İnsanlar ve hayvanlar, İmamoğlu ve yazarlar

featured
service

NİHAT GENÇ yazdı…

BİR

Komplekslerinizi ve kumpaslarınızı ve kıskançlıklarınızı bir kenara koysanız iyi edersiniz, çünkü, Zafer Partisi iktidara geliyor.

Daha dün kurulmuş bir partinin önü, içi, odaları maç kapısı gibi izdiham olabilir mi, daha dün kurulmuş bir partiye aynı anda bir dakika içinde otuz-kırk telefon gelebilir mi?

Bu çok sert ve ani kasırganın sebebi, önceki iktidar ve muhalefetin memleketin yekpare sorunlarını halı altına süpürmesidir!

İktidarın Zafer Partisi’ne karşı bir atımlık barutu vardı, o da, Soros’tu, Ülker’di, istihbarattı, vs. gibi suçlamalardı. Cevapları verildi. Üstelik milliyetçi seçmen siyasette polis asker istihbaratçı gibi isimleri çok sever. Putin de istihbarat kökenli. Ayrıca Özdağ, istihbaratın kitabını yazmış bir hoca ve biz de zamanında benzer lafları yüzüne karşı söylediğimizde devletin zaman zaman bilgisine başvurduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor, ne diyeceksin?

Fırtınanın asıl sebebini söyleyeyim, Özdağ, bugüne kadar bulunduğu siyasi yapılarda hep ikinci adam rolündeydi ve perdeleniyor ve o da parti ahlakı disiplini adına kendini frenliyordu, ama şimdi, geçmişten ve akademiden getirdiği bilgi birikimi ve beyniyle işte görüyorsunuz ortalığı kasıp kavuruyor!

Zafer Partisi artık tutulamaz yakalanamaz, koptu geliyor!

Bu saatten sonra, bizim yapabileceğimiz, kopup gelmekte olan çığa karşı eleştirel tedbirlerimizi almaktır.

Zafer Partisi adına artık çok konuşacağız, benim ilk elden tavsiyem, şunlardır!

Zafer Partisi ‘gölge bakanlıklar’ı acilen kurmalı, ve gölge bakanlıkların her biri dört kişiden oluşmalı. Birincisi, bakanlık şemasına, icraatlarına, ihalelerine, vs. bakanmış gibi hakim olmalı, bitmedi, bakanlığın bütün birimlerini tek tek yerinde gözüyle gidip incelemeli….

Gölge bakanlıktaki ikincinin görevi, bakanlığın temel yasaları ve yakın geçmişte parlamentodan geçmiş bütün yasalarına yönetmeliklerine hakim olmaktır, bunlar, Google takibiyle olmaz, bizatihi doktora tezi gibi meclis kütüphanesinde çalışılmalı.

Üçüncünün görevi, acil eylem planı hazırlamalı, ve bakanlık devralındığında kriz ve tıkanıkları yönetecek uzman kadrolar hazırlamalı ve şu an görevdekilerin liyakalarına hakim olmasıdır!

Dördüncünün görevi, her bir bakanlık için ‘devrim gibi’ politikaları oluşturacak akademik çalışmalara başlamalı.

Ve ilaveten, ayrıca, tarikatlar gibi, Kızılay gibi, Futbol federasyonu, vs. gibi, her bir kurumun mal varlıkları envanterleri ve ihalelerini devletle ilişkilerinin dökümünü takip edebilecek birimler de kurulmalı.

Şu anda, Zafer Partisi’ne doğru büyük bir akademisyen kadrosu iştahla yola çıkmış Zafer Partisi’nin kapısını çalmaya başlamıştır…

Evet, anlık olarak Zafer Partisi’nin görünen yüzü tek başına Ümit Özdağ, ama, kapıdan girmekte ve çoğalmakta olan kadroları gördükçe, bir kaç aya kalmaz, kuşkunuz olmasın, Zafer Partisi deyince gözünüzde bambaşka bir fotoğraf belirecektir!

Türk Milleti, AKP’nin yağma ve yolsuzluklarından bıkmıştır ve Türk Milleti dışardan hazırlanan Sevr gibi Altılı Masa’nın mutabakat metni karşısında infial içindedir ve Zafer Partisi şansıyla tarih sahnesine daha önce hiç olmayan coşkun bir heyecanla gelmektedir.

