Kokainin İslamcı harekete faydaları

Nihat Genç yazdı...

Kokainin İslamcı harekete faydaları

BİR

80'li yıllarda Menzil şeyhi 'Seyida' efsanesi vardı. Sarhoşları havuza sokmak, 'bitmeyen çorba' gibi sıradan palavlaraların çok üstünde akıl ötesi hikayeler anlatılırdı.

Seyida'yı efsaneleştirmek için 'kurban' dedikleri müridleri (ihvanlar) akıllara ziyan hikayeleri üstelik üniversite öğrencilerine dahi korkmadan anlatırlardı.

Bir gün Seyida'yı cemaat namazı için köyünde bekliyorlar, Seyida da köye dönüyor, araba da yok, köy de dağın arkasında, akşam namazına yetişecek, ancak önündeki dağı dolaşmak da bir saat alacak, yanındakiler tühh Seyid'a akşam cemaat namazına yetişemeyecek diye düşünürken...

Derken, Seyida'nın yolu üzerindeki dağ selam verip yana çekiliyor (Musa'nın önündeki Kızıldeniz gibi) Seyida'nın önü açılıyor ve Seyida beraberindekilerle akşam namazını kılıyor!

Bu hikayelere inananların sayısı milyonları geçti ve Seyida'nın ekibi Fetö'ye taş çıkartacak kadar devlet içinde büyüdü.

Sıkı durun, bir gün Menzil'de 'kurbanlar' (müridleri-ihvanlar) Seyida'nın arkasında akşam namazını kılmak için sabırsızlıkla tesbih çekip akşam vaktini bekliyorlar.

Ancak zaman geçip 'akşam' bir türlü olmuyormuş.

Çıkmışlar dışarı yere göğe bakmışlar ki ne görsünler dünya durmuş.

Yaprak kımıldamıyor.

Kurbanlar kendi aralarında yahu saatlerce geçti ama akşam vakti bir türlü olmuyor akşam namazı da okunmuyor hava da bir türlü kararmıyor diye şaşırmışlar.

Derken, Seyida'nın yanından biri çıkar.. Toplaşmış heyecanlı sabırsız kalabalığa, 'Gördünüz değil mi, akşam olmuyor, dünya durdu' der, şahidsiniz!

Cemaat de 'evet şahidiz gördük yatsı vakti geldiği halde hava kararmadı' derler.

Seyida'nın yanından çıkan adam, 'Seyida hastalandı abdest alamadı, akşam namazının gecikeceğini anlayınca dünyayı durdurdu' deyince kalabalık fişe takılmış gibi cezbeye kapılır.

Sonra Seyida'nın gribi geçmiş abdestini almış namazı kıldırmış.

Ama o akşam oradaki kalabalık dünyanın üç saat durduğuna şahid olmuş.

Çok sonra hikayeye şöyle ilaveler yapıldı. Akşamı Seyida mı durdurdu? Hayır, Akşam Hazretleri gelmiş 'Seyida cemaatiyle namazını kıldırmadan gece olmam' demiş.

Yani Akşam diye bir evliya varmış ve Seyida'nın akşam namazı kılmadığını görünce, dünyayı ve vakti durdurmuş.

Senin benim gülüp geçeceğim bu hikayelere bu topraklarda üstelik bürokrasinin tepesinde inanmış (yüzbinler değil) milyonlarca insan var.

Cumhuriyet'i yıkıp parçalayan FETÖ'sü de Menzil'i de aynı kafa.

Artık bizleri bu kafadan kurtarması için Acun'un eski eşi Şeyma Subaşı'nın Reis tarafından Menzil'e şeyh atanmasını beklemekten başka umudumuz da yok.

Bu zavallı 'kafanın' korkunç cehaleti eğitimle bilgiyle tedavi edilemez, gerçekten bu yobazlar ve hortlaklarla dolu cemaatler dünyayı durdurdu! Hırsızlık yolsuzluk kokain... Kimse de harekete geçmiyor! Ay ve güneş ve külliye aynı yerinde!

Bu bir salgın hastalık, IŞİD gibi kolera gibi İngiliz ajanları gibi derin yoksulluk gibi hikayeler hep aynı coğrafyada geçer.

Ünlü tiyatro yazarı Haldun Taner 60'lı yıllarda Ankara Devlet Tiyatrosu işleri yüzünden Altındağ semtinden bir ev kiralar. Ve o yıllarda bir gecekondu semti olan Altındağ'ın sosyolojisini insanlarını yakından tanımaya başlar.

