Kadına şiddet de çözümü de politik

Kadına şiddet de çözümü de politik

Bu yıl da 25 Kasım günününü; Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü adı altında konuşacağız, tartışacağız. Ancak kadınlar şiddet görmeye ve ne yazık ki öldürülmeye devam edecek.

Bu günün nereden çıktığına, tarihine bakacak olursak; 25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden muhalif hareketin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin katledildiği tarihtir.

Mirabel kız kardeşlerin, 25 Kasım 1960 yılında arabalarından zorla indirilerek tecavüz ve işkenceyle vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür. 

Sadece muhalif oldukları için değil Kadın oldukları için böylesine korkunç bir katliama maruz kalmışlardır. Kadın nerede bir haksızlığa karşı duruyorsa karşılığında gördüğü muamelenin de o denli ağır ve korkunç olduğu görülür.

Önce 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edilir.

Daha sonra 1985 yılında, BM tarafından Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan edilir.

Sonra da 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etmiştir.

Evrensel bir sorun olduğu kabul edilen kadına yönelik şiddet veya kadına yönelik ayrımcılık; ancak 1980'lerden sonra uluslararası metinlere girmiştir.

Aşağı yukarı 40 yıldır kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kadına yapılan ayrımcılığın kaldırılması, şiddetle mücadele alanında ciddi bir uğraş vardır. Bu uğraşın son örneklerinden biri ve en önemlisi İstanbul Sözleşmesi’dir.

İstanbul'da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi’ni Türkiye 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalanmıştır.

Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan bu Sözleşme’yi Türkiye’nin evsahipliği yapan ve ilk imzalayan ülke olması; Türk insanın kadın konusundaki hassasiyetini göstermesi bakımından önemlidir.

Ayrıca arkasından İstanbul Sözleşmesine dayanarak 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı kanunun bu yürek dağlayan toplumsal sorunun çözümünde çok önemli bir adım olmuştur.

 6284 sayılı Kanun’un sağladığı haklar şöyle sıralanabilir;

1. Sığınak talep etme,

2. Şiddet gören ya da tehdit altındaki kadına, geçici koruma (yakın koruma) talep etme,

3. Şiddete uğrayan ya da tehlikede olan kadına; şiddet uygulayan kişinin evden uzaklaştırılmasını, yaklaşmasının engellenmesini, kendisinin adresinin gizlenmesini, kimlik ve ilgili diğer bilgilerin değiştirilmesini isteme,

4. Şiddet uygulayanın silahını polise teslim etmesini, geçici velayet ve tedbir nafakası, geçici maddi yardım, oturulan evin şiddet görene tahsisini talep etme,

5. Herhangi bir kadının şiddete maruz kaldığına tanık olunduğunda durumu 155’i arayarak şikayet ya da ihbar etme hakları kanunda mevcuttur.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un en önemli özelliği İstanbul Sözleşmesi'nde yer alan, kadına yönelik şiddeti insan hakkı ihlali görüp kabul eden temel anlayışa sahip olmasıdır.

Bu konuda gerici faaliyetler hız kesmeden devam ederken, kadın hakları ve eşcinsellik konularında bazı radikal söylemleri kullanarak, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması konusunda son zamanlarda hatta üst düzeyde baskı kurulmuş, kadın örgütlerinin gayreti ve yaşanan yürek sızlatan cinayetlere duyulan tepkiyle bu tehlike şimdilik savuşturulmuştur.

Ancak buradaki asıl hedefin İstanbul Sözleşmesine dayanılarak çıkarılan 6284 sayılı kanun olduğu açıktır.

6284 sayılı kanun uygulanmaz ise ve hatta kaldırılırsa, kadına yönelik şiddetle mücadelede ülkemizin geriye savrulacağını kabul etmemiz gerekir.

Her gün en az bir kadınımız katlediliyor. Bu yıl 269 kadın öldürüldü. Kadın cinayetlerinin yanı sıra 152 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

Kadına yönelik şiddete karşı acil önlemler alınmalı ve verilen mücadeleden hiçbir şekilde geri adım atılmamalıdır.

Kamu görevlileri ve kanun uygulayıcıları yanında toplumun tüm kesimleri duyarlılaştırılarak önleyici tedbirler alınmak zorundadır.

Ülke politikası olarak; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un gereğinin yerine getirilmesi ve uygulanması gerekir.

Kadına şiddet de çözümü de politiktir.

Toplumu derinden yaralayan kadın cinayetlerinin önlenmesi ancak konunun bir ülke politikası haline getirilmesi ile mümkündür.