Kemalizm milli siyasettir

Hüseyin Vodinalı, 'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizimiz için yazdı...

Kemalizm milli siyasettir

Veryansın Tv'de yeni bir tartışma dizisi başladı: “Milli Muhalefet Sorunu”
3 soru yöneltiliyor:
1- Türkiye’de “milli muhalefet” sorunu var mıdır? Varsa “milli muhalefet” nasıl ve hangi ilkeler üzerine inşa edilir?
2- Milli muhalefetin öncelikli gündemleri ve mücadele konuları neler olmalıdır?
3- İktidar da muhalefet de yeni anayasa istiyor. Peki, Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Varsa nasıl bir anayasa olmalı? Eğer yoksa iktidarın yeni anayasayla hedefi nedir, muhalefetin hedefi nedir?

Birinci sorudan başlayalım: Türkiye’nin milli iktidar ve milli muhalefet sorunu vardır. Sorunun tanımı aslında milli siyaset eksikliğidir. Bu da 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Amerikancı darbeleri sonrası ortaya çıkan ve artık kangrenleşen bir meseledir. Meselenin özü Türkiye’nin Kemalizm’den uzaklaşıp, Amerikan sömürgesi olma süreciyle ilgilidir. 1971’de Kemalizm ve demokrasi, 1980’de ise başta sol hareketler, Cumhuriyetçilik ve çağdaş tüm Atatürk ilkeleri yok sayılmıştır. Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla, “Batının ortak, bizim pazar” olduğumuz bir müstemleke yolculuğuna başlamıştır. Burada iki siyaset tasfiye edilmiştir: Birincisi Kemalizm, yani Devrimci Atatürkçülük, ikincisi de sınıf siyasetinin temel alındığı solculuk, sosyalizmdir. Bu iki umde terk edilip yerine kimlik ve inanç (din) siyaseti konmuştur. Türk milleti Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Laik, Dindar vb. biçimlerde ayrılmıştır, bölünmüştür. Sol ve Kemalizm, başta NATO’cu askeri yönetim, sonra da neoliberal ana akım medya, komprador iş dünyası ve beşinci kol gibi çalışan akademiya aracılığıyla siyasetten yasaklanmıştır. Ulusalcı faşist olarak nitelenen Atatürkçüler, Kemalistler, Sol aydınlar her alandan tasfiye edilmiştir. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şeyler de tam bu yasaklanan umdelerdir. Yani Kemalizm ve Sol. Türkiye’nin kurucu değerleri bunları üzerine oturtulmuştur. Türkiye’de bunlar üzerine oturan bir milli muhalefet oluşturmak zordur. Çünkü hala aynı neoliberal müstemleke sistemi üzerinde duruyoruz. Üretime değil, sıcak para kaynaklı ithalata dayalı mafyatik bir sistem bu.

Birinci soruya devam ve ikincisine de selam ederek devam edelim: Hepimiz aynı denizde yüzüyoruz. Türkiye’de deniz değişmeden, yani mevcut siyasi ve ekonomik ortam değişmeden bir şeyler yapmak zordur. Ama tıpkı Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda Avrupa’nın ekonomik halini okumayı iyi bilmesi gibi, (1. Dünya Savaşı sonrası İngilizlerin Anadolu’ya kendi çıkacak takatleri kalmaması ve Millicilerin üzerine Yunan ordusu ile Osmanlı’nın toplama hainlerini göndermeleri gibi) bugün de ABD’nin takati bitmektedir. Avrupa da zayıftır. Asya yükselmektedir. Batılı ekonomilere entegre kağıttan kaplan ekonomimiz de batıktır. Artık deniz bitmiştir. 1920-1938 arasında olduğu gibi kamucu olma zorunluluğu ve üretme mecburiyeti yakıcıdır. Atatürk döneminde vatandaşlık rönesansını yaşayan halkımız, NATO (gizli hükümet sistemi) zinciriyle bağlandığı Atlantik cephede yeniden kul köle olmuş, artık bitap düşmüştür. Çöplerden yiyecek toplama noktasındadır. Artık yeni bir Kemal Derviş gelmeyecektir. İşte bu ekonomik ahval ve şerait içinde milli bir Kemalist muhalefet doğabilir. Ama yine de daha çok yol vardır. Bugünün acil ihtiyacı, AKP iktidarının gitmesi ve yerine asgari müştereklerde birleşen bir muhalefetin gelmesidir. Bunlar sorunludur ama her şeyin bir zamanı ve yeri vardır. AKP gitmeden, mevcut muhalefete var gücüyle saldırmak stratejik bir hatadır. Bu tür çıkışlar maalesef, AKP’nin oyunu gibi algılanmaktadır. Burada yapılması gereken, Millet ittifakına kısa vadeli de olsa eklemlenebilecek bir Kemalist Cephe’nin oluşturulmasıdır. Bunun için aday, birçok parti ve oluşum vardır. Değerli eski Milletvekili Hüsnü Bozkurt gibi gerçek bir Kemalist siyasetçinin, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı seçilmesi çok önemlidir.

