İmamlar ne iş yapar?

İmamlar ne iş yapar?

Diyanet'in yetmiş bin imamı beş vakit namaz dışında ne iş yaparlar? Namaz dışı vakitlerini nasıl değerlendirirler?

Yetmedi şimdi 'din subaylığı' konuşuluyor. Her karargahta mescit mutlak var ancak şimdi başlarına 'imam subaylar' tayin edilmesi düşüncesi ne anlama geliyor? Asker kendini hiyerarşik disiplin (emir-komuta) içinde beş vakit namaza mecbur hissetmez mi? Şimdi vakit namazını kılmazsam komutan bana takar, demez mi?

Büyük tarihi yalanları tarihçiler uydurdu, tarikatlar-cemaatler ne işe yarar?

Bu abdallar ve dervişler ne işe yarar diyecek cesur gerçekçi tarihçilerimiz çıkmadı. Şeyhlerin asılsız uydurma rüyalarını imparatorluk ideolojisi haline kasıtla getirdiler.

Oysa şeyhler-dervişler-abdallar tarih boyu İmparatorluk'a ayak bağı ve problem olmuştur.

Beyni yıkanmış sağcı dinci kitleleri uyarmak için seminerlerimde, arkadaşlar, tarihçileriniz sizi kandırıyor, bu tarikat ve cemaatlere başka türlü bakmayı deneyin.

Bu tarikat ve cemaatlerin tarih boyu siyasi iktidarla kavgası iskan ve yurt edinme üzerinedir, sultan bize toprak versin'in o yüzyıldaki kooperatifleridir. 

Hikaye çok anlaşılır ve basittir, gazilerimiz ve ahiler ve padişah savaşlarla gayrimüslimlerin kasabalarını kiliselerini evlerini köylerini ele geçirir ve sonra buraların şenlenmesi için gazilere ve ahiler'e yurt ve vakıf olarak bağışlar.

Ve bu boş arazilere nüfus lazımdır, kalabalık derviş grupları da işte bu yeni fethedilen topraklarda pay ister. Sultanın da bu boş toprakların hayata geçirilmesi için bu cemaatlere ihtiyaçları vardır. Tekke ve zaviye, aş evleri, dini eğitim, yolcuları misafir etme, açları yetimleri doyurma, gayrimüslim halkla sıcak ve yumuşak geçinme'ye ihtiyaç vardır.

 Sultan'dan iskan için yurt ele geçiremeyen cemaatler sultan'a meydan okur, zaten bu şeyhlerin büyüklük (kutbiyyet) derdi vardır, yani mekanın büyüğü ve sahibi biziz derler.

Hem Selçuklu hem Osmanlı sultanları bu şeyhlere hem yurt vermiş hem başlarına bela olan bu tarikat ve cemaatlerin yarattıkları tehdit ve kargaşayla başları belaya girmiştir.

Bir-iki padişah dışında istisnasız bütün Osmanlı padişahları bu cemaatlere karşı çok sert tedbirler almış çoğu padişah gözünün yaşına bakmamıştır, tarih boyu kargaşaya sebep olmuşlardır.

Seminerlerimde genç arkadaşlara, size anlatılan ruhani ilahi rüyaları tarih sanmayın, tarihe başka türlü bakın, o günkü sosyal hayat için bugünkü okullar ve oteller ve kahvehanelerin karşılığı olan şeyhlerin idaresinde (hankah, ribat, tekke, zaviye vb.) gibi dervişlerin toplandığı eğitildiği yolcuların misafir edildiği aş verildiği otel hizmeti gören ve dini eğitim ve sohbetlerin verildiği bu kurumlar ilk hallerinden bugün çok farklıdır.

Mesela Balkanlar'daki Saru Saltuk iyi bir örnektir, Selçuklu ve Osmanlı'nın fethedilen topraklarda 'istimalet' adı verilen gayri müslim halkı incitmemek iyi geçinmek işlerini kolaylaştırmak ve dini yumuşak anlatmak gibi resmi politikaları vardı. Ve kuruluş yüzyıllarında ahlakda zühde hatta cezbede tıpkı Hristiyan azizleri gibi hayat yaşayan dervişlerin Hristiyanları etkileyip iyi geçindikleri aşikardır.

Ancak derviş abdal gruplarını gazilerle ahilerle bir tutmayın, hayata başka sorular sorun, mesela Batı'da rönesans ve aydınlanma aristokrat ve burjuvanın boş vakit yaratmasıyla ortaya çıkmıştır.

