Kâbe'de kiminle karşılaştım?

Nihat Genç yazdı...

Kâbe'de kiminle karşılaştım?

İşlediğim günahların vicdan azabı içimi yakmaya başladı gece yok uyku yok, bir psikiyatriye git dediler..

Psikiyatrinin ücreti sonrası ilaçları kaç lira derken gözüme Allah nasip etti Umre ilanları ilişti.

Ulan dedim, Kâbe'ye gidip tövbe etmek şöyle tek seansta günahlarımızdan temizlenmek daha ucuza, deyip hemen uçağa atladım.

Uçakta da şansa bakın yanıma hakikaten din bilgini muhterem bir hoca oturdu. Fırsat bu fırsat, Kâbe'yi tavafta neler yapacağım hangi dualarını ne zaman okuyacağımı detaylıca anlattı ve elime bir kılavuz tutuşturdu.

Hatta konu konuya aştı, Diyanet'in deniz hayvanları yasaktır fetvasını da konuştuk.

Olay bambaşkaymış, kokain sevkiyatı yapan gemiler Okyanus'tan geçerken motorlarına ahtabot ve ıstakoz yapışıyor dümen kilitleniyormuş.

Gemi demir atıp suyun altına bir dalgıç indirip sülük gibi yapışmış ahtopat ve ıstakozların  her seferinde temizlenmesi gerekiyormuş, ki al başına iş!

Ancak dalgıç hem çok dindar hem de hayvansever biriymiş. Ben, hayvanları öldüremem diye inat etmiş. Dalgıcı ikna için Diyanet'ten fetva istemişler. Aslında Diyanet'in önceden böyle bir fetvası varmış özel izinle güncellemişler.

Gemi kaptanı Diyanet'i de ikna etmek için ahtobat ve ıstakozların kokain kokusunu almaları için FBI tarafından eğitilip okyanusa salındığını şifreli mesajlarla anlatmış!

Vay anasını neler dönüyor haberimiz yokmuş.

Uçakta kılavuzu iyice inceledim. Kâbe'de kesinlikle siyaset konuşulmayacak, yazıyor. Ve, sakın ola ki kimseyi incitmeyin rahatsız etmeyin, sevaba girerken günaha düşmeyin, yazıyor. İyi de ben zaten memleketteki siyasetçilere bir güzel beddua etmek için buraya geldim. Bir görsem şeytan gibi taşlayacağım. Zaten önüme çıkan Etyopyalılar'ı bile bizimkilere benzetip kıllığına omuz vurmaya çelme atmaya başladım.

Kılavuzda ayrıca aşka gelip kafana göre 100-200 tavaf yapmayın, çünkü sağlığınızdan olursunuz, deniyor.

Otele yerleştik ve ihramımızı giydik ve covid nedeniyle maskelerinizi takın ve hiç çıkartmayın dediler ve kapıda bekleyen otobüse doluşup Kâbe'ye geldik.

Ancak birçok hacı adayının maske takmadığına şahit oldum, ulan dedim, bunlar hacca geldiğini herkese göstermek için mi gösteriş uğruna maske takmıyorlar diye buğz (içimden kötü düşündüm) ettim. Durum farklıymış. Bu hocalar İsmailağa'nın Menzil'in hocalarıymış şeyhleri tarafından dokunulmaz kategorisine yükselmiş Kâbe alemlerine atanmışlar, onlara virüs bulaşmıyor!

Tavaf ederken acele etmeyin hızlanmayın dediler covid nedeniyle otoyol şeritleri gibi Kâbe etrafında yürünecek daireler çizmişler o çizgiden ayrılma, diye uyardılar!

Dua ediyorum dönüyorum, dua ediyorum ağlıyorum dönüyorum, Allah'ım her turda biraz daha hafiflediğimi görüyorum.

Bir tur, iki tur, üç tur, derken, hakikaten bir mucizeye şahit oldum, uçmaya başladım. Sanki bir kırlangıç gibi Kâbe'nin etrafında kanat çırpıyorum. Nasıl büyük günahlarım varsa başımı da Kâbe'nin taşlarına çekiç gibi vuruyordum. İçine düştüğüm bu manevi hali anlayamadım. Etrafımda Afrikalı bir hacıyı dürterek yahu size de böyle mi oluyor diyecektim ki bir jandarma beni uyardı, kimseyi dürtme ve kimseye sürtünme ve önündeki çizgiden şaşma, dedi. İçimden ulan dedim ben ayak altındaki şeritten değil üstten havayolundan tavaf ediyorum, dedim.

