Kanal İstanbul aslında kimlere yarayacak?

Kanal İstanbul aslında kimlere yarayacak?

Ülkemizdeki siyasetin kıvrak ve kirli dili ile stratejik projelerin doğru ya da yanlış olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Örneğin bir parti lideri 2011’de “Güya yeni bir kanal açıyorlar. Adına da İstanbul Kanalı diyorlar. Bu bir çılgın proje diyorlar. Bu soygun düzenini çılgınca sürdürecek çılgın bir projedir. Toplumu çılgınca projelerle niye kandırıyorsun Sayın Başbakan?” derken 8 yıl sonra birden, “Bu projeden rahatsızlık duyanlar şuursuz ve gayrı millidir” diyebiliyor.

Bu anlamda bir partiyi, futbol takımı tutar gibi desteklemiyorsak, her konuda “ne oluyor?” demek durumundayız. Görülen, Türkiye’deki şu an iktidar veya muhalif tüm mevcut siyasi figürlere yüzde yüz güvenmek bizi yanlışa götürür.

Özellikle geriye dönüşü olmayan stratejik kararlarda, halk, siyasi figürlerin tavrından bağımsız, inisiyatif alarak karar vericilere kamuoyu baskısı yapmak durumundadır. İşte son günlerde yoğun biçimde tartışılan Kanal İstanbul projesi bunlardan biridir.

Bu proje başlarsa geri dönüşü var mı? Yok!

Siyasilerin bunu ayrıntılı bir biçimde incelediğine ve ona göre fikir ürettiğine inanıyor muyuz? Hayır!

Bu, sadece iktidar için değil muhalif olanlar için de geçerli. Sırf muhalefet olsun diye yapılanları da biliyoruz. O zaman özellikle önemli olaylardaki kararları, halk olarak konunun uzmanlarının değerlendirmelerini takip ederek karar vermek durumundayız.

Gelin İstanbul Kanalı projesini de siyasi, felsefi, dinsel kimlik ve ezberlerimizden arınarak bu şekilde değerlendirelim.

Konuyla ilgili geçen yazımda kanalın Türkiye Cumhuriyeti’nin iki taşıyıcı kolonundan biri olan Montrö Antlaşmasını gündeme getireceğini ifade etmiş, kanalın yapılma gerekçesi olarak ileri sürülen ticari gemilerin kanaldan geçme olasılığının olmadığını verilerle ortaya koymuştum.

Ticari gemiler demişken, bu vesile uzun yol kaptanları yani o ticari gemileri komuta edenler ne diyor ona da bakalım;

25m. derinlik çok yetersiz. Tankerlerin büyük kısmının minimum 20 m. su kesimine sahip (suya gömülü kısım), 35 m. olanlar da var. Tehlikeli madde taşımacılığı da bu gemilerle yapılıyor. Boğazda tehlike yaratacak gemiler de bunlar. Kısaca bu tankerlerin buradan geçişi mümkün değil!

Karadeniz Marmara’ya göre daha yüksek rakımda. Dolayısıyla kanaldaki az tuzlu Karadeniz suyu olacak. Dolayısıyla suyun kaldırma gücü daha zayıf olacak. Böyle bir suda gemiler daha fazla suya gömülür. Ağır yük gemilerinin geçişi bu anlamda da zor!

-Ağır yük taşıyan gemilerin boyları 245 ila 415 m. arasında değişiyor. Bir kaza anında genişliği 200 m. civarında olan kanal kapanır.

İstanbul Boğazı’nda Karadeniz’den Marmara’ya doğru akıntı hızı fazla olup genelde 3-4 knot civarındadır. Kuvvetli poyraz fırtınalarında 7-8 knota çıkar. Kaptanlar Karadeniz’den Marmara’ya dönüşü sevmezler. Dönüş yüklü olduğu için gemiyi kontrol daha da zorlaşır. Kanalda ise akıntı hızı daha da fazla olup yaklaşık 10 knot civarında olacak. Hiçbir gemi kaptanı bu süratle aşağı doğru inmek istemez. Çok tehlikelidir. Gemiyi kontrol altında tutamazsınız.1

Bizzat gemi kaptanlarının söyledikleri bunlar.