Yani işsiz güçsüz 'bohem' insanlar kendilerini bilime kitaba keşfe icada vermişlerdir.

Bizim topraklarımızda en çok boş vakte sahip bu kitleler neden bilimin keşfin icadın önünü açamamışlardır. Çünkü kuruluş dönemlerinde iskan için gayrimüslim halkın kazanılması için yeni şehirler kurulması için gerekli olan bu yapılar zamanla 'atalet'e miskinliğe hatta boş beleş yaşayan miskin grupların büyümesine ve topluma yük olmaya başlamıştır.

Ve Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde çok büyükçe bir kısmında uydurulan savaşçı ruhlarını zamanla neden kaybetmişlerdir? Belki de savaşçı bir ruhları hiç yoktu.

Tahta Kılıç'lı eren hikayeleri boldur, tahta kılıcıyla savaşa katılan dervişle herkes dalgasını geçer ve sonra güya tahta kılıçla kelle kesip kaleler fethedildiği hikayeleri anlatılır, neden, gaziler gibi cenkte savaşta fetihde hak sahibi olduklarını iddia için.

Selçuklu ve Osmanlı'nın kuruluş dönemlerinde yeni yurtlar ve servetlerin ele geçmesiyle büyük bir zenginlik refah yaşadığı açıktır. Ve insanlar çok az iş yaparak bu tekke ve zaviyelerde bir ömür beleşten asalak yaşadıkları da ortadadır.

Kur'an eğitimi de alan ancak otel ve aşevi hizmeti görevi gören bu tekke ve zaviyelerde büyük kitleler zamanla yan gel yat boş beleş bir hayat yaşamaya neden başladılar?

Tarihçiler bir ideoloji uğruna sormuyor, ancak sizlerin önce bu soruyu sorması lazım, bu zenginliklerin getirdiği yüzyılların bu kadar büyük boş zamanlarını bu derviş grupları cemaat ve tarikatlar nasıl kullandı?

Mesela arapça-arapça deyip duruyorsunuz, onlarca yüzyıl bu dini kalabalıklar hangi telif arapça eseri verdiler, tarihçileriniz çıkıp söylesin, on asır arapça eğitimi verip tek bir telif arapça eser ortaya koyamamak ne demek?

Yanlış tarihi bilgilerle sizi onlar gibi atalete miskinliğe asalaklığa sürüklüyorlar, gerçek budur, dün de bugün de bu cemaat ve tarikatlar devlete çakalın leşe baktığı hazla hırsla yaklaşıyorlar.

Yani üretmeden çalışmadan meslek sahibi olmadan sadece kalabalığına güvenerek ve devleti tehdit ederek on yüzyıldan beri devletten yurt ev kasaba köy yayla vakıf kopartıp ve vakıf gelirleriyle geleni-gideni ve müridlerini ağırlayıp mürid çoğaltmak.

On yüzyılda değişen hiç bir şey yoktur.

Aynı boş beleş miskin kitleler halen devletin arazilerinde bakanlıklarında aynı anlayışla iskan edilmekte, vakıflar verilmekte hiç bir iş yapmayan-yapamayan kitleler sırf oy getirsinler diye ev, iş, mesken sahibi yapılmakta. Bir çürümüş zihniyet on yüzyılda zırnık değişmez mi?

O günkü padişahlar sayıları büyüyen cemaat ve tarikatlardan nasıl tırsıyorsa bugünkü iktidar da seçim hesabı korkuyor, yani zihniyet aynı çürümüş zihniyet.

Yalan aynı yalan rüya aynı rüya masal aynı masaldır, derviş ve abdal zümreleriyle asla gazileri ve ahileri karıştırmayın, bir dönem iskan için çok işe yarayan bu gruplar hem Selçuklu'nun hem Osmanlı'nın çöküşüne en büyük sebeptir, çünkü çalışmadan/yorulmadan tuhaf bir hastalık türü gibi başka şekil bir müslümanlık öğrendiler öğrettiler.

Seminerlerimde, arkadaşlar, hangi tarih metninde falan padişah filan şeyhin huzuruna gitti eğildi elini eteğini öptü diyorsa inanmayın, yalandır, hangi tarih metninde filan şeyh, rüyasını gördü, padişahın şu toprakları ele geçireceğini önceden gördü diyorsa yalandır, inanmayın, bu 'tarihler'in alayı üfürüktür.

