Kalemin namusu Cengiz Özakıncı

Kalemin namusu Cengiz Özakıncı

Cengiz Özakıncı, “Kalemin Namusu I TÜRK SAVUN KENDİNİ” kitabı, 960 sayfa, her sayfası müze gibi belgelerle dolu, Otopsi Yayınları’ndan çıktı.

Gündelik hay huy içinde vakit bulup içimizde yaşayan MUAZZAM YETENEK’ler üzerine bir kaç satır yazamıyoruz.

CENGİZ ÖZAKINCI’yı on yıllardır okuyor biliyor hiç bir makalesini kaçırmıyor hatta imrenerek takdir ediyoruz. Ama şimdi elime eski-yeni yüzlerce makalesini derlediğini pek kalın KALEMİN NAMUSU kitabı kitabı geçince, ne çok sıkı-sert-doyurucu makalesini ya yarım bıraktığımı ya bulup okumadığımı fark ettim.

CENGİZ ÖZAKINCI, SAHİDEN KALEMİN NAMUSU.

Biz tiryaki okuyucular için Cengiz Özakıncı yazıları-kitapları gökten rahmet yağıyor gibi. Çünkü, bilmediğiniz belgeler, ulaşamadığınız bilgiler. Ve en kuru yavan konuları dahi  çok somut delillerle ve ama ‘maceracı’ bir üslupla renklendirme ustası.

Kalemin Namusu kitabı her sayfasında onlarca şaşırtıcı belge harikalar müzesi gibi.

Cengiz Özakıncı, yazarlığı çoktan aşmış artık Cumhuriyetimizin dev bir bayrak direği.

Kitapları/yazıları şüphe duyulmaz belgeleriyle durmaksızın saldırılan Cumhuriyet’in son kalesi gibi.

Son otuz-kırk yıl içinde Cumhuriyet’e yapılan iğrenç saldırılar ve atılan kalleş iftiraların hemen hepsine tek tek inanılmaz çok doygun tarihi malzemelerle tarihi şenlendiren insanı gururlandıran cevaplar veriyor.

Araştırma, belge, kanıt, tarihçilik, sabır ister, coşku ister ve hakikate bağlanmış ölümüne bir iman ister. İftira üstüne iftiraları kehanetleri üfürmeleri sallamaları ayıklamak karanlık ya da belirsizlik içinde kalmış konuları yorgunluk bilmeden gün ışığına çıkartmak, yazarlık ötesi, yüce bir gönül, aşk ve kahramanlık ister.

Çok tehlikeli bir otuz yıl geçirdik. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları ipini koparmış neo-liberaller dinciler medya ve akademilerde vahşice saldırıya geçtiler. Ve şükür, Allah Cengiz Özakıncı’yı yarattı.

Bilime yakışır saygın bir dil ve bir cumhuriyetçinin vatan görevi derin bir sorumluluk duygusuyla, bana mısın demeden iğrenç hain saldırıların her birine tarih sayfalarını yeniden açıp çoğu defa bir çok yanlış bilineni yeniden yorumlayarak tek satır boşluk bırakmadan alayına tek tek meydan okudu.

Şimdi elimizde çelik gibi sağlam yüzlerce makalenin bir araya geldiği Kalemin Namusu gibi hepimizin namusu, Cumhuriyet’in namusu gibi onurumuz hazine değerinde bir kitap var.

Ey genç adam. İlk gençlik yıllarından beri sahaflardan çıkmayan benim gibi bir adamın eline dahi bu kitap otuzlu yaşlarımda geçseydi, emin olun boyum iki kat uzardı, ufkum açılır, tarihte derinleşir, kaslarım güçlenir inanın beynim çok erken yaşlarda zindeleşirdi.

Kalemin Namusu, aynı zamanda onur abidesi bir yazarın hayat-mücadele yani otobiyografik DESTANI.

Yaşı altmışı çoktan aşmış bir yazarın tek bir günü tembellikle geçmemiş. Cumhuriyet’e ve hakikate bağlılığından tek bir gün geri adım atmamış. Tek bir gün susmamış. Ve sonunda ambargolar, sansürler, burun kıvırmalar, dışlamalar karşısında dengesini hiç bozmadan umudunu hiç yitirmeden okyanuslar aşıp, soylu yazarlığın kıyısına yanaşmış. Kalemin Namusu, Cengiz Özakıncı’nın ‘zafer’ kitabı.

Bunca delice uğraşa rağmen Cengiz Özakıncı yine de doymuş değil, ateşini heyecanını hiç kaybetmemiş, yine uzun yoldan arkadan dolaşıyor, yine tarihin bilinmedik labirentlerine giriyor, yine Cumhuriyet’e ve onurlu insanlara her biri göğsümüzde madalyon gibi makaleleriyle selam veriyor!

Cengiz Özakıncı’nın kaleminde ruhunda şaşmaz olan pusula, makalelerinin özü ruhu öznesi omurgası: Cumhuriyet ve yurttaşlık!

Miğferi zırhı çelik gömleği “Cumhuriyet” ve “yurttaşlık” olunca her “sorun”un her “soru”nun altından kolaylıkla kalkmış ve Cumhuriyet ve Yurttaşlık, Cengiz Özakıncı’yı her dönemde yanılmaz ve haklı ve kalemini üstün kılmış.

Etrafınıza dönüp üstelik büyük ekranlarda ağırlanan dangıl dungul yüzlerce pespaye çöp yazara bakın, bir de, satın alamazsanız dahi, kitapçıda elinize Cengiz Özakıncı’nın bir kitabını alın Bir size sunulan şöhretlilere bakın bir de engellenen yok sayılan Cengiz Özakıncı’nın her satırı büyük çaba gerektiren her biri altın elmas değerinde metinlerine bakın.

