İstanbul Sözleşmesi’yle hiç işim olmaz

featured

Nihat Genç yazdı…

İstanbul Sözleşmesi küreseleşme sürecinde dünya devleti hayalleri kuran liberallerin büyük bir ütopyası idi.

Kurulmak istenen ‘dünya devleti’nin ne olduğunu anlamak istiyorsanız sözleşmeyi iyi öğrenin.

İmzacı ülkeleri kendini yönetemeyen köle-esir-koloni-sürü gibi hatta aşağılık,ezik, zavallı, çaresiz vs. gören bir sözleşme!

Baştan söyleyeyim Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamasından yana hiç değildim, şimdi topyekün-bütün olarak iptalinden de yana değilim.

2011 ve 2012 yıllarında AKP silahlı kuvvetleri kökünden tasfiye ediyor, yetmiyor yargı kurumlarına on binlerce fetöcü savcı ve hakimi dolduruyordu. İşte bugünlerde Batı’ya şirin görünmek için ideolojileriyle bütünüyle-hepten düşman oldukları İstanbul Sözleşmesi’ni hiçbir maddesine çekince koymadan rüşvet deyü için imzaladılar.

O günleri çok iyi hatırlıyorum, liberallerle başörtülü İslamcı yazarlar güle oynaya Türkiye’yi kökünden değiştiriyor, akıllarınca faşist, kemalist düzeni birlikte yıkıyorlar ve ödül olarak her akşam ekranlardalardı. Yetmedi şehrin bütün reklam panolarına İslamcı başörtülü kadınların afişleri asılıyordu.

Oysa İstanbul Sözleşmesi, akademisiz, yargısız, bilgisi olmayan, kültürsüz, milletsiz, iradesiz, meclissiz, egemenliği olmayan bir ‘sosyal ve siyasi’ yapı tasavvur ediyor ve sözleşmenin kavramları da bu denli soyut ve renksizdir.

Toplumsal cinsiyet gibi. Yani insan topluluklarından tıbbı terimlerle bahsedemeyiz, kanser, tüberküloz, diyatbetli, gibi, insanlar insandır, kulakları, gözleri, beyinleri, kabiliyetleri, zekaları, herşeyleriyle insan ve eşittirler ve ama insan tanımı liberal yazarlarımızı kesmez… İnsanı sadece cinsiyet üzerinden, sözleşmelerin cinsiyetçi diliyle bir dünya vatandaşı olarak tasarladılar.

(Dile dikkat, Amerikalı, İngiliz, Türk, vs. yok, köylü-şehirli yok, meslek sahibi avukat doktor işçi yok, az gelişmiş kalkınmış yok, hristiyan müslüman yok vs.kültürel yerel tanım ve özellikler hiç yok, ne var, sadece eşcinsel kadın ve erkek, yani sadece cinsel kimlik! Baklagillerden Meksika fasulyesi bile ayrılır, burada cinsiyet dışı hiç bir sıfat tanımlama yok, işte dünya insanı, üçe ayrılır, erkek kadın eşcinsel!)

İnsanları cinsiyetleriyle soyutlayamazsınız, ancak ülkemizin korkak, aşağılık aydınları şiddet bahsinde insana dair tanımları biseksüel-heteroseksüel-homoseksüel-trans-eşcinsel-lezbiyen vs. gibi kavramlara indirgemiş durumda. Şiddet denilince başka bir kapı açamıyorlar, şiddete maruz kalanlar cinsiyetleri yüzünden mi, yoksa zayıf, savunmasız, aciz oluşlarından mı? Ama bir güç hepinize çatışmanın cinsiyet arasında, sonra cinsiyetler arasında diye tarife zorladı ve başardı… Mesela ortaokulda zayıf, güçsüz, çekingen, utangaç çocuklar çok aşağılanır, alay edilirler ve çok dayak yer ve hatta dışlanırlar ve bu taciz ve tecavüzler erkek çocuk cinsiyetleriyle değil, zayıf korunmasız oluşlarıyla ilgilidir…

Yani özgür bir ortamda cinsel kimliğini yaşama şansına erenler arasında tecavüz, çatışma, taciz hiç olmamış ve hepsi melek mi? Uzun meseledir, korkak aydınımız her tecavüz çatışma ve tecavüzü cinsiyetle açıklayan dayatmalara sessiz kalıp teslim oluverdi, sonunda da ilk okuldaki çocuğumuza cinsiyet eğitimi verip cinsel kimliğini özgürce deklare edebileceği bilinciyle tecavüz-çatışma ve şiddeti önleyebileceğimiz gibi akıl almaz bir utanmazlığa kadar geliverdik, işte bu anlama geldiği çok açık maddelere kesinlikle çekinge koyulmalı…

Polis ve zabıta tarihine dair bir kitap okurken şaşırmıştım, 19. yüzyılda zabıta teşkilatı kurulurken yönetmelik ve yasalar İtalya’da ve Fransa’dan kopya edilir, ancak bu yetmez, bizatihi İtalya’dan komiserler getirip karakollara tayin edilmeli, bu yasaların uygulanmasına canlı canlı öncülük yapsınlar, diye. Oysa Cumhuriyet’le batıdan bir çok yasa getirildi Medeni Kanun gibi, ama, batılı efendileri bizatihi getirip bu yasanın başına gözlemci yürütücü denetçi yargılayıcı olarak koymadık.

Yani siz eşeksiniz, sizin iradeniz yok, size yabancı gözlemciler atayalım, emirleri onlar versin!

Oysa her milletin yargısı, meclisi, idaresi, egemenliği, organizasyonu, akademisyenleri, bilgeleri, sivil kuruluşları vardır, yasaları çıkartan, uygulayan, denetleyen, yine o milletin hakimleri, avukatları, yazarları, akademisyenleri, doktorlarıdır.

