Kemalizm ve Atatürkçülük: Etyen Mahçupyan'a bir cevap

Hüseyin Vodinalı yazdı

Kemalizm ve Atatürkçülük: Etyen Mahçupyan'a bir cevap

Epeydir Kemalizm ve Atatürkçülük arasındaki temel farkları yazmak istiyordum.

Eski Radikal ve Zaman yazarı,  Ahmet Davutoğlu’nun eski danışmanı, Gelecek Partisi Kurucular Kurulu ve şimdiki siyasi söylem danışma kurulu üyesi Etyen Mahçupyan, sağolsun Serbestiyet.com’da yazdığı son yazısıyla beni bu konuda daha hızlı davranmaya teşvik etti.

Serbestiyet isimli sitede, “Siyasi Ergenliğin ve Çaresizliğin Kültü: Atatürkçülük” başlıklı bir yazı kaleme alan Mahçupyan, kendi açısından Kemalizm ile Atatürkçülük kavramlarını irdelemiş.

Doğal olarak pek hoşuma gidecek bir yazı değil.

Liberal, İkinci Cumhuriyetçi ve Ergenekon kumpaslarının savunucusu ‘Yetmez ama Evetçi’ bir isimden beklenen bir yazı.

Ama düşmanca da olsa belirli bir akademik üslup içinde Kemalizm ve Atatürkçülüğü masaya yatırmış:

“Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında böyle bir akıma rastlamıyoruz. Çünkü ihtiyaç yok. Mustafa Kemal zaten tek adam rejimi kurmuş, istediği gibi ve birçoklarına göre ‘olması gerektiği gibi’ yönetiyor. Zamanının ideolojisi olan Kemalizm devletin de resmi dayanağı. Bu çerçevede ‘devrimler’ yapılıyor, sansür ve baskı uygulanıyor, nihayet Dersim’e kadar uzanan askeri harekâtla farklı kimliklere hayat hakkı olmadığı tescilleniyor…”

Bu paragrafta özetle ‘Kemalizm’ anlatılıyor.

Tek Adam rejimi yani diktatörlük olarak.

Tabii onu en hafif tabirle, ‘hiç sevmeyen birinin’ diliyle.

“Bu dönemde Kemalistler ve ötekiler var… Atatürkçülük yok. Çünkü inşa dönemindeyiz. Modernist sekülerler devletin ardından sürüklenirken kendilerini ötekilerden daha üstün görüyor, kendilerinden memnun oluyor ve devlete bağımlılığı bir rasyonalizm olarak kutsuyorlar.

Liderin ölümü sonrası üç merhale yaşanıyor… İlki 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve kamusal alanı sınırlı da olsa ötekilere açması ile tetikleniyor. Yüzyılın sonuna dek sürecek olan bu dönemde hâlâ esas tepki Kemalizm çerçevesinde veriliyor. Defalarca darbe yapılıyor, darbemsi girişimlerde bulunuluyor, muhtıralar veriliyor…”

Burada da Kemalizmin aşamaları anlatılıyor.

Tabii yine düşman bir dille. Moda olan Dersim vurgusu, darbe veya ‘darbemsilerin’ Kemalist olduğu yalanı, Kemalistlerin ırkçı ve kendini herkesten üstün gördüğü uydurması vs.

Sonraki kısımlarda ise uzun uzun Atatürkçülük nedir onu öğreniyoruz:

“Atatürkçülük ideoloji-üstü bir tutum olduğu ölçüde kendisini doğal olarak besleyen bir fikirsel zemine sahip değil. İdeolojiler için böyle bir sorun yok. İdeoloji kendinizi her an her duruma uygun cevaplar sunan bir öğreti ile tahkim etme şansı veriyor. Oysa Atatürkçülük öyle değil ve dolayısıyla sürekli beslenmesi gerekiyor.