Berberin boyacının manavın yani mahalleninin gerçek olmadığı halde, yok yere, öyle olmadığı halde, durduk yere kahramanlık hikayeleri uydurduğuna ve sonra kendi uydurdukları şeye kendilerinin inandığına şahit olur.

Ve Türk tiyatrosunun ünlü Keşanlı Ali Destanı bu gözlem bu çok çarpıcı fikirden doğar.

Baş kahraman Ali, hiç bir özelliği becerisi hüneri olmayan sıradan düz bir delikanlıdır. Ve sevdiği kızın (Zilha'nın) amcası vurulur.

Vuran kesinlikle Ali değildir ancak polis cinayeti Ali'ye yıkar.

Seyida'yı efsane yapan gurbanlar-ihvanlar-adamları gibi Ali'nin de yancısı İzmarit Nuri hikaye anlatıcısı baş rollerdedir, Ali'nin yancısı fişfikçisi pişpişcisi gazcısı İzmarit Nuri'dir.

İzmarit Nuri ve mahalleli Ali öyledir Ali böyledir diye kahramanlık öyküleri medhiyeler düzmeye başlarlar.

Hatta cinayeti işlemediği halde cinayeti onun işlediğini yağlaya ballaya anlatırlar ve öyle bir zaman gelir ki Ali çok meşhur yeri göğü inleten efsane bir kabadayı haline gelir.

İşte gözlerinizin önünde Sezgin Baran Korkmaz adında bir boyacı çocuğun holding patronu nasıl oldu hikayelerini Sevilay Yılmanlar, Candaş Tolgalar, Karslı gazeteciler nicesinden abartıla uydurula dinlediniz.

Gazeteciler Sezgin Baran Korkmaz adına nice efsaneler yazdılar, Robin Hood'muş iyilik meleğiymiş, hayırsevermiş, yetimlerin fakirlerin babasıymış, ayakkabı boyacılığından holding patronluğuna yükselmiş, diye, nice yazılar.

Yani bu sefer müridler değil gazeteciler bir efsane yarattılar.

Ve bu efsaneye önce kendileri inandılar, boyacılık yapan bir çocukluktan Türkiye'nin en büyük şirketlerini satın alan işadamlığına yükselişi gazetecilerin gözlerini büyüttü!

Yani 'efsane' yaratmak sadece şeyhlerle alakalı değil.

Efsaneleri oluşturan sadece Keşanlı Ali Destanı'ndaki boyacı İzmarit Nuriler değiller.

Her akşam ekrana çıkan gazeteciler de aynı .okun soyu.

Kaz mı arıyorsunuz memlekette zibil gibi gazeteciler var.

Dümen mi arıyorsunuz memlekette envai çeşit kumpas var!

Fırıldak mı arıyorsunuz memlekette çuvalı beş para.

Sapık mı arıyorsunuz, memlekette, holdingcisi, şeyhi, tarikatçısı, bakanlıklar dolusu kıvıl kıvıl kaynıyor.

Bürokraside medyada siyasette şirketlerde akademide bir ülkeyi işgal edecek kadar milyonlarca genç çocuğu-şakirdi bedava köleler gibi toplayıp ajan ordusuna döndüren Fetö tek örnek hiç değildir.

Bu 'kafalar' bu zihniyet olduğu müddetçe biri gider diğeri gelir.

Türk sinemasının gelmiş geçmiş en kalite filmlerinin başında açık ara Züğürt Ağa gelir.

Senaryo yazarı Osman Şahin, köyden şehre akışta değişen karakterleri çok güçlü bir sosyolojik gerçeklikle hikaye eder.

Filmin teması: Hayalden gerçeğe!

Ağa'nın köylülerinin her biri gerçekte üç kağıtçı fırıldaktır.

Züğürt Ağa'ya köylüleri inanmaz ama ortada 'ağalık' diye de bir şey vardır ve hepsi ağalığından nemalanmak ister! Yani inanmadıkları halde Ağa'dan para sızdırmak, tarikatı holdingcisi gazetecisi aynı hikayedir, inanmazlar ama para sızdırmanın peşindedirler.

Öyle ki Züğürt Ağa kendini köyün en güçlü pehlivanı sanır.

Züğürt Ağa akşamları Hazreti Ali cenkleri dinler ve kendini de Hazreti Ali'yle kıyaslayan hayaller kurar.