Bu nasıl bir köpeklik? Ülkenizi senin vatandaşın olmayan senin seçmediğin insanlar yönetecek!

Sen, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayacaksın ve sözleşme gereği sözlerini yerine getiriyor musun diye her biri ayrı ülkeden 15 ayrı temsilciyi ‘yargı’ ve ‘yürütücü’ ve ‘denetci’ olarak en başa koyacaksın.

Peki geri kalan 80 milyon biz neyiz? Biz, sadece uygulayıcı polis ve hakim ve istatistiki veri toplayan devlet memurlarıyız, yani figüranız ya da şimdiki liberaller gibi sadece kahyayız, bizim rolümüz bu kadar. 

Sözleşmeyi yönetecek olan bu heyete ayrıca ‘dokunulmazlıklar’ yani imtiyazlar vereceksin.

Ortaçağ asilzadeleri gibi.

Şöyle, bu heyet istediği yere seyahat eder, aranma sorulmaz, burada sorun yok, ancak, bu (dünya devleti yöneticileri) istediği her şeyi söyleyebilir.

Diyelim sizin milletiniz, değerleriniz, kültürünüz, savaşlarınız, Atatürk’ünüz, Cumhurbaşkanınız ya da dillerine ne gelirse her konuda konuşma hakkına sahipler.

Bir nevi, azarlama, küçümseme, yargılama, ve sizin zekanızı ve kültürünüzü kapasitenizi imkanlarınızı beğenmeme alay etme ret etme emir verme, vb. hakları bulunacak.

Olmaz demeyin AB’ye girme sürecinde kendine AB komiseri rolü verenlerin, Türkiye’yi aşağılayan hizaya getirici emredici buyrukçu demeçleri onlarca yıl büyük medyanın manşetlerinden düşmedi.

Bu ülkenin kendi meclisi kendi seçtikleri yoksa o ülkenin iradesi meclisi ve egemenliği ve varlığı da yok demektir.

Kadın ve çocuklara şiddet konusunda dünyanın tartıştığı ve gündemine aldığı hangi ileri güncel yasa varsa alır ve uygularsın, yani, sen kendin uygularsın, senin çocuğun hakimlerin avukatların uygular, dışardan gelen başkaları değil. Böyle saçmalık olur mu? Barolar da çıkıp biz burada neyiz dememiş itiraz etmemiş! O halde bizim niye meclisimiz var, şu milli diyenler partiler huuu kafayı mı yediniz?

Bir ülke bir milyona yakın askeri ve polisi ve yine bu sayıda akademisyen,i doktoru, mühendisi, siyasetçisi vs. kendi yasasını kendisi koruyamayacak ve kadın ve çocuklarına yapılan hukuki işlemleri denetlemek için yabancıları görevlendirecek…

Uçmuşsunuz, manyak mısınız, işte küreselciler, liberaller, 1980’li yıllardan beri milli egemenliği kendini Batı’ya kabul ettirme meşrutiyet peşindeki İslamcılar gibi Fetöcüler gibi tıpış tıpış imzalatıp elinizden böyle alıyorlar. Oysa, İslamcılar, bağımsızlık savaşıyla kazanılan egemenliğin şuurunda tadında olabilselerdi Batılılar karşısında bu denli ölçüsüz teslim olmazlardı. 

Efendi liberaller şunu diyor, yani siz kadın ve çocuklara karşı şiddeti engelleyemiyorsunuz, sebep sizsiniz.

Sizin kültürünüz, sizin tarihiniz, sizin kayırmanız, sizin partizanlığınız, sizin sorumluluğunuz, sizin beceriksizliğiniz, sizin zeka geriliğiniz…

Yani, bu yüzden kadın ve çocuklarla ilgili her türlü hukuki yaptırım ülke dışında egemenliğinizi hiçe sayan yabancı bir takım uzmanlara devretmek zorundasınız.

Yani boşanma davalarında çocuğun velayeti babadan ya da anneden alınıyor, diğerine veriliyor ya, şimdi, milletçe kadın ve çocuklarımızın velayetini bu 15 ülke temsilcisine veriyoruz.

Artık kadın ve çocuklarımızın hukukundan varlığından yaşamından bizler değil onlar sorumlu…

Çünkü, bizler eşeğiz, yasa çıkartamayız, hukukçu bulamayız, siyasetçimiz hiç yok, hakim savcı bilmeyiz, yani kadın ve çocuklarımızın haklarını ancak efendi batılılar koruyabilir, tıpkı maden ruhsatlarına sahip yabancı şirketler gibi.

Yani liberaller düşünmüş taşınmış bütün dünyayı aynı kategori aynı kavram aynı tanım aynı yasalar aynı siyasi suçlamalar aynı tariflerle bir güzel özetlemişler!

2011-12 yıllarında AKP silahlı kuvvetler ve hukuk kurumlarını yıkmakla meşgul, sözleşmenin maddelerini hiç incelemeden imzalamış, meclisten geçirmiş, yani, sözleşmede çekince koyulacakve onaylanmayacak o kadar aşağılayıcı madde var ki…

Mesela Türkiye’nin altından fiziken kalkamayacağı çok ağır yükümlülükler, diyelim, İran, Irak, Afganistan’tan onbinlerce kadın aile şiddeti gördüm diye kapınıza dayansa mecbur alacak koruyacak ve dünya devleti yöneticisi liberal asilzadelere de rapor vereceksiniz olmadı tazminatlarını ödeyeceksiniz!