Bu nedenle Atatürk’e atfedilen çoğu uyduruk ‘önemli sözlerin’, O’nun çocukluğu ve ileri görüşlülüğü ile ilgili naif hikâyelerin, hedef ve amaçlarının ulviliğine ilişkin inanışların, bu hedefleri nasıl sarsılmaz bir irade ile tek tek gerçekleştirdiği klişesinin şaşırtıcı bir tarafı yok. Atatürkçülerin bunlara ihtiyacı var…  Atatürk’ün fiktif olarak yeniden yaratılmasına, pürüzsüz bir hayat sürmüş olmasına, çocukken görüp olgunken yapan adam olmasına ihtiyaçları var…”

Onun ileri görüşlülüğü hikaye değil gerçektir.

Hedeflerini de sarsılmaz bir iradeyle gerçekleştirmiştir.

Etyen bey rahatsız olsa da bu böyledir.

Bunun için Atatürk dünyanın en büyük devlet adamı olarak oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Metropoll araştırma şirketinin son anketinde ‘Atatürkçülüğün’ Türk toplumunda yüzde 92 olarak onay görmesi, benimsenmesi belli ki Mahçupyan’ı oldukça rahatsız etmiş.

O yüzden Atatürkçülüğü, ‘ideoloji üstü’, ‘naif’ ve ‘klişe’ bir tutum olarak tespit ediyor.

Yine hiç haz etmeyen bir akademik lisan elbette.

Bunun için Mahçupyan’ı suçlamak değil asıl niyetim.

Benim hedefimdekiler, o anketteki yüzde 73.3’lük kitle.

Bunlar “Atatürk’ün değerinin son zamanlarda daha çok anlaşıldığını” düşünen kesim.

Bu çok önemli.

O yüzden Batı yanlısı liberaller yeniden Atatürk ve Kemalizm üzerine kalem oynatmaya başladı zaten.

Ben, Etyen Mahçupyan’ın yazısının yüzde 90’ına katılmasam da, ben de Kemalizm ve Atatürkçülüğün iki farklı tavır ve düşünce yapısı olduğunu düşünüyorum.

Kemalizm ve Atatürkçülük konusunda eminim toplumun çoğu pek kafa yormaz.

Her ikisi de aynı şeydir der geçer.

Ama bence öyle değil.

Kısaca bu farkları anlatayım:

1-Kemalizm kurucu felsefedir, monarşiyi yıkmış devrimci bir yoldur. Atatürkçülük ise eldekileri korumacı ve doğası itibarıyla muhafazakar bir yaklaşımdır. Yani Kemalist devrim yapar, gerici ve bölücü unsurlarla uzlaşmaz. Solcu ve ilericidir. 6 okçudur. Yani Halkçı, Devrimci, Milliyetçi, Cumhuriyetçi, Laik, Devletçi’dir. Atatürkçülük, daha tavizkar ve uzlaşmacıdır. Devrin ruhuna göre liberal, Sosyal Demokrat, muhafazakar, etnik milliyetçi, dindar veya sağcı olabilir. Ama özetlersek en temel fark Kemalizm’in devrimci; Atatürkçülüğün ise muhafazakâr, yani ülke ve devleti (dönemin ruhuna göre) karşıt unsurlardan korumayı önceleyen bir yaklaşım olduğunu söyleyebilirim.

2-Kemalistler genel nüfusta yüzde 1-2 filandır. Atatürkçüler ise son ankette görüldüğü gibi yüzde 92’ye ulaşabilir. Atatürk de kendi döneminde azınlıktı. 1904’te genç bir teğmen iken güncesine, “Önce sosyalist olmalı maddeyi anlamalı” yazmıştı. İronik bir deyişle Mustafa Kemal, Atatürkçü değil Kemalist’ti. Atatürkçülük ise 1938’den sonra başlayan bir akımın adıdır. Daha orta yolcu, uzlaşmacı İsmet İnönü döneminden itibaren başlar. Atatürkçülük en büyük darbeyi de 12 Eylül döneminde almıştı. NATO Darbecisi Kenan Evren, Atatürkçülüğü baskıcı faşist rejimin kılıfı olarak kullanmıştı. Kenan Evren de eminim Atatürk’ü severdi samimi olarak. Ama hangi Atatürk’ü? İşte bu sorunun cevabı önemlidir. Ahmet Altan gibiler bu dönemden güç alarak “Atakürt” gibi yazılar yazabilmiş, ikinci cumhuriyeti ve mandacılığı savunabilmişti.

