Kanal İstanbul İle ‘Kara Delik’, ABD’lilerin karıştıracağı bir deniz yapılmaya mı çalışılıyor

Kanal İstanbul İle ‘Kara Delik’, ABD’lilerin karıştıracağı bir deniz yapılmaya mı çalışılıyor

8-9 yıl önce yine gündemdeydi. Sonra gündemimizden düştü. Derken CB’nin ABD ziyaretinden sonra Doğu Akdeniz iyice ısınmışken; deniz yetki alanları mutabakatı yaptığımız Libya’da mevcut hükümetin düşmesini önleme adına asker gönderme çalışması yaparken; Türk Ordusu Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD militanlarıyla boğuşurken; İdlip’te Rusya destekli Suriye Hükümeti saldırıya geçmiş ve aralarında selefi teröristlerin bulunduğu on binlerce Suriyeli sınırımıza yönelmişken; Güneydoğu’da PKK saldırıları devam ederken; biz yeniden içe döndük, bu projeyi tartışıyoruz.

Çılgın projeden bahsediyorum. Hani CB’nin Başbakan iken gündeme getirdiği, o zamanlar gündem saptırmak için ortaya atıldığını düşündüğüm, doğru isimlendirmeyle İstanbul Kanalından söz ediyorum.

Gerçekten amaç nedir?

İktidar yanlısı A Haber’de Kağan Kurtoğlu isimli bir doçentin dediği gibi kanal yapılacak yerin altında Tapınak Şövalyeleri’ne ait Türkiye’nin ekonomisini ayağa kaldıracak 10 gemi dolusu altın mı var?

Tartışmalar sürerken, bu arada kanal ile ilgili ÇED raporunun çıktığını öğrendik. Sürat göz yaşartıcıydı. Birkaç gün önce ÇED raporu veren enstitünün görevlilerinden bir akademisyenin programına denk geldim. Aman yarabbi!

Adam bugüne kadar görülmemiş, duyulmamış şeyler söylüyordu. Önce şaka filan sandım. Yok, adam harbiden söylediklerini büyük bir ciddiyetle ifade ediyordu.

Ona göre Karadeniz patlayabilirdi. Çünkü Karadeniz dibi hidrojen sülfür biriktiriyordu. Önümüzdeki günlerde de yıllarda da bu patlama olabilirdi.

Böyle bir patlama olması halinde İstanbul Boğazı’nın kapanacağını, bu nedenle kanalın gerekli olduğunu ifade etti. Gazetecinin, “O durumda kanal da kapanmaz mı?” diye sorunca, “O da kapanabilir, ama olsun, İstanbul kanalının yapımına karşı çıkmamak lazım” filan dedi. Bilim adamlığını bırakın kahvehane seviyesinde bile savunamıyordu projeyi!

Güldüm!

İhtimal kayığına binmiştik!

Sadece o mu? Bu projeyi, askeri, ekonomik, ekolojik ve teknik anlamda savunabileni görmedim.

İleri sürdükleri gerekçeler kolaylıkla çürütülecek şeylerden ibaretti. Montrö diyorlardı. Montrö’nün bizim için kötü olduğu algısı yaratacak şeyler söylüyorlardı savunanların bir kısmı da.

***

Önce şunu bir kez daha vurgulayalım ki Türkiye Cumhuriyeti kurulurken deniz kuvvetleri yoktu. Denizlerde olmamamız, denizlerle ilgili konularda Lozan’da elimizi zayıflattı. Ve Lozan’da boğazların egemenliği sağlayamadık. Boğazlardan geçiş rejimi uluslararası bir komisyonca gerçekleştiriyordu ve Türkiye burada asker bulunduramıyordu.

Dengeler değişince Atatürk büyük bir diplomasi atağıyla, Sovyetler’i de yanına alarak Montrö’yü kabul ettirdi ve boğazların egemenliği o tarihten sonra Türkiye’ye geçti. Montrö ile Boğazların statüsünün dışında Karadeniz’in bir barış denizi olmasını sağladı.

Çünkü kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkışı ve kalış süreleri kısıtlandı. Kıyıdaş ülkeler de boğazlardan geçerken Türkiye’nin denetimine tabiiydi. Örneğin Romanya kafasına göre savaş gemisiyle Türk boğazlarından geçemezdi!

Montrö, ayrıca Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerin savaş gemilerine de tonaj kısıtı getirmekteydi.

Elbette yazının konusu tamamen Montrö değil. Onun için daha fazla ayrıntıya girmeden, ticari gemilerin boğazlardan geçişine her hangi bir kısıt getirilmediğini ifade edeyim.

***

Peki, Montrö’den en fazla rahatsız olan ülke kim? ABD.

Peki, içimizde Montrö’den rahatsız olanlar kim? Açık olarak Lozan’a kimler karşıysa, onlar. ABD de Lozan’ı imzalamayan ülkelerden. İçimizdekilerle çok uyumlu yani.

ABD Montrö’den neden rahatsız? Çünkü savaş gemilerini istediği gibi dolaştıramadığı tek deniz Karadeniz de ondan. Bu nedenle ABD’liler Karadeniz’e “Kara delik” derler.

Bulgaristan, özellikle de Romanya gibi Karadeniz’e kıyıdaş iki eski Demirperde ülkesinin NATO’ya girmesinden sonra ABD’nin Montrö’yü delme gayretleri yoğunlaşmıştır.

Buna TSK içinden en sert direnişi gösteren denizcilerin, 2009 sonrası yapılan kumpas operasyonlarıyla sistem dışına çıkartılmaları sağlanmış, yerlerine kimlerin geldiğini, en azından 15 Temmuz’da herkes görmüştür.

