İmamoğlu Kılıçdaroğlu'nun neyini beğenmiyor?

Nihat Genç yazdı...

İmamoğlu Kılıçdaroğlu'nun neyini beğenmiyor?

BİR

Barış Yarkadaş bir düğün videosu yayınladı, bu ne şatafat bu ne görgüsüzlük bu ne cinnet hali. Kuyumcular festivali gibi. Saray düğünlerini dahi geçti. Padişah dediğin Osmanlı'da bir taneydi, şimdi bu zenginlerden her ilde her ilçede menzul miktarda dolu. Toplumlar yoksullaştıkça çaresizleştikçe şaşaa ve gösteriş zirve yapıyor! Öyle bir zenginlik teşhiri ki sapık katil olsalar bu kadar vahşi ve utanç dolu olamaz!

Ne kadar rezil, ezik ne kadar kişiliksiz ne derin deprasyonlarda yaşayan insanlarmış ki beş kuyumcu vitrinini dolduracak ziynet eşyalarını bir geline hava atarak takıp kişiliklerini ispata çalışıyorlar!

İKİ

On tane batılı ülke Osman Kavala serbest bırakılsın çağrısı yapıyor!

Tabii alışmışlar.

Biliyorlar ki doğuya dönük iki tür siyaset var, biri akıllı köpekleri için, bırak deriz, bırakırlar, ikincisi, aptal köpekleri için, bırak deriz, bırakmazlarsa, sopalarız!

Tabii önce sözde muhalefetimize üçüncü bir yolun olduğunu yüz yıl sonra bir daha hatırlatmak lazım!

Etnik siyasetin ve etnik dayatmanın anayasaya aykırı olduğunu söyleyecek babayiğit bir  yazarımızın olmadığı bugünlerde!

Siz, zamanında etnik-kimlik siyasetinin yolunu açarsınız, pek tabii Batılılar da bugün sözde muhalefeti akıllı köpek gibi, iktidarı da aptal köpek gibi, görmeye başlar!

ÜÇ

Sayın İmamoğlu, Kılıçdaroğlu adaylığını niye istemiyor beğenmiyorsunuz?

Niye 'muhalefeti' bölüyorsunuz!

Biz Kılıçdaroğlu'na kırk seçimdir katlanıyoruz, siz, daha dün bir, bugün iki, hayrola bu ne sabırsızlık, partiye daha dün geldiniz, bugün ya cumhurbaşkanı adayı olurum, ya da .ikime mi, diyorsunuz?

Demokrasi Tarihimizin en kritik seçimi ilan edilen önümüzdeki seçimlerde muhalefette 'çok başlılık' icad etmeye utanmıyor musunuz?

Yani, beni desteklerseniz 'her şey güzel olacak', ben aday değilsem 'cehennemin dibine kadar' yolunuz mu var diyorsunuz?

DÖRT

Sayın İmamoğlu, Diyarbakır'a uğramışken, çocuk yaşta evlatlarını PKK'nın kaçırdığı anneleri niye ziyaret etmiyorsunuz?

Evet, hımmm anladım, sanat adına Diyarbakır'da bulunuyorsunuz!

Size şirket ve patron ve zenginleri sanat adına kekleyen sahte ve vasat ve 'kiç' sanatçı Ahmet Güneştekin'in sanatından bahsedeyim!

Ahmet Güneştekin bir sanatçı değildir, yaptığı işler sanat hiç değildir.

Ahmet Güneştekin'in ortaya koyduğu şeylere 'kitsch' denir, yani, estetik etki yaratan ancak bir sanat akımı ya da sanat eseri kategorisine girmeyen ürünler, ki, havaalanları ya da dağ lokantaları hediyelik salonlarında bolca bulabilirsin!

Yani gerçek sanat eserlerini taklit eden, gerçeklerinin alt kopyası ürünler!

Mesela siz de çay içtiğiniz kaseden yüzlercesini bir çöp yığını gibi üst üste yığın, buyrun, işte siz de bir sanatçı oluverdiniz, ya da, İmamoğlu portrelerini çoğaltın ve bir duvarda üst üste bindirin, işte yine size oldu bir sanat!

Bu tür sahte sanatçılar parasını nereye harcayacağını bilmeyen ve şekil olmak isteyen zenginleri avlamayı çok iyi bilir ve bunun için yapacakları tek şey medyada adlarını tekrarlatıp şöhret olmaktır, sonra gelsin, lavuklar-kerizler-kekler!

