Indiana Jones 'muhtıra mağarası'

Nihat Genç yazdı...

Indiana Jones 'muhtıra mağarası'

Veryansın TV aksiyon heyecan ve komedi yüklü Steven Spielberg'in yönettiği 'bildiri mağarası' filmini takdim eder.

Cast:

SİKKE METİN,

REİS

KÖYLÜLER

BİRİNCİ GAZETECİ

İKİNCİ GAZETECİ

AVUKATLAR

PARTİ BAŞKANI

(Mektubu yazanlar ve imzalayanlar film boyunca hiç görülmezler)

SİNOPSİS (ÖZET):

Sikke Metin ajandır, film Sikke Metin'in anlatımlarıyla başlar ve geri dönüşlerle hikayemiz gelişir.

Sikke Metin:

-Amirim, nereden başlayayım, muhtıra mağarasına girdiğim yerden o geceden mi?

-Hayır hayır kafalar karışmasın, en başından, tek tek...

-Anlaşıldı amirim.. Amirim ben kendi başına Denizli'de yaşayan gariban bir ajandım. Malum dünyada en çok kiralık araba servisi Denizli'dedir. Neden? Ve amirim, dünyada en çok define dedektörü satılan yerdir. Amirim ben de bu kiralık arabalarda numaradan şöförlük yaparım. Müşterileri Antalya limanından ve havaalanından alır bazen İzmir'e bazen Isparta'ya, Adana'ya kadar bu hatta gider geliriz. Onlar gidecek tarlaları bilir amirim. Dedektör arabanın içindedir. Çanak çömlek toplamaktan ben de çömlek uzmanı oldum, şimdi bana çanak kırığı getirin, bin yıl önce mi kırılmış yüz yıl önce mi anlarım.

-Ne zaman kırılmışsa kırılmış, ne var bunda?

-Olur mu amirim, saklanmış küpler en geç kırılanlardır, en yakın tarihli kırıkların olduğu tarlalar amirim, kesin bir kaç parça sikke buluruz.

-Çabuk çabuk, mevzuuya gel!

-Amirim bu sikke işinden adımız bu civarda Acıpayam, Buldan, Baklan, Isparta Atabey Aksu Gönen'e kadar amirim namımız .arak Metin bilinir. Bugün, hangi köye gidersen git, .arak Metin deyince şöyle el pençe divan dururlar. Benim sarayın özel ajanı olduğumu bilirler. En iyi parçaları saraya yollarız amirim. İzmir tarafındakiler bu yüzden bana 'sarayın .arağı' der...

-Dolandırma lafı, muhtıra Mağarası'na gel...

-Tamam amirim, saraydan beni aradılar, reis dedi ki, yirmi yıllık iktidarımda köprüler camiler hanlar hamamlar dövizler her şeyi yaşadım, ancak eskilerden Menderes ve Demirel gibi adam gibi bir muhtıra yemedim. Yaşar Büyükanıt komutanla bir şey yaşamış ama çakma muhtıra hemen anlaşılmış. Dövizlerde suyunu çektiği için hemen dedi bana 'muhtıra mağarasını' bul!.

Amirim, daha önce kıllanıyordum zaten, Denizli fetöcülerin dünyaya dağılma merkezi, ihtilalden sonra önce buraya toplandılar sonra havaalanları olmadı botları ayarlamaları buradan yaptılar. Fetöcüleri ihbar edip yakalatmak için götüre getire kulak kabarttım. Bu civarda emekli subaylar hatta inanmazsın Atatürkçü kemalistler varmış. Yahu olacak şey mi, ağbi, sikkelerden daha eski bunlar, kemalizm ne yahu? Neyse amirim, özellikle sahile bakan ilçeleri ve tepeleri tek tek aradım.

-Sonuç?

-Muğla yakınlarında henüz yazılmış ama yayınlanmamış bir bildiri bulduk!

-Çeşme?