Ve sonunda köyü ve köylüleri ve ağalığı hepsini satışa çıkarır ve ama şehirde çiğ köfte satıp geçinmekten başka bir yol da bulamaz.

Ağalıktan çiğ köfte satıcılığına geçince sanki hepimiz rahat ederiz.

Çünkü biz seyircilerin üstünden de 'ağalığın' ağırlığı boş hayalleri kalkmış nihayet sosyal gerçekle yüzleşilmiştir!.

Çiğ köfte satıcılığı gerçektir.

Ağanın gücü kıymeti şöhreti büyüklüğü hepsi bir efsanedir ve kendine inanan tek sahici insan kalır, genç ve güzel son eşi, yani aşkı. Aşkı dışında edindiği her şeyi kaybeder, aşkı dışında her şey asılsız palavradan ibarettir.

Ve hayatta kalabilmek için elinden gelen tek şey çiğ köfte yoğurup satması bize Ağa'yı nihayet sevdirir.

Çiğ köfte satıcılığı dışındaki nam şöhret efsane hepsi aslında hem toplumun hem tarihin hem köylünün hem de modern çağımızın ve Ağa'nın da üstünde bir yüktür.

Zaten filmde de Züğürt Ağa abartılmış efsaneleşmiş bu tarihi ağırlıktaki yükü kaldıramadığı için köyü satışa çıkartır.

Çiğ köfte işine girince nihayet Züğürt Ağa'nın da yüzü neşesi yerine gelir. Çünkü ilk defa ünvanlarıyla hayalleriyle değil kendi bilekleriyle kendi alın teriyle para kazanmıştır.

Ha işte bu deriz, şimdi oldu, Ağa'nın boyu posu bu kadar ve nihayet kendi elleriyle geçinmesi bizleri de sevince ve duyguya boğar ve bize bir hayat dersi verir.

Bu iş şeyhlikle ağalıkla efsaneyle olacak şey değil, neyi becerip neyi üretebiliyorsan, boyun posun varlığın sosyal gücün o kadardır!

Züğürt Ağa'ya çiğ köfte satarken güleriz ve ancak neden rahat (katarsis) ederiz?

Bizi rahat ettiren 'gerçeklik' duygusudur. Ağa hayaller ve palavralarla dolu eski dünyasında başarısız olmuştur. Evet şimdi şehirde işi çok zordur ancak nihayet gerçek hakiki sorunlarla başbaşadır. Hatta intihar edecek kadar zor durumda ve intihar edecek kadar nihayet 'insan' bizden biri olmuştur.

Böylelikle palavralar hayaller ve ağaya yüklenen efsanelerin ağırlığı ortadan kalkmıştır.

Ve artık karşımızda bizim gibi sıradan düz bir insan vardır!

Menzil'in Seyidası ya da Sezgin Baran Korkmaz da ve nicesi, düz bir çiğ köfte satıcısı ya da şoförlük gibi sıradan bir işi olabilecek insanlar iken, işte memleketin hamuru bu, birden 'efsane' oluverdiler!

Bizleri yoran ve umutsuzluğa sürükleyen şey o şeyh ve holding patronlarına yüklenen palavradan anlamların hala siyasi iktidarda ve bürokraside ve milyonların içinde yaşıyor olmasıdır!

Bir türlü 'gerçek' hayatla yüzleşmemiş olmalarıdır!

Müridleri ya da parayla tuttuğu gazeteciler övgüler üstüne övgüyle başka bir canavar yaratıyorlar!

Müridler ya da gazeteciler her iki tarafta 'sömürebilecekleri' 'kendileri de geçinebilecekleri' ballı bir kapı arıyorlar.

Aslında müridler de gazeteciler de Züğürt Ağa'nın köylüleri gibi yarattıkları efsaneye hiç inanmıyorlar. Ancak başka da geçim kapısı bulamıyorlar. Aslında Sevilay Yılman ya da Nagehan Alçı gibi gazeteciler zekaları ve yetenekleri ölçüsünde düz bir insan olmayı başarabilselerdi hem kendileri hem toplum daha rahat ederdi. Ele güne de bu kadar rezil olmazlardı.

Bu kadar palavraya ve hayale inanmış gibi görünmelerinin sebebi hiç biri 'çiğ köfte' satıp simit satıp geçinmeyi göze alamayışları!

