Hz. Ali neden 'Görmediğim Rabb'e tapmam' dedi

Hz. Ali neden 'Görmediğim Rabb'e tapmam' dedi

Bizde âdettir; bir konuyu tam anlayıp dinlemeden kesin hükümlere varırız. Yahut bir konunun sadece bir tarafını alır, diğer taraflarını görmezden geliriz. Konuya bütüncül değil işimize geldiği gibi bakarız. Hakikat peşinde koşmayız, hakikati kendimize uydurmaya çalışırız. İşimize geleni görür, gelmeyeni görmeyiz. Bu nedenle her işimiz yarım yamalaktır, derme çatmadır. Yine bu nedenledir ki, maddi-manevi hiçbir konuda iki yakamız bir araya gelmez. Sabırsızlıktan mıdır, her şeyi zaten bildiğimizden midir, kesin bir hükme varmak zor ama bu davranış şekli bizde bir alışkanlık haline gelmiştir.

***

İslâm tarihi ve irfan kitaplarında Hz. Ali’nin; “Görmediğim Rabb’e tapmam” dediğine ilişkin çok sayıda kayıt vardır. Kur’ân-ı Kerîm’deki kimi ayetlerden ve buna benzer kimi buyruklardan hareketle, İslâm düşünce tarihinde insanın Allah’ı görüp göremeyeceğine dair ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Son dönemlerde ise bu söze dayanarak Alevi düşüncesinin “materyalizm”e dayandığını iddia edenler çıkmıştır. Cümlenin başına ve sonuna bakmadan, öncesini ve sonrasını anlamadan sadece bu cümleye bakarak konuyla ilgili kesin bir hükme varmak yanıltıcı olacaktır.

***

Söz konusu cümlenin geçtiği olay şöyledir: Yahudi din bilginlerinden bi­ri, bir gün Hz. Ali’nin yanına gelir ve ona “Rabbine ibadet ederken O’nu gördün mü?” diye sorar. Hz. Ali cevaben; “Ben görmediğim Rabb’e ibadet etmem ki.” Yahudi din adamı ikinci bir soru daha yöneltir: “Peki, O’nu nasıl gördün?” Hz. Ali bu ikinci soruya şu cevabı (aslında kilit cevap da budur) verir: “Çıplak gözler, O’nu algılayıp göremez; ancak kalpler iman hakikatleriyle O’nu görür.”[i]

***

Benzer bir olay da On İki İmam’ın beşincisi İmam Muhammed Bâkır’dan aktarılır. İmam Muhammed Bâkır’a, bir gün Hz. Muhammed’in Rabbini görüp görmediği sorulur. İmam Muhammed Bakır, bu soruya verdiği cevapta bir ayete de atıf yapar: “Evet, kalbiyle O’nu gördü. Aziz ve Celil olan Allah’ın şu sözünü duymadın mı? ‘Gönlü gördüğünü yalanlamadı. (Necm, 11)’. Yani gözüyle O’nu görmedi, gönlüyle gördü.”[ii]

***

Alevilik, gönül üzerine kurulmuş bir yoldur. Bu nedenle gönül kavramı Alevilikte merkezi bir yer teşkil eder. Alevî edebiyatında Allah’ın mekânının gönül olduğuna ve insanın ancak Allah’ı gönül gözü ile göreceğine dair sayısız atıf vardır. Konuyla ilgili kaynaklarda yer alan ham malzeme bile büyük boy bir kitap eder. Birkaç örnekle konuyu izah etmeye çalışalım.

***

Aleviliğin yazılı kaynakları arasında önemli yer tutan ve Erkânnâme adıyla yayımlanan bir Buyruk kitabında Hz. Muhammed’den aktarılan bir hadise göre; “Mü’min’in kalbi Allah’ın evidir”; “Mü’min’in kalbi Allah’ın arşıdır.”[iii] İmam Cafer Sâdık, kalbin imanın meskeni olduğunu şöyle açıklamaktadır: “İman kalptedir, yakin ise ilhamlardır.”