Pek tabii sanatçı bozması olsanız da 'anımsatıcı' enstalasyon/düzenleme ya da sergi ya da müze ya da mizansen ya da müsamere ya da pop-art vs. işler yapmak herkesin hakkıdır, mesela, Kurtuluş Savaşı anmalarında düşman kuvvetler mizanse edilerek bir küçük müsamere oynanır ve ama bu bir 'tiyatro' ve sanat değildir!

Yani hazır Diyarbakır'a gitmişken büyük paralar verip aldığınız Fatih Sultan Portresi'ni götürüp sergilemeniz daha iyi olurdu. Sizler için de Akşener'in 'Fatih benzetmesinden' sonra çokta anlamlı olurdu!

Sayın İmamoğlu, Ahmet Güntekin'in yaptıklarına 'dandik işler' denir ve dandik işleri satan ve reklam edenlere sanat camiasında dolandırıcı sanatçı denir!

Zaten sergiye de ne kadar 'dandik' adam var onları davet etti!

Şüphesiz Diyarbakır yakın tarihinde çekilen acıları bir şekilde yeni nesillere hatırlatmak lazım, ancak, Kılıçdaroğlu'nun açılım fişeğiyle PKK'nın isteği doğrultusunda sanatçılar ve yazarlar şimdi 'kimlik' siyasetini 'harlayacak' 'gazlayacaklar', demiştik, aynen. Acıları hatırlatalım ama 'kimlik' siyasetine hizmet etmeden. Madem 'acıları' anımsayacağız, o halde?

Ve mesela oylarını aldığınız kuvayı milliyeci kesim sadece Denizli'li sadece Çankırılı sadece Giresunlu sadece Trabzonlu 20 yaşında binlerce askerimizin PKK'lılar tarafından öldürülmesini 'anımsatmayı' da haliyle sizden bekler.

Sayın İmamoğlu, üstelik Trabzonlusun, mesela Trabzon'da öldürülen Trabzonlu askerlerin de bir müzesini yapmayı açmayı yeni nesillere PKK terörünü hatırlatmayı düşünüyor musunuz?

Yani bir hafıza müzesini Trabzon hak etmiyor mu?

BEŞ

Tabii belediyelerin yaptığı Karpuz, Havuz, Hıyar, gibi saçma sapan ve komik heykelleri gördükten sonra Ahmet Güneştekin gibi dandiklerin kendilerini bir bok sanması doğaldır.

Buradan karpuz, kavun, sarımsak heykelleri yapan il, ilçe belediyelerine de parasız sanat dersleri verelim.

Nesneleri hakiki doğal ölçülerinden daha büyük hale getirmek o eşyayı/nesneyi komik hale düşürür. Yani karpuzu karpuz büyüklüğünde yapacaksın. Eşyaları büyütmek küçültmek onların Tanrı vergisi ve alışıldık boyutlarını 'bozar' yani oranlarıyla oynarsanız ortaya kiç/kitsch yani bozuk eserler çıkar!

Bakın, Hitit Güneşi küçük ve güzel arkaik bir nesnedir, ancak, bugünkü Sıhhıye Meydanı'nda olduğu gibi Hitit Güneşi'ni yirmi kat-elli kat daha büyük heykelini yaparsınız ortaya bozuk estetik dışı bir şey çıkar!

Sanat eseri için 'oran' herşeydir!

Oranlarıyla oynanmış her şeyin oranları ayarı kıvamı tutmamış her şeyin arkasında büyük bir ahlaksızlık mutlaka vardır, ya kifayetsiz ya ucuzluk ya vasatlık ya tüketim toplumu değerleri sonunda kendini rezil eder, insan olan'ı utandırır!

Ancak medyamız Zülfü Livaneli gibi Ahmet Güneştekin gibi bir çok adamı öyle böyle büyütüyor ki sanki mitolojik abidevi bir sanatçıyla karşı karşıyayız, değil.

Nedense kimlik siyaseti yapan yazarların sanatçıların karpuzların boyutlarının komikçe büyütülmesi gibi büyütüldüğü bizim gibi sanat otoritelerinin olmadığı bir toplumda ya da sanatın ne olup olmadığına kararları holdinglerin verdiği bir ortamda çok alıştığımız bir durumdur.

'Oran', 'altın oran' deyince aklınıza eski Yunan heykelleri gelecektir, ama onlar da nesnelerin boyutlarıyla oynamışlardır. Mesela Zeus heykeline bakın. Yunanlılar'da da ayıp-utanma duyguları vardı. Ve bu yüzden Zeus heykelinin dahi penisini çocuk pipisi kadar küçük yaparlardı. Neden bütün büyük erkek kral ya da Tanrı heykellerinde penisler çocuk pipisi kadar gerçek dışı küçücük yapılmıştır!