Zafer Partisi, benim için ise, şunu ifade ediyor, şu meşhur Yedi Samuray filmini hatırlayın.

Köylüler kendilerini soyan eşkiyayla baş edememekte ve eşkiyalar hem köylüden haraç almakta hem de tarlalarına el koymakta…

Ve köylülerin bekçi-koruma tutacak parası da yoktur ve işsiz güçsüz samurayların kapısını çalmaya başlar ve samurayları köyü korumak için ‘kullanırlar’…

Evet, köylüler, Samuraylar’ı ikna ederler ve beş kuruş vermeden köylerini eşkiyadan kurtarırlar ve binlerce yıldır yaptıkları pirinç hasadına yeniden şarkılarla eğlenerek başlarlar.

Türk Milleti’nin bir ferdi olarak, işte ben o köylüyüm, o köylüler gibi benim de param yok arkamda holding ve yabancı güçler hiç yok, hatta köylülerin hiç biri samurayların baskın despotik kurallarını da sevmez, ama o an yapabilecekleri başka da bir şey yoktur!

Köyü eşkiyadan kurtarmak için bugün Zafer Partisi’ne ihtiyaç hasıl olmuştur, yarın başka bir partiye yapıya, ihtiyaç duyarız, bilemem…

Tabii boş da durmam, Zafer Partisi’nin yükselişini ve çalışmasını iyi izleyip entelektüel katkılar veririm ve eksik gedik yanlış hata ne varsa defterime yazıp, ikinci bir çıkış ihtiyaç haline gelirse, ikinci çıkışa -ihtiyaca daha tedbirli dersler çıkartarak yola çıkma hazırlığı yaparım!

İKİ

Bugünlerde Batılılar aklını kaçırmış, Ruslara, II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudileri dışlayıp yok ettikleri gibi davranıyorlar.

Dostoyevski’yi yasaklamak mümkün mü, eserlerine yüzbinlerce ‘atıf’ yapılmış, Çaykovski’yi yasaklamak mümkün mü, dünyanın bütün büyük konservatuarlarında ders olarak okutulmuş, hadi, hepsini geçtim, yüzlerce Rus bilim adamını ‘yok saymak’ mümkün mü?

Mesela, Freud’den çok önce psikoloji sahnesine çıkıp ‘davranışçı psikolojiyi’ inşa eden Pavlov’u yok saymaya kalksanız, Pavlov’dan atıfla-hareketle şekillenen deneysel çalışmaları dünyanın bütün ders kitaplarından çıkartabilir misiniz? Diyelim çıkarttınız ortada sosyolojiden eğitime siyasete her bilime büyük katkılar sunmuş ‘davranışçı’ psikoloji kalmaz!

Pavlov, sonrasında çok aşılmıştır, ancak yemek bekleyen ve yemek gelmeden ziliyle salyası akan köpek deneyiyle koşullandırılmış davranışı tüm dünyaya öğretmiştir!

Bu işleri en kolay ben anlatırım, Psikanalist, nevroz, terapi-konuşma, bilinçaltı, baskılama, ego, vs. gibi kavramlarla yola çıkmıştır. Davranışçılar, ödül-ceza kavramlarıyla, ve son yıllarda beyin, nöron, hafıza, sinir sistemi, beyin görüntüsü, beyin hücreleri gibi, fizyolojist psikoloji öne çıkmıştır.

Biz, davranışçılardan gidelim, sonra gelenler, Pavlov’a çok şey kattı. İnsan evladı beyaz bir levha olarak doğar, ve, çevresi ve yetiştirilme şartları ve imkanlarıyla şekillenir! Deneysel çalışmalar en çok ödüller ve cezalarla insan evladının zihinsel haritasını çıkartmakla başladı ve bugün beyin yapımız ve sinir sisteminin tepkilerini fotoğraflamaya kadar çeşitlendi.

Diyelim, şu meşhur bulmaca labirentler! Fareleri labirente koyup çıkışa koyulan peyniri nasıl bulacağının deneyleri.