Beş-altı daire döndüm ki, yanıbaşımda kimi gördüm?

Binali Bey, şu 28 milyar dolarlık servet sahibi!

Binali Bey, iki gözü iki çeşme ağlıyor, ulan dedim, bunlar hakikaten Müslüman adam, 28 milyar dolar sadece bize yük değilmiş bakın sahibini de yoruyormuş.

Hayrola, demeye kalmadı, o da hızlandı, o kilolarıyla sanki uçar gibiydi.

Orada daha bismillah ilk turdayız, bir keramete de şahit oldum, Binali Bey uçar gibi yürürken birden ihramı düştü dımdızlak ortada kaldı, kimsecikler melekler kadar temiz bebekler kadar tertemiz mahrem yerlerini görmeden, birden olacak şey değil, bir mucize, Diyanet Başkanı yanında bitti. Bir dua bir üfledi, havalarda uçan ihram geldi yine Binali Bey'i sardı sarmaladı...

Ulan dedim, demek bu yüzden Diyanet Başkanı'nı her açılımda her yerde yanlarından ayırmıyorlar!

Binali Bey'e ihramın kendiliğinden sarılması benim de imanımı kuvvetlendirdi, ancak, Binali Bey, sanki çok ağır yük taşıyormuş gibi iki büklüm zar zor adım atıp yürüyor.

-Binali Bey, hayırdır, bir şey taşıyormuş gibi beliniz bükülmüş, sırtınızda eve ekmek mi taşıyorsunuz yoksa sırtınızda gemiler konteynerler yine köprüler limanlar barajlar mı taşıyorsunuz, diye takıldım.

Binali Bey: -Hayır hayır hiçbiri, Tayyip'ten yediğim lafları kaldıramıyorum, çok ağır!

-Vallahi Binali Bey, öyle demeyin, bakın, dedikleri kadar varmış, şurda üç tur attım, kırk yıldır aklımdan çıkmayan günahlarım bir bir döküldü. Her turda inanın biraz daha hafifliyorum. Galiba yedi tura kalmaz bu günahlardan kesin kurtulacağım memlekete bir melek gibi üstelik karadan değil havadan döneceğim!

Binali Bey: -Allah inandırsın ben iki yüzüncü turu atıyorum, 28 milyar doların ağırlıklarından daha bin doları dahi düşmedi.

-Nasıl yani, bunun turu kaça mal oluyor?

Binali Bey: Diyanet'in fetvasına göre, her turda bir milyon dolar hafiflersin demişlerdi. Kalbim mühürlü galiba. Nasip değilmiş. Olmadı. Ben de İsmailağa'dan bir fetva aldım, onlar her turda bir milyar dolar kesin uçar gider, tüy gibi hafiflersin, demişlerdi!

Kafamdan bir hesap yaptım, 28 milyar dolar, o halde, İsmailağa'nın fetvasına göre 28 turda bütün günahlardan kurtulması lazım, ama, şimdi iki yüzüncü turu atıyor, o halde burada işler mezheplerden karışık!

-Binali Bey, İsmailağa zaten yasalara aykırı, onlar hep cebini düşünüyor, bir kıza laf atmaya bile Çankaya'da bir daire istiyorlar, siz iyisi mi Diyanet'in sözünü dinleseniz, dedim.

Binali Bey: Diyaneti de kötü alıştırmışlar onlar da her tur için 10 bin dolar komisyon istiyor, dedi. İşim de acele. O kadar ağır yükün altındayken de insanda tur atacak mecal kalmıyor.

(İçimden, ya Binali Bey, yediğin hurmalar gelir tırmalar, diyecektim ki, kılavuz aklıma geldi, kötü düşünmeyin, yazıyordu...)

-Binali Bey, bir hamal mı tutsak! Ya da bir 'tahtırevan' tutsak, oturtsalar sizi güzel güzel dondurmanızı yiye yiye turunuzu atsanız!

Binali Bey: Sormadık yer kalmadı. Her mezhebe sordum. En iyi fiyatı Yemen dağlarında çok eskiden kalma bir mezhep varmış, Zeydiler deniyor, sen tavafı turu Kâbe'yi bırak, 100 kırbaca işi bağlarız, dediler.

