Kalp hastalığında insülin mi yoksa kolesterol mu suçlu?

Vücudu yağlananlar iki gruptur; birisi sağlıklı yağlananlar; diğeri sağlıksız yağlananlar. Yani yağın bir grubu vardır ki hastalıklardan korur; bir diğer grubu vardır ki hastalıkları tetikler; buradaki anahtar faktör İNSÜLİN DİRENCİ OLUP OLMAMASIDIR.

Kalp hastalığında insülin mi yoksa kolesterol mu suçlu?
(Sercan Küçükşahin – Anadolu Ajansı )\n

İnsan metabolizmasının nasıl çalıştığını anlamak, hastalıkların nedenini anlamak için zorunludur. Ancak ilaç sektörü daha ziyade hastalık oluştuktan sonra bozulmuş kan tablosunu normalleştirmek üzerine kurgu yapar. Örneğin kan şekeri yükseldiyse şekeri düşüren ilaçlar; kolesterol yükseldiyse kolesterol düşürücü ilaçlar; ürik asit yükseldiyse ürik asit düşüren ilaçlar keşfeder. Bir nevi laboratuvar sonuçlarını tedavi etmek üzere icraat yapar.

Modern tıbbın geliştirdiği ilaçların kronik hastalık sorunlarını çözmediği, aksine kalp hastalığı, diyabet gibi hastalıkların katlanarak arttığı herkesin kabul ettiği bir gerçek. Öyleyse sorun nerede diye durup düşünmek gerekmez mi? İlaç kartelleri durup düşünmenizi istemiyor olabilir; kurulu düzene çomak sokturmak istemeyebilir; ancak sizin zihninize ket vuran mı var? Bir düşünün isterseniz…

Vücudumuzda kolesterol denilen bir madde var. Bu kolesterolün %80’i bizzat karaciğerimiz tarafından üretilir. Kalan %20 ise yediklerimizle vücuda alınır.

İşte bu noktada insan metabolizmasının nasıl çalıştığını bilmek gerekir.

Eğer diyetle alınan kolesterol miktarı düşükse karaciğerimiz denge sağlamak için daha çok üretim yapar; ya da tam tersi olarak diyetle fazla alınırsa karaciğerin üretimi azalır. Her şey muhteşem bir denge halindedir. Popüler inanışın tersine, kolesterol ideal sağlık için bir yapıtaşıdır.

Bir lipidolojist (kolesterol uzmanı) olan Dr. Thomas Dayspring’e göre kalp damar hastalıklarında zararlı kolesterol olarak nitelendirilen ve seviyesini düşürmek için her biri milyarlarca dolar ciro yapan, çeşit çeşit ilaçların kullanıldığı LDL-kolesterol, önemsiz bir risk faktörüdür; asıl sebep İNSÜLİN DİRENCİDİR.

Dr. Thomas’a göre işin aslı şöyledir:

  1. İnsülin direnci olmayan normal kilolu insanlarda kalp-damar hastalığı gelişme riski düşüktür.
  2. Normal kilolu ancak insülin direnci olanlarda kalp-damar hastalığı gelişme riski yüksektir.
  3. İnsülin direnci gelişmiş şişman insanlar da yüksek risk grubundadır.
  4. Şişman ancak insülin direnci olmayan kişilerde ise kalp-damar hastalığı gelişme riski düşüktür. Bu grup insanlar SAĞLIKLI ŞİŞMANLAR olarak isimlendirilir.

Bu tablodan anlaşılacak şey şudur: Vücudu yağlananlar iki gruptur; birisi sağlıklı yağlananlar; diğeri sağlıksız yağlananlar. Yani yağın bir grubu vardır ki hastalıklardan korur; bir diğer grubu vardır ki hastalıkları tetikler; buradaki anahtar faktör İNSÜLİN DİRENCİ OLUP OLMAMASIDIR.

Eğer İnsülin direnciniz varsa, kan tablosu her daim birbirinin benzeridir. Yani açlık İnsülin seviyeniz yüksek, trigliserid/HDL oranınız ve HbA1c seviyeniz yüksektir; bu tablo sizin kuvvetle şeker hastası ve kalp hastası olacağınızı da gösterir.

İnsülin direncinin temel nedeni şeker ağırlıklı besinler olmakla birlikte, sigara, egzersiz yapmama, D Vitamini eksikliği, genetik faktörler, stres, uyku sorunları ve Omega-6 dan zengin sıvı yağlarla beslenmek de önemli faktörlerdir.

Yağ metabolizması uzmanlarının birçoğuna göre, aslında yüksek LDL-kolesterol de İNSÜLİN DİRENCİ geliştiğinin bir belirtecidir. Bir bakıma insülin direnci olanlarda yüksek LDL ölçümü, kronik damarsal iltihabın geliştiğinin bir göstergesidir.

Tüm bu çalışmalardan bizim halk olarak çıkarımlarımız şunlar olmalıdır. Birincisi ilaç kartellerinin gölgesinde geliştirilen bilim, ticari amaçlara hitap ettiğinden bilim olmaktan çıkmıştır. İkincisi sağlıklı yağlar yediğimiz ve düşük şekerle beslendiğimiz sürece şişman olmamız bir sorun oluşturmaz.

Sağlıklı şişmanlık, aslında doğanın bir dengesidir. Sağlıklı yağ, tabiat içinde düşünülen insan varlığının, kıtlık ve yokluk durumunda kullanmaya hazır olan deposudur. İnsanı tabiat dışında bir canlı olarak düşünen endüstrinin gıda içeriği değişimi, kronik hastalıkların da sebebidir. Gıda endüstrisinin bozduğu insan metabolizmasının düzeltilmesini ilaç endüstrisinden beklemek, sağlıklı akılla bağdaşmaz…

Prof. Dr. Gülümser Heper

Veryansintv.com