloya katılanlar, sahte Atatürkçülerin, korkak ve suspus aydınların ertesi ve sonraki günler o maskeleri atıp, başka yüzlere büründüğünü fark etmedikten sonra ırmağımızı kirletmeye devam edecekler!..

Mesleğinde, yaptığın her işte, herhangi bir eylemde, bütün siyasetçilerin karşısında,  “Ben, Cumhuriyet’in özgür ve bağımsız bir yurttaşıyım,” fikrini canlı tutmak bile yetecektir. En çok da siyasetçiler ve medyada tanınan insanlar; bunları alkışlarken siz onlara değil, onlar size muhtaç… Cumhuriyet fikri başında hiçbir efendiyi kabul etmez. İster cübbeli sarıklı olsun, ister kravatlı ve hatta Atatürk rozeti taksın; bunu yapabildiğimiz anda birçok şey değişmeye başlayacak.

Ortada bir emek var ve bu emek hepimize emanet. “Ey Türk Gençliği” demeden önce şunları söylüyor Atatürk:

“… sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.”

“Efendiler, bu nutkumla milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.”

“Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.”

“Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.”

Bu emanet sadece bir gün değil, her gün!

Her gün Cumhuriyet

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

2 Yorum

  1. “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.” Bu kısım gençliğe hitabenin başına eklenmeli.

    Cevapla
  2. 1 sene önce

    Yargitay eski Bassavcisi Vural Savas;”Hukukla Aldatanlar”adli kitabinda der ki:”Cumhuriyet Savcilari tarafsiz olamazlar.Onlar Cumhuriyetten yanadirlar.”evet Cumhuriyet Savcilarinin tarafi Cumhuriyettir,Cumhuriyete sahip cikmaktir.Ancak, kapilarinda Cumhuriyet Savcisi tabelasi bulunan savcilar artik Cumhuriyetin degil SARAY’in savcilaridir yani Saray taraftaridirlar.Cumhuriyeti kuran Atatürk’e carsaf carsaf sahifelerinde hakaret edenlere,fikir özgürlügü diyerek sorusturma acmayan ama Saray’i elestirenlere Cumhurbaskanina hakaret diyerek sorusturma acan savci cumhuriyetin degil sarayin savcisidir.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!