ABD’nin Karadeniz üzerindeki inadı devam etmektedir. Özellikle Romanya’da kurulan NATO üssü aracılığıyla Karadeniz’e çıkışı delmeye çalışmaktadır.

Peki, bunun kanalla ilgisi ne denebilir. Çünkü Montrö, nihayetinde nereden çıkarsa çıksın, savaş gemilerine Karadeniz’de süre kısıtı getirmektedir.

Hemen ifade edeyim ki ne olursa olsun bu kanalın inşaatıyla, Montrö, özellikle iç kamuoyunda tartışmaya açılacaktır.

Burada altını çizerek vurgulayalım, TC’nin iki taşıyıcı kolonundan biri Lozan ise diğeri Montrö’dür. Bizim için tartışılmazdır. Ancak değişmez kural, “Şartlar değişince, hukuk yeniden gözden geçirilir” kuralıdır. Şartlar değişirse, siz istemeseniz de birileri tartışmaya başlar.

Buradan hareketle söz konusu kanal projesiyle birlikte, birileri şartlar değişti diyebilir mi? Diyebilir!

Buradan hareketle Montrö’nüzü tartışmaya açabilirler mi? Açabilirler!

Montrö BEKA meselemizdir. Namusumuzdur. Tartışmaya açılırsa istemeyenlerden ilk golü yemişsiniz demektir. Kim namusunun tartışılmasına müsaade eder?

Tekrar dönelim bu İstanbul Kanalı projesine ve soralım; “Neden yapıyorsunuz bunu kardeşim?”

Yukarıdaki uçuk kaçık gerekçeleri geçelim. Ne diyorlar, “Efendim boğaz trafiği çok yoğun, kazalar oluyor, özellikle tehlikeli madde taşıyan gemilerin yaşattığı riskleri azalttığı için.”

Bu gerekçe gerçeği yansıtmıyor. Anlatayım…

2005 yılında boğazlardan toplam 55 bin gemi geçmiş. Bunlardan ancak yarısı tehlikeli madde yüklü imiş. 2018 yılında yani 13 yıl sonra ise bu sayı düşmüş ve 41 bin olmuş. Bunun yanı sıra tehlikeli yük taşıyan gemi sayısı da üçte bire gerilemiş. Bunun en büyük sebebi de petrol boru hatlarının kullanıma girmesi.

Dolayısıyla boğaz trafiği artmıyor azalıyor, tehlikeli yük taşıyan gemi miktarında da çok büyük bir düşüş söz konusu. Yani bu gerekçe gerçek bir gerekçe değil!

Tehlikeli madde taşıyan gemi sayısını daha da minimize etmek isterseniz de bir öneri sunayım; Bir zamanlar Samsun-Ceyhan boru hattı gündemdeydi. Sonra gündemden düştü. Dert, tehlikeli madde taşıyan gemilerin boğazda yaratacağı tehlikeyse buyurun, çok daha ucuza mal olacak bu projeye hayat verin ve bu tehlikeyi iyice minimize edin!

Bahane edilen tehlikeli madde taşıyan gemilerin varlığı ise bu, İstanbul Kanalı ile ortadan kalkar mı? Kalkmaz!

İstanbul boğazından geçerken tehlike de kanaldan geçerken tehlike olmayacak mı?

Ayrıca adam para vermeden geçtiği doğal suyolu varken; neden para verip doğal olmayan, bu anlamda da farklı riskleri bulunan bir su yolunu tercih etsin!

Bunun olmayacağı yani ticari gemilerin İstanbul Kanalından geçmeyeceği açıktır!

***

Yazıyı uzatmayayım. Bana göre kanal projesinin vahim sonuçları olacak olan örtülü ve tehlikeli amacı, Montrö’yü tartışmaya açmak, sonra da delmektir (Diğer amaç ve amaçları başka bir yazının konusudur).

Burada Türk halkını manipüle etmek için boğazlarda meydana gelen kazalar ve tehlikeli madde taşıyan gemiler daha çok gündemimize getirilecektir. Böylece oluşturulacak kamuoyu ile Montrö’deki ticari gemilerin boğazlardan serbest geçiş hakkının aleyhimize olduğu üzerinden Cumhuriyet’in iki taşıyıcı kolonundan biri olan bu antlaşma, kamuoyunu gözünde itibarsızlaştırılmak istenecektir.

Söz konusu antlaşma ancak Türkiye vazgeçerse bozulur.

Türkiye’nin Montrö’den vazgeçmesi için de yukarıda ifade ettiğim manipülatif propaganda ile oluşturulacak bir kamuoyu baskısı yaratılmaya çalışılacaktır! Böylece ABD savaş gemilerinin Karadeniz’de kalıcı hale gelmesinin önü açılacaktır. Görünen o! Umarım yanılırım.

Bunların yapılabilmesi için de İstanbul Kanalı projesi önemli.

Ne dedik önceki satırlarda; “Şartlar değişince, hukuk yeniden gözden geçirilir.”

İstanbul Kanalı ile şartlar değişmiş olacaktır.

Bu projeyle yapılmak istenen ilk ve önemli stratejik amaç bence budur.

Bunu Montrö’nün kendisine sağladığı faydalar nedeniyle en büyük savunucularından Rusya görmüyor mu?

Rusların, batılıların ve onların Arap coğrafyasındaki işbirlikçisi ülkelerin desteklediği Libya’daki Hafter güçlerine Türkiye’nin aleyhine verdiği desteği ve on binlerce insanın sınırımıza yığılmasına sebep olan İdlip’teki son saldırıları böyle okuyun!

Anlayacağınız Rusya da sopa gösteriyor!

Bu konuda da Türk Halkı öncelik almalı, demokratik tepkisiyle bu gerçekten çılgın, bir o kadar da ülkemizin aleyhine olan projeye karşı çıkmalıdır.

Devam edeceğim…