Kendini savunan Türk Milleti

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

Türk Milleti içeride ve dışarıda yüzyıllarca kendini savunan bir millettir. Tarih boyunca egemen olduğu topraklarda varlığını, birliğini ve dirliğini korumak için binlerce şehit vermiş ve hali hazırda vermeye devam etmektedir. Türk Milleti egemenliği altına aldığı topraklarda ve kendi öz yurdunda, başka milletlerden farklı olarak, her türlü farklılığa saygı göstermiş; dinler, mezhepler ve etnik köken demeden kimseyi kendinden ayrı tutmamış, hatta varlıklarını korumaları için kol kanat germiştir. Irkçılık, faşizm ve katliam bu Milletin tarihine, kültürüne ve doğasına yabancıdır. Ayrımcılık bilmez; kimseyi dersinin rengine, dinine ya da mezhebine göre ayırmaz. Üstelik bu insanlık dışı uygulamalara hem kendi yurdunda hem de dünyanın her bir köşesinde karşı durmayı bilmiş; gerektiğinde, kendinden olmayanlara hatta düşmanlarına bile insanca davranmayı asaletinin gereği saymıştır. Tarih bu davranışının örnekleriyle doludur.

Ne var ki tüm bu asalet ve ululuğuna karşın Türk Milleti, tam da bu erdemlerinin karşılığı olarak sürekli saldırılara maruz kalmış ve hâlâ da kalmaktadır. Başkalarını savunduğu gibi kendini de devamlı savunmak zorunda bırakılmıştır.

Yunanlılar, İngilizler, Anzaklar ülkesini işgal etmiş; Çanakkale destanı ve Kurtuluş Savaşı ile kendini savunmuştur. Bu kutlu savunması bile saldırıların hedefi olmaktan onu kurtaramamıştır. Emperyalistler ve onların içerideki destekçileri, bu ölümüne savunmasını içlerine sindirememiş; ilki, BOP planlarından, ikincisi de onların taşeronları olarak, bu savaşların kutsiyetini ayaklar altına alacak iftiralardan vazgeçmemişlerdir. “Keşke Yunan galip gelseydi”, “Cumhuriyet devrimleri dilimizi, kültürümüzü, lügatimizi yerle bir etti”, “Türk olmaktan kurtuluyoruz”, “Ergenekon ve Balyoz’la millet bağırsaklarını temizliyor”, “Sığınmacıları ülkesine göndermek, ırkçılıktır, faşistliktir”, “TSK kimyasal silah kullanıyor”, “YPG ile sınırdaş olmak barış ve demokrasi için fırsattır”, “T.C. İslam’ı yok edip laikliği getirdi” şeklindeki köklü düşmanlık beyanlarının ve “Atatürk’e dinin en kutsal mekânlarından kusulan lanetler ve kinler”in eseri olan emperyalist taşeronluk, fırsat buldukça Türklük kalesinde gedikler açmak için yarışmaktadır.

Emperyalist saldırılar Çanakkale Zaferi ve Kurtuluş Savaşı’nda aldıkları yenilginin bitmez hırsı ile Türk Milletini “Sözde Ermeni soykırımı” ile köşeye sıkıştırmaktan, Afrin’de ve daha pek çok yerde Anadolu’yu çevreden savunan Türk Milletini uluslararası kamuoyunda suçlu düşürmekten vazgeçmeyerek, Türk Milleti’ne toptan bir ceza kesmek için sabırsızlanmaktadır. Bu hırs ve kin, Türkiye üzerindeki planlarını canlı tutmaktadır. Yunanistan’dan, Ermenistan’a, Güneydoğu sınırlarımızdaki PKK’dan İran mollalığına kadar ülkemizi dört bir yandan kuşatarak Anadolu’dan Türk’ü ve Türklüğü silmek için emperyalist bir ittifak tekerrür etmektedir. Tarikatlar ve Cemaatler de Türk Milleti’ne saldırıda aynı paralelde faaliyet göstermekten bir an bile geri durmamaktadır.

Türk Milleti bu kuşatmaya karşı, genç fidanlarını hemen her gün toprağa emanet etmektedir. Ne yazık ki dün olduğu gibi bu gün de kendini kanıyla, canıyla savunmak zorunda bırakılmaktadır.

