Kent Konseyleri nereden çıktı?

Kent Konseyleri nereden çıktı?

Belediyelerde adını duyuran “kent konseyi” adlı birim, yerli aklın işlerinden biri değildir. Bu bir Birleşmiş Milletler (BM) prodüksiyonu…

DOĞUM ÖYKÜSÜ

Kent konseyi adı verilen yapının BM’de yer alan ülkeler için tohumlanışı 1992, Türkiye’de doğuşu 1997 yılına denk düşer.

Doğum belgesi, 1997’de uygulamaya giren Türkiye Yerel Gündem 21 Programı’dır. Kısaca YG21 diye anılan bu program, 21. yüzyılın yerel yönetimler gündemini belirlemek ve yapıları bu yönde değiştirmek anlamına gelir.

Yani akıl almaz iddialı bir iştir: Ülkeler, 1992’de başlamasına daha sekiz yıl var iken, şimdi ilk yirmi yılını geçtiğimiz yeni yüz yılın yerel işlerini BM’deki büyük aklın rotasına bağlamayı kabul etmişlerdir. Şimdi bazılarımız şaşırabilirler. Ama o yıllar, küreselleşmenin şaha kalktığı yıllardı. ‘Atlamazsak medeniyet trenini kaçıracağız” telaşı her yeri sarmıştı. Ülkenin gelecek 100 yılının planı-programı bile uzaklardaki otoritelere gönüllü bir biçimde devredilebiliyordu.

Aslında YG21, uluslararası alanda hiçbir ülke ve yerel yönetim için zorunlu değildi. Ama 1990’lı yıllara damgasını vuran ‘tren kaçar!” koşturması sonunda Türkiye sınıfın en çalışkan öğrencisi oldu. Ne dendiyse yaptı. Yaptıklarından biri de, Kent Konseyi (KK) adı verilen birimleri sistemine katmak oldu.

8 Ekim 2006 günlü Resmi Gazete’de Kent Konseyi Yönetmeliği çıktı. Konsey’in kimlik kartı işte şu yönetmeliktir: Resmi gazete

Yönetmelikte 2009 yılında mantığı değiştirmeyen bazı uyarlamalar yapıldı. İlgili Resmi gazete

Yönetmelik halen yürürlükte bulunuyor.

EBEYE İLİŞKİN OLARAK

Türkiye’de bu işler, BM Kalkınma Programı (UNDP) desteğiyle başlamıştı. İşin adı YG21 idi; Yerel Gündem 21. Yani 21. yüzyıl için yerel politikaları belirleme işi. Türkiye’de aktör, 2004 yılına kadar IULA-EMME, sonra başka bir kuruluşla birleştiği için Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler – Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG–MEWA) adını alan “sivil toplum örgütü” idi.

Bu kar gütmeyen “sivil toplum örgütü”, tarihiyle ve gelişmesiyle çok yönlü ilgiyi hak eden işbitirici örgütlerden biri…

2004’te kurulan UCLG-MEWA, dernek gibi birşeye benziyordu. Sözleşmesinde statüsünü belirten bir ifade yoktur. Kurucuları aralarında o tarihteki Tahran Belediye Başkanı, bizim Konya’da Tahir Akyürek, İzmir’de Aziz Kocaoğlu, Diyarbakır’da Gülten Kışanak, Antep’te Fatma Şahin, Bağcılar’da Lokman Çağrıcı gibi belediye başkanları yer alıyordu. Kuruluşu toplam 12 kişi yapmıştı.

İşte bu “dernek”, Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi Projesi adlı bir şey hazırladı. Projeye tek tek belediye katılımları sağlandı. Belediye sayısı 50’yi aşınca, sahipleri “proje”yi Program’a dönüştürdü. Ardından parça parça işler için Bakanlar Kurulu kararları çıkmaya başladı. Böylece YG21, TC hükümetinin politikası haline geldi.