Hiç bir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar kudretli değildir. Bugün artık Kemalizm’in vaktidir. Atatürkçülük demiyorum, çünkü Atatürkçülük kavramı, Kemalizm’in devrimciliğini muhafazakarlığa evriltmek için 1940’larda çıkarılan ve bugüne kadar yürütülen bir kavram olmuştur. 12 Eylül de sahte bir gardırop Atatürkçülüğü arkasına saklanıp, dinci siyasetin önünü açmıştır. Yetmez ama evetçi hainler, Kemalizmi faşizmle eşleştirme cüretini dahi –cömert batı fonlarıyla- kendilerinde bulmuştur. Milli muhalefetin en öncelikli gündemi, bir an önce halkın içinde bulunduğu sefaleti önlemek ve kamucu bir anlayışla üretime geçmektir. Yargı tarafsızlaştırılmalı ve son 20 yıldaki soygunların hesabı sorulmalıdır. Saraylar, diyanet işleri, imam hatipler gibi hiç bir verimi üretimi olmayan keyfi alanlara para aktarılması yerine bilime, eğitime, tarıma, sanayiye, sağlık ve kültüre, halk sağlığı için spora para aktarılmalı. Köy enstitüleri yeniden açılmalı, TSK’ya öz değerleri yeniden verilmeli, liyakat sistemi işletilmeli ve devlet ciddiyeti yeniden kurulmalıdır. Ama tabii en önce Kemalist aydınlar tarafından bir Kemalist taban oluşturulmalı. Dediğim gibi bu biraz zaman alacak, fakat küresel ve ulusal konjonktür buna çok uygundur. Kamucu Asya çağı başlamıştır. Çin ile Avrupa ve Afrika yeni yollar ve kuşaklarla birleşmektedir. Türkiye ve Türk dünyası da bu noktada büyük önem kazanmıştır. Atatürk’ün güçlü ve barışçı bölge merkezli dış politikası için bu zaman, en uygun zamandır. Sadece Suriye ile bu işletilse üzerimizden 5 milyonluk bir yük kalkacak, ticaretimiz patlayacak, işsizlik ve fakirlik nispeten azalacaktır.

Üçüncü soruya gelirsek. Türkiye’nin 1960 anayasasına ihtiyacı var. Ama bu günün meselesi değildir. Günün meselesi, yargının bağımsız olması için HSYK’dan siyasilerin çıkarılması ve genel olarak tüm yargının siyasetten arındırılması; Siyasi Partiler yasasının değiştirilerek, genel başkanın kendi seçtiği delegelerin değil, özgür parti üyelerinin tamamının oy vererek yeni genel başkanı seçmesi; seçim yasasının da değiştirilerek, barajın yüzde 1’e indirilmesidir. Başta laiklik olmak üzere, Anayasanın ilk 4 maddesine dokunmayı kimse aklından bile geçirmemelidir. İktidarın yeni anayasayla hedefi gündem değiştirmektir. Çünkü yeni bir anayasa yapacak hali mecali kalmamıştır. Muhalefetin de yeni anayasa tartışmasına katılması belli yerlere şirin gözükmek adınadır. Kozmetik bir tartışmadır bugün anayasa tartışması.