Emperyalist kuşatma, yalnız değildir. İçerdeki sözcüleri, Türk Milletinin zihinlerini “işgal” ve istila” ederek bu kuşatmanın değirmenine su taşımaktadırlar. Din-devlet, laiklik-şeriat, Osmanlıca-Türkçe, çağdaşlık-yobazlık, Türklük-etnikçilik, Müslümanlık-dincilik, milli egemenlik-mandacılık gibi çelişkilerle millet zihnen kuşatılmakta; işgal ve istila edilmektedir.

Ortaya atılan her iddia, öncelikle Türk Milleti için yararlı mı zararlı mı diye düşünülmelidir. Andığım çelişkilere Türk halkını mahkûm etmek; ya laiklik, ya din, ya Türk Milleti ya etnik kimlikler gibi sanki birbirine denk iki seçenek varmış gibi tercihe zorlamak art niyetten başka bir şey değildir. Türk Milleti tercihini Cumhuriyetten ve Atatürk’ten yana yapmıştır ve konu kapanmıştır. Türk dil devrimi başta olmak üzere saltanat ve hilafetin kaldırılmış olması artık Türk Milletinin vazgeçemeyeceği bir yaşam biçimine dönüşmüştür. Buradan geriye, eskiye, başarısızlığa ve yokluğa dönüş olmayacaktır. Cumhuriyetle kavga edebilirsiniz ama her hamlede ezici bir yenilgiyi göze almalısınız.

Türk Milleti bugün de kendini savunmak zorunda kalmıştır. Hayat pahalılığı, işsizliğin artması, 13 milyonu aşan sığınmacı ve kaçak istilası, sınırlarımızı dört bir yandan kuşatan dış güçler ve içeride bunların sözcülüğünü yapan kesimler karşısında yine kendini savunmaktadır. Suriyeli, Afganlı, Pakistanlı, Rusya ve Ukrayna’dan gelen uçak dolusu insanlar ülkemizde siyasi, sosyal ve kültürel sorunların önlenemez boyutlara taşınmasına yol açmaktadır. Bazıları, “Ensar-Muhacir kardeşliği” söylemiyle kutsamış olsa da Türk Milleti bunu hiç inandırıcı bulmamıştır. Ülkelerinde savaş sona ermiş; öyle ki festivaller, bayramlar, şenlikler savaşın yerini almış olmasına rağmen sessiz istila gürültülü bir işgale doğru yön değiştirmektedir.

Türkiye’deki işsizlik ve pahalılığın dünyadaki ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan etkilenmemesi düşünülemez. Ancak bu olumsuz etkiyi hızlandıran, katlayan ve içinden çıkılmaz hale getiren en büyük etmenlerden birinin sığınmacılar ve kaçaklar sorunu olduğu apaçık bir gerçektir. Türk Milleti sayılan bu milletlerden veya başka milletlerden hiç birine düşman değildir ve olamaz. Ancak kendi varlığını, kimliğini, ekonomisini ve kültürünü korumak zorundadır. Kendini korumak, evrensel bir insanlık yasasıdır ve faşistlikle suçlanamaz.

Ziya Gökalp, “ekonomik, kültürel, dinsel ve toplumsal değerler” değiştikçe mefkûre (ülkü, ideal)nin de değiştiğini belirtir. Türk Milleti bu sorunlar karşısında değişen değerlere göre mefkûresini de değiştirmek zorunda kalmaktadır. Örneğin, pek çok şehirde, özellikle Antalya, Fethiye, İstanbul ve İzmir’de normal bir ailenin kiralayabileceği daireler 15 ila 20 bin lira eşiğinden başlamaktadır. Kiralamak zorlaştığı gibi, konut almak da artık imkânsızdır. Ancak Ruslar ve Ukraynalılar da dâhil sığınmacı ve kaçaklar arasında zengin olanlar, fiyatların artışından hiç etkilenmeden konut kiralayabildikleri gibi kolaylıkla satın da alabilmektedirler. Devlet memurları başta olmak üzere Türk vatandaşları şehir merkezlerini terk edip daha küçük yerleşim yerlerine gitmenin yollarını aramaktadır. Bu ise, “sessiz istila”nın, pasif Türksüzleştirme sonucu doğurduğu anlamına gelir. Emperyalizmin planı gereği, Türksüzleştirilmeye çalışılan (Türk vatandaşlarından) bir Türkiye’de Türk bayrağının dalgalanıyor olması şimdilik bir tesellidir ama gelecekte ona bile yer kalmayacak sorunlarla karşı karşıya gelebiliriz. Kiralama veya mülk edinme yoluyla başını sokacak bir yuvası bulmakta güçlük çeken insanlarda mefkûre ne hale gelir? Bu zorlu şartlar altında kötüleşmeye doğru değişen iktisadi değerler,  milli mefkûreyi de değiştirir, olumsuz yönde etkiler. Nitekim insanlar beslenme ve barınma ve güvenlik gibi doğrudan canıyla ilgili sorunlarla yüz yüze gelmiştir.