***

Bilim insanları ve araştırmacıların ortaya koyduğu başka veriler de var. Bu verileri de toplu olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Projenin maliyetinin 20 milyar dolar yani yaklaşık 120 milyar TL olacağı ifade ediliyor. Ki kesinlikle bu kadarla kalmayacağı öngörülebilir. Çok kırılgan ekonomiye sahip bir ülke için iyi para sanırım.

Bu para, başlangıçta yap-işlet-devret kapsamında bir yüklenici vasıtasıyla karşılanacak. Anlaşma kaç yıllık ise yüklenici firma, o süre içinde kanaldan geçişi ücretlendirerek alacağını tahsil edecek. Peki, yeterince geçiş olmazsa ki önceki yazımda da belirttiğim gibi buradan ticari gemilerin geçmesi çok mümkün görünmüyor. Bu durumda hayatında İstanbul’a gitmemiş Kırşehirli Hasan Emmi, Trabzonlu Temel Reis bu parayı ödeyecek. Yani vergi yükü biraz daha artacak. Durum tam da budur!

Hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme Raporunda (ÇED) dahi, bu projeyle İstanbul yıllık ortalama 32,7 milyon metreküp su kaybına uğrayacakmış. 46 km. uzunluğundaki kanal gerçekleşirse Sazlıdere barajı yok olacak. Terkos barajı çok büyük olasılık tuzlanacak. İstanbul, bu anlamda önemli su kaynaklarından mahrum kalacak (Bu iki baraj İstanbul suyunun yaklaşık %40’ını karşılıyor).

Çünkü bu projeyle, İstanbul nüfusuna eklenecek 2 ila 3 milyon nüfustan bahsediliyor. İstanbul, mevcut durumda dahi su ihtiyacını karşılamakta güçlük çekerken, azalacak su kaynaklarıyla böylesi bir yükü kaldırabilir mi? Kaldıramayacağı çok açık!

Sudan bahsetmişken hemen ekleyelim, Küçükçekmece gölü de bu projeyle tarihe karışacak.

Uzatmadan projeyle ilgili bilim insanlarından derlediğim diğer verileri de paylaşayım. Bu kanalın yapımıyla;

-200 binden fazla ağaç kesilecek. Yeni havaalanı için kesildi ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü için kesildi. Üstüne de buradaki ağaç katliamı. Bu alanlar İstanbul’a oksijen sağlayan yerler. Bu projelerle İstanbul’un akciğerlerine bıçak saplanıyor. Bu devasa şehir nasıl hava alacak?

-Hesaplanabilir rakamlara göre 2 milyar metreküp civarında hafriyat çıkacak. Bu miktar, İstanbul’da 50 yılda çıkacak hafriyat toplamıdır. Nereye dökülecek?

-Bu projeyle, söz konusu bölgenin depreme daha hassas hale geleceği, tüm uzmanlar tarafından altı çizilerek belirtiliyor.

– İstanbul kanalı ile İstanbul Boğazı’nın Trakya ile kara ulaşım bağlantısı kesilecek. Kanalın batısına yapılacak bir düşman saldırısında batıdan askeri birlik kaydırmak köprülere tabi olacak. Savaş anında köprüler bombalanacağı için bu imkân kalmayacak.

-Kanalla 8 milyonluk bir ada yaratılacak. Savaş sırasında yapılacak düşman saldırısı veya bir doğal afet sırasında bu devasa ve yoğun nüfusun tahliyesinin hemen hemen imkân dâhilinde olmadığı görülmüyor mu?