Sırf iktidarda pay sahibi olabilmek için şeyhlerini rüyalarını güya kehanet ve mucizelerini büyütürler, fethedilen topraklardan yurt ve vakıf kopartabilmek için, sonra o araziler üzerine oturur şeyhliklerinin aile hanedanlığı kurarak yeri gelir devlete de sultana da meydan okurlar.

Açın tarihlerinizi okuyun, bu tekke ve zaviyeler bu cemaat ve tarikatlar üzerine yazan tarihçilerin tek yaptığı, falan tarikata mensuplardır, falan babanın etrafında toplanmışlardır, falan vakıflar bağışlanmıştır, ve padişah şeyhlerine çok saygı duyar büyük itibar gösterirdi, gibi bin yıllık bitmeyen efsaneler uydurur hurafe söylerler.

Oysa tarihin gerçekleri bize göstermiştir ki bu gruplara gaziler ve ahiler gibi gaza ruhunu aşılamak mümkün olmamıştır, tarih bize göstermiştir ki boş beleş yaşamın tadını alan bu grupların ilim yapması büyük eserler vermesi (çok çok istisnai) mümkün değildir. (Gazilik de devrini tamamladı demeyin, Gazilik ruhu bugün Askerlik'te, mesela Özel Harekat'ta aynen yaşıyor, bir şekilde 'ahilik' (esnaf) iyi kötü yaşıyor.)

Kimsenin test edemeyeceği zühd, ahlak, cezbe gibi hasletlerle gizlenmeye üstü örtülmeye çalışılan eğitime-ekonomiye-hayata hiç bir katkıları olmadığı gerçeğidir, (uzun tartışmak lazım). Bu kendiyle uğraşan insan kültürü Hint'ten alınmadır... Bu da tartışmalıdır, kendilerini aşmak için değil kendilerini dindirmek evcilleştirmek hadım etmek kendilerini bir başkasının esaretini köpekliğine alıştırmak, için, hatta ezik bir kast sınıfı-mürid sınıfı için olduğu açıktır.

Şüphesiz Kur'an okuyor din öğreniyorlar ancak bu Kur'an ve dinin 'pratik' hayatta karşılıkları ne oldu?

Büyük suç dinin mi yoksa rahatlarına kıyamayıp kullanamadıkları boş zaman mı diye cesurca sorun,  hanlar hamamlar içinde .ötleriyle kuymağa oturdukları için açlıklarını çekmediler acısını duymadılar ve eşyayı ve üretimi ve yokluğu kendilerine aşılması büyük bir dert olarak hiç görmediler.

Boş zamanlarını kullanamıyorlar, çünkü sadece Kur'an okuyarak dini tamam ettiklerini sanıyorlar, sadece fıkıh öğrenerek İslami görevlerini yerine getirdiklerini sanıyorlar.

Zenginlik refah insanlara büyük boş zamanlar şansı verir, onlarca yüz yıl bu boş zamanları neyle iştigal edip geçirdiler, bunlar yüzlerce yıl dünyanın eşyanın hayatın neresine odaklandılar Allah aşkına nereye baktılar?

Peygamberi rüyamda gördüm diyerek din olmaz, dini eğitim olmaz, padişah şeyhimin gücü karşısında el pençe divan durdu yalanlarıyla 'eğitim' olmaz ilim hiç olmaz.

İlim eşyayla temasla başlar. Uzay boşluğunda yaşamıyoruz, etrafımızda otlar binalar dağlar kayalar madenler cam tahta tabiat, vs. var, ilim, bunların içine sırrına girmekle başlar.

Bu dünyaya gelme amacını bir şeyhe iman edip teslim olmakla açıklayan insanların bomboş geçirdiği onlarca yüzyıl siz gençlerin ağrına gitmiyor mu? Kula kulluk eden bu köpekliği kendinize ve insanlığa hakaret olarak görmüyor musunuz?

Bu tarikat ve cemaatlerin hayatı kavramada anlamada pratiklerine bakacaksın, mesela dört asır önce Nakşilerin hangi tesisleri hangi bilim adamları mesela Fetö üçyüz milyar dolar kaçırdı hangi fabrikaları hangi bilim adamları vardı, bir kümeslik tavuğu olmamış ama kainata imam olmuş, alayı yalandır, bir kümes tavuk üretememiş ama milyonlarca genci kendine köpek ajan yapmış. 

Bu yalanlar tarihinin içine düştüğünüzde başından sonuna hep aynı mavalı okuduklarını ve ama yine de sultanlara karşı tehditlerinin hala neden işe yaradığını göreceksin.