Kısaca utandıkları için.

Pek tabii koca Zeus'un çocuk pipisiyle kaslı dev vücuduna orantısızlığı eserin kalitesini de yok ediyor!

Ama bizim medyamızda 'utanma' yok, işte Ahmet Güneştekin işte İmamoğlu, işte, nicesinde oluşturdukları algı heykelleri, Zeus'tan da büyük, ve ama, gerçeği halkımız gayet iyi biliyor, gerçek, alayının erkeklik organı çocuk pipisi!

Mesela Hürriyet Gazetesi'nden 'Türkiye Türklerindir' Atatürk logosunu kaldıran Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök'ün de penis boyutlarıyla kim oynuyor, kim küçültüp ya da büyültüyor, hangi dönemlerde büyütülüp küçültülüyor halkımız farkında. Cumhuriyete Atatürk'e kalkacak kadar penislerini ve fetöye domalacak kadar .ötelerini  birileri büyütüp oran ve ayarlarla oynadılar!

İsmail Saymaz ile Ertuğrul Özkök'ten Diyarbakır'da halay görüntüleri youtube'a düşünce, bu pipi boyutları ve büyültülen karpuzlar geldi aklıma..

Yani kimlik siyaseti ve anayasa değiştirme açılımlarına giriş niteliğindeki 'halayınız'ın boyutları az kalır, işi biraz daha büyütmelisiniz. Bale patiklerinizi de Diyarbakır'a götürseydiniz. Karpuzları hıyarları kırk yıldır bu ülkede 'Kuğu Gölü'nün sanatçıları gibi kakalayan kerizleyen balerin gibi dönüp/dönüp/dönüp duran üslupları-yazarları halkımız bir daha iyi tanımış olurdu!

Ahmet Güneştekin'in sergi adı: Hafıza Odası.

Biz de bir anımsatıcı olarak tekrar hatırlatalım!

Çağımızda 'ırkçılık' bir deliliktir!

Toprak bütünlüğüyle, hepimizi birarada tutan anayasanın giriş'iyle ilişkisi bitenler değil yazar sanatçı insan olamaz!

Bir topluluğun sanatçıları Lazlar, Kürtler, İslamcılar vb. diye ayrılamaz, bir milletin sanatçıları önce 'insan' olmak zorundadır.

Anayasa olmadan kimse 'insan' olamaz

Kimlik mezhep din siyasetiyle ülkeyi iç savaşlara sokanların hiç biri 'insan olamaz'.

Sayın Kılıçdaroğlu, sayın İmamoğlu, önce 'insan' olun!

Ülkemizde insanlar yeniden siyasete dönsün.

Boyumuz ne kimseden büyük ne kimseden küçük olsun, sadece 'insan' olalım!

Çünkü, Cumhuriyet'e ve anayasaya ve toprak bütünlüğümüze ve insanlık değerlerine ancak 'insan' sanatçılarla uzanabiliriz! Batılıların egzotik romantik devrimci hayallerini besleyen doğulu sömürgelerin etnik ve yardıma merhamete muhtaç kültürlerin sömürüsüyle insan olunmaz, köpek olunur. Sahip ve efendi ilişkisinden siyaset olmaz! Fetö'nün donu sanat eseri olur! İç savaş kışkırtıcısı hainlerin  romanı bestseller olur!

Kimlik siyasetiyle gideceğin son yer ırkçı dinci bahanelerle ülke insanlarını katleden Sırp kasabı Miloseviçler yahudi kasap Şaronlar'ın yeridir!

ALTI

Teorik analiz ve yorum yazılarını dahi coşkulu harika bir üslupla yazan Cem Gürdeniz beyin son yazısında çok zevkli bir metafor olarak kullanılacak tarihi bir olay geçiyor!

II. Dünya Savaşı'nda Pasifik'te Japonlarla Amerikan denizcilerinin savaşlarını anlatırken, şöyle bir olay anlatıyor Gürdeniz bey: Hava karanlık ya da bulutlu olduğunda Japon pilotlar yanlışlıkla Amerika uçak gemisine iniş yapıyor ve bazen Amerikan pilotları da yanlışlıkla Japon uçak gemilerine iniş yaptığı çok görülmüştür. Ve tabii yanlış uçağa iniş yaptığını anlayınca da anında yeniden uçuşa geçiyorlardı.