-Güzelmiş, yüz kırbaca 28 milyar dolar affolacak, valla süper! Ben lisedeyken bakkalın önünde on lira bulmuştum bakkaldan tam evire çevire on tokat yemiştim..

Binali Bey: Yalnız bir şartları var, kırbacı sadece ben değil, 28 milyar dolara alet olan, hayrı emeği geçen herkese tek tek vuracaklarmış.. Bu Zeydilerde bir adet varmış, son kırbacı da imzaları olsun ibret olsun diye surata şaklatıyorlarmış. Şimdi ben koca bakanlar kurulunu, koca sarayı toplayıp Yemen'in dağlarına nasıl götüreyim, zor iş.

Kılavuz aklımda, insanlarla iyi geçin...

-Binali Bey, diplomatik bir ziyaret, ne bileyim, Yemen'le aramızdaki kültürel siyasi ilişkiler bahanesiyle bir uçak seferi yapılabilir, kimsenin de ruhu duymaz. Dağın başında da kimsecikler görmez! Şeriatta çare tükenmez kırbacı da üç yaşında çocuğa vurdurturlar sırtınız acımaz!

Binali Bey: -Başka çarem kalmadı, ben de reise çıktım, Yemen'de bu işin tedavisi var, dedim, şöyle bir toplanıp gitsek. Demeye kalmadı, reis bana, 28 milyar dolar sana ağır geliyorsa bana ver, dedi.

-Hah kısa yoldan çözüm, verip kurtulsaydın be mübarek adam!

Binali Bey: -Verdim hepsini verdim reise. Eve döndüm kafam rahat oh be kurtulmuşum dedim. Ama akıyor birader. Memleketin her yerinden de rahmet bereket yağıyor. Barajlar gemiler köprüler. Bir ay geçmedi yeniden 28 milyar dolar birikti. Tekrar reise çıktım, reis, günahlar yine birikti. Bize yine Yemen yolları göründü, dedim. Reis, yemen memen yemem, dedi. Yemen senin neyine günahı benim boynuma, bana ver, dedi. Olur mu reis dedim, biz dini bütün insanlarız, dini bir çözüm bulmalıyız, dedim.

-Hakikaten Binali Bey, böyle yakından görünce sizi... Meseleyi içinden anlayınca.. Çektiğiniz bu vicdan azabına şahit olunca... Biz de günahınızı almışız. Ne mübarek adamlarsınız. Hakikaten dini bir çözüm şart.. Peki Reis ne çözüm buldu?

Binali Bey: Ben, dedi, Reis, Taliban ulemasına danıştım, onlar kelle keserek çözüyor sorunu dedi. Ödüm koptu. Hayrola reis, kelleyi mi vereceğiz? Yoksa beni öldürüp kurtulmak mı istiyorsun, dedim.

-Vay be, saray da sıyırmış, bu devirde kelle kesmek olacak şey mi?

Binali Bey: Korkma korkma öyle değil, Taliban ulemasına göre bizim kelle yerine kefaretle başka bir kelle buluyorsun.

-Yüreğim ağzıma geldi, yahu senin de işin zor, şimdi senin için kellesini verecek adamı nereden bulacaksın!

Binali Bey: (bana dönüp) Sen ne iş yapıyorsun?

-Yazarım!

 Binali Bey: Bugüne kadar kaç dolar ağırlığın oldu!

-Sıfır elde var sıfır!

Binali Bey: O yüzden dünya .kinde değil burada kuş gibi uçuyorsun. Bak geride bıraktığın ailene yüz milyon dolar kalır. Zaten ileri geri küfürlü şeyler yazıyorsun! Sen de Kâbe'ye kadar gelmişsin mutlaka sen de kendi günahlarınla uğraşamıyorsun. Seninkiler benimkiler hepsinin toplamı 100 milyon veririm, geride kalan ailen rahat eder!

Dondum kaldım. Herif bizim kelleyi istiyor. Binali Bey, benim kelleye 100 milyon dolar biçince, bir an 100 milyon doları düşünmedim değil. Yahu her gün bir sigara bir dolmuş parası, çok fazla gelir, nerede harcayacağım. Ulan durduk yere de başıma iş almayayım insan parayı harcarken günaha girer. Sonra, benim kelle gidecek ben harcamayacağım zaten. 100 milyon gibi büyük parayı eşime çocuğuma bıraksam bu para onları da bozar yoldan çıkartır. Yahu 100 milyon bu. Ne zamandır Mansur Yavaş'a yalvarıyorum Ankara merkeze bir stadyum neden yaptırtmıyorsun diye. Yüz milyonu belediyeye bağışlar stadyumu yaptırttırım! Ulan yoksa Maçka'nın tepesine bir yayla evi mi yaptırsam?

