Hükmedenin sorumluluğu

Yavuz Alogan yazdı...

Hükmedenin sorumluluğu

Makul ölçüler içinde faaliyet gösteren olağan bir hukuk devletinde yargıçlar Sedat Peker gibi ansızın dökülen bir mafya reisi için derhal bir “tanık koruma programı”na hükmederler, güvenli bir yolculukla onu yurda getirip pamuklara sararak ifadesini alırlar.

“Hep böyle yapıyorlar, vatanseverlik vatanseverlik, milleti coşturuyorlar, herkesi birbirine sokturuyorlar!”

Yakın tarihimizi aydınlatan bu sözlerden daha samimi bir itiraf olabilir mi? “İtirafçılık” diye bir müessese var. Tanık Koruma Kanunu (5726 Sayılı) Sedat Peker için uygulanmayı bekliyor.

Böyle durumlarda, soruşturmanın selameti için içişleri ve adalet bakanları derhal istifa ederek aklanmak üzere kendilerini savcılara teslim ederler, tanığın adını zikrettiği bütün zanlılar gözetim altına alınarak sorguya çekilirler.

Böylece Devlet’in kendisine tanıdığı sınırları aşan, korunma karşılığında bürokrasiye haraç veren mafya unsurları denetim altına alınır, bir kısmı tasfiye edilir ve bu kanalizasyon onarımının ardından hayat bir şey olmamış gibi devam eder.

Sedat Peker’in kullandığı aşırı samimi dil (“Sülü, yirmi yıl yatırım yaptım sana lan Sülü! / Sen benim dönüş biletimdin, vallahi boynuna tasma takıp etlerini parça parça yolacağım, süslü Süslü!”) ülkede bir şok etkisi yarattı, yaptığı açıklamalar Devlet’i felç etti, Kurtlar Vadisi’nin üzerindeki örtü sıyrıldı ve ardındaki gerçek olanca çıplaklığıyla gözler önüne serildi.

Şahsen ben çok şey öğrendim. Uyuşturucunun Avrupa’da neden ucuz, Ortadoğu’da pahalı olduğunu; güzergâhları, dağıtım noktalarını; gemiciklerin ve marinaların sırrını; Venezuela peynirini; siyasî cinayetlerin esrarını; İstanbul’un uyuşturucu kullanımında dünyada ikinci, Adana’nın üçüncü olduğunu; Yavru Vatan’ın bir batakhaneye dönüştüğünü; maaşı kadar namusu olan medya unsurlarının sefaletini…

Şekspir’in Hamlet oyununda dediği gibi, “Çürümüş bir şeyler var bu Danimarka Sarayı’nda. Şu kalın duvarların ardında çürümüş bir şeyler var… Ah, Arabistan’ın bütün kokuları, okyanusların bütün suları temizleyemez artık bu kirli elleri…”

Yuvarlak laflarla ortamı sislendirmeye çalışan Saray Devleti, Sedat Peker’in iddialarına karşı kendisini savunamadı, kimse istifa ya da intihar etmedi; savcılar suskun, yargıçlar derin düşünceler içinde çaresiz beklemekte, güvenlik bürokrasisi kellesini kollamakta… Attila İlhan’ın dediği gibi, “o şenliklerden heyhat kim kaldı / ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney / keman yanlış anlaşılmasından tedirgin / utlar vahim sorular soruyor.”

Sayın Saray, bakanına sahip çıktıktan sonra bir şey olmamış gibi başını başka yöne çevirdi. Bunun üzerine herkes başını çevirerek O’nun baktığı yöne, Yassıada’ya ve Taksim Camisi’ne doğru baktı. Sayın Reis muhalefeti tehdit etti: “Bu daha bir şey değil, daha neler neler olacak!”

Neler neler olacak, maydanozlu köfteler pişecek! Oysa muhalefet güvence veriyor: “Miting bile yapmayacağım, vallahi seni üzmeyeceğim, devri sabık yaratmayacağım. İktidarı ver, gerisini merak etme sen!” Hızla zemin kaybeden, zora girmiş bir iktidar daha ne ister! Ama, hayır! Vesayetin son kalesi olarak gördüğü ana muhalefet partisini yok etmeye, diğer partileri tahakküm altında ezmeye kararlı.