Bakanlar Kurulu’nun başlıca kararlarını Resmi Gazete’deki yayımı itibariyle buraya yazayım. İlgileneceklere kolaylık olsun: 6 Mart 1998/23278; 8 Şubat 1999/23605; 22 Ocak 200124295; 4 Aralık 2001/24603; 11 Haziran 2003/25135; 12 Kasım 2003/25287, 24 Nisan 2007/26502 sayılı kararlar.

Bakanlar Kurulu desteği böyle büyürken, asıl yerleşik sonuç geldi. Proje-program, Kent Konseyi Yönetmeliği ile beraber, yerel yönetim sistemimiz üzerindeki en kalıcı kurumsal etkisini yaratmış oldu.

Şimdi belediyelerimizde bir halk tarafından seçilmiş belediye meclisleri, bir de bu Kent Konseyleri iş görüyor.

FAKAT DOĞUMCULAR ARTIK YOK

İlginç olan noktalardan biri, doğurucu proje-programın bitmiş olması.

Birleşmiş Milletler’in artık YG21 gibi bir programı yok. Bu program 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma adı verilen başka bir programın içine çekilip eritildi. Birleşmiş Milletler şimdi Hedef 2030 dediği başka bir çerçeve için çalışıyor.

KENT KONSEYİ ZİHNİYETİ

Kent Konseyi zihniyeti, bunların kurulmasını yasal zorunluluğa çeviren yönetmeliği madde 4’ünde açık ifadelerle belirtilmiştir. KK bir yönetişim zihniyeti kurumudur. Yani, belediye meclislerinde halk tarafından seçilmiş meclislerin dışında, kamu – özel sektör – sivil toplum kuruluşlarından temsilcileri bir araya getiren “çok-aktörlü” ikinci meclistir.

1992-2005 arasında üç ortaktan biri olan “özel sektör” çok ama çok canlı tartışmalara yol açmıştı. O vakitler küreselcilik ruhu şirketler arasında yerli-yabancı ayırımı yapılmasını, bu ayırımcılığın yerliler lehine olmasını ilkellik diye aşağılıyor, tu kaka ilan ediyordu. Nitekim yasalarda ve yönetmeliklerde, peşpeşe, yerli-yabancı şirket arasında fark bırakmayan değişiklikler yapılıyordu. Hatta sokakta gezen ruhlar için de deneyimleri – profesyonellikleri – hizmet anlayışlarıyla yabancı şirketler, yerli şirketlerden çok daha çekici, parlaktı.

Ortam böyleydi, ama öte taraftan Kent Konseyi denen meclislere yalnızca yerel ölçekliler için değil, ulusal ve ulus-ötesi dev şirketler için de sandalye açıldığı söylenince kaşlar çatılıyordu. Hem, belediyelerde şirketlerden birine ikisine kamu sandalyesi sunmak, rekabeti kösteklemez miydi! Özel sektör iyiydi ama, devlet gücünü bunlara doğrudan teslim de doğrusu aşırıya kaçmaktı! Örneğin Antalya’da Alarko Holding’in “ortak”lığı ilgilileri çok meşgul eden bir meseleye dönmüştü. Kent Günlüğü adlı gazetenin 2 Nisan 2001 haberlerine bakabilirsiniz.

Sonuçta Yönetmelik’te “çok-aktör” yapısı için özel sektörden adıyla sanıyla söz edilmesinden vazgeçildi. Bu “aktör”, şirketlerin kolayca ve bolca kurabildikleri dernek, vakıf gibi sivil toplum kuruluşları torbasında hareket etmek zorunda kaldı.

Dönemin koşulları içinde başarılabilen tek düzeltme herhalde bu olmuştu. Elbette bu da az bir şey değildir.

ÜYELERİ NEREDEN?

Konsey’de yer alacak üyelerin doğrudan şirket temsilcisi olmaları önlendi önlenmesine ama, zaman içinde başka özellikler ortaya çıktı.

Konsey’e baştan beri üç çevreden üye geliyor.

Birincisi, Yönetmelik’te belirtilen sayı/oranlarda kamu kesiminden valilik, kaymakamlıktan; muhtarlıklardan; belediyenin meclisinden; siyasi partilerden temsilciler katılıyor.