İçimden bunlar geçerken dışımdan:

-Yahu Binali Bey, kelle melle pahalıya gelir, bir uçak dolusu devlet adamını Yemen'e götürüp kırbaçlatmak da olacak şey değil, şu fetvanın bir ucuzunu bulamayız mı? Pakistan'ı Hindistan'ı her tarafın hocalarına iyice bakıp araştırdınız mı?

Binali Bey: Her yere baktık. Bu işi Ruslar çözmüş, korkutarak. Kazanlı Tatar Müslümanlardan istedikleri fetvaları alıyorlarmış. Biz de alırız, dedik.

-Daha mı ucuz?

Binali Bey: Kazanlı Tatarlar bir kurbana işi bağlıyorlar, bayramda bir dana kestin mi istediğin kadar aydınlarını kes ülkelerini işgal et, koskoca ülkeyi bağışlıyorlar!

-Hay aklınla bin yaşa, çok doğru be, kurban keserek halledebiliriz! Kurban zaten niye var, biz Müslümanın kellesi yerine koyun dana kesmek için.

Binali Bey: Reis'e de danıştım, kurban işine onun da aklı yattı. Danaya beni de yazın, dedi. Bakanlar Kurulu'ndan yedi arkadaşı danaya ortak ettik. Ancak dana deli çıktı. Tam kesececeğiz, dana denize kaçtı, taa Rize'ye kadar yüzdü! Dana denize kaçınca reis de üzüldü. Reis: 'dana galiba ortakları az buldu, sen Cengiz Holding'i de danayı ortak et' dedi. Gel zaman git zaman, içimden, dana işine Suudları da ortak edelim dolar petrol onlarda diye düşündüm!

(Binali Bey'i dinlerken düşünceli düşünceli derinlere dalmışım..)

Binali Bey: Sen niye daldın yoksa beni dinlemiyor musun, dedi.

-Valla Binali Bey, Suud sarayında iki dananın dudak dudak öpüşmesi aklıma geldi! Birden zihnimde Suud prensiyle danayı ve Engin Ardıç'ı aynı yatakta fotoğrafı belirdi...

Binali Bey: Reis de senin de gibi düşündü, bak Binali Bey, bu aşk evliliği değil bu dini evlilik değil, bu diplomatik bir evlilik, o yüzden danamızı Suud sarayına...

-Eeee sonra?

Binali Bey: Ümmetimiz paramparça olmaması için aşk evliliğiymiş duygular heyecanmış hepsini aradan çıkarttık, danayı Suudlar'a, Allah'ın emri Peygamberin kavli, verdik gitti.

(Binali Bey, yine gözümün içine bakarak hatta kuralları ihlal edip beni tavafta dürterek..)

Binali Bey: Sen beni dinlemiyorsun galiba, dedi.

-Valla Binali Bey, benim kafa karıştı, bu dana işine nereden geldik! Biz hakikaten tavafta uçtuk, alemlere erenlere karıştık, meczuplara döndük, ne danası anlayamadım!

Binali Bey: Şuradan geldik. Danayı kurban edip Suud sarayına gelin edeceğiz ve Suud servetlerini ele geçireceğiz, Reis'le planımız buydu!

-(Bu saçma sapan fikir karşısında nezaketimi bozdum) -Size de Allah akıl fikir versin, gidin işinize be, kafaya bak, kurbanlık danayı Suudlar'a verip Suud petrollerini ele geçirecekler.. Hop Binali Bey, bir dana bu. Alt tarafı bir dana...

Elimdeki kılavuz geldi aklıma, birilerini üzdüğüm bağırdığım için bizim umrenin hayrı da kalmadı, Binali Bey yüzünden günaha giriyoruz.

Binali Bey: -Niye olmasın, iki öküzle koca Türkiye'nin servetlerini hazinelerini yaylalarını imarlarını ihalelerini bakanlıklarını anayasalarını nasıl ele geçirdik? İki öküzle Türkiye'yi ele geçirenler bir danayla pekala Suud petrollerini ele geçirebilir, ne var bunda?