Yukarıdaki zafer fotoğrafına iyi bakınız. Saray geleceğin umudu gençlerle birlikte! 2013 Haziran Ayaklanması’nın başladığı gün çekilen bu fotoğraf Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın üzerinde heyûla gibi yükselen Taksim Camisi’nin açılış töreninde liderin yarattığı yeni nesli gösteriyor. Fikret’in değil, Âsım’ın nesli; kindar ve dindar…  

İstanbul’un yeniden fethi için 70 yıl süren mücadele nihayet zaferle sonuçlandı. Siyasî İslâm nihayet kozmopolit Pera’dan intikamını aldı. Yakında 31 Mart anısına irtica ile liberalizmin, Derviş Vahdeti ile Prens Sabahattin’in birleşik anısına Topçu Kışlası da Taksim Meydanı’ndaki yerini alacaktır. Aslında Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın karşısına Kuşçubaşı Eşref, Sapancalı Hakkı, Bahattin Şakir, Süleyman Askerî, Doktor Nazım ve diğer İttihatçıları Talat-Enver-Cemal Paşalar’ın çevresinde gösteren bir Hürriyet Devrimi Anıtı uygun düşerdi. Ya da sağında vatan şairi Namık Kemal’in, solunda Jön Türk Ziya Paşa’nın durduğu, elinde Kanun-u Esasi tutan bir Mithat Paşa anıtı! İleride belki…

Neyse, konuyu dağıtmayalım.

Saray sembolizmi seviyor. Amiralleri 27 Mayıs günü ifadeye çağırdı; Taksim Camisi’nin açılışını Haziran Ayaklanması’nın ilk gününe denk getirdi. Danıştay, Ayasofya kararını saat 14.53’te (1453, İstanbul’un fethi) açıkladı; Sayın Reis, Ayasofya konuşmasını saat 20.53’te yaptı (fethin 600. yıl dönümü ve AKP’nin 2053 hedefi); Ayasofya 24 Temmuz’da (1908 Hürriyet Devrimi’nin ve Lozan Antlaşması’nın yıldönümü) kılınan Cuma namazıyla ibadete açıldı; böylece, Cumhuriyet’e karşı Büyük Kalkışma başladı.

Bu sembolizmin, kutsal metinlerdeki harf ve sözcük sayısının şifreler içerdiğini iddia eden kadim Hurûfilik’le bir ilgisi olabilir mi? Bilemiyorum. Fakat Saray’da bu işlerle uğraşan bir birim olduğu kuşku götürmez. Bu birim halkı millî bayramlardan soğutmakla ve Sayın Saray’ın önemli hamle günlerini tarihî olaylara denk getirerek taraftarda bir rövanşizm sevinci yaratmakla görevli olmalı.

Peki Sedat Peker neyi sembolize ediyor? Gemi tam ABD rıhtımına demirlemek için manevra yaparken patlak veren bu narkotik mafya muhabbeti ne anlama geliyor? Batmakta olan geminin ambarındaki huzursuz fareler tahlisiye filikalarının çevresinde toplanmış, nasıl etsek de kaptana muhalif gibi görünsek ya da Devlet’in içinde yuvalanmış hangi çetenin yanında dursak diye tartışıyorlar.

Bu arada tekke mensubu sarıklı amiral ne oldu? Soruşturma “çok yönlü” olarak devam ediyor mu? Boğazlar Sözleşmesi hakkında açıklama yapan yurtsever Amiraller sorgulanırken, tekkeci amiralin sarığı başında, cübbesi sırtında duruyor mu?

İnsan bizzat çıkardığı kanunların koruması altında aklına esen her şeyi yapabilir mi? Ne kadar süreyle yapabilir? Her şeye hükmeden mi her şeyden sorumludur, yoksa hükmedilenlerin korkaklığı ve basiretsizliği midir hükmedeni yaratan?

Neyse artık… Şekspiryen sorularla mevzuyu uzatmayalım. Zaten okurlardan şikâyet geliyor, lafı fazla uzatıp kafamızı karıştırıyorsun, diye. Üstelik herkes her şeyi anladı… Fazla söze gerek yok. Bakalım Sedat Reis bugün ne diyecek? Kimin etlerini parça para koparacak? Elli beş milyon sabırsızlıkla bekliyoruz.

Bence herkesin topluca açıklama yapması lazım.

Korona hapsiyle geçen bu güneşli günde herkese topluca açıklama yapma cesareti, muhalefet partilerine de gerçeği görme ve anlama kabiliyeti diliyorum. Bakın, Avrupa’dan Amerika’dan size fayda gelmez. “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

yalogan@gmail.com