Karikatür olarak siyaset

Yavuz Alogan yazdı...

Karikatür olarak siyaset

Siyasî toplum giderek kendisinin karikatürüne dönüşüyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, sosyal iletişimin görülmemiş derecede kolaylaşması, ikincisi ise politik sistemin öne çıkardığı her şahsiyetin inandırıcılığını hızla kaybetmesi.

140Journos adında ilginç bir “medya yayıncısı” var. Bu genç arkadaşlar “içerik” üretiyorlar. Hazırladıkları videolar milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. Zaman zaman siyasî liderler ve partiler de bu arkadaşlara “içerik” oluyor. Gâvurların “public figure,” yani kamusal şahsiyet dedikleri ünlü kişileri anlatan tanıtım videoları yapıyorlar.

Bunların iki tanesini izledim. Biri Vatan Partisi Başkanı’nı, diğeri CHP Genel Başkanı’nı anlatıyor. Birincisi bende şaşkınlık ve üzüntü yarattı. İkincisini izlerken epeyce eğlendim.

İlk videoda 78 yaşındaki vatansever Başkan yüksekçe bir yerden denize atlıyor. Kamera onu suyun altından görüyor. Bence başarılı bir atlayış değil, biraz göbek üstü suya düşme hâli var. Fakat kamera onu Rambo gibi gösteriyor. Başkan “krawl” tekniğiyle güçlü kulaçlar atarak yüzüyor, karaya çıkıyor ve boksörlerin yaptığı gibi dürülmüş bir havluyu çapraz tutarak sırtını kuruluyor. Yakın çekimde Başkan’ın sırtını görüyoruz.

Seksenine yaklaşmış bir insan böyle bir çekime nasıl izin verir? Böyle şeyler bana çok tuhaf geliyor. Hepimiz yaşlanıyoruz, buruşuyoruz, yer çekimi kanunlarına uyarak yassılaşıyoruz, kaslarımız gevşiyor. Hakikat’i yansıtmak gerekir.

Neyse, uzatmayalım… Gösterinin ardından  tuhaf bir sohbet başlıyor.

Aslında Başkan sohbet toplantılarında mütevazı görünmek için bilinçli çaba gösteren, sempatik ve empatik görünme konusunda ustalaşmış biridir. Fakat nedense çekimde aşırı derecede kibirli ve kendini beğenmiş bir surette görünüyor. Doğuştan farklı biri, bir “aşk çocuğu” olduğunu uzun uzun anlatıyor mesela. İnsan ister istemez düşünüyor, “Acaba diğerleri tecavüz çocuğu mu?” diye.

Ardından birbiriyle bağlantısız konulara girerek kendisini öve öve bitiremiyor. Dev-Genç’in lideri olduğunu iddia ediyor mesela. Yaşım yettiği için bunun doğru olmadığını biliyorum. O dönemde vatansever Başkan’ın daha çok üniversite asistanlarından oluşan, genellikle “pasifist, oportünist PDA hareketi” diye anılan, sürekli itilip kakılan ve dışlanan küçük bir entelektüel Maocu grubun başında olduğunu gayet iyi hatırlıyorum. Arada doğru şeyler de söylüyordu elbette fakat Dev-Genç’in lideri değildi. Sadece birkaç ay FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) başkanlığı yapmıştı. Nasıl seçildiğini ve görevden nasıl alındığını rahmetli Sadun Aren yıllar önce bana bizzat anlattı. Fakat Başkan farklı bir hikâye anlatıyor. Herkesin lideri! 12 Mart döneminde Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in son bir kurtuluş umuduyla kendisini aradıklarını söylüyor mesela. “Onların kulağını çektim,” diyor.

İşin içinden çıkamayınca, belgesel yapımcısı profesyonel bir arkadaşıma sordum, “Bu ne iştir?” diye. “Başkan’la tşk geçmişler,” dedi kısaca. “O video iki yıl önce çekildi, neden piyasaya çıkardıklarını ben de anlamadım.” Benim için üzücü bir deneyimdi.