-Amirim Allah seni inandırsın Çeşme'de otuz kişinin imzası tam olarak anlaşılıyor otuz kişinin imzaladığı başka bir bildiri bulduk...

Amirim böyle böyle ben muhtıralar üzerine araştırmaya koyuldum. Bu arada yola da devam ediyorum, Çanakkale'ye doğru. Böyle bir şey yok, Kaz Dağları'na gelmeden üç ayrı yerde üç ayrı 'muhtıra' ihbarı aldım. Hepsinin evine gece... Amirim, gazetecileri yazarları aradım, Engin Ardıç'a gösterdim Mustafa Armağan'a test ettirdim, tamam dediler, bu elindekiler yüzde yüz sahici mermer gibi muhtıra...

-Evdekilerin isimleri var mı?

-Bir saniye amirim, ayılmasınlar diye gece sahilde bekledik, öyle bodoslama girilmez amirim rem uykusuna girsinler diye bekledik, sabahın 4,5'u eve bir girdik ki muhtıra salonun ortasında. Böyle bir sahne yok. Kendime dedim ki ulan .arak Metin nihayet tarihin ortasındasın. Bakındım, etrafında akşamdan içilmiş viskiler, heyecanıma sahip çıkamadım naralar atarak tepinip sevindim, ama ilk işim fotoğrafladım amirim..

-Toplam kaç imza var!

-Tam hatırlamıyorum ama aşağı yukarı elli var... Bir de amirim, geçen hafta yayınlanmış emekli büyükelçilerin bildirisini ortaya koymuşlar, şöyle açmışlar yere.. Saray'ı aradım, elçiler için, elçi bildirisi sayılır mı diye, hayır onlar memur, muhtırada suç unsuru suçüstü oluşabilmesi için asker olması lazım dediler.

-Saat kaçtı!

-Dur dur amirim, kafayı yersin, bu komutanlar amirim, Toroslar'ın tepesinde bir kayalık varmış, kayalık ikindi sıraları tam Atatürk silüeti gibi görünüyormuş, işte amirim, bildiriyi önce bu tepede imzalamışlar. Daha dur, amirim, bunların bindiği araba var ya Almanlar'ı boğazdan geçirip Sivastopol'u bombalayan Yavuz gemisi gibi modifiye etmişler, yani herşey ortada amirim, işte fotoğraflar!

-Sonra?

-Amirim, burası tatil yöresi, emekliler bölgesi, burası zibil gibi muhtıra kaynıyor, sadece Ayvalık'ta otuz'un üstünde muhtıra yakaladık. Zaten Tayyip'in yüzünü gören üç posta muhtıra yazıp dağıtıyor. Saatlerini hesapladık, özellikle Reis'in ekranda göründüğü saatler muhtıra yazımında çoğalma artma görünüyor. Neyse amirim. Aşağıda Kaş'ta mağara içinde üstelik tam metin, yazılar tam okunaklı, imzalar belirgin, ortada üç tane muhtıra yakaladık...

-Reis'e söyledin mi?

-Amirim, Reis dedi ki sen mağaranın ağzını tut, ben jetimle geliyorum, bu muhteşem tarihi anı, heyecanı, bir selfi çekip Hande Fırat'a bağlanırız, dedi, bütün Türkiye duyar. Amirim reis çok düşünceli, orada bile turizmi düşünüyor, dedi ki duyan mağaraya koşar iç turizm de bereketlenir. 

-Sonra?

-Reis o gece erken saatlerde Marmaris'e geldi... Reis'le gizlice Acıpayam'da buluşacağız.. Derken, valla amirim bu gazeteciler zehir gibi hiç kül yutmuyorlar. O kadar para kazandı ye, iç; yan gel yat değil mi, yok amirim, akşam vakti Yılmaz Özdil'in yorgun savaşçı sesi...

-Ne diyor?

-Yakaladım sizi, iktidarı kurtarmak için 'muhtıraları' kullanacaksınız! O muhtıraları aldığınız yazlık eve bırakın, ve geri geri çekilin... diye telefonda bağırıyor.

