Karantina günlerinde Kemal Sunal’ın bütün filmleri gösterildi: Zübük hariç!

Karantina günlerinde Kemal Sunal’ın bütün filmleri gösterildi: Zübük hariç!

Büyük sanat yapıtları tüm çağlara damgasını vurur. Aziz Nesin’in Zübük romanı da bunlardandır.

“Zübük” sözünü Aziz Nesin yaratmıştır; ses benzerliği olan ‘Zeybek’ten türettiği söylenir.

Aziz Nesin, Zübük romanını tam 59 yıl önce, 1961’de yazmıştı.

Roman kahramanımız İbrahim Zübükzade’nin katipken aldığı rüşvetle başlayan suç hayatı, küçük bir kasabada halkı defalarca kandırıp soyup soğana çevirdiği halde önce belediye başkanı, sonra milletvekili seçilmesine kadar uzanır.

Verdiği hiçbir sözü tutmamasına karşın halk tarafından hep desteklenen bir politikacı olması, buna yol açan “biz”, yani seçmen – vatandaş eleştirisi sahte politikacılar eleştirisiyle kitabın ana konusudur.

Bence Zübük’ün en muhteşem bölümü, rakip politikacıyla “cami mi, okul hastane mi yapılmalı” tartışmasıdır. (Genç yaşta ölümünü hala kabul edemediğim filmde ‘Muhalif Burhan Bey’i oynayan muhteşem oyuncularımızdan Alpay İzer’i burada rahmetle analım.)

Kasaba hoparlörlerine bağlı mikrofonu gizlice açık bırakarak, muhalefetin “Cami gereksiz, önce okul ve hastane yapalım!” önerisine “Hayır önce cami yapalım!” provokasyonuyla yanıt verme sahnesi, dinin politikaya alet edilmesinin en kaba vurgusu, ama en ince eleştirisidir.

Bilirsiniz gerçek hayatta da kamu aracını bizzat kullanarak yüzlerce kamera karşısında, tantanayla namaz kılmaya giden, televizyonlarda, alanları doldurmuş on binlerce kalabalık karşısında “inanan”lar ve “müslüman”lar konulu bolca nutuk atan politikacılar başarılı politikacı sayılıyor.

(Yalnızca iktidar partileri değil maalesef muhalefet partileri de bu düzeye düştüler. Hatırlayalım CHP’li İmamoğlu bile birden kaybolmuş ve bir camide namaz kılma fotoğrafları görünmez bir el tarafından servis edilmişti. Zübük’te en azından muhalefet “sağlam” duruyordu!)

KARANTİNA GÜNLERİ KEMAL SUNAL FİLMLERİ

Karantina günlerinde eve kapandığımız bu zor günlerden sağ olsunlar televizyonlarımız gerçek işlevine kavuştu.

İnsanları, bu büyük bela salgın hakkında bilinçlendirip eğiterek gerçek anlamda “kamusal” görevlerini -belki tarihlerinde ilk kez!- yerine getirdiler.

Televizyonların diğer işlevi de eve kapanmış insan tekini psikolojik olarak desteklemekti. Bu da cömertçe gösterdikleri filmler, eğlence programlarıyla oldu.

Örneğin “Güldür Güldür Show”u izlemeyen var mı bu günlerde bilmiyorum.

En önemlisi, unutulmaz sanatçımız Kemal Sunal’ın Davaro’dan Salako’ya kadar oynadığı hemen tüm filmlerin gösterilmesi ve yine belki kaçıncı kez milyonlar tarafından izlenme rekoru kırmasıydı. Ben de bir iki tanesine gözüm takılıp izlemeden edemedim!

Ama niye yalan söyleyeyim, Zübük filmini gözlerim aramadı değil.

Ben hep Zübük filmini izlediğimde  ölümsüz yazar Shakespear’in Macbeth trajedisini anımsarım.

Biri trajedi diğeri komedi neyini benzetiyorsunuz derseniz izleyene / okuyana verdiği ders açısından derim.

Büyük sanat yapıtları, çağlar boyunca yenilenerek, tazelenerek insanoğlunun bilincinde yeşerir ve peşini bırakmaz.

MACBETH’İN KONUSU

Komutan Macbeth ve hırs tutkunu karısı Leydi Macbeth, şansı ve olayların gelişmesi sonucu, evinde konuk olan İskoç Kralı Duncanı planlayarak öldürür. Suçu, içkilerine uyku ilacı kattıkları masum nöbetçilere atarlar ve onları da oracıkta öldürürler. Kral Duncan’ın çocuklarından da onları İngiltere’den kaçırarak kurtulurlar. Tahtın gerçek veliahtlarının ani kaçışı, babalarının katilleri çocuklarıymış gibi gösterilir ve bundan yararlanan Macbeth, ölü kralın akrabası olduğundan kendini İskoç Kralı ilan eder.

Ama karı koca Macbethler’in iktidarı hukuksuzlukla başlaşmıştır bir kez. Ortada büyük bir krallık ama koskocaman bir suç ve o oranda da kan vardır.

Fırtına gibi başlayan oyunun bundan sonraki tüm sahnelerinde suç işleyen tüm insanların ortak psikolojisini görürüz: Suç işledikçe o suçu kapamak için yeni suçlar işlemek; bir suç makinesi haline gelmek.

Tıpkı Zübükzade İbraam ve hırslı karısı Yektane gibi… İbraam, yükseldikçe yükselmek ister, suç işledikçe, dolandırdıkça dolandırmak ister; nihayet bir suç makinesine dönüşür!

ZÜBÜK FİLMİ

Aziz Nesin’in Zübük romanı,  Atıf Yılmaz tarafından senaryosu yazılarak Kartal Tibet’in yönetmenliğinde 1980 yılında “12 Eylül”den bir ay önce çekimleri bitmiş, 1981 yılında sinemalarda gösterilmeye başlanmıştı. O günden bu güne de Türk sinemasının en çok izlenen ölümsüz filmleri arasına girmişti.

Halkımızın ve politikacıların bu 40 yıllık kült filmden ne derece ders aldığı tartışma götürür.

İbrahim Zübükzade’nin yüzlerce sayfalık kitapta/filmde söylediği tek yararlı söz, aynı zamanda Macbeth’deki “yürüyen orman” metaforuna bir göndermedir: “Zübüklerden kurtulmanın tek yolu kendi zübüklüğümüzden kurtulmaktır.”

Sahi Zübük filmini niçin göstermez kanallar!