Yetmedi, tartışılması çok komik durumlar da var, mesela dağdaki kadın PKK’lılar ellerinde silah ‘aile ve çocuk şiddetine karşı dağa çıktım’ dediğinde, devlet olarak PKK’lıyı terörist olarak yargılayamaz aksine korumaya alıp tazminat ödemek zorundasınız, şaka değil, sözleşme bazı maddeleri bu anlamda da pekala yorumlanabiliyor. 

Ne mi yapacaksınız? Bakmadan okumadan uluslararası bir sözleşmeyi imzalayan eşeklerden hiç olmayacaksınız.

Ne mi yapacaksınız? Bir çok maddesine çekinceler koyarak ve milli meclisin ve milli iraden ve egemenliğinin kurumlarıyla oturup milletçe tartışıp redakte edip milletçe göz kulak teminat olup yaşatacaksın. 

Ne mi yapacaksınız? Yönsüz, ruhsuz, köpek aydınlardan olmayacaksın, batıdan gelen her şeye atlayan sazan Atatürkçüler’den hiç olmayacaksınız.

Yani kardeşlerim, milli iradenizi yok sayanları siz de yok sayacaksınız.

Bir hukuk devleti oluşumuzun sebebi..

Bir Cumhuriyet olmamızın en temel sebebi…

Tarih boyu savaşlarda kan dökmemizin en büyük sebebi, kadın ve çocuklarımızı neşe barış içinde özgürce yaşatabilmektir.

Bilgelikle şarkılarla sevip okşayıp büyütebilmek…

Ve kadın ve çocuklar gibi dünyanın en büyük nimetlerini sosyal ve siyasi hayatımıza ve ahlakımıza ve sorumluluğumuza baş tacı edebilmektir!

Kadın ve çocukların hakkını korumayı dışarda bıraktığınızda meclis ve devletinize hukukunu koruyacağı tapular nüfus idaresi arsalar ve araziler ve taşlar ve tarlalar ve kazıklar kalır. 

Kadınlar ve çocuklar devletin, hukukun, bir milletin onuru en yüksek değeridir, bu en yüce değerlerinin velayetini batılı efendilere verecek sonra ben bir devletim ya da milletim diyeceksin.

Cumhuriyet Türkiyesi dışardan bir çok yasa getirdi ve ama kendi çocuklarıyla yürüttü, yani, egemenliğini devretmeden, kendi yasalarının başına başkalarını bekçi diye amir diye ‘efendi’ koymadan!

İstanbul Sözleşmesi, kadın ve çocukların hukuku ve korunmasını kendinden menkul uluslararası bir şebekenin insafına keyfine bırakıyor.

Ve ahlakınızı, sosyal hayatınızı, ailenizi liberallerin kendi uydurdukları cinsiyet kavramlarıyla yorumlayıp teslim ediyorsanız, sizin zaten bir devlet bir egemen millet ve bir kimlik ve şahsiyetiniz hiç yok demektir.

İşte liberallerin dünya devletinin senden istediği de ulusuna-milletine ait iradene sahip çıkamayıp bir imzayla meclisini iradeni egemenliğini teslim etmektir. 

Pek tabii her egemen devlet gibi modern hukuk ve hakların en alasını kendi meclisinde kendi milletinle kendin tartışır kendin yürürlüğe koyarsın…

Ve tabii, Türklüğün egemenlik haklarına sahip çıkamayan…

Türk’üm diyemeyen bir meclisten, kendi öz kadınlarını ve çocuklarının hukukunu batılı efendilerin velayetine terk etmelerinde çok da şaşıracak bir şey yok.

Yobazların sözleşmeye itirazı milli egemenlikle ilgili hiç değil, yobazlar şeriata aykırı bulduğu için karşı çıkıyorlar. Ve ama insan böyle zamanlarda vatansever yazarlardan milli egemenlik üzerinden sözleşmeye itiraz edilsin, diye bekliyor…

Liberal ittifaklar, dostluklar derken kafalar dağılmış… Çok acil, Cumhuriyet’in egemenliğine tavizsizce bağlı, kendi meclisine, kendi milletine, kendi hukukuna güvenen bağımsız şahsiyetler, bağımsız kurumlar, ‘bağımsız yazarlar’ aranıyor!

İstanbul Sözleşmesi’yle hiç işim olmaz

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

35 Yorum

  1. Abi, veryansin seni de tarikatci ilan etmesin yoksa..! Gecenlerdeki veryansin manseti aynen soyleydi: Tarikatcilarin dedigi oldu…Istanbul sozlesmesinden cikildi..!..Akillari sira tarikatci olmayanlari otomatikman bu sozlesmeyi savunmak zorunda olduklarini bilincaltina yerlestiriyorlar..Millet ittifaki sozlesmenin atesli savunucusu oldular ya..! O bakimdan yani.

    Cevapla
  2. 1 sene önce

    İşin içinde aqp olunca bizim sazan “İlerici” tayfa da karşı tavır alıp atlıyor. Neyi savunduğunu bilmiyor.

    Cevapla
  3. 1 sene önce

    sayın genç 2. maddeyi atlamışsınız “bu sözleşme sadece barışta ve silahlı çatışmada geçerlidir” diyor, yani savaşta kadını çocukları öldürebilirsin, alıp satabilirsin tecavüz edebilirsin, sözleşme felan tanımam diyor, bizim kökten-çağdaş ultra-laik insanlarımız da, savaşta bile kadına çocuğa yaşlıya zarar vermemeyi düstur edinmiş Türk-İslam geleneğimizi gericilik ve yobazlık olarak nitelendirip bu modern vahşilerin paçavraları için sokakta yaygara koparıyor, gülelim ağlanacak halimize,

    en başta neden imzaladık diye sorarsanız, zaten dikkat çektiğimiz maddelere çekinme koyma şansınız 78. madde ile engellenmiş, ya imzalayacaksınız ya da imzalamıyorum diyeceksiniz, e bizim bu köten-çağdaş ultra-laik arkadaşlarımızın sözleşmeyi hiç imzalamasaydık nasıl yaygara koparacağını bilmek için çok fazla düşünmeye gerek yok sanırım

    Cevapla
  4. Her satırına imzamı atarım…
    Helal olsun Nihat Genç!