Sözde muhalefetimiz Kılıçdaroğlu, Akşener, yine yanlışlıkla mı düşman kuvvetlerinin pistine iniş yaptılar!

Yoksa bir yanlışlık yok, sözde muhalefetin pilotları zaten düşman pistlerinden mi havalanıyor!

Bir sosyal demokrat parti iktidardaki İslamcı partinin istediği öfkeyi düşmanlaştırmayı kutuplaştırmayı kendi elleriyle Tayyip'e veriyor, sanki bu sert diliyle Tayyip'e çalışıyor!

Bir sosyal demokrat parti kimlik siyaseti yapıyor ve anayasayı değiştireceğim deyip Tayyip'in elini kuvvetlendiriyor, Tayyip'in en çok istediği!

Bir sosyal demokrat parti toplumu germekte ve kutuplaştırmakta duayen Tayyip Bey'in aynı düşmanlaştırıcı öfkeli korkunç dilini taklit edip siyaset yaptığını sanıyor ve bu 'dili' hiç kimse uyarmıyor!

Oysa bir sosyal demokrat partiye düşen daha zarif daha ince daha ılımlı daha kardeşçe bir dil inşa etmektir! Suçlularla arkasındaki kitleyi ayırtedebilmektir! İktidara oy veren geniş kitlelere insani güven verici bir dille yaklaşmasıdır. Ve iktidar giderse kızıl kıyamet olur düşüncesini yumuşak kişiliği kimliği ve tatlı dili ve ince kalbiyle değiştirebilme becerisidir!

Tam tersine düşman kuvvetlerin ve PKK'nın da Fetö'nün de ve hatta AKP'nin de Kılıçdaroğlu'ndan istediği çatışmacı kaos tertipçisi bir dil kullanıyor!

Başta Kılıçdaroğlu ve muhalefet yine PKK ve Fetö gösterisi siyasetlerine .ötleriyle trompet çalarak neşe içinde koşturuyorlar!

Yani, AKP'nin gerilimden kazandığı açık bir gerçek değil mi?

O halde?

Yangınla benzinle koşmanın alemi ne, bu aklı sana veren kim?

Aksine, dağılan hukuku ve toplumsal değerleri toparlayıcı konuşmak muhalefetin asli görevi olmalı!

Aksine, İslamcılar'ı islamcılık'tan kurtaracak insani bir hukuk diliyle siyaset yapılmalı.

AKP'lileri Fetöcüler'i Menzilciler'i içine düştükleri bataktan kurtaracak anayasanın kucaklayıcı diliyle bir siyaset yapılmalı!

Toplumu iyi gözlemleyin, İslamcıları tarikatçıları Fetöcüleri ve PKK taraftarlarının duygusal derinliklerini iyice görün.

Aslında onlar da yedikleri haltların farkında onlar da normal insan olup kendilerine korkunç sonlar hazırlayan ideolojik yapılardan kurtulmak istiyorlar!

Hepsi çok yorgun. Hepsi girdikleri yolun sonunu görüyor ve hepsi her geçen batağa gömüldüklerinin farkındalar!

PKK kürtlere düşman oldu, habire öldürüyor dışlıyor, tarikatlar islamcı siyaset müslümanlara düşman oldu, alayı devlete düşman oldu, alayı cumhuriyet'le bir türlü barışamıyor, alayı, işin başını çeken lider kadroları hariç 'pişman' ve ama hepsi de girdikleri girdaptan kurtulamıyor! Bu yorgun ve çıkışsız ideolojilerin ellerinde sadece bir inat kaldı, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın deyip, kendilerine yeniden açılım sofraları kuracak Kılıçdaroğlu gibi kuklalar bulmuş zamanı boşa uzatıyorlar!

Yani özgürlüğe en çok onların ihtiyacı var, PKK'nın Fetö'nün İslamcı siyasetin!

İnsan olmaya en çok onların ihtiyacı var, PKK'nın Fetö'nün ve İslamcı siyasetin!

Ancak tam tersine kendi karanlık ve çıkışsız ideolojilerine Akşener, Kılıçdaroğlu, İmamoğlu gibi kuklalar bulunca onlar da belki bu sefer umuduyla kendi paranoyalarını bir daha kendileri de inanmadan çaresizce siyasete dayatıyorlar!

Toplumları inatla itmeyle ideolojik zorlamayla güç kudret gösterisiyle bir arada kimse tutamaz, kendine inandıramaz!