-Sonra?

-Amirim sonra Doğu Perinçek aradı, -bak arkadaşım, o bildiri atlantikçilerin bildirisi, sakın kimseye verme, memleketin en gizli hazinesi gibi göğsünü siper et sakla, o bildiriyi, çok ilerde Çanakkale Anıtı'nın yanına gömeriz, sen ben ve muhtıra sarayın önünde bir selfi çeker tarihçilere göndeririz.

-Sadede gel, bildiriyi önce Reis'e mi verdin basına mı verdin? Saç kaçta verdin?

-Vallahi dakikasını tam hatırlamıyorum öyle heyecanlandım ki sevinçten mektubun sayfalarını havaya fırlattım alan alana kapan kapana kim önce yayınladı valla bilmiyorum, ama bir nüshasını havaya atmadan önce Reis'e verdim..

-Çok sevindi mi?

-Reis bildiriyi alıp arkada özel bir odaya çekildi, huşu içinde diz çöküp içine gömüldü, önce bir şeyler mırıldandı, sonra avaz avaz davudi sesiyle şükür şükür şükür diye böyle nakaratlı, makamlı seslendiğini gördüm vallahi o ilahi duygulara gömüldüm, hala çıkamıyorum. 

-Reis seni ödüllendirdi mi?

-Önce dedi, beni muhtırayı ele geçirdiğin evlere ve mağaralara götür, Reis arkada ben önde eve girdik. Evde eroin kokain yerlerde viski şişeleri ortalık duman halüsinojenik bir koku. O duman içinde Reis'le epey oturduk. Sonra baktım, Reis derin nefes alıyor havayı şişirir gibi nefes veriyor, var bunda bir hikmet, ben de havayı sigara gibi içime çekmeye başladım. Reis'in kafa zum, Reis yampır yumpur yürümeye başladı.

Reis döndü bana, biliyor musun .arak Metin, som altından bana bir dağ verseler bu muhtıra kadar beni zengin etmezdi.. Tabii Reis'in gözler dumanla kayıyor baygın, -biliyor musun .arak Metin, bu muhtıra iktidarımız için kutsal bir metin.. Şimdi bu muhtıra metnini al sıcak suya sok ve o suyu bütün basın mecralarına gönder.. Hepsi yayınlasın... Bütün dünya mağduriyetimizi bir daha konuşsun. Ben sarayda neler çekiyorum görsünler.

-Sonra...

-Tam o sırada adını hatırlamadığım bir kaç gazeteci avukat aradı, kaçma yakalandın, şu an saat 11, hayır, saat iki, eeee sabah olsa ne olacak akşam olsa ne dedim, gazeteci telefonda, haaa haaaa sağlıksız bir ortamda Reis'le ne yapıyorsunuz, yine bir lebalep vakası yarın manşettesin dostum.

Tanıdım sesi, bu Yılmaz Özdil diğeri ...?  Reis'in Yaşasın Mağduriyet diye slogan attığını duymuşlar, şimdi manşet atıyorlarmış, bu yüzden, kendimi açıklamak zorunda kaldım, evet, basına ben sızdırdım, ben .arak Metin...

-Reis odada duman altında çok mu kaldı?

-Reis'e döndüm, Reis bunlar bizi buldular, muhtıra kumpasımızı çözmüşler, yarın manşet atıp ekranlarda açıklama yapıp... Reis'e anlatıyorum, ama... Reis dumandan düşmüş yatıyor... Ama beni de hayal meyal duydu.. Çok tatlı şeker yalayan bir sesle, korkma .arak Metin, dedi, onlar osursun konuşsun bu alemin kralı benim, hakimler savcılar benim elimde, yarın alayını yakalarız.

-Sonra?