    Cevapla
  5. 1 sene önce

    Nihat Genç, bunları Erdem Atay’a da öğret de o da öğrensin, bir hafta boyunca no name olarak bu siteden istanbul sözleşmesi çığırtkanlığı yaptı. İyi polis kötü polis :)))

    Cevapla
  6. 1 sene önce

    Memlekette laikliği, ilericiliği, bilhassa adam olmayı sınırsız seks, ot içmek, alkolizm ve kılık kıyafetten ibaret gören bir tayfa türedi….AKP’nin tersini savunmak bunların dininin biricik farzı! Mütareke edebiyatında İttihat Terakki düşmanlığı nedeniyle İngiliz’i, Yunan’ı tutan adamlardan bahseder. (Kemal Tahir, Yakup Kadri ve daha nicelerinin kitaplarında vardır bu) Bu sefil yaratıkların 2021 sürümleri de sefillikleriyle edebiyatımızın karanlık karakterli zavallıları olarak tarihe geçecekler. Bunlar ne ülke kurtarabilir, ne devrim yapabilir ne de “her şeyi güzel” kılabilir.

    Cevapla
  7. 1 sene önce

    Bu sözleşmeyi ben (ve cahilliğim) de nedir diye açıp okumamıştım. Utandım. Sayın Genç sağolsun bu İstanbul sözleşmesinin ne idüğünü hap gibi tertemİz anlatmış. Saygılar kıymetli yazarımıza.

    Cevapla
  8. 1 sene önce

    Ayni fikirdeyiz Nihat Genc. Istanbul sozlesmesi denen ucube kureselci neo-liberallerin tek dunya hayallerinin kagida dokulmus manifestosudur. Gay-lesbiyen-translarin aile gibi kutsal bir kavramla eslestirerek zorla kabul edilmesi anlamina gelir. Sinsiligi ve ozelligi, kadini ve cocugu koruma, demokrasi ve insanlik adlari altinda bu sapikliklari milletler kabul ettirmek amacini guden yikici, toplum bolucu, sapikligi normal sayan bir sozlesme olmasidir.

    Cevapla
  9. 1 sene önce

    Bunun tarikatci olmakla alakasi yok. Her vatansever, ulus-devletci, milliyetci, Ataturkcu’nun bu ucube sozlesmeye karsi cikmasi gerekir. Cunku bu sozlesme sapik kureselciler tarafindan kaleme alinmis bir belgedir ve amac insanlik degerlerini cope atmaktir. Uyanin artik.

    Cevapla
  10. 1 sene önce

    Nihat Genç Anadolu’nun vicdanıdır! Son seçimlerden önceki “şeksiz şüphesiz muhalefetin yanındayız” sözünün özeleştirisini de bekliyorum. Bir mümin kayıtsız şartsız ancak hak’kın yanında olur!

    Cevapla
  11. 1 sene önce

    su anadolu edebıyatından gına geldı

    Cevapla
  12. 1 sene önce

    Geçen zamanın hatırlaması olarak, zamanında bu anlaşmayı imzalayan Stratejik derinliği olan dönemin başbakanı şahsa sorulduğunda, bunu okumadığını beyan etmiştir, en üstün başarılarından biri , İsrailin en azılı düşmanını darmadağın edecek politikaları rayına koymasından başka, zamanında daha önce 2016 senesinde kaldırılacağı taahhüt edilmiş olan Vize serbestisi ve 6 milyar dolar yardım karşılığında ,AB yi darmadağın edecek Mülteci sözleşmesiyle engellemiştir, sadece bir tane değil yüzlerce madalya hak etmiştir, AB nin yatıp kalkıp hergün dua etmesi gerekir, hala onun gibi birini bulamadılar ama namzetler hazır

    Cevapla
  13. 1 sene önce

    Her olayda islamcı adı altında dindarları suçluyorsunuz!Bir zamanlar solcu adı altında antiemperyalizm naraları atarkan bu gün küreselcilerin piyonu oldu.Beğenmediğiniz islamcı(!) işin alfabesini anlatıyor!
    https://www.youtube.com/watch?v=2x08bx0s66w

    Cevapla
  14. 1 sene önce

    Toplumsal cinsiyet eşitliği diye bir ders koydular üniversitede öğrencileri avladılar çok yazık oldu..

    Cevapla
  15. Sağolasın Nihat Genç dincilerin, yobazların, kadını alınıp satılacak, dövülecek, öldürülecek bir nesne olarak görenlerin eline bir koz daha verdin. Evet belki çekince koyduğun belli bazı noktalar olabilir ancak yazıya başlangıcın ve devamını getirişin tam anlamıyla rakibin eline koz verir nitelikte. Perinçek ve avanesi de aynı senin gibi düşünüyor. Yazıyı bağladığın cümleleri çekince koyduğun noktaları düzgün bir üslupla en başa koysaydın haklı olurdun ama sen öyle yapmamış en sona saklamışsın büyük bir ustalıkla. Bunca yılın yazarı Nihat Genç bunu bilmez mi? Bilmez olur mu hinliğine yapıyor hinliğine! Tebrikler Nihat Genç tebrikler!