İkincisi, kamu kesiminden başka meslek odaları, sendikalar, noter-baro, kooperatif, birlik temsilcileri yer alıyor. Böylece kamunun atanmış – seçilmişleri, mesleki dünyayla sarmalanıyor; Konsey, ‘korporatist’ bir görünüm kazanmış bulunuyor.

Ve, her ne kadar çok kısaca ifade edilmişse de, katılanların üçüncü grubunu “konuyla ilgili dernek ve vakıf temsilcileri” oluşturuyor. KK, işte bunlarla birlikte, şirketler doğrudan yer alamadığı için az kırılmış olmakla birlikte, temsilcisi olduğu yönetişim zihniyetini yansıtıyor.

Bu üçüncü grupla birlikte ortaya çıkan manzara, son dönemde başka renkler sergiledi. 2019 yerel seçimlerinden sonra, Ankara ve İstanbul belediyelerindeki Konsey üyelerinin bazıları tartışmalara konu oldular.

Ankara’da bir 10 Kasım günü Akit Gazetesi’ne “Olmasaydın da Olurduk” diye ilan verdiği için tepkilere neden olan üye, Konsey’de Ankara Kültür Sanat ve Medeniyet Derneği’ni temsilen yer almıştı. İlgili haber.

İstanbul’da basında geçen haberlerde “gazete dünyasından Aslı Aydıntaşbaş, sanat dünyasından Mert Fırat diye duyurulan isimlerin hangi dernekleri temsilen geldikleri bilinmiyor.

ÇALIŞMA İLKESİ

Uygulamaya değil, yönetmeliğine bakarak… Yönetişimci Kent Konseyi’nin bağlı olduğu ilkeler ulusal değil, yerel ve uluslararası nitelik taşıma gibi bir özelliğe sahip bulunuyor.

Konsey dinamizmini kurulduğu yerin belediye yönetiminden ya da ülkenin merkezi yönetiminden almıyor. O, başka bir dünyanın gerçeklerini karşılamakla yükümlü. Başlıca çalışma ilkesi, uluslararası sözleşmelerdeki ilkeleri hayata geçirmek şeklinde belirlenmiş durumda. Yönetmelik, madde 7/b’deki tam ifadeyle şöyle:  “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin imzaladığı ve onayladığı Birleşmiş Milletler Zirveleri ile diğer uluslararası sözleşmelerde kent ve kent yaşamına yönelik temel ilkeleri hayata geçirmek”.

Belediyelerin seçilmiş yönetimleri varken, Türkiye’nin uluslararası sözleşmelerine duyarlı hizmet üretimini bu organların dışına çıkarmak, üstelik bunlara doğrudan uluslararası odaklara duyarlı olacak paralel bir kurumlaşmaya gitmek, ancak küreselci dönemin ürünü olabilirdi.

Öyle oldu.

BATIŞ ÖYKÜSÜ

Şimdi mesele şu ki, Kent Konseyi yapısını yaratan YG21 Programı bitti. Birleşmiş Milletler bu programı, 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma adını verdiği başka bir programın içine alıp eritti. Şimdi 2030 Hedefleri diye başka bir başlıkları var. YG21, artık geçmiş zamanda kalmış bir seferberliğin adı.

Zaten Türkiye Yerel Yönetim Programı adı verilen metnin süresi de 2011 yılında sona ermişti. Sonra yenilenmedi, süreceği konusunda herhangi bir karar alınmadı. Öylece söndü gitti.

UCLG-MEWA ne oldu derseniz, çalışıyor!

Şimdi Amman, Tahran belediyelerinin yanısıra Ankara, Adana, Balıkesir, Nevşehir belediyelerinin başkanları var yönetiminde…

Önceli olan IULA-EMME, galiba 30 yıllığına, zamanın İstanbul Belediyesi tarafından kendisine tahsis edilmiş olan Talat Paşa’nın konağına yerleşmişti. Bitmiş YG21 ve onun ürünü Kent Konseyi, o konaktan yönetilen faaliyetlerin ürünü idi.

Ne kader!