CHP’nin anlatıldığı video ise muhteşem bir açılış yapıyor. Üzerinde “Kendine güven” yazılı kırmızı bir kapı açılıyor ve Başkan, Bizet’nin Carmen Operası’ndan Habanera Aryası eşliğinde (“Aşk isyankâr bir kuştur”) loş bir koridora çıkarak sert adımlarla yürüyor. Sanırsınız Pamblona’da matador boğayı yere sermiş, selam mizanseni için arenaya çıkıyor. Ardından hararetli büro faaliyetleri görülüyor.

Videoyu uzun uzun anlatmayacağım. İsteyen izleyebilir, internette duruyor.

Özetle partinin geçmişiyle bütün bağlarını kopararak muhafazakâr kesimlere açılan (neo-konservatif), liberal/pragmatik bir yapıya dönüştüğü anlatılıyor. Parti hiçbir konuda katı değil, her konuda yumuşak. Sıvılaşmış bir tutumla sadece ihtiyaçları görüyor ve onları pratikte nasıl karşılarız diye düşünüyor.

CHP’nin laiklik ilkesinden kesinlikle vazgeçtiğini anlıyoruz. Genel Başkan, partinin başına geçtiğinde adamlarına “Beni kanaat önderleriyle bir araya getirin,” diyor. Fakat getiremiyorlar, çünkü “Örgüt kanaat önderlerini tanımıyordu bir kere.” Tasfiyeyi öyle derin yapmış ki muhtemelen çarşafa parti rozeti takan Deniz Baykal’ı kanaat önderlerine götüren ekipleri bile ulusalcılar ve Kemalistlerle birlikte tasfiye etmiş.

Neyse, bu engeli aşıyor, vaizelerle toplantı yapıyor. Bir vaize ona “Bu toplantı 80 yıl gecikmiş bir toplantı,” diyor. O da vaizeye “Muhafazakâr olan siz değilsiniz, bizdik muhafazakâr olan” diye anlamlı bir cevap veriyor. Parti geçmişiyle barışıyor.

Minare görüntüsü ve dualar eşliğinde Yassıada’da tutsak Adnan Menderes’i görüyoruz. Arada İnönü siyah beyaz beliriyor. Anlatıcılardan Murat Yetkin, bir ara, “CHP tabanı da hepsi 27 Mayıs bayrağı sallayan insanlar değil,” diyor. Onlar da normal insanlar, isyankâr, ihtilalci sokak savaşçıları değil. Her şey güzel olsun istiyorlar.

Bu arada akademisyen, eski milletvekili, laiklik ilkesinin yılmaz savunucusu Nur Serter ekranda beliriyor ve üniversiteli kızları türban konusunda uyarıyor. Ardından Ecevit’in, Nazlı Ilıcak eşliğinde Meclis’in genel kurul salonuna giren türbanlı Merve Kavakçı’yı kovduğu sahneyi izliyoruz: “Burada görev yapanlar Devlet’in geleneklerine kurallarına uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir!” Bunlar CHP tarihinin utanç verici sahneleri olarak geçiyor. Partinin ağırlıklarından kurtularak hafiflediğini anlıyoruz.

Bu arada bir “dış ses” başörtüsünün insan haklarıyla ilgili bir mesele olduğunu, yani siyasî İslam’ın simgesi olmadığını anlatıyor. Kılıçdaroğlu’nun sadece İnönü ve Ecevit’in değil Baykal’ın bile tam karşıtı olduğunu anlıyoruz. AKP’nin yarattığı CHP imajını (iki sarhoş camileri ahır yaptı, Kuran’ı yasakladı, bacılarımızın başını açtı) neredeyse kabullendiğini, oy getirmeyen bu imajdan modern/muhafazakâr bir tutumla sıyrıldığını görüyoruz.