    Cevapla
  16. bunların önüne koyup imzalatlatmışlar vakti zamanında okuma yazma bilmeyene senet imzalatır gibi şimdi onu değiştirme derdindeler de kendileri yapmaya kalkarlarsa işi şeriata kadar götürürler malum vahabi kültürü nihat baba işin o noktası da var.

    Cevapla
  17. 1 sene önce

    Acikcasi bu web sitesi ve burayi okuyanlar kim bilmiyorum ama ne okudugunuzu anladiginizi pek sanmiyorum. Nihat Genc gibi yazayim bende. “Herkesin agzinda bir gay, lzbiyen trans lafi gidiyor. Istanbu sozlesmesi imzalaninca toplu transeksuellige gecis torenleri yapildi, gordunuz. En ust duzey katilimla toplu sunnet gibi, transeksuellige gecti millet.”
    Bir devlet, bir sozlesme imzaladi diye kimse cinsel tercihini degistirmez. Bu sozmede ve Turkiye kamuoyunda “aile ici siddet” diye tekrarlanan kavramin sozlesmedeki karsiligi, “domestic violence” yani ev ici siddettir aslinda. Ev ici siddet, sadece Turkiye degil butun dunyada yaygindir. Esinizi, cocugunuzu ekonomik olarak baski altina almaniz siddettir. Cocugunuz escinsel ise ona bu sebepten eiyet etmeniz de siddettir. Ulkemizde egitim, sosyo-kulturel durum e ekonomik durumdan bagimsiz cok yaygin bir ev ici siddet vardir. Sizin evinizde, komsunuzun evinde vardir bu. Gormek isterseniz bu heryer de, apaciktir. Uluslarasi bir sozlesmeye imza atmak zaten baglayicidir. Mesela Lozan, baglayicidir. Ben Lozan’i bozacagim derseniz -ki eminim buraya yorum yapanlarin bazilari alttan alta bu fikirdedir- o zaman ya yeni sozlesmeler imzalayacaksiniz, ya da silahi kusanip uluslararasi arena’da milletleri zorlayacaksiniz. Istanbul sozlesmesi boyle bir sozlesme dahi degildir. Topsuz tufeksiz ciktiniz. Hayirli olsun. Madem yaptiginiz matah birsey, niye bir gun sonra Ankara Sozlesmesi diye birseyi salladiniz? Madem emperyalistler sizin cinsel tercihinizi degistirmek icin sinsi oyunlar yapiyor, niye onlarin da imzasi var bu sozlesmede? Tek tarafli bir sozlesme degil ki bu. Buraya yorum yapan biri savasta barista gecerlidir maddesini, bak bize vahsi diyorlar diye okumus, keske bu sozlesme Bosna savasindan once imzalansaydi diye okusaydin. ama bilinc alti boyle ortaya cikiyor. Avusturya’da kendi kizina yillarca cinsel taciz uygulayan ve ondan cocugu olan, alikoyan babanin haberlerini unuttunuz mu? Bu ulke istedigi kadar egemen olsun, cocuklarini ve kadinlarini koruyamamaktadir. Oh be emperyalistlere ne gol attiniz, helal olsun bu sozlesmeden cikan hukumetimize. Artik kadin beyani esastir cumlesi etkin olmayacak ve tabii ki, tam bu sebepten Turk orfu ve toresi kurtuldu. Bu sabah oldurulen kadinlarin cocuklarina anlatin bu hikayenizi.

    Nihat Genc’i 25 sendir, Leman gunlerinden beri takip ederim . Geldigi noktayi anlamakta zorlaniyorum. Bunca yildan sonra, artik okudugum son yazisi olmustur. Selamet dilerim

    Burada yorum yapanlara da ingilizceleri varsa mumkunse orjinal metni okumalarini, yoksa resmi ceviri disinda iyi bir bagimsiz ceviri okumalarini oneririm. Daha da anlamiyorsaniz, hadi ugurlar olsun…

    Cevapla
  18. 1 sene önce

    Bırrssss, yanlış geldin koyunların ağılı burası değil.

    Cevapla
  19. 1 sene önce

    Kadin beyani esastir cumlesi ile hangi insan haklarindan bahsedip hangi aileyi bosanmaktan kurtarip hangi cinnet gecirmis erkeklerin toplu katliamlarini onlemeyi dusunuyorsunuz cem bey? Erkekler bu kadar sapik ve vahsi ise hepsini baglayin zincirlerle gunde bir kemik atar beslersiniz..! Bambaska bir gezegenden bambaska bir yaratiklar aleminden mi konusuyoruz biz? Insan miyiz degil miyiz iyice suphelenmeye basladik kendimizden..! Yok mu bunun ortasi?

    Cevapla
  20. 1 sene önce

    Beyefendi, kesinlikle boyle birsey soylemek aklimdan gecmez. Ama takdir edersiniz ki, 10000 erkegin icinde bir tane dahi sapik olsa ve bu sapik bir kadini oldurse, butun milletimizin basi sagolsun ama olan bir kadincagiza olmustur. Allah rahmet eylesin. Daha bu yasadigimiz gun, bunu 6 kadina demek durumunda kaldik. Mesele tam da budur, herkesi kendi gibi sanmasidir kisinin. Tabii ki, erkek te siddet gormemelidir ama hepimiz gormuyor muyuz ki kadinlara sistematik siddet vardir. Nihat Bey’in soylediklerini de anlamiyor degilim, egemenligimiz kirmizi cizgimizdir ve bunu millet olarak bizim yapmamiz lazimdi. Hem butun bilesenlerimizle yapmamiz lazimdi bunu. Cunku tartisilacak konu degildir. Fakat bu egemenlik durumumuzda kadinlarimizi, cocuklarimizi koruyamadik ve siddet artarak devam etmektedir. Kaldi ki, bu platform ve sozlesme “ev ici siddet”, kadina yonelik siddet gibi konulari duzenlemektedir. Cek kanununda, milli egitim duzenlemesi bekler misiniz? Baska bir sozlesme, yasalar grubu pekala baska durumlari duzenleyebilir. Ben, boyle bir sozlesmeden cikmayi neo-liberallikle aciklamaya katilamiyorum. Burada okuyucularin bana verdigi olumsuz oylarda gosteriyor ki okuyucular da bana katilmiyorlar. Herkesin cani sagolsun. Vakit ayirip okuyanlara tesekkur ederim.