Önce göklere çıkartıp yalandan efsane yaratıyorlar sonra o efsanenin gücünden akarından ihalelerinden maaşlarından makamlarından dostluğundan faydalanıyorlar!

Yani milli bir 'fırıldak' çok bilinen bir 'dümen' bu.

Kendi sosyal gerçekliğine güvenemeyen ve kendi küçük imkanlarıyla yüzleşmeye korkan milyonlarca zayıf hünersiz vasıfsız insanın ülkesinde bu yüzden İslamcı palavralar bin yıllar geçse de hala cirit atıyor!

İKİ

Sevgili İslamcı kardeşlerim!

Kokain İslamcı iktidarımızı aydınlık yarınlara nasıl yükseltebilir işte yazarınız Nihat Genç bu konuda İslamcı siyasetimize 'gerçek' akademik tedavi ve katkılarda bulunmak üzere!

Öncelikle, her biri 5 ton kokain gemilerinden asla suçluluk duymamalıyız.

Bu bir dünya gerçeğidir ve sanayileşmenin ve şehirleşmenin zorunlu bir sonucudur.

Külliyemizin erkenden davranması kısa sürede sanayileşmiş ülkelerle aramızdaki mesafeyi kapatmıştır.

Ve arkadaşlar aksine okyanusları kimsecikler Interpol'ün dahi bizi yakalamadan aşmış olmamız büyük bir kahramanlık hikayesidir!

İslamcı kardeşlerim, unutmayın, namaz kılacak gücü bulamayan kireçli ve ağırlaşmış bacaklarımızı açacak bir güç lazım bize.

Yani kokaini keyfine gönüllü içmiyoruz.

Bir ihtiyaç hasıl olduysa artık günahtan sayılmaz. Rükuya secdeye varacak dermanı kendinde bulamayan mümin kardeşlerimize acilen destek olmalıyız.

Bu tıbbı destek dünyanın bütün hastanelerinde olduğu gibi kokain gibi acil mucize bir çözüm de.

Siz yeter ki huzur içinde ezanınızı okuyun namazını kılın, sevkiyat ve gemi işini dert etmeyin!

Haşa kokain alıyoruz diye günaha girdiğimizi hiç düşünmeyeceğiz.

Zaten günah olsaydı, Diyanet İşleri günah derdi ve hakimlerimiz de dava açardı. Arkadaşlar, günlük dozu ayarında ve düzenli kullanmamız ve israf etmemenizi tavsiye ederim.

İslamcı kardeşlerim, bir zorunlu günah vardır bir de gönüllü günah bir de bilmeden işlenmiş günah bir de arkadaşların gazına gelip günaha girmek vardır ve bir de İslamcı iktidarımızı ayakta tutmak için yapılmış günahlar vardır. Unutmayın koca gemilerin yükünü boşaltamamış ya da yakalanmış olması İslamcı iktidarımızın gücünü itibarını hazinesini zayıflatır. Yoksa Afrika'dan Arakan'a ümmetimize nasıl yardım gönderebiliriz!

Unutmayın, günümüzde bütün günah çeşitlerini 'ilaçla' iyileştirmek mümkündür!

Melek tozu cennet kokusu sizi rahatlatacaktır!

Zaten ruhsal bozukluklarımız için tarikatların kapısını çalmıyor muyuz?

Yani kan şekeri düzeni için keçi boynuzu neyse ruhsal bozukluk ve sapıklıklardan korunmak için de melek tozu (kokain) odur.

Hepimizin bu hayatta acı bir hikayesi mutlaka vardır, kimimiz erken boşalma kimimiz çocuk yuvalarında ağbilerin kucağında kalma.. Arkadaşlar boşalmadığımız zaman öfkleli olur derin bir acı hissederiz. İşte bu durumlarda meleklerin tozu bizleri yatıştıracak ve huzur dolu insanlar yapacak ve çevreye çocuklara ve dinimize zarar vermenin önüne geçmiş olacağız.

Külliye ve reisimizin amacı da huzur içinde sessizliktir!

Sonuçta, ağaçlar sapık olmaz, çiçekler sapık olmaz, siz hiç sapık bulut gördünüz mü, arkadaşlar, sapıklık biz insanların fıtratında var, Allah ağaçlara ve taşlara sapıklık şerefini vermedi ve dozunda kullanmak birebirdir!