Türk Milleti başkalarını koruyup kollamaktan kendini savunmaya zaman bulamaz olmuştur. Sığınmacı sorununa, pahalılığa, işsizliğe ve en çok da sahipsizliğe karşı kendini savunmak zorunluluğu ile artık burun burunadır. Sürekli kendinden fedakârlık yapan, hep veren, canından kanından sakınmayan ve her zorluğa yeri geldiğinde vatanı ve ulusu için göğsünü geren bu millet, ne zaman kendini de savunmaya kalksa en akıl almaz biçimde faşistlikle, ırkçılıkla ve ayrımcılıkla suçlanmaktadır. Bu insafsız ve insanlık dışı iftiralar, “her etnik topluluğa ayrı bir toprak ve ayrı bir kimlik isteyen ama konu Türklük olunca “Türk ırkı diye bir ırk yoktur” diyecek kadar akıl tutulması yaşayan Türk düşmanlığının eseridir. Hayır, Türk Milleti, her türlü etnik farklılığı ulusal bir tarih, kültür ve ülkü birliği etrafında toplayan Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçiliğinin ifadesidir denildiğinde yine Türk, vahşice saldırılara muhatap olmaktadır.

Türk Milleti kendini savunmaktadır. Onu savunanlarla birliktedir. Barış ve demokrasi gibi meşru kavramları faşist etnikçi ve yobaz dinci tuzaklara dönüştüren aşiretçi-tarikatçı yapıların tek hedefi, Türkiye’yi Cumhuriyetsiz, Türk topraklarını Türksüz, Türk Milleti’ni Atatürksüz,  ülkeyi öksüz bırakmaktır.

Türk Milleti kendini savunmanın zamanı geldiğinin farkındadır. Türk Milleti, kendini yine kendi kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devleti ile savunacaktır.

Cumhuriyet, Atatürk, Devrimler ve Türklük yaşadığı müddetçe Türk Milleti de yaşayacaktır. Savunma hattı budur.

Türk Milleti, Türk Devleti’ni kendisine iade edecek siyasi iradenin yanında yer alacaktır.

Kendini savunan Türk Milleti

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

5 Yorum

  1. 1 ay önce

    “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
    Türk gençliği olarak çelik gibi olacağız, büküleceğiz ancak eğilmeyeceğiz!

  2. 1 ay önce

    Türk Devleti’ni bize iade edecek tek siyasi Parti; ZAFER PARTiSi’dir ve onun siyasi ilkeleridir.
    Atatürkcülük, Türk Milliyetciligi , Halkcilik, Cumhuriyetcilik…yani Atam’izin cizdigi YOL’dur.

  3. 1 ay önce

    Sayın Şahin hocam, aklımız başımıza geliyor. Sizlerin de yardımıyla bu uğursuz günleri atlatacağız.

  4. 4 hafta önce

    Türk milleti kendini savunmanin zamaninin geldiginin farkindadir…güc veren bir yazi hocam…saygilarim la

  5. 4 hafta önce

    Şahin hocam sizinle gurur duyuyoruz…dediğiniz gibi Cumhuriyetin fabrika ayarlarına hemen dönülmelidir ..Türk Milleti arı gibi çalışkandır..ve ülkeyi Muasır medeniyet seviyesine çıkaracağız…!!

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!