    Cevapla
  21. 1 sene önce

    Sorun su ki, “kadinin beyani esastir” bile hic bir kotulugu dizginlemeye yetmedi. Cunku yasayi okuyan ve uygulamasi gerekenler de is yok. Ceza sistemimiz .ok gibi. Melek hanim hala hapiste, kadinin esasinin beyan olmasi gerekirdi. Hicbir sey olmadi. Ama ne yazik ki artik bu arguman da yok. Ezilen kadin ne yapsin, bundan sonrasi ne olur Allah bilir. Devletin birincil gorevi vatandasin, can mal namus guvenligidir. Vatandasin cinsiyeti kendi derdidir. Biz de tam tersi, boyle beyinsizce ve aslinda gercekten “seytani” olan budur.

    Cevapla
  22. 1 sene önce

    iyi ki çıkmışız sözleşmeden. chp imamoğlu soner yalçın sözcü odatv bu sözleşmeden yana ise o zaman bu sözleşmeden ülkeye hayır gelmez.

    Cevapla
  23. 1 sene önce

    İstanbul Sözleşmesi kafaları karıştıran bir metin her kesimden tam anlaşıldığını düşünmüyorum. Özellikle karşı kaldırılmasını onaylayan çağdaş kesimden dahi anlaşıldığını düşünmüyorum. Bu metinden onaylamadığınız hükümlere imzalarken çekince koyma hakkınız var. Veya imzaladıktan sonra dahi çekince maddelerini artırabilirsiniz. Misal aile bütünlüğüne zarar verecek hükümlerin var olduğunu düşündüğünüz maddeler varsa veya dış ülke temsilcilerinden kurulacak komisyonların o ülkeyi denetleme hakkını veren maddelere çekince koyabilirsiniz. Başta hiçbir çekince koymadan imzalamayan bir irade var lakin yıllar sonra aynı irade sözleşmeyi topyekün kaldırarak karşımıza çıkıyor. Şahsi fikrim; ülkeyi yöneten iradenin çağdaş görünme babında maksatlarını gizleyerek başta bu sözleşmeyi imzaladığını şimdi ise güçlenen bu iradenin artık maksadını gizleme gereği görmediğinden kaldırdığını düşünüyorum. Ülkeyi yöneten iradenin en çok rahatsız olduğu sözleşmedeki madde ise “küçük yaşta kadınların evlenmeye karşı olan hükmünün olması” Çünkü bizim yasalarda da kadınların evlilik yaşının çerçevesi çizilmiş ve bu sözleşme de hukuk önünde kadınların ellerini güçlendiriyordu. Ülkeyi yöneten irade daha sonra bu maddeye çekince koysaydı niyeti anlaşılacaktı o yüzden toptan kaldırmayı tercih etti. Çünkü küçük yaşta evlilik yapan parti tabanın mağduriyetinin giderilmesi gerekirdi.Bu arada yaşadığımız bu süreçte inandırıcılığını yitirmiş, bulunduğu makam misyonuna ters düşen makam sahiplerinde bir değişiklik yapılacağını öngörüyorum. Bunlardan biri Andımız tavrı nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığında diğeri de İstanbul Sözleşmedeki tavrı nedeniyle Aile Bakanlığında.

    Cevapla
  24. 1 sene önce

    Dünyaya bakınca adeta Kitap’ta geçen Lut toplumu kıssalarını hatırlıyor insan. Yaşar Nuri hoca “Kötülük Toplumu” eserinde açıklıyor. Bu yorum da bana Lut kıssalarında geçen laga luga diyalogları çağrıştırıyor. İşin özüne odaklanmazsan eğer, başka yerlere savrulmak kaçınılmaz. Olay “emperyalizm”in ötesinde ve üzerinde: hukukta, finansta, tarımda, gıdada, siyasette, bilişimde, her alanda bir dizi dayatma yapılıyor ve hedef ulus devletleri zamanla zayıflatıp, yok edip, “küresel bir firavunluk” yaratmaktan başka bir şey değil. Beşeri bir it dalaşı falan değil. İrtica veya çağdaşlık falan değil. Şiddet veya demokrasi falan da değil. Paranın efendileri kapitalizmden çoktaan vazgeçti, müstakbel feodal (veya köleci) sistemlerini inşa etmeye çalışıyorlar. Bunca harra gürranın özü bu, ve bunu ıskalayanlar ak ile karayı iyi ile kötüyü birbirine karıştırır. Yok onun yanındaymış, yok bunun karşısındaymış, geçin bunları. Egoların, menfaat kaygılarının ötesine geçmek ve meseleyi bir insanlık mücadelesi, “özgür ve onurlu insan”ın korunması ve savunulması mücadelesi olarak görmek zorundayız. Fıtri düzeni, doğayı, insanı savunmak zorundayız.