Yine aynı eserde şöyle demektedir: “Gözün iki çeşidi vardır, ten gözü ve can gözü olmak üzere. Ten gözüyle halk görülür, can gözüyle Hakk görülür. Ten gözü zâhiri görür ve Allah’ın varlığının delillerini müşahede eder ve yapması gerekenleri yapar, yasaklananlardan da sakındırır. Can gözü ise bâtına bakar. Kalp gözü de derler, bâtın gözüne. Bu göz hep eşyanın içine bakar, dışarı bakınca sıfat, içeri bakınca zât görünür. Hz. Peygamber (as), ‘Mü’min’in kalbi, Allah’ın evidir’ diye buyurmuştur. Bu hadis gereğince, gönül Hakk’ın evidir.”[iv]

Gönlü diriltmenin yolu, nefsi öldürmekten geçer. Şeyh Sâfî buyruğuna göre; “Eğer sorsalar, ‘Bu yolda ne var?, ’Nefsi öldürmek, gönlü diriltmek vardır.’”[v]

***

Alevî şairleri de konuyla ilgili zengin malzeme sunmuşlardır. Mesela Yunus Emre’ye göre, Allah’ın tahtı gönüldür: “Gönül Çalab’ın tahtı/Çalap gönüle baktı/İki dünya bedbahtı/Kim gönül yıkar ise”[vi] Kaygusuz Abdal da benzer şeyleri terennüm eder: “Kamu gönül Hakk’ın meskeni olmuş.”[vii]

Şah İsmail, gönül kavramına vurgu yapan şairlerden bir diğeridir. Ona göre gönül; Allah’ın tecelli ettiği yerdir, Allah’ın evidir. Gönül pak edilmeli, temiz tutulmalıdır. Hakk’ın didarı ancak gönül gözüyle görülebilir. Yıkık gönüller Allah aşkı ile mamur edilir.

Kul Budala da aynı gerçeğe temas eder: “Yok ise kalbinde muhabbet sevgi/Yıkıktır kalbinde Allah’ın evi”[viii]

Anadolu Hatayilerinden Şah Hatayi, “Şah Hatayi’m eydür bakma bu hale/Gönlümüzde vardır bir ulu kale”[ix] diyerek “La ilâhe illallah’[x] benim kalemdir, kim bu kaleye girerse azabımdan güvende olur”[xi] kutsi hadisine gönderme yapar.

Genç Abdal ise insanlara, Hakk’ı candan sevmeyi öğütler: “Genç Abdal’ım Hakk’ı seversen candan/Hakk seni ayırmaz yoldan erkândan/Yalan söz söyleme çıkma imandan/Allah bir Muhammed Ali aşkına”[xii] Yine Genç Abdal’a göre, kişinin can gözü açık olmalıdır. Can gözü açık olmayan gafildir: “Gaflet uykusunda yatar uyanmaz/Can gözü kapalı gafilân çoktur”[xiii]

[Örnekler çok, biz bu kadarıyla yetinelim.]

***

Özetle, bir konunun önünü arkasını iyice bilmeden, tamamını görmeden, konuyu anlayıp dinlemeden verilen hükümler bizi genellikle yanlış yere ulaştırır. İşimize geleni alıp işimize gelmeyeni görmezden gelmek ise tam anlamıyla kötü niyetliliktir. Bu da Aleviliğin kaderi sanırım. Geçmişte de doğru anlaşılmak istenmedi, bugün de istenmiyor…  


[i] El-Kuleyni, Usul-u Kafî, Hadis no: 260
[ii] Şeyh Saduk, Tevhid, Hadis no: 138
[iii] Erkânnâme-1, Haz: Doğan Kaplan, s.173
[iv] Erkânnâme-1, Haz: Doğan Kaplan, s.186
[v] Şeyh Safî Buyruğu, Haz: Doğan Kaplan, s.267
[vi] Abdulbaki Gölpınarlı, Alevi-Bektaşî Nefesleri, s.128
[vii] Kaygusuz Abdal, Dil-güşâ, s.72
[viii] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 3/71
[ix] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 2/141
[x] Allah’tan başka ilâh yoktur.
[xi] Şeyh Safî Buyruğu, Haz.: Doğan Kaplan, s.139
[xii] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 1/440
[xiii] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 1/441