Yani Kılıçdaroğlu, bu korkunç düşmanlaştırıcı ideolojileri sahiplendikçe siyasetimiz 'çaresizleşiyor'.. Kasvet ve çıkışsızlık ve bunalım ve kaos hakim oluyor!

Sayın Kılıçdaroğlu, sizi dinleyen insanların aklına neden hep 'çaresizlik' 'çıkışsızlık' ve 'kaos' ortamları geliyor!

Daha insani daha anayasal kuşatıcı bir siyaset diliyle samimi ve kararlı ve güven verici konuşamaz mıyız?

Mesela niçin elimize tutuşturulan not kağıtları/projelerle konuşuyor ve neden doğaçlama kendi başımıza kendi fikrimizce konuşmuyoruz!

Hangi sert ideolojiden olursa olsun insanlar saf, içten, zarif, estetik ve ince konuşmaları çok sever ve bu samimi insanları güven verici bulup 'sığınmak' ister!

Halkımız bizi anladığında artık hiç konuşmasak hep sussak da bizi sever, ve tek kelime etmesek de halkımız muhalefetin saflarına geçer ve tek kelime söylemeden çalıp söyleyen şarkıcılar gibi birbirimizle kalplerde buluşur anlaşırız, çünkü hepimiz insanız!

Zehir zıkkım öfkeyle değil insanın kalbini yumuşatan melodik konuşmalar pekala yapabiliriz!

Kimlik siyaseti ve anayasayı değiştirmek gibi vahim iç savaş senaryolarıyla değil, bizi bir arada tutan anayasanın değişmez maddelerini aksine coşkuyla sarılarak milli ve romantik hale getirebiliriz!

Bizi birarada tutan anayasanın değişmez maddelerine coşkuyla sarılmak varken aynı maddelerle oynayıp neden iç savaş konusu haline getiriyoruz, biz deli miyiz, ülkenin egemenliğine kastetmiş düşman askeri miyiz?

Savaş narası gibi değil pekala halkımıza içimizi döker gibi konuşabiliriz!

Şayet, halkınızla, PKK ve Fetö gibi makineliyle ateş eder gibi konuşursanız sonumuz felakettir!

Ve ama halkımızla, su üstünde kaydırdığımız seken taşlar gibi yumuşak tatlı eğlenceli pekala konuşmak hala ve her zaman mümkündür!

Sayın Kılıçdaroğlu, sizi Tayyip ve sert gaddar İslamcı siyasetçiler diliyle konuşturan-çatıştıran kimlerdir?

Kim konuşturuyorsa, artık zehirli yılanı muhalefetin .ötüne öyle sokmuş ki, bir on yılımız daha muhalefetin .ötüne girmiş yılanları çıkartmak için leylek aramakla geçecek!

Anayasaların ve siyasetin insanlığa en büyük kazancı 'insandır', bütün evrensel beyannemeler insanla söze başlar, insanlara insan gibi konuştukça insani duygular gömüldükleri-unutuldukları yerden çıkar ve bir toplumun çimentosu/neşesi kardeşliği haline gelir!

Sayın Kılıçdaroğlu, sizi bir insan gibi konuşmaktan alıkoyan şeyler nelerdir kimlerdir?

Anayasayı cumhuriyeti ve toprak bütünlüğümüzü parçalayıcı siyasi islamcıların Fetö'nün PKK'nın çatışmacı-düşmanlaştırıcı/öfkeli/kutuplaştırıcı/gerilimli-kaos dilinden vazgeçin!

Unutmayın, Fetöcüler PKK'lılar siyasi islamcılar kendilerini mutlu edemeyen bu yüzden silaha şiddete ajanlığa başkalarının köpekliğine soyunmuş insanlardır!

Kendini mutlu edemeyen kimseyi mutlu edemez, kimseyi mutlu edemeyen kendini mutlu edemez, sayın Kılıçdaroğlu!

Kukla değil robot değil adamı değil piyonu değil kölesi değil projesi değil, bağımsız tek başına insan olmanın keyfini önce siz tadın, sonra, diğerleri 'insan'ı hatırlayacak ve Miloseviçlerin Şaronların katillerin sapıkların hırsızların vahşi tarikat şeyhlerinin değil, insan olanların insani hukukun peşinden gelecektir!

Sayın Kılıçdaroğlu, galiba hava yine karanlıktı galiba yine sis bombası attılar ve yine galiba yanlış piste düşman gemisine iniş yaptınız!

Bu 'düşman dili', bu düşmanların uçak gemisi, sonuçları hep aynıdır, halkınızı bombalarken bulursunuz kendinizi, 15 Temmuz'da olduğu gibi.