-Sonra Reis'in kanalından yandaş gazeteciler aradı, adı Abdulkadir Selvi diğeri Mahmut Alınak mı, hatırlamıyorum diğeri Cem Küçük... Panikle dediler ki muhtıra kağıdına Reis'in eli değdi mi, dedim ki, eliyle dokunmasını sen geç Reis muhtıra kağıdını yaladı yaladı, dedim. Telefonda bağırarak 'ulan .arak, o kağıt zehirliydi, "Gül'ün Adı" filminden bilmiyor musun?'

-Onca yılın ajanısın kağıdın zehirli olduğunu anlayamadın mı?

-Nasıl desem, zehirli değildi ama sanki gazeteciler bir .öte bir adet görmüş yere sürmeye başladıklarına göre bir şey var dedim. Reis bana döndü, sen daha önce muhtıra kağıdı gördün mü, -neden, dedim, şimdi basına vereceğiz bu kağıdı, kremlememiz lazım cilalamamız lazım, harfleri anlaşılır kılmak lazım, soğan suyuyla toprak sürerek biraz eskitmek lazım. -Reis'e bu eskitme işini bana bırak, benim işim, dedim.

Derken, televizyonu bir açtım, her kanalda, muhtırayı konuşuyorlar, ağbi herkes saat kaçta kim yazdı kim verdi nerede yazıldı herşeyi biliyorlar, vallahi amirim başından beri takibindeyim, ben bilmiyorum, onlar biliyor, vallahi helal olsun bu gazetecilere bu avukatlara..

-Bu arada muhtırayı okuyabildin mi, ne yazıyordu?

-Yahu amirim muhtırayı okuyacak zamanım mı vardı sonra ben de sizin gibi ekrandan duydum, montrö zöntre bir şeyler..

-Belki muhtıra değil basit bir basın açıklamasıdır, niye bu kadar heyecan yapıp ortalığı velveleye verdin?

-Vallahi amirim benim işim bu, ajanım ama şöförüm, ajanım ama defineciyim, ajanım ama gazeteciyim, ajanım ama avukatım, bende her ayak var, 'her ayak benim mesleğim', gazeteciyim ama .rospu çocuğuyum, yavşağın tekiyim ama gazeteciyim, ben bu yüzden maaş alıyorum...

-Peki bu hastaneye seni kim getirdi!

-Sonra amirim, yazılanları okuya okuya televizyon dinleye dinleye kafamın içinde gazeteciler Yılmaz Özdil Doğu Perinçek Tayyip Erdoğan kafamın içinde avukatlar konuşuyor gülüyor bağırıyor uyduruyor, sonra amirim, beni bir gülme krizi tuttu.

Önce oralı olmadım üç-beş dakikaya geçer, geçmedi amirim, bir haftadır gülmekten yüz kaslarım felç oldu.. Doktor bana bu felci iyi tanıyorum ben dedi, İngiliz Kraliçesi gün boyu arabanın içinden herkese gülücük göstermek için yüzünü zorlayıp yüz felci olurmuş, şimdi ekrana baktıkça yüz felci geçiriyorum.. Uyduranlar iftira atanlar kurgulayanlar boş konuşanlar, amirim, henüz muhtırayı yazanların ifadesi açıklaması yok ama herkes sallıyor.

-Gülme krizi mi başladı?

-Hayır amirim bu uydurmalar sallamalar bir kastrasyon, mektepte okumuştuk, hayvanların hayalarını burmak iğdiş etmek öyle bağırıp çağırıyorlar ki korkudan donakalıyorsun. Yahu diyorsun, bağıra çağıra boğuntu sis duman karartmayla görevli ne çok insan var.

Sonra sonra hastanede yatakta boş vaktim oldu şu kasıtla boğuntuya getirenlerin önceki hayatlarına bakıyorum yazarlara avukatlara, sonra, diyorum, bu dünya bu kadar biçim-şekil değiştirmeyi hak ediyor mu, ne çok renkten renge şekilden şekle giriyorsunuz, ya da amirim bu kadar yüce memleket davası bu kadar kaba taslak kişilikleri kaldırır mı?

 

  

 

-