Fare, önce ne edip edip yavaş yavaş buluyor, ama, bir kez bulunca artık peyniri bulma haritasını beynine yerleştiriyor ve ikinci peynir koyuşunuzda daha ‘hızlı’ buluyor!

Artık yolu da haritayı da öğrenmiş oluyor!

Ya da cezalandırılan korkutulan farelerin çıkış deliğini hepimizden çok hızlı bulması!

Yüzyıl süren bu çalışmalar eğitim sistemine kadar girmiş öğrencilerin yetişmesinde ödül ve ceza sistemi çocuğun gelişiminde kabul edilip ve başat bir yer almıştır! Bugün gündelik hayattan konuşurken kökeni dahi bilmeden hep bu ceza-ödül kavramlarıyla konuşuruz.

Hızla geçelim, fareler yemeğe insanlardan daha hızlı ulaşacak zihin haritalarına sahiptir çünkü yiyeceğe odaklanmışlardır!

İnsanlar da aynen eğitim ve çevresiyle bir zihinsel harita edinir. Hangi okula gidersem amacıma ulaşırım? Hangi şeyhe tarikata girersem, hangi partiye mensup olursam, kimden borç alırsam, kimin adamı olursam, kime sırtımı dayarsam, şurda reklamımı yaparım, şu adamlara sığınırım, gibi yükselmek ve amaca ulaşmak için etraflarında görüp yola çıktıkları haritaları vardır.

Yani, gençliğin önüne rol modeli olarak Nagehan Alçı’yı koyun bir de Nihat Genç’i, şüphesiz, yaşadıkları çevre gördükleri duydukları çaresizlikleri onlara şunu öğretecek, tabii ki Nagehan Alçı’nın yalısı var, Nihat Genç züğürt, tabii ki, Nagehan Alçı korunuyor, dava açılmıyor, Nihat Genç mahkemelerde sürtüyor…

Yani iktidarın karşısında olmanın getireceği cezalar yokluklar imkansızlıklara karşı dayanamaz! Ceza korkusu ödülden daha etkilidir ve ceza korkusuyla ister istemez, bugünkü sanatçılar gibi, saraydan TRT’den belediye konserlerinden nemalanmak için iktidarın acımasız gaddarlıklarına sessiz kalırlar!

Ya da inanmasalar bile bir işe girmek için tarikatların vakıfların yandaş partilerin kapılarını çalarlar, peynire hızla ulaşabilmek için!

Bugün siyaset sahnesini hep aynı ‘koşullanma’ oluşturmuştur, kasaba avukatı, liderin yanına sızacak, lidere uygun söz ve davranışlarla yükselecek, bu bir, siyaseti öğrenme makinesi-haritasıdır, yani kasaba avukatını motive eden, halkın sorunları değil ‘hedefe’ en hızlı şekilde odaklanmak!

Sağcısı, solcusu, ilericisi gericisi, fark etmez, Türk siyaset sahnesinin ‘koşullanması’ ödül ve ceza sistemi üzerine çok kökleşmiştir!

Bu (ceza-ödül) davranışçı psikolojiyi çok abartan bilim adamları da vardır, ve hatta, özgür iradeye dahi hiç inanmazlar, insan yavrusu derler ödül-cezayla şekillenir!

Yani, insanın özünde sanki özveri fedakarlık iç güdüleri hiç yokmuş gibi!

Derler ki, doğuştan güdülerimiz değil ‘güdülenme’ vardır!

Hatta, mesela, kediyle farenin düşmanlığı sonradan öğretilmiştir, yani, yeni doğmuş farelerle yeni doğmuş kedileri birlikte büyütün huzur içinde yaşayan ‘kardeş’ ve ‘aile’ olacaklardır. Yani, iç güdülerinde saldırganlık yoktur, sonradan öğrenmişlerdir!

Kaz yavruları mesela, öz anne babayı (ebeveyni) aramaz, kimi görse, peşine takılır. Kaz kendi de eti de güzel bir hayvandır ama aptallar için ‘kaz’ dememizin sebebi de budur, kimi görseler peşlerine takılmalarıdır.

Kısaca bu çalışmalarda insanların ve hayvanların en temel ihtiyaçları karşısında bütün istekleri, arzuları, güdüleri, sevinçleri, ödülleri, şehvetleri, genetik kodları, beyin haritaları, zekaları, vs. ölçülüp değerlendirilip psikoloji bilimine sunulmuştur!

Anlamaya çalışıyoruz, şiddet doğuştan var mı, anlamaya çalışıyoruz, başkasına köpeklik biat, doğuştan var mı, anlamaya çalışıyoruz, toplumsal eşitsizliğin kökenleri, beynimiz mi, iç güdülerimiz mi, egomuz mu, kendi menfaatlerimiz mi, nicesi?

Ancak tüm bu çalışmaların çok tehlikeli bir boyutu vardır, kendinizi, beyinmiş, fizyolojiymiş, sinirmiş, tepkilermiş, ödüllermiş, vs. diye fazla kaptırırsanız, korkunç bir sonuca ulaşırsınız, yahu, biz, insan mıyız yoksa hayvan mı?

Bir hayvan gibi sevilip övülmek ödüllendirilmek ve karnı doyunca ve güvenlik bulunca rahat ediyoruz, öyle mi, insan dediğimiz varlığın dünyaya geliş sebebi, hepsi bu mu?

Başkalarına karşı duygularımız kardeşliğimiz bölüşmemiz başkalarını düşünmemiz başkaları için hayatımızı feda etmemiz, vs. nerede?

Yani, biz insanlar, sadece bir beden ve fizyolojiden mi ibaretiz, böyleyse, içimizden bazıları, karnımız doyup peynire ulaşınca neden hala açlık ve eksiklik hissediyor ve doygunluk sağlamıyor?

İnsan olabilmek için fazladan bir şey lazım!

Fareler ve kazlar ve güvercinler ve koyunlar gibi hayat sadece kendi açlığımız kendi güvenliğimiz değil!

Fareler gibi peynire odaklı bir dünya için yaşamıyoruz!

Mesela başkaları için fedakarlık yapıp ölenleri hayatını başkalarına adayanları mesela ‘aşk’ı nereye koyacağız!

İnsanla hayvan arasında fizyolojik ihtiyaçlar ve ödüller ve cezalar ve yiyecek haritaları birebir benzerlik taşısa da insanla hayvan arasında çok bir ‘boşluk’ var…

Bu boşluk, ruh, olabilir, bu boşluk, hayata gelme gayesini varoluşsal bir sorun hale getirme olabilir, bu boşluk, kötülere karşı sessiz kalmamak olabilir, bu boşluk, canı yanan, acı çeken, işkence edilen insanların yardımına fedakarca koşmak olabilir, bu boşluk ‘gurur’ ve ‘erdem’ gibi değerleri tatmak olabilir, bu boşluk hiç tanımadığın insanların derdine çare olmak olabilir, bu boşluk, kendini herkesle eşit kabul etmek olabilir, bu boşluk, tabiatın içindeki ağaçlar otlar böcekler gibi sıradan yaşamanın getirdiği manevi hazlar olabilir, bu boşluk, efendiye, ağaya, derebeyine, zalime karşı köleliğe altta kalmaya katlanmaya asla yanaşmayan çok yüksek insani değerler olabilir, vs.

Yani, insanın çok daha büyük tahayyül dünyası var, rüyalarıyla inançlarıyla umutlarıyla insanlık değerleriyle gelenekleriyle tabiat iklim vatan sevgisiyle kendini çok daha büyük bir dünyadan sorumlu tutabilen bir tarafı var!

Her şey ceza-ödül yeme-içme için hedefe odaklanmak değildir, çünkü her insan bu ‘boşluk’u hisseder ve ömrü oldukça bu boşluğun eksikliğin acısını çeker!.

Başkalarının acılarına uzanamayan insanlar tamamlanmamış insanlardır!

Hayvandan farklı tarafımız ‘eksiklik’ duygusunu hissetmemizdir!

Eksiklik duygusu, insanlığa vatanıma karşı yeterince görevi mi yaptım mı, sorumluluklarımı yerine getirdim mi, sorgulamasıyla başlar.

Bu yüzden siyasilere ilk tepkileriniz, öncelikle kendi karnını doyurmaya odaklanmış insanlardan nefret etmeye onları ayıklamaya bertaraf etmeye çalışırsınız!

(Yüzlerce örnekten sadece bir kaçı), mesela, 2012’lı yıllarda Halk TV’deydim ve Sarıgül’ü aday gösterdiler, kim bu adam, öncelikle kendi servetine odaklanmış bir adam. Acımasızca eleştirdim, mesela Sözcü Gazetesi Sarıgül’e tapınıyordu ve karşı çıktım ve onu savunan Halk TV’ye karşı çıktım… Sanırım hepimiz siyasetten bu kadarcık anlarız, Sarıgül’ü destekleyen bir çok yazarla yolları ayırdım ve tek başıma kalma pahasına Sarıgül propagandasına teslim olmadım.

Mesela, sonra, Beşiktaş’ta sivil kurumlardan halkına kadar illallah dedirtmiş Murat Hazinedar diye bir isimle karşılaştık, aylarca sert eleştirel yazılar yazdım ve Hazinedar’dan nemalanan bir yığın CHP’li tarafından dışlandım, kovuldum. Ama durmadım, tehdit edildim, yılmadım, yolsuzluk dosyalarının üstüne gittim ve ifşa ettim ve peş peşe bir çok yazı yazıp, Murat Hazinedar işini bitirdim.

Siyaseti bu kadar herkes biliyor, bunlar ve yüzlercesi, kendileri ve çok yakın bir avuç çevreleri ya da hedefe odaklanmış yapı ve tarikatların adamları! Kendilerini desteklemeyenlere ‘ceza’ kesiyor gözlerini korkutuyorlar, kendilerini destekleyenleri iş aş para ihale, ödüllendiriyorlar, ve bu memleket bunların çiftliği…

Yani, gerçekte, halkın sorunları, memleketin dertleri için iktidar olmamışlar!

Peynir ödülüne hızla ulaşabilmek için yazarları kiralamışlar, CHP’li vekilleri susturmuşlar, onu bunu küçük rüşvet ve ödüllerle köpekleri yapmışlar ve aligıran başkesen bir terör oluşturup makamlara kurulmuşlar!

İşte İmamoğlu! Halkın hangi sorunları için iktidar oldu?

Adamın ailesi ve geçmişi, kendi zenginliklerine odaklanmış, ilk işleri, multimilyarder olmak, ilk işleri, o yazarı bu partiyi şu tarikatı tavlamak ihale rüşvet öne çıkmak…

Peynire ulaşabilmenin yol haritaları zihinlerinde zaten hazır!

Bu çok zor anlaşılmaz kompleks bir durum hiç değil, işte kaz deneyleri işte fare deneyleri, hepsi ödüle odaklı, hepsi kendi güdülerine kendi arzu ve şehvet ve kendi tutkularına odaklı insanlar!

Yani, eline kalem alan her yazar bu ceza-ödül haritalarıyla büyümüş siyasetçileri çok iyi tanır!

Başkaları için bir şey yapacak, bir geçmişleri, bir zekaları, bir plan programları, bir yol haritaları var mı, söylediler mi, yaptılar mı, bir ipucu gösterdiler mi, hayır!

Sadece, Türkiye gibi bir ülkenin eğitim ve sosyal çevresinin kendilerine öğrettiği zihinsel bir yol haritasına inandılar!

O partinin oyu var, onları işe al onlarla iyi geçin, öbür partinin oyu var, onlarla, iyi geçin onlara ihale var, diğer partinin bölücü istekleri var, sessiz kal, sesini çıkartma, bu tarafın futbol taraftarları çok onları gazla. Şu medya grubuyla iyi geçin önleri aç onlar da senin reklamını yapsın, işte bu kadar düşük zekalı bir zihinsel harita!

Ve bu zavallı haritayı gören ülkenin önde gelen yazar ve çizerleri, sen hedefe ulaş da nasıl ulaşırsan ulaş, diye, bu adama nicesi siyasilere Atatürk yakıştırmaları dahi yaptılar! Kaz sürüsü gibi peşine takıldılar!

Geçmişini sormadılar, bölücülerle yabancı elçilerle gizli hesaplarını sorgulamadılar, sadece, bize de rant versin bize de ihale versin bize de reklam versin, bize de imkan açsın, şimdilik kafi deyip, bağırlarına basıp ‘kahraman’ ilan ettiler!

Kardeşlerim, fareler, kazlar, böcekler, hepsini Allah yarattı ve hepsini çok severiz, ayrı, ama, insan denilen yaratık ‘fareden ve ‘kazdan daha üstün bir şeydir…

Hiç bir insan içindeki boşluğu, taltifle övgüyle dalkavuklarıyla parayla zenginlikle makamla dolduramaz, dolduruyorlarsa ‘insan’ değiller!

İnsan, içindeki boşluğu ancak ‘aşkla’ doldurabilir.

Ya da aşk kadar büyük başkalarının acıları ve yoklukları için kendini feda etmekle doldurabilir!

İnsanlık için, milleti için, halkı için, acı çekenler, çaresizler için, bir şeyler yapabilen bir insan!

Anlayamıyorum, bir yazar, peynire odaklanmış ve milletin sırtından geçinen bu asalakları nasıl tanıyamaz, bir yazar nasıl olur da bu fare ve kaz zekalılara karşı her defasında aldanır?

Çünkü fareler ve kazlar ve yazarlar, hepsi ‘peynire’ odaklanmış, tarikatlara vakıflara, adamlarına, menfaat çevrelerine, rüşvet ve ihale çarklarına odaklanmış!

Ve gözleri, peynirden başka bir şey görmüyor!

Bu o kadar yaygın ve geniş bir haritadır ki, bu topraklarda doğup büyümüş milyonları çekip çeviren sürüleştiren korkutan kudurtan işte bu ceza-ödül sistemi!

İnsanlar ve hayvanlar, İmamoğlu ve yazarlar

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

39 Yorum

  1. 2 hafta önce

    Yazıları kısa yazarsanız anlam bütünlüğü bozulmaz ve daha çok okuyucuya ulaşırsınız.

  2. 2 hafta önce

    Nihat Genç e tavsiyem…Acele etmesin.

    Özdağ dan kahraman yaratmak ile İmamınoglundan yaratmak aynı çöplükte buluşmak olmasın…

    • 2 hafta önce

      Özdağ’ın onlarca yıldır gelen çizgisi tutarlı GelGitler çelişkiler yok.. İmamoğlunda ise hepsi vardı..

      • 2 hafta önce

        mete yorumlarını okur ve cok begenırım ama nıhat beye soyledıklerı burada tekrarlayacagım belkı orada yayınlanmaz.cok ucuza dusunmeden acele ıle bır ıkı olay ustune hemen kahraman yaratıyoruz. ıste ekrem ıste sedat ıste umıt. umudunu haklı fakat acelecı buluyor. sabırlı olmanızı tavsıye ederım.

        • 2 hafta önce

          Ne ilgisi var, elma ile armutu toplamayın. Ümit Özdağ’ın geçmişi belli. Söyledikleri belli. Adam çizgisini hiç bozmamış.

    • 2 hafta önce

      ekrem ede tamam dedik.. tanıyana kadar !
      o bitti.
      ama özdağı tanıyoruz, mhp den iyi partiden kovulması gibi referanslar bile yeterli :)

  3. 2 hafta önce

    Güzel bir yazı halkın yaşadığı hikaye ödül ve ceza eğitim seviyesi düşük bireysel olarak çıkar peşinde olmak toplumu umursamaz hale gelmek

  4. 2 hafta önce

    yine döktürmüşsün . kaleminin mürekkebi bitmesin.. varol

  5. 2 hafta önce

    Okuyamadım çok uzun lan kanki

  6. 2 hafta önce

    Ümit Özdağ, aynı görüşleri MHP’deyken de İYİ Parti’deyken de savunuyordu. O zaman kimse onu ırkçılık veya yabancı düşmanlığı ile suçlamıyordu. (Arslan BULUT)

  7. 2 hafta önce

    Özdağdan bi yol olmaz

    • 2 hafta önce

      mevcutların en istikrarlısı,
      sistem dışı olan özgür bir parti..
      daha ne olsun ?

    • 2 hafta önce

      Sizin gibilerden hiç olmaz. Nerde nasıl davranacağınızı bir türlü öğrenemediniz.

  8. 2 hafta önce

    Ümit Özdağ’da ne buldunuz bilemiyorum. Mülteciler konusundan başka söylediği elle tutulur ne var. O konuda da o kadar ölçüsüz ki 6 – 7 Eylül olaylarında olduğu gibi bir bilançoya neden olabilir. Ülkenin aklı selime ihtiyacı var, ümit özdağda da bu ne kadar var tartışılır doğrusu.

    • 2 hafta önce

      sığınmacıları organize eden bir el yokmu sanıyorsunuz ?
      doğudan gelenlerin cihatçı, suriyeden gelenlerin organize ermeni süryani ayrılıkçı bir yapılanma için gelmediğini düşünüyormusunuz ?evet, 1. öncelikli mesele budur.

    • 2 hafta önce

      Ak-İktidara ve Sarı-Muhalefete oy verenlerin anlamak istemedikleri şey şudur,10 milyon yabancıyı besleyip büyütmeyi bırakmadan hiçbir işde dikiş tuturamazsın kardeşim..

      • 2 hafta önce

        METE bıraz abartı olmadı mı. bendde sızı aklı selım bırı sanır yorumlarınızı begenır. begen ıkonu kullanırdım.umarım sızde umıt bey hk. benım sızde yanıldıgım gıbı yanılmazsınız.

        Cevapla
    • 2 hafta önce

      Yandaş ve gerici solcuların görüşünü yazmışsınız. )))

    • 1 hafta önce

      6-7 Eylül olayları bu ülke vatandaşlarına karşı tezgahları,elma ile armut karışmasın!

      Cevapla
  9. 2 hafta önce

    Her zamanki gibi çok doğru tespitler yapmışsınız Sayın Nihat Genç, kaleminize, emeğinize sağlık.

  10. 2 hafta önce

    bende oyumu sistem dışında, doğal gelişen ZAFER partisine vereceğim.
    hatay suriyeli sığınmacılar eli ile elden çıkabilir bu risk var.
    doğudan gelenler asker !
    cumhuriyetçi şeriatçı çatışmasında cihatçı olarak savaşacaklar plan böyle sanıyorum.

  11. 2 hafta önce

    ıkı soylemde ıkı harekette kahraman ılan edılenlerı gorduk ıste ekrem ıste sedat. sımdıde umıt . ne kadar ucuz kahraman yaratıyoruz.
    sn gence de umutlanmasını haklı ve acele goruyor sabırlı olmasını dılıyorum.

  12. 2 hafta önce

    Teşekkürler Nihat hocam..Sizi ZAFER’de görmek dileği ile Esen Kalınız..

  13. Çok net tesbitler..dediğiniz gibi Ümit Özdağ, Zafer partisinin adeta vitrini..burada kendisinden beklenen aceleye getirmeden doğru kadroları kurması..Bartu Soral istifa ederkenki kurduğu bir cümledeki tipler geçmişine bakılıp elemine edilmeli..
    Yükselişle olan bir partiye çakalların doluşmak isteyeceği açıktır..
    Çıkarcılıkdan uzak doğru kadrolar Zafer partisini kalıcı hale getirir..

  14. 2 hafta önce

    Abi bi kendine bak bir ona..

    • 2 hafta önce

      İki soru aklıma takıldı Nihat abi: Müstakbel gölge bakanlıklardaki (niyeyse aklıma gölge CIA ve MI6 geldi) kazlar arasında, 1 numaralar mı yoksa 4 numaralar mı daha kaz? Ikincisi bu kaz ya da fare sürüsünden bahsettiniz ama en önemli nokta karanlıkta kaldı epey: sahi bu kazları besleyen “Hayvan Çiftliği”nin sahipleri kim? Üçüncü sorum da şu abi: Mülteciler, “ötekiler” konusunu kaşıyan, kanatan diğergam olmayan kazlari besleyen hayvan cifliginin meşhur sahipleri, kazları sevdiği için mi habire yemletip semizletiyor yoksa vakti gelince iyice etine dolgun hale gelecek o güzelim kazların tüylerini yolup, etini Londra köşklerinde afiyetle yemek için mi? Bu karanlık noktalari aydinlatirsaniz çok memnun olurum.

      Cevapla
  15. 2 hafta önce

    Ekonomi konusunda ne yapacaklar.Dış borçları ödemesin borcu alıp yiyenlerden geri alsın.Haramilerin sülalesinden geri alsın paraları.Kuvai milliye gibi birleşsin namuslu adamlar yoksa sonumuz arjantin venezülla

  16. 2 hafta önce

    Nihat ağabey, nefis bir yazı… Var olun! İyi ki varsınız.

    Cevapla
  17. 2 hafta önce

    Nihat Bey, size bir sır vereyim… Emin olun Atatürk gelip parti kursa onun bile kenarında dolaşır destek verecekmiş gibi yapar kendi yolunuza gidersiniz…

  18. 2 hafta önce

    Bu yazinizi cok begendim. İnsanlara alan acmak egitmek sorgulama bilincini yerlestirmek gerekir.

    Cevapla
  19. 2 hafta önce

    doru soze nedenir

    Cevapla
  20. 2 hafta önce

    ders gb yazı arşivlik

    Cevapla
  21. 2 hafta önce

    “Yerle bir ediyorlar, öldürüyorlar, söküyorlar, bir tutam ot bırakmayacaklar,” diyoruz, yalvarıyoruz.
    Karşımıza geçmiş pişkin pişkin sırıtıyorlar: “Karnımız tok, sırtımız pek.”
    “Bitti!” diyoruz, “kalmadı gidecek yer, alacak nefes, kendisine gülümseyecek tek bir yüz!”
    Ağızları kulaklarına varıyor: “Karnımız tok, sırtımız pek, arkamız kuvvetli!”

    Cevapla
  22. 2 hafta önce

    Nihat abim. hayatımı değiştiren insansın. ama şu eleştiriyi yapmak zorundayım. Kılıçdaroğlu kumpasla chp’ye oturtuldu, kumpası göremedini kılıçdaroğlu umuttur dedin. sonra bela okudun. milliyetcileri hdp’nin yanına oturtma projesi Akşener’i ilk başta destekledin sonra yerin dibine soktunç ilk başta CIA komplolarını göremiyorsun canım abim. Perincek’e inat edeceğine, kendisinden strateji öğren lütfen. adam her konuda haklı. ÖZDAĞ milliyetciler arasına yuvalanmış gizliNATO’cudur. hatta gizliliği de kalmamış. parti programına utanmadan natoya batı ittifakına bağlılık yazıyor. Senin gibi adam bunu nasıl hazmeder? açıkla biz de anlayalım.

  23. ağabey senin isyanın güzel boşver özdağı mözdağı! alayınıza giderim ulan diyecek adam yok! sen varsın sen de operatif olursan bir yanımız eksik kalır! fare, kaz, koyun her yerde ama eksiklik duygusu hisseden az aman diyim iki gözüm…

    Cevapla
  24. 2 hafta önce

    Sayın büyük usta bende Peryodik tablonun mucidi Mendeley’i listeye ekleyeyim. Ve ilave edeyim, Rus Bilimi Batı bilimi gibi üçkağıtçı ve yalancı değildir. Küresel ısınma konusunda Rus Bilim adamları IPCC’nin beklentilerini gerçekçi bulmamaktadırlar. Biyolojik kökenen dayanan fosil yakıt (petrol gaz vb) yalanı Rus /Ukrayna bilim adamları çöpe atmışlar, magma kökenli termo kimyasal tepkimeler yani abiyojenik oluşumu ispatlamışlardır. bunlar benim bildiklerim. Saygılar.

  25. 2 hafta önce

    Kapıp koyuvermediğinizde harika yazılar yazıyorsunuz, işte onlardan biri..

    Cevapla
  26. 2 hafta önce

    Sevgili Nihat, Özdağ’ın farklı türde bir siyasetçi olduğunu mu sanıyorsun? Onun tam bir batıcı etki ajanı olduğunu gerçekten anlamıyor musun? Seni ben daima vicdanın sesi olarak kabul ettim, hırçınlikla yaptığın haksızlıkları o inançla hoş gördüm. Bu kadar saf mısın gerçekten yoksa bunca yıldır sen de mi bizi yedin a be Nihat kardeşim?

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!