Hükümet açlığa çözüm bulabilir mi?

Hükümet açlığa çözüm bulabilir mi?

Siyasi partilerin iktidar mücadelesinin arasında kaldık. Bu kavga bizleri yani halkı gerçek mücadelenin özünden kopardı. Bu kavga, sosyal ve ekonomik dengeleri, üretim ve halkın lehine değiştirmek için yapılacak mücadelenin önüne geçti. Toplum bir sağa bir sola savrulurken, emperyalizm tüm kurumlarıyla önce tarım sektörüne yerleşti. Hükümetin düzeltme yönündeki inisiyatif koyma gücü azaldı; durumu idare etmekte zorlanıyor. Sık sık açıklama yapmaya çalışsa da yetmediği yerde muhalif hareketleri ya da itirazları zorla baskılamaya çalışıyor. Geçmişin vebalini sırtında taşırken, siyasi ve ekonomik olarak kıstırılmışken bu işi nasıl ve nereye kadar kotaracak belli değil.

TARIM ARAZİLERİ YOK EDİLDİ

AKP iktidarının emperyalizme teslimiyeti ilk tarımla başladı. Son 25 yılda Hollanda büyüklüğünde tarım arazisini kaybettik. Bu araziler, konut, otel, otoyol, üniversite, sanayi tesisi yapılması yanında enerji ve maden çıkarılması için ya haraç mezat ya satıldı ya da yandaşa peşkeş çekildi. Büyükşehir yasası ile kırsal alanların imar planları içine alınması, şehre ulaşımı kolay bölgelerde tarımsal faaliyetleri bitirdi. Şehirliyi başka şehre veya ithalata mecbur bıraktı. Yenilenebilir enerji, ‘üstün kamu yararı’ gibi gerekçelerle tarım arazilerinin sanayi alanına çevirdi. Kaybettiğimiz Hollanda büyüklüğündeki topraklarda Hollanda, Türkiye’nin dört katı ihracat yaparken iktidar emeksiz gelen sıcak paraya ulaşmak için tarım arazilerini kiraya vermeye başladı. Emperyalizmin en güncel projesi olan sömürge tarım ülkeleri projesine teslim oldu. Miras hukukunda tarım alanlarının parçalanamayacağı maddesi koyarak bireysel tarımsal faaliyetlerin önünü tıkadı. Topladığı arazileri emperyalist ülkelerin şirketlerine haraç mezat satışa çıkardı. Kiralanan topraklardan arda kalan toprağın artık toprak olmadığını bilerek elli yılını kurtarmaya çalıştı. Ancak eldeki hesap çarşıya uymadı. Küresel şirketler kazanırken, ülke toprakları kirlendi, üretim düştü, besin güvenliği kalmadı ve işsizlikten başka bir sonuç elde edemedi.

Sayın Cumhurbaşkanının sık kullandığı, kullanırken haz aldığı bir atasözü var. Sık sık şöyle der: “Kulun bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var”. Atasözünün üstüne diyecek sözümüz yok. İktidar elli yıl hesabı güderken, Allah hesabımızı hatırlatmaya başladı. Koca Anadolu kıraç toprağa dönüştü, dağda ot, ahırda kuzu kalmadı. Hükümet ithal et, ithal buğdayla çarkı çevirmeye çalışsa da açlık kapıda, sokakta, hanede. Tarımdaki çöküş kulun hesabını şaşırtmış durumda.

KÜBA’NIN TARIMSAL DEVRİMİ

Hükümet ne yapacak bilemeyiz ama tarımda yapılacak işlerin mahiyeti belli. Dünya’da ani çöküşler yaşayıp hızla toparlanan ülkelerin örnek oluşturması bir yerde içimize su serpmekte. Bu işin en canlı ve yeni örneği Küba! Küba, tarımsal devrimi başardı; kimsenin ne pestisitine ne herbisitine ne de tohumuna muhtaç. Küba’da tarımsal devrimi açlık ve toplumsal bilinç belirledi. 1989’da bir Kübalının kişi başı gıdalardan aldığı kalori 3000 iken 1992 yılında aniden 1900 kaloriye düştü. Ancak Küba bu işi çok kısa sürede ortalama beş yılda kotarmayı başardı. Artık tarım arazilerinden bereket fışkırmakta. ABD’nin pestisiti, herbisiti, tohumu sınırlarından giremiyor.