Yıllarca AKP’yi öven Nagehan Alçı her zamanki alımlı havasıyla, fakat bu kez coşkulu bir heyecanla CHP’yi övüyor ve partinin eski yöneticilerini “Vatikan” benzetmesiyle anıyor. Fosilleşmişti onlar, katılaşmışlardı! Oysa Kılıçdaroğlu tüy gibi hafif… Nagehan Hanım, “CHP’nin genel başkanı olmak, bir zihniyetin o anki genel başkanı olmaktır” gibi derin bir sözle, genel başkanın kendi zihniyetini partiye dayatmadığını, partide zaten var olan yeni zihniyeti temsil ettiğini anlatıyor. Geçmişin Kemalist, ulusçu kadrolarının “dışlayıcı” olduğunu, yeşeren yeni CHP’nin ideolojik ayrım gözetmeksizin herkesi kucakladığını vurguluyor.

 Murat Yetkin, her zamanki terbiyeli, temiz ve çalışkan öğrenci havasıyla Genel Başkan’ı övüyor. “Eski CHP’nin gerontokratik olmuş yaşlılar iktidarı gibi bir yapısı vardı,” diyor. Sahici bir heyecanla, hatta sevinçli bir telaşla anlatıyor: “Bir anda roller değişti ya!” “Kemal Bey CHP’yi lider partisi olmaktan çıkardı ya!” Hadi ya!!! Bak sen şu işe…

Arayış dergisinin yazı işleri müdürü rahmetli Nahit Duru yattığı yerden bu sözleri işitebilseydi ne derdi acaba?

Bir ara Muharrem İnce grup toplantısında öfkeyle bağırıp çağırırken görünüyor. Gruptan biri bağırıyor: “Hep bu öfkeden kaybediyorsun be kardeşim!”

Oysa Kılıçdaroğlu, yüzünde Budha tebessümüyle sakin sakin konuşuyor. Sakin güç! Aslında videoda öyle konuşuyor. Daha doğrusu her zamanki hâliyle, ağlaşıp yakınan, hep alttan alan savunmacı ses tonuyla değil, “bilge lider” pozunda, sesine dirayetli bir hava vermeye çalışarak konuşuyor. “Mitinglerin yararı yok,” diyor. “Slogan atıp dağılıyorlar. Oysa biz kendi seçmenlerimizle bir araya geliyoruz.” Çok güzel! Mitingin politik işlevini bilmiyor.

Son sahne Antıkabir’de geçiyor. Sayın Genel Başkan tek başına Aslanlı Yolda yürüyor. Bu arada Reis’e hitap ederek ona tavsiyelerde bulunuyor. Reis 83 milyonun daha fazla acı çekmemesi için sandığı getirmeli ve “ben artık yoruldum, köşeme çekilip biraz dinlenmek istiyorum” demeliymiş. Reis videoyu seyretmişse en çok bu sahneye gülmüştür.

Videonun bütününde CHP’yi programatik olarak AKP’den ayıran tek bir ifade yok. İktidara gelirseniz nasıl bir iktisat politikası izleyeceksiniz, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanlarında, en önemlisi dış politikada ne yapacaksınız? Yurttaşlar size geçmişinizi inkâr edip 2002 model AKP’ye benzediğiniz için mi oy verecekler?

Sonuç olarak dış baskılarla ya da içeriden bir saray darbesiyle iktidardan uzaklaştırılmadığı, büyük hatalar yapmadığı taktirde Reis’in ya da onun getirdiği yasaları uygulayacak çok daha beter politik şahsiyetlerin uzun yıllar iktidarda kalabileceğini anlıyoruz. İşte bu yüzden alarm veriyoruz, toplumun sessiz kalan bütün kesimlerinin açıklama yapmalarını, Kurucu İrade fikrinde birleşerek topluca direnmelerini, karikatürlerin üzerini çizmelerini istiyoruz.

Korona hapsiyle geçen bu kapalı kasvetli pazar gününde herkese akıl fikir, dirayet ve görüntülerin ardındaki hakikati arama cesareti diliyorum. yalogan@gmail.com