Boş beleş asalak hayatları çağlar devirler değişse de hiç değişmediğini egemenliklerini bizim hangi körlüğümüzle sürdürdüklerini hayretle göreceksiniz.

Mesela İbni Sina, Biruni vs. gibi çağlarını aşan büyük zekalarla bu miskin kitleler arasındaki farkları görün. İbni Sina vb. teknikle eşyayla bilimle uğraşırken, sonraki yüzyıllarda tasavvuf yorumlarıyla eşyaya bakışımız neden değişti?

Ve güya kendi hallerimiz (nefis terbiyemiz) üzerine yoğunlaştık. Nefis terbiyesi ve insan-ı kamil üzerine bu kadar iddialı konuşan tarikat ve cemaatlerin on yüzyıl içinde diyelim İbni Sina'nın ve Biruni'nin bir eşini daha ortaya neden çıkartamadığını durmaksızın kendinize sorun.

Oysa aynı yüzyıllarda ahiler (esnaf) işin sırrına vakıftı, meslek maharetleri ve sırlarıyla eşyayla ilişkiye girdiler, zanaatkarlığa ve sanata yoğunlaştılar, ürettiler.

Sormak lazım tekke ve zaviye tarikat ve cemaatlerin 'eşyaya' bu ilgisizlikleri nedendir? Oysa hepsinin otomobilleri hepsinin cep telefonları hepsinin evinde buzdolapları var. Bir mesleği olmayıp bir musluğun bir çakmağın tamirini dahi yapamayan bu insanlardaki haller ne tür bir insan-ı kamilliktir bu, yoksa bir delilik hali mi, anlayın. Bu laf Atatürk'ündür: Sapanınız yoksa toprağınızı elinizde tutamazsınız.

Seminerlerimde kısaca bunları anlatırım, bir dönem yurt için iskan için nüfus politikaları için çok gerekli olan bu kitleler bir zaman sonra sultanlara ve ülkeye ayak bağı yük hatta tehdit olmaya ve sonra devasa bir zihniyet hastalığına sebep oldu.

Boş zamanı kullanmayı beceremeyen bu zihniyet hastalığı tarikatların ve cemaatlerin her yerindedir. Buna sebep, önce sultanlar şimdi İslamcı iktidarlardır, çünkü, bu insanları ilime çalışmaya meslek'e zorlayacak anlayışları yoktur, bin yıldır korkulan rüya dervişlerin sayısı kalabalığı oy deposu oluşlarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yetmiş bin imamı ne iş yapıyor sorusunu sorun, her camiide mesela bir kümes olsa, ya da her camii bulunduğu mahalleye ilahi koro müzik dersleri verse mesela her imam boş zamanlarında günde bir kaç saat okuyabilse on yıl içinde belli konunun uzmanı pekala olabilir.

Bin yıllık bir zaman israfına yüzbin çalışanın bu ataletine hangi memleket dayanabilir?

Bugün tarikat ve cemaatlerin içinden çıkamayıp kayboldukları çürüdükleri bin yıllık bu çıkmaz sokağa Diyanet İşleri Başkanlığı da girmiştir.

Yetmedi, şimdi işleri güçleri kalmamış, iktidar güçleriyle tabur imamları din işleri subaylarıyla aynı zihniyeti askeriyeye taşımaktalar. (-Komunatım,sabah namazına  kalkacağım 5/7 nöbetini bana yazma!)

Hastalık aynı haskalık, sebep, aynı sebeptir, yetenek ve marifetleri olmayan yani ellerinden bir iş gelmeyen o kadar imam hatibe 'yurt, iskan' yeri yani yeni iş imkanları-yerleri açmaktır.

Dinimizi hala getirip getirip boş beleş yağma talan vakıf atalet ve miskinliğin içine sokuyoruz, hala dinimizi çalışmadan üretmeden meslekten tarladan atelyeden fabrikadan uzak tutuyoruz, çünkü, beleşi verilmişi hazırı, böylesi daha kolay!

Sultan toprakları (bakanlıkları-askeriyeyi) fethedecek gelip üstüne biz çökeceğiz. Bedava aş. Bedava otel. (Bari gayrimüslim addettiğiniz bizlerle iyi geçinin?! Hem seksen yıllık Cumhuriyet birikimi arazileri yağmalıyorsun hem de o arazileri fetheden inşa edenlere   küfrediyorsun)

Kardeşlerim, her an uyanık ve tetikte olması gereken askerin başına beş vakit namazını psikolojik baskıyla zorunlu tutacak imamın varlığı bin yıllık felaketlerin kaldığımız yerden devamı ve yeni büyük felaketlerin habercisidir. Artık Ali Erbaş bey, Ayasofya'da kuşandığı kılıçla orduların başına geçip cumayı eda ettirme rüyalarına kavuşur.