Arkadaşlar sapıklık başka delilik başka kudurmuşluk başka cezbe başkadır, hem deli gibi hem müslüman gibi görünmenin tek yolu da melek olmaktır, ki, bir tutamı kafidir, sizi kudurmuşluktan sapıklıktan alıp nurani cezbenin içine sokuverir.

Ancak melekler de çeşit çeşittir, hedonist melekler vardır tuğba ağaçlarının altında sonsuza kadar kebap. Görev melekleri vardır ki şu anda Külliye'yi Fetö saldırılarından koruyor. Tekkeyi süpüren şeyhin lazımlığını temizleyenler de vardır. Ve savaşçı melekler de vardır, her akşam TV'ye çıkar ve biz kafirlere karşı cihat ederler!

Bir de kendi halinde takılan melekler vardır ki Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan o yüce ermiş nurilerden biridir.

İslamcı kardeşlerim, İslamcı iktidar toz işine girdi diye aranızda kendinizi ihanete uğramış hisseden ipe sapa gelmiş bir kaç adam var. Kendilerini örselenmiş sırtından hançerlenmiş hissedenleriniz çıkabilir.

Hayır, İslamcı iktidar, sizlerin dünyadan elinizi eteğinizi çekip bir köşede huzur içinde yaşamanız için cennet tozu işine giriverdi.

Sizlere münzevi ve mütevazi bir huzur yuvası için.

İşte o kendi köşeciklerinizde yaşadığınız fiziksel acıyı şimdi buruna çekmeyle tedavi edebiliyor ve memleket ve siyaset işlerine haşa hiç karışmıyoruz.

Arkadaşlar asla kaygılanmayın, daha Suriye'den gelecek milyonlarca mülteci var ve gönlü yaralı yüzbinlerce IŞİD'çi var ve hepsi bizim kurban bağışlarımızı bekliyor.

Meleklerin tozunu koruyucu hemşire gibi düşünün. Kırgınlık ve küslükleri anında giderir. İktidarın yıpranmasını önler.

Ancak bir müddet sizi yatıştırıp savaş alanından da uzak tutar. IŞİD'çi kardeşler yanlış anlamayın, dinlenip güçlenip cihat meydanına daha bir kudurmuş gelmenize güç verecektir!

Arkadaşlar, biliyorum, sizi toz işine sokan, Deli Kadir'in beklenmedik ani ölümü. Deli Kadir'in ölümü dünyayla ilişkilerinizi kapattı ve enerjinizi bitirdi.

Bu elim vefat karşısında melankolik ruh halinizi tedavi için de toza başlayanınız çok oldu.

Zaten Sarıçiçek Yaylası beyi Binalioğulları son parti malı Deli Kadir'in ölümüyle gençler üzerinde meydana gelen büyük anksiteyi gidermek için yıldırım gibi memleketin imdadına yetiştirdi!.

Arkadaşlar, ayılar kışın niye uyur, yoruldukları için. Sizler de yirmi yıldır canla başla çalıştınız, işte bir tutam toz size derin bir kış uykusu verip rahatlatacak ve yaz aylarına kalmadan daha vahşi ekranlara er meydanına çıkıp cenk ediyor olacaksınız.

Arkadaşlar, görüyorum ki her perşembe akşamı gavsülünüze döktüğünüz yaşlar Muson yağmurlarını geçti, işte bir kaç gram toz çektiğinizde şeyhinizle güle oynaya el ele sinemaya dahi gidebileceksiniz.

İslamcı arkadaşlar, bugün, plak, rock, blues, elektro gitar endüstürisini ayakta tutan tek şey tozdur. Tekke ve disko ne farkediyor? Tarikatlarımız da zikre başlamadan nefes açıcı olarak havaya sprey olarak sıkmasını zavallı mağdur dinimize ve memleketimize fazla görmeyin.

Örneğin, ölmüş şeyhlerimizin mezarlarında cennet tozu koklamak gizemli mistik ilahi gücü içimize çekebilir, sağ tarafımızda Fatih Sultan sol tarafımızda Adriana Lima kendimizi bir anda cennette hissederiz. Ve gündelik hayatın patırtısını mezarlığın sessizliğinde bir çekişle yok eder alemlerin fatihi oluruz.

Düşünün, mezar başında ağlayan bir meleksiniz, mezar başında ilahiler okuyan bir melek, işte sanayimizi akademimizi ve medyamızı ve İslamcı iktidarımızı kalkındıracak motor güç! Düşünün her biriniz Rasim Kütahyalı olmuşsunuz