Soruları artırmak mümkün. İlerleyen aşamalarda şu an akla gelmeyen başka problem sahalarının olduğu da görülecektir. Ancak sadece yukarıda saydıklarımız bile böyle bir projenin akıllıca ve kabul edilebilir olmadığını ortaya koymak açısından önemlidir.

Bunu planlayanlar, bunları görmüyor mu?

Bu iddialara verecekleri gerçekten objektif, manipülatif olmayan, hamaset kokmayan cevapları var mı? Emin olun zannetmiyorum.

***

Bu işin alevlenmesinin Sayın CB’nin ABD’ye gidişinden sonra olduğunu unutmayalım.

Peki, bu Kanal İstanbul projesi, içeride, dışarıda pek çok çetrefilli sorun yumağıyla boğuşurken, neden bugün yeniden alevlendirilip gündeme alındı ve işlemler hızlandırıldı?

Yukarıda belirttiğimiz problem sahalarına çözüm getirmeden, yangından mal kaçırır gibi “kim ne derse desin yaparız”ın asıl nedenini kim açıklayabilir? Bu projenin ülkeye bir tane de olsa faydası var mı?

Ülkenin değil ama bu projenin birilerinin faydasına olduğunu düşünüyorum. Kimlere mi?

Sayayım;

-İlki; konuyla ilgili bir önce yazdığım makalede ele aldığım gibi dünyada at koşturamadığı tek deniz olan Karadeniz’de donanma bulundurmasının tek engeli Montrö’yü, kanalın yapımından sonra, “Şartlar değişince, hukuk yeniden gözden geçirilir” prensibini ileri sürerek tartışmaya açma düşüncesindeki ABD’ye,

-İkincisi; Megalo İdea kapsamında, ne tesadüf, tam da kanal yapılması planlanan hatta kadar olan bölgeyi kendi topraklarında gösteren, söz konusu projeyle büyük hayallerinin gerçekleşebileceğine olan inançlarının artacağını düşündüğüm Yunanistan’a,

-Üçüncüsü; yıllardan beri aldıkları tüyolardan hareketle tarım ve hayvancılığın yoğun yapıldığı kanal çevresindeki 30 milyon metrekarelik araziyi yıllar öncesinden köylülerden çok ucuza satın alarak kapatan Arap rantiyecilere ve onlara bu tüyoları veren işbirlikçilerine,

-Dördüncüsü; çölde yaşamaktan bıkan, suya ve yeşile hasret, asgari 250 bin doları bulunan, bu sayede başka bir bedel ödemeden TC vatandaşı olabilen ve burada yapılacak konutlara yerleşerek rahat bir hayat süreceğini düşünen birkaç milyonluk Arap’a,

-Beşincisi; içeride ekonomik olarak sıkışan, kanal üzerinden elde edilecek ranta dayalı gelir ve kanal etrafında inşa edilecek devasa şehir nedeniyle inşaat sektöründeki canlılık sayesinde ekonomiyi yapay olarak düzeltip, en az 10 yıl daha iktidarını sürdüreceğini düşünen hükümete.

Yukarıda saydıklarımın hiçbiri görüldüğü gibi, toplumun, yani İstanbullu Baha Bey’in, Ankaralı Ayşe Teyze’nin, İzmirli Berrin Hanım’ın, Kırşehirli Hasan Emmi’nin, Trabzonlu Temel Reis’in, Kahramanmaraş’lı Ökkeş Dayı’nın, Diyarbakırlı Şeyhmus Ağa’nın faydasına olan şeyler değildir.

Net olarak ifade edeyim ki; bu kanal, Türk Milleti’nin böğrüne sokulan bir hançerdir. Hükümet, gerçekten yerli ve milli ise, gelecek nesilleri düşünüyorum lafzında samimiyse, bu projeden iş daha fazla uzamadan vazgeçer. 1 Ocak 2020

1 Gazeteoku.com. Fatih Altaylı, Kanal İstanbul ile ilgili kaptanların görüşlerini yazdı, 25.12.2019