Tarihçiler çıkıp konuşsun, bu derviş cemaat mürid gruplarının savaşçılığı yoktur, efsane ve hurafe bilgileri temizleyin ortada vakit namaz için bir saatini ayak parmaklarının arasını ovalamakla geçiren miskinlik kalır.

Olsaydı İslam'ın ilk coşkun döneminden sonra tam bin yıl bağımsızlığını ve topraklarını korumayı beceremeyen Arap ülkelerinde olurdu.

Kuruluş dönemlerinin fetihle alınmış büyük toprak parçalarının zenginliği iskan ve yurt bolluğu dışarda tutulduğunda bu derviş mürid kitlelerinin asalak beleş miskinlikleriyle topluma hayata ekonomiye yük oldukları hatta kolay yoldan mala mülkü çöküşleriyle toplum dengelerini ve ahlak'ı çürüttükleri aşikardır.

Müslüman gençler korkmayın, sorun.

Tarihçilerimiz, korkmayın!

Cesur olun!

Gazilerle ahilerle bu kitleleri lütfen ayırtedin.

Gazilerimizin ve ahilerimizin kahramanlığından ve çalışkanlığından lütfen bu beleşçilere pay vermeyin!

Savaşçılığını ve üretimini kaybetmiş kitlelerin Moğollar'a ve sonra biteviye Ruslar'a yenilmemizin sebeplerine bir daha bakın. Orta-Asya'da bağımsız tek devletimizin kalamayışının bugünkü sebeplerini buralarda din haline gelmiş bu cemaat ve tarikatlarda arayın, olmadı, bir daha bakın, bu tarikatlar yüzünden milli bir hareket inşa edemediklerine.

İçimizde, şeyhin rüyası ve tahta kılıç hikayeleriyle bin yıl boş beleş yaşamış bu kitlelerin zihniyetini masaya yatıracak ve halkımıza döne döne anlatacak yazarlarımız-akademisyenlerimiz maalesef bugün itibariyle yoktur.   

Bulaşıcı hastalık gibi virüs gibi çoğalıyorlar, üniversiteler neden tez yazamıyor, üniversitelerden askerliğe kadar almış başlarını ballı börek yiyip gidiyorlar, dur diyen yok, bu çürümüş zihniyeti irdeleyen yok, üzgünüm bu satırlarım için, tarihçileri, alayı sallıyor!

Gençler, kimsenin Kur'an okumasına dini eğitimine namaz kılmasına asla karşı değiliz, büyük soru şudur? Kula kulluk köpeklik öğreten bu kilisevari aracı kurumlarla dinin de memleketin de gideceği yer Selçuklu ve Osmanlı'nın çöktüğü yerdir.

Tasavvuf sadece içe dönüş kendine dönüş müdür, tasavvuf neden eşyaya, eşyanın künhüne dönüş hareketi olamadı? Peygamberle rüya görmek insan-ı kamilden sayılıyor da, tornavide, orak, sapan kullanabilme beceresi neden bu anlayışa göre bin yıldır kemaletten (insan-ı kamil özelliğinden) sayılmıyor.

Gençler, ideolojik kasıtla yazılmış bu tarih'e tarihlere inanmayın, gerçek şudur, dangalakça ve kasıtla yazılmış çok düşük zekalara hitap eden Kurtlar Vadisi iktidar olmuştur.

Önce şu soruyu sorun, eşyanın ruhunu kim bilip kim eğitecek, eşyayı kim şekilleyip çoğaltacak üretecek?

Bu kitlelerin eşyayla-teknikle-meslekle bin yıllık bu uzaklığının köklü sebepleri nelerdir?

Ve bu kadar kolay köpek ve ajan olabilmelerinin sebebi nelerdir?

Kendilerini çok yoksul ve sahipsiz bırakıp ve tarikata cemaate teslim eden ekonomik hayattır.

Şudur, hazır verilen hazıra konan insanlar eşyayı tarihi bilimi merak etmezler!

Açlıkla yoklukla baş başa kalmamış vakıfla torpille şımartılmış insanların okuduğu Kur'an kıldığı namaz insanı ve eşyayı ve dünyayı anlama eğitme değil, sadece reklam ve gösteri'dir. Bu din değil, yağma ve talandır.