-İyi de Binali Bey, bu bir 'dana'... Kaşı gözü boyu posu endamı olan bir genç kız değil! Genç kız olsa dahi aşk evliliği olmadan Suud sarayına gözü bağlı nasıl gider! Üstelik danalar da yerli malı bizim üretimimiz değil Arjantin'den geliyor, kurbanı kesimi helal bile değildir!

Binali Bey: Ben de başta inanmadım. Ama Reis büyük adam. Dedi ki, aşk insanları iyi hissettirir, Binali! O lafı unutamam hala içimde yankılanır: Aşk insanları iyi hissettirir Binali! Kendini iyi hissedersen herşeyi kabul eder herşeye ikna olursun. Danada öküzde önce aşk olacak! Mesela sen bile kalkıp Kâbe'ye gelmişsin, neden? Bütün insanlar neden Kâbe'yi tavaf ediyor. Çünkü kendilerini burada iyi hissediyorlar. Bak burada döndükçe başa sarıyoruz. Yani tur attıkça en başa geri dönüyoruz. Yani yeniden doğmuş gibi hayata sıfırdan başlamış günahsız bebek gibi oluyoruz! Reis dedi ki insanlar senin etrafında dönmeye başlarsa 28 milyar dolar değil koca ülkeyi çalsan kimse sesini çıkartmaz. Çünkü aşk bu. Allah'ın aşkı bu.

-Vallahi Binali Bey, reisin laflarına benim de içim titredi! Peki biz niye Kâbe'ye gelmişiz hazır Beştepe'de sarayı tavaf etseydik!

(Binali Bey'i dinlerken, ulan herif doğru diyor, aşk bu. Sen hayatında hangi işi aşkla yaptın. En son, çocukken aşkla topa gelişine vurduğumu hatırlıyorum. Topa öyle vurdum ki topu havaya diktim. Top yükseldikçe içimden duygular yükseldi, top yükseldikçe içim içime sevinçten sığmaz oldu. Top gibi havalara yükselmek için aşk lazım, dedim. Bak Reis'e gelişine vurmuş memlekete. Memleket dinamit gibi havaya uçmuş, memleket şarapnel parçası gibi toz duman.. Yoksa kurban olduğum Allah'ım beni Kâbe'ye sarayın kıymetini aşkın değerini bir güzel anlayayım diye mi tesadüf kılıp göndertti..)

-Binali Bey, işin doğrusu, tövbe işi birden olmaz, bu işler zaman alır..

Binali Bey: Her an ölebiliriz, acele etmeliyim.

-Evet, anlıyorum, şu an vicdanınız perişan paramparça...

-Binali Bey: Biraz acele edelim, şu Kâbe duvarına bir dokunalım, şu hacerül esved taşına elimiz bir değsin Allah diye diye yerlere yıkılalım, diz çöküp yakaralım, biraz içimiz hafiflesin...

-Aman aşka gelmeyin sakin olun Binali Bey, bakın, şu Suud jandarmalarının gözleri bizde Binali Bey, şöyle çaktırmadan hacerül esved'e yan yan yanalaşım.. Elleriniz temiz mi Binali Bey!

Binali Bey: Tabii temiz sabunla ovuştura ovuştura yıkadım..

-Öyle değil, ben 28 milyar dolar kazanan ellerinizi sordum Binali Bey!

Binali Bey: Sabahtan beri ne konuşuyoruz burada, sabunla olsaydı Kâbe'ye kadar niye geleyim, Yemen dağlarında kırbaçlara niye razı olayım!

-Bakın Binali Bey, sizi Allah Kâbe'ye gönderdi, sevgili kuluymuşsunuz, benimle tanışmanıza vesile kıldı. Ben sizin günahlarınızı mezheplerden fetvalardan daha kolay hafifletirim. Şöyle. Her yemekten sonra 'Allah'a şükür doydum' deyin. İnsan 'doydum şükrolsun' deyince doygunluk hisseder. Doyduktan sonra da 28 milyar gözünüzde çok büyür. Ama 'şükrolsun doydum' demezseniz gözünüz aç kalır, sizi 28 milyar da 100 milyar da koca memleketi yeseniz de doyuramaz!