Cengiz Özakıncı, tarihin sinir uçlarını lezzetini tadını biliyor ve tartışmanın-meselenin kokusunu çok iyi alıyor. Keskin burnuyla çok fazla işleme tabi tutmadan bazen beş-on sayfa bazen yirmi-otuz sayfada sizi kısa bir seyahate çıkartıyor. Sizi tarihe şahit kılıp, yarası kabuk bağlamış tarihi yanlış bilgileri titiz bir neşterle yarıp, sizi dehşetli hurafe saldırılardan kurtarıp bir okuyucu olarak ‘güven altına’ alıyor.

Makale makale bu kısa tarihi seyahatleri Cengiz Özakıncı’nın makam makam şarkılara nasıl dönüştürdüğünü görün, siz de tadını çıkartın!

Tarihi, kelimeleri, belgeleri radar röntgen lazer ışıkları gibi en hassas ölçerlerle ve doğruluğuna ve hikaye ediş tarzına doyamayacağınız çok yüksek bir dile şahit olun!

Ve genç adam, yolun başında sor kendine, kimseden yardım reklam almadan, onurundan zerre taviz vermeden, tek başına bir adam, bu kadar kuvvetli bir yazar haline nasıl gelebildi?

Bu yazarlar kanlarında şimşek çakanlardır.

Haykırmadan, yanlışları kusmadan, kavga etmeden, boğuşmadan rahat etmeyen insanlardır. Hakikate doymayan insanlardır. Keşfetmenin hazzıyla yaşayan insanlardır. Dünyayı seni beni dönüştürmek için çırpınan insanlardır. Kitap odasında, bataklığında timsah gibi ağır, kalem ellerine geçince kırlangıçlar gibi hızlanan insanlardır. Kaderi kabullenmeyen insanlardır. Şaşmaktan ve şaşırmaktan ilahi bir mutluluk duyan insanlardır.

Bu insanlar neden yaşadıkları her bir gün memleketlerine kendilerini borçlu hissederler! Neden bu borcun asla ödenemez olduğunu düşünürler. Bu borcun altından kalkabilmek için her Allah’ın günü başım dişim ağrıyor demeden yerim yok demeden hastalık demeden özel bir hayatım yok demeden, ellerinde kalemleri başlar kesilen kanlı bir arenaya çıkarlar.

Bu insanlar neden her makale her yeni kitapla hayatı yeniden keşfettiklerine ve hayatı ve dünyayı şimdi burada bir daha sil baştan yeniden kurduklarına inanırlar!

Dünlerde bu soylu yazarlardan onlarcası vardı. Şimdi ya unutturdular, ya vurdular, ya da öldüler. O eski Cumhuriyet neslinden kaç yazar kaldı?

Yaratıcı, taşkın, zırnık affetmez, susmaz, ödün vermez, ateşli, pırıl pırıl ışıldayan kalemleri, gürül gürül Cumhuriyet’in o soylu evlatlarından bugün kaç yazar kaldı?

Sırtlarını Cumhuriyet’e dayamaktan, bu vahşi liberal hayata dayanmaktan elleri gözleri omuzları artık çok yorgun Cumhuriyet’in meşalesi yazarlardan aramızda kaç kişi kaldı?

Ey genç adam, ey vatandaş, daha ne kadar bu ‘yorgun’ cumhuriyetçilerin sırtına binip yol alacaksın.

Bizden sonraki kuşağa çok kuvvetli, yine yorulmak bilmeyen yeni omuzlar lazım. Cumhuriyet bugüne evet maalesef devletle değil, evet maalesef orduyla değil, siz de şahit oldunuz, evet, bu soylu yazarların bükülmez kırılmaz ve Atatürk gibi durmak bilmeyen çok çalışkan çok meraklı bu soylu KALEMLERİYLE geldi. En büyük ve tek silahları SORUMLULUK duygusu ve granit gibi ‘ONUR’larıyla geldi.

Siz de trajedilerini yaşadınız gördünüz. Hepimizi ülkemizi taşıyan Cumhuriyet son otuz yılda bir buz kayası gibi öyle eridi öyle inceldi ki, beyinleri dopdolu mükemmel bu soylu yazarlar, bu incecik buz tabakası üstünde tarihin soğuk sularına düştük düşeceğiz derken, bağımsız kalemleriyle altımıza sarsılmaz güzellikte anlatılmaz bir güvenle masmavi gemiler getirdiler.

Öfkeli kahraman Cengiz Özakıncı, fırtınanın tam ortasında, bize keskin bıçak getirdi, sağlam bir yürek getirdi, derinliğine ulaşılmaz bir kalp getirdi, buzlanıp donmuş kafaları açacak kor ateşler getirdi!

Olur ya genç adam, bulanık mutsuz acı günlerinde içine bir kasvet düşer, “ülke nedir?”, “ben kimim?” kafa karıştıran hastalıklara düşersin. Olur ya, gururun sakatlanır, olur ya, ülkene karşı cesaretin zayıflar, işte o zaman al eline KALEMİN NAMUSU kitabını.

İşte o zaman ruhuna bedenine beynine kutsal bir ateş girecek!

Bağımsız bir Cumhuriyet’in çocuğu bağımsız soylu bir yazarın yıkılmaz bükülmez alev alev parlak tutkusuna sinmeyen susmayan dev ruhuna şahit olacaksın!

Çok teşekkür Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu kitabın bu alçak çirkin  günahkar kuytulukları basıp yok eden Nuh’un Tufanı gibi tarihin bir çok karanlık yerini silip süpürüp ışıldatarak geldi.