Küba ne yaptı da tarımda devrimi başardı?

  1. Tarımı ulusal öncelikli programına aldı.Bırakın tarımsal arazilerinin kaybını, evinin önündeki, arkasındaki toprağını sahiplendi. Bir çay kaşığı sağlıklı toprağın derdine düştü,
  2. Küçük ölçekli organik tarım faaliyetlerini artırdı,
  3. Topraklarının %79’u devlete ait bıraktı. Üretim yapanlara sonsuza kadar kullanım hakkı verdi,
  4. Tarım Bakanlığı, organik üretim yapması nedeniyle başta Avrupa ülkeleri ve Kanada gibi ülkelerin fonlarından faydalandı,
  5. Çiftçi eğitimini hedefe koydu,
  6. İyi kalitede tohum kullandı,
  7. Ambargoya rağmen ABD pazarlarında dahi yer buldu,
  8. 11 milyon halkın 55 binini tarımda çalıştırdı ve 250 çiftçi kooperatifi kurdu,
  9. Organik tarım yapılan alanların oranını %80 nin üstüne çıkardı. 1980’lerde 21 bin ton pestisit kullanırken şimdilerde kullanılan pestisit miktarı bin tonun altına düşürdü.
  10. Biyopestisit olarak bazı mikropları, bitkisel kompostları, kurtları ve hayvan idrarını kullandı. Dönüşümlü ekimi ve hastalığa dirençli bitkileri tercih etti,
  11. Büyük ölçekli tarımı devlet eliyle yürüttü,
  12. Organik tarımsal devrimle ortalama yaşam süresini 79 a çıkardı; diyabet, koroner arter hastalığı ve felç nedenli ölümleri azalttı.

TOPRAKLARIMIZI ÖLDÜRÜYORUZ

Bugün Dünya’da her yıl 22 milyar kilogram kimyasal gübre kullanılmakta. Ülke olarak tamama yakın kimyasal tarım yapmaktayız. Topraklarımız bu kimyasallarla doldu, toprağın mikrobiyal, organik bileşik ve faydalı mantarlar dengesi bozuldu. Toprağın biyolojik çeşitliliği azaldıkça üretim düştü ve bu düşüş daha fazla kimyasal gübre ile kapatılmaya çalışıldı; sonrasında ise toprağın üstündeki böcek çeşitliliği etkilendi. Yıkım burada durmadı. Nitrojenli gübrelerin yarısı yağmur ve sulama sularıyla nehirlere ve denizlere kadar ulaştı. Nehirlerde ve denizlerde ölü bölgeler oluştu. Oksijen içeriği kaybolmuş nehirler ve denizlerdeki ölü bölgeler nedeniyle balıklar ve diğer deniz canlıları yok oldu. Balıkların ve diğer deniz canlılarının yokluğunda yosunlar kontrolsüz büyüyerek sudaki oksijeni harcadı ve sonuçta ölü ırmaklar ve denizlere dönüştü. Artık bu ölü topraklarla, ırmaklarla ülkemizi besleyemiyoruz. Kalan toprağımızı da öldürerek ülkemizi öldürüyoruz.

Hükümetin bundan sonraki yol haritası ne olacak? Ya önce tarımdan başlayarak bir devrim başlatacak ya da açım diyeni susturmaya çalışacak. Temennimiz hükümetin bir devrim başlatması ve emperyalizmin işgal programına gerekçe faktörlerden en temel olguyu bertaraf etmesi. Halk olarak tevekülle bekliyoruz. Ancak tevekkül sağlam kazığa bağlamadığımız eşeğimizi aramayacağımız anlamına da gelmesin.