(Binali Bey, birden arkasına bakıp paranoyak gibi, telaşla korkuyla bana dönüp)

Binali Bey: Bir ses var, adım attıkça peşimden geliyor, sen de duyuyor musun, cangır cungur takur tukur bir ses... Bak durunca ses de duyuyor.

-Binali Bey, sakin olun paranoya yapmayın, duyuyorum görüyorum, kurban olduğum Allah peşinize tenekeden kuyruk bağlamış. Nereye gitseniz tenekelerin sesi yakanızı bırakmayacak. Üstelik günahlarım hafiflesin diye dua edip tur atıyorsunuz ama riya içindesiniz, o yüzden her yeni turda kuyruğunuz uzuyor şangur şangur tenekeler çoğalıyor.

'Yedikleriniz yüzünden bir milletin boş kalmış ne kadar tencereleri var peşine takılmış, işe girememiş çocukları, cemaatlerin ihaleleri kokain gemilerine sessiz kalanlar, hepsini kuyruğunuza bağlamışlar... Siz burada döndükçe de kuyruğunuzdakiler boş makaraya sarılır gibi Kâbe'ye bulaşıyor. Buradaki temiz Müslümanlara da kuyruğunuz kelepçe oluyor. Tertemiz dinimize çözülmez yumaklar kördüğümler ayakbağı rezillik oluyor!

'Yalvarırım size Binali Bey, burada Allah'ın huzurunda, açın ellerinizi havaya, lütfen hayatınızda bir kez 'doydum' deyin, şükür deyin'.

Binali Bey: Sen ne diyorsun cahil adam, para olmadan insanlar nasıl karın doyuracak, parası olmayan insanın yüzüne kim bakar, baksana etrafına hepsi petrol zengini, dünyanın tüm dolarlarının yarısını bunların, Amerika bile her gün bunları ağırlıyor, sen gelmişsin benim nacize zavallı ülkemde kazandığım 28 milyarla uğraşıyorsun...

-Binali Bey, bu petrol zenginlerine sulanma, bunların servetlerinin değeri yoktur. Hakiki ekonomik değeri olan Cumhuriyet'tir. Bunlar da para var ama hiçbiri yanyana gelip paralarını ortak kardeşçe yiyemiyor. Bunlar da para var ve ama iç savaşlar mezhep etnik savaşlardan başlarını kaldıramıyorlar, huzurları yok. Bunlar parayı ceplerinden kendileri yiyor. Asıl değer Cumhuriyet'tir, cumhuriyetin sofrası herkese ortaktır. Bakın buralardan kaçan herkes bizim ülkemize geliyor, neden, çünkü Cumhuriyet herkesin dinine mezhebine bakmadan şansını eşitler. Sadece kralı ya da tepedeki yirmi adamı koruyan servetlerden rejimlerden dünyaya bir hayır gelmedi... Dana kurban etmekle saray inşa etmekle Diyanet'e gösteri merasim duası ettirmekle bu ağır ebedi yükten kurtulamazsınız!

Hem bu kadar para ne olacak, bakın sen söyledin, Kâbe'yi dönüp dönüp tekrar başa dönüyoruz, neden, Allah diyor ki, geldiğiniz yere döneceksiniz, eliniz bomboş geldiniz, anadan üryan bomboş döneceksiniz.

İstediğin kadar tur at, binlerce kez dön, tur üstüne tur sonunda sıfıra başa dönersin, diyor, gurban olduğum Allah!

Ve bizi Kâbe'ye getirmeye neden sebep oldu, çünkü, sana bana hepimize, yeter artık, hepinize sıfırdan baştan bir daha tertemiz başlama şansı veriyorum!

Binali Bey: -Yani?

-Şu yargının açılışında dua okuyan Diyanet Başkanı'nı kenara çek, ve hakimlerle baş başa kal! Gemiler konteynerler sırtıma binmiş taşıyamıyorum, de, hukuki soruşturma olmazsa, bu gemiler milletin sırtına biniyor, hukuk devreye girmezse, bu konteynerları bu devlet bu memleket kaldıramaz, çöker, de!

Birden baktım boş konuşuyorum, Binali Bey karşımdan yok olmuş, yok, uçar gibi turluyor... Arkasından yakalamak mümkün değil...

-Binali Beeeeey, bu kaçıncı tur!

Binali Bey: beş yüzüncü turrrrr!

Binali Bey'le irtibatım kesildi.