Keynesgil yeni dünya

Keynesgil yeni dünya

Kamunun ekonomideki rolü, özellikle 1980’lerden bu yana, İngiltere öncülüğündeki piyasa ekonomisi vurgulu ekonomi politikalarıyla gitgide azaldı. Son yarı yüzyıl, bu şekilde küresel bir iktisat politikası paradigması dönüşümüne tanıklık etti. Kıta Avrupası’nın görece güçlü işçi ve sosyal toplum örgütlenmeleriyle örtüşen sosyal devlet anlayışı bu eğilimi bir ölçüde dengelemiş olsa da, piyasa ekonomisi rüzgarı tüm dünyayı etkisi altına aldı. Ticaret hadleri yüksek ülkeler, zengin seçeneklerle gözleri boyanan tüketim düşkünleri ve tabii büyük sermaye sahipleri liberal ekonominin getirdiklerinden mutlu olurken, çoğu gelişmekte olan ülkede ise bu kontrolsüz rüzgar fırtınalara dönüştü; Latin Amerika ve Türkiye’de halkları önüne katıp sürükledi, hala sürüklüyor.

ABD’de 1953’de özel sektör çalışanlarının yüzde 36’sı sendikalıyken bu oran 2015’de yüzde 6.7’ye düşmüş.1 Toplam sendikalı oranı 2018’de ABD’de yüzde 10.1, Türkiye’de ise bunun da altında: sadece 8.6! Bu oranla Türkiye OECD’nin sondan ikinci ülkesi (sarı yeleklilerin Fransa’sında ise bu oran 7.9). Aynı oran İzlanda’da yüzde 90’nın, İsveç’te yüzde 60’ın ve Belçika’da ise yüzde 50’nin üzerinde.2

Peki ama “esnek” emek piyasaları acaba daha çok verimlilik mi getirdi? Ya da getirdi ise kim bu verimlilikten faydalandı? 1970’lerden bu yana artarak tekrarlanan finansal ve iktisadi krizler ulusal eşitsizlikleri gitgide artırdı.3 Bir çalışmaya göre, son 35 yıllık küesel büyümenin neredeyse üçte biri en zengin yüzde 1’lik kesimi büyüttü. Eğer ülkeler ABD’nin bölüşüm politikalarını takip ederse, dünyada en zengin yüzde 1’in gelirden aldığı pay 2050’ye kadar yüzde 20’lerden yüzde 30’a yaklaşacak.4

Pandeminin yarattığı büyük durgunlukla, krizler sonrası artan eşitsizliklerin sadece alt-orta grup ülkelerle sınırlı kalmadığı anlaşıldı. ABD’de nüfusun yüzde 30’unu oluşturan zenciler Covid-19 ölümlerinin yarısından çoğunu oluşturarak eşitsizliklerin boyutunu gözler önüne serdi. Salgınla başedebilmek için başta Japonya, Kanada, Avustralya ve A.B.D. olmak üzere, devlet GSYİH’nın yüzde 10-20’si civarında salgınla mücadele için harcamalar yaptılar; Türkiye’de de bu oran yüzde 12 civarında.

Artan gelir ve refah eşitsizlikleri ortamında, pandemi kamunun sağlık sektöründeki rolünün önemini hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ortaya koydu. Özellikle de gelir dağılımı bozuk ve gelişmekte olan Türkiye gibi ülkelerde, önleyici ve tedavi amaçlı sağlık hizmetlerinin kamunun vatandaşa sağlaması gereken en temel hizmetlerden olduğu, ve bu ve benzeri krizleri (deprem gibi) öngören fonların gerekliliği aşikar.

Aşağıdaki grafiklerde, Türkiye’de 1990’lardan beri artış eğiliminde olduğu halde orta gelir seviyesindeki ülke ortalamasını ancak yakalayan kamu harcaması eğilimi görülmekte (Türkiye kırmızı çizgi). Kamu harcamalarının GSYİH oranı Avrupa Birliği ve OECD ortalamasının ise hayli altında.

Buna karşın, kamumun sağlık harcamaları ise 2008’den itibaren düşüş eğilimine girmiş. Orta gelir grubunun ve OECD ortalamasının üzerinde, ve 2000’lerde artmış da olan vergi gelirlerimizin sağlık harcamalarına gitmemiş olduğu bu grafiklerle görünüyor. Türlü rantlarla anılan şehir hastanelerinin ise, onlar açılırken kapatılan mevcut hastanelerimiz göz önüne alınınca sağlık sektörümüze ne derece katkıda bulunduğu, dünya birincisi olduğumuz nihayet açıklanan gerçek vaka sayılarından anlaşılıyor.

Durum bu iken, liberal ekonomi sevdalalılarının pandemi dönemi biraz ses kestikten sonra, kamunun önemini teslim etmek yerine, sağlıkta da küresel işbirliğinden medet umma vurgularıyla tekrar sahne alışı ise hayli sorunlu. Dünya pandemi nedeniyle kapitalizmi sorgularken, kamu varlıklarının -- bir sonraki kriz su kıtlığı olabilecekken, su kaynaklarımızın -- yabancı ülkelere ve özel sektöre devir mekanizması işlevi gören Varlık Fonu’nu sorgulamamız vatandaşlık görevimizdir.

1  https://ajph.aphapublications.org/doi/10.2105/AJPH.2016.303217

2  Kaynak: OECD

3  https://onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1111/infi.12135

4  https://wid.world/document/elephant-curve-global-inequality-growth-wid-world-working-paper- 2017-20/