3-Bu noktada kendimi savunma ihtiyacı duyarım ki, samimi Atatürkçülük de büyük bir meziyettir elbette. Ancak bugün ihtiyacımız olan şey, Kemalizm’dir, devrimcilik ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine dönüştür. Hem siyasi, hem ekonomik ve hem de dış politika olarak dibe vurduk ve tek çıkışımız, kamucu, halkçı bir iradenin bu kirli mafyokratik düzeni değiştirebilmesidir. Bu da o yüzde 73.3 veya yüzde 92’lik kitlenin ikna edilmesini gerektirir. Kemalizmin eksik ayağı, yani Atatürk’ün yapmayı hedeflediği ve yapamadığı en büyük devrimi, toprak reformu olacaktı. Yani Doğu’daki aşiret yapısını kökten değiştirecek topraksız köylüyü marabalıktan kurtaracak toprak dağıtımı. Bu olamadığı için bugün Kürt sorunu veya cehalet kaynaklı gericilik sorunu yaşıyoruz. Atatürk sonrası Atatürkçü rejim buna izin vermedi, köy enstitülerini kapattı ve toprak ağalarının mecliste yeni bir parti kurarak iktidarı ele geçirmesini seyretti. Kemalizm gerçek halk demokrasisidir, ‘Atatürkçülük’ sandık demokrasisidir.

4-1950’de başlayan NATO dönemi, esasen bir gizli hükümet anlaşmasıdır. Amerika ile yapılan gizli anlaşmalara göre, Türkiye’de Atatürkçülüğe izin verilecek ama Kemalizm ve Sol’a izin verilmeyecektir. İşte belki de Atatürkçülük ile Kemalizm arasındaki en temel fark burada yatar. Kemalistler ve solcular en acımasız biçimde tasfiye edilirken, ‘Atatürkçüler’ (12 Eylül’den kalan bir ifadeyle bunlara kimileri gardrop Atatürkçüsü de diyor) hoş görülmüş, sorun çıkarmadıkları sürece el üstünde tutulmuştur. Aynı sözde Atatürkçüler, rejimin altını oyacak her işe onay vermiş ve Türkiye neticede bugünlere gelebilmiştir. Yani Kemalizm ‘tukaka’ iken Atatürkçülük ehveni şer’dir NATO gözünde.

5-Bugün gelinen noktada ise artık kitlelere Kemalizmi, yani tam bağımsızlığı, ekonomik, siyasi, askeri ve felsefi olarak istiklali tam’ı benimsetmek lazım. Türkiye ABD’nin elindeki son ve en başarılı bir kaç başarı hikayesinden biridir. Bu kadar yenilen kazıktan sonra bile ‘Stalin’in tavuğu’ misali yine koşa koşa Amerikan kanatlarının altında çare aranmaktadır. Ama yine bugün kendisini Atatürkçü veya Atatürk’e sempatiyle bakan olarak tanımlayan Türk toplumu, aynı düzende farklı çözümler beklentisi içindedir. Kemalistler yüzde 1 bile olsa, bu çok önemli. Çünkü yüzde 92’lik kesim de icabında, yani koşullar oluştuğunda kendisini Kemalist olarak tanımlamaktan rahatsız olmayacaktır. Zaten bugünün çaresi de orada. Dünya da artık, Atatürkçülük değil Kemalizm konjonktürüne girmektedir. Asya çağı başlamıştır. Kabaca özetlersek, Avrupacılık, Batıcılık Atatürkçülük, Avrasyacılık (Turancılık değil) Kemalizm’dir.

İşte böyle...

Etyen Mahçupyan’ın yazısı sayesinde bu düşüncelerimi paylaşmış oldum.

Elbette bana katılmayanlar da olacaktır.

Ama bu tartışma bence yararlı bir tartışmadır.

O çok sevdiğimiz milli sporumuz olan, kendimizi kandırmayı ve kendimize acımayı bitiren yolu açacaktır. 

Özetle Kemalizm, Atatürk gibi yapmaktır.           

Benim eleştirdiğim ‘Atatürkçülük’ ise Atatürk gibi yapar gibi yapmaktır.