    Cevapla
  25. 1 sene önce

    İstanbul sözlesmesiyle ilgili medyadaki tek hakki savunan yazi. tebrikler Nihat baba. Standart asagilik yazarlarimizin destekcilik konforuyla guclu, marjinal ve toplumun genis bir kesminin suursuzca kabul ettigi konularda, kendine bicilen gorevi oynamasi artik cok belirgin sekilde anlasiliyor. O sebeple kendini uzme Nihat baba, anliyoruz.

    Cevapla
  26. 1 sene önce

    Standart kendini aydin sanan , bir kac kitap okumus, biraz ingilizce bilen, laikci, sozde kemalist, sozde aydinlanmaci, dunyaya neden geldigini cozdugunu fakat kendi disinda hic kimsenin bu konuda fikir sahibi olmadigini sanan , ben ,ben , ben diyen ve bu gorusteki milyonlarca insandan biri daha. seklinde bir tanimlama yapsak hakkini yemis oluruz degil mi sana gore. bence de oyle. had bilmek lazim.

    Cevapla
  27. 1 sene önce

    Şeriat biraz zor korkmayın efendim bu ülkenin halen genç aydın neferleri her mevzide görev almaktadır.

    Cevapla
  28. 1 sene önce

    belli ki sen de anlamamışsın sözleşmeyi, “Bu metinden onaylamadığınız hükümlere imzalarken çekince koyma hakkınız var” demişsin, ama işin aslı öyle değil, 78. maddeyi okursan, orda verilen istisna birkaç madde dışında taraflara çekince koyma hakkı tanınmadığına ilişkin apaçık bir hüküm olduğunu görürsün,

    mesela benim, 2 maddedeki “sözleşme sadece barışta ve silahlı çatışmada geçerlidir” yani “savaşta istediğin gibi kadın öldürebilirsin” şeklindeki maddeye çekincem var ancak bu madde 78.maddede belirtilen çekince konulabilecek maddelerden biri değil, ya da 4.maddede ki asıl sorun olan “cinsel yönelim” ibaresi, buna da çekince koyamıyorsun çünkü 78.maddedeki istisnalar arasında bu da yer almıyor, bu durumda ya en başta hiç imzalamayacaksın ya da bu haliyle imzalayacaksın, bir an ülkemizin bu anlaşmaya hiç imza koymadığını varsayalım, ultra-laik modern aydınlanmacı tayfa ne derdi, “oooo çok isabetli bir karar” mı derlerdi yoksa “bak bak bak gerici yobazlara bak, kadınlara şiddet uygulansın, serbest olsun diye sözleşmeden kaçındılar” mı derlerdi, bugün imzamızı çekince ne dediklerine bakınca sorunun cevabı zaten ortaya çıkıyor, kısacası dostum “batı cephesi aynı, değişen bişey yok”

    sözleşmenin ilk başta imzalanmasıyla, hem batının hem de içerdeki müstemleke çocuklarının sesinin kesilmesi açısından doğru bir hamle yapılmış, geçen süreçte sözleşmenin makul, olması gereken hususları yerine getirilmiş, kazanımlar elde edilmiş, bu gün ise bu kazanımlar korunularak sözleşmeden çıkılmış, bence bu çok doğru bir strateji,

    kendi partisinde son bir yılda ayyuka çıkmış onca taciz ve tecavüz iddiasıyla yüzleşmekten kaçınan, üç maymunu oynayan kesimse, bugün sokakta “GADIN HAGLARIIIII” diye bağırıyor, trajikomik bir durum, dertlerinin “kadın” olmadığı ayan beyan ortada, bin yıllık tarihinde her ortamda kadına hakettiği değeri veren Türk-İslam geleneği karşısındaki mağlubiyetlerini, sözleşmeden çıkılmasını gericilik ve yobazlığa bağlayıp psikolojik üstünlüğüele geçirme çabası, hepsi bu, ama YEMEZLER

    Cevapla
  29. 1 sene önce

    sayın cem eraslan bu yazınızda başlangıcındaki eşcinsellikle ilgili nüktedan yaklaşımınızı okuyunca hele “Cocugunuz escinsel ise ona bu sebepten eziyet etmeniz de siddettir” cümlenizle, eşcinsellere yönelik bir sempati ve mağduriyet algısı oluşturmaya, eşcinselliği meşrulaştırmaya, mevzuyu basite indirgemeye çalıştığınızı (tam da o gudubet sözleşmenin amacına uygun olarak) görünce şu soru aklıma geldi

    Mesela cinsel tercihiniz hayvanlara yönelik olsa, hayvan hakları açısından kanunlarımıza göre suç olan bu fiilinizden dolayı size ceza verilse, cinsel yönelimin nedeniyle eziyet, şiddet görmüş mü sayılmanız gerekir.

    ya da mesala bir ölü sevici olsanız ve bu yüzden gene ceza alsanız aynı şekilde” bu benim cinsel tercihim, bu yüzden bana eziyet edemezsiniz ceza veremezsiniz” mi diyeceksiniz,

    tehlikeli sularda yüzüyorsunuz dostum, cinsiyet ve cinsellik bir tercih meselesi değildir olamaz, yaradılışa inanıyorsan zaten orda sapıklık olarak açıkça tanımlanıyor, evrim teorisine inanıyorsan soyun devamı için bırak faydayı doğrudan zararlı olduğu ayan beyan ortada,

    bence “Yüce Yaratıcı” ya da “evrim” konuyu bizden daha iyi biliyordur, kör idolojik saplantılarımızı bir kenara bırakıp onlara kulak verelim bence

    Cevapla
  30. 1 sene önce

    sayın Yorumsuz, Melek hanım hala hapiste diyorsunuz, Bu bayan konusundaki olayı ve gerçekleri çarpıtıyorsunuz, Melek hanım kocasından vahşice şiddet görmüş, eziyet edilmiş, işkence edilmiş bir kadın doğrudur, ancak olay meşru müdafa boyutundan kasten adam öldürmeye evrilmiştir ki Melek hanımın ifadeleriyle bu sabittir, kocası evden ayrılmış kendisi de evden çıkmış komşuya gitmiş, eve geri dönmüş aramış taramış silahı bulmuş ve kocasını beklemiş, burda artık hukuken meşru müdafaadan bahsedilemez, eğer o fırsatı yakaladığında kolluğa savcılığa müracaat etseydi hakkında gerekli her türlü koruma tedbiri uygulanırdı, devlet müneccim değil ki, eğer böyle bir plan yapmak yerine Melek hanıma devlete müracaat etseydi ancak kendisiyle ilgilenilmeseydi o zaman size haklısınız derdim ama siz hükümet düşmanlığınıza böyle hassas bir konuyu malzeme yapmaya çalışıyorsunuz, burdan siyasi rant çıkarma peşinde koşuyorsunuz, Melek hanım zerre kadar umrunuzda değil,

    Cevapla
  31. 1 sene önce

    Epeydir iki satır yotum yapmamıştım. Şu konuda söyleyeceğim birşey var ama yanlış anlaşılır, toplumun öfkesine maruz kalırız, sanane diyerek şu güne kadar söylemedim.
    Nihat sözleşme için ne söylenecekse zaten söylemiş. Kör olmayanlar da zaten bu tip mataryellerin siyasi araç olduğunu görür. ABD de Magacıların karşısına LGBTcilerin çıkartılmasından tutunda Holywood filmlerine gay ve zenci muhabbetlerinin işlenmesi için ödenen sınırsız kaynaklara kadar herşeyin bir nedeni var. Ana hedef toplumdan aile değerlerini çıkarmak ve bu yolla bireyselleştirip zayıflatmak, sonrası malum.
    Benim bahsetmek istediğim başka… Haberlerden bir örnek “Adam üzerine benzin döktü ve sevgilisi ile birlikte kendini yaktı” veya “önce karısının sonrada kendi kafasına sıktı” şimdi bunu göze alan bir adamı hangi kanun hangi sözleşme ile durdurabilir siniz? Yok öyle bir yazılı metin. Sormak lazım bir insanın bu kadar gözünü ne döndürmüş olabilir? Yahu bakın bir insanı yakmaktan bahsetmiyoruz, bir insanın kendini dahi yahabileceği kadar ilgili (sevgi de diyemiyorum) olduğu başka bir insanı yakmasından ve üstüne de kendini yakmasından bahsediyorum, bu tamamen başka bir boyut… Bu konuda birşeyler yapılacak ise ilk önce şu her bu tip olay olduğunda asalım ipe çekelim nidaları ile erkeğe içi boş ilkel toplum tepkileri vermeyi bırakıp bir doğru soruları soralım. Adamın zaten umurunda değil, değil ki öz çocuğu önünde karısını bıçaklamış, sıkmış sonrada kendine sıkmış, sen onu o saatten sonra assan ne yazar.
    Önce şu dizileri yapan arkadaşlar bir kendine çeki düzen versin. Genç beyinler bu dakikada on kere “sıkarım” lafı geçen kuru kabadayı senaryolarından bir kurtarsınlar artık kendikerini. Sonrada bir soralım “kardeşim sen manyak mısın niye yedin bu boku” diye ve sakince dinleyip anlayalım, sonra bulunur doğru cevaplar ama bu ne yasa ne sözleşme nede asıp ömür boyu hapsetme ile çözülecek bir konu değil hayal görmeyelim…

    Cevapla
  32. 1 sene önce

    İBB,Almanya da ki gibi kreşlerde cocukları çırılçıplak soyup “cinsel eğitim(1)” veremese de,kreşlerde WC’leri ortak yaptı!Cinsiyetin doğuştan olmadığını(!),cinsiyetin zamana göre değişebileceğini, bir kişinin bazen erkek bazen kadın bazen de hem erkek hem kadın olabileceğini kavramlaştıran “toplumsal cinsiyet” eğitimlerine kreşlerde başladı!

    Cevapla
  33. 1 sene önce

    istanbul sözleşmesi chpnin imamoğlunun zihniyeti. ülke elden gidecek bunlar yüzünden.

    Cevapla
  34. 1 sene önce

    Farklı bir bakış açısı sunabilmeyi diliyorum : Peki bu sözleşmenin adı neden “İstanbul”? Ve adı “İstanbul Sözleşmesi” olan uluslararası düzeyde, ülkelerin Meclislerinin imza ettiği bu sözleşmede Türkiyenin olmaması abes ile iştigal değil mi? Amaç ne idi ve şu anda ne?

    Cevapla
  35. 1 sene önce

    sözleşmenin gerçekten ne olduğunu açıklamışsınız sağ olun . Bir şey soracağım bu bağıran arkadaşlar neden bağırıyor . Biz sözleşmeyi geri istiyoruz diye ? Hükümet çıkıp ta arkadaşlar bu sözleşmenin içeriği şu bundan dolayı çıktık diye neden açıklama yapamıyor. Anlıyorum tükürdüklerini yalamak istemiyorlar ama gazetelere kamuyu aydınlatma metni olarak neden çıktık diye bir ilan verilebilirdi. Kendine aydın diyen Atatürkçü diyen kesim sırf muhalefet olsun diye mi imzayı geri alın diyor. Bu ülkeyi kim yönetiyor. Seçmek zorunda kalırsak kimi seçeceğiz . Yoksa terk edip başka diyarlara mı gideceğiz. Yorum çok ama sonuç yok. Çirkef politika devam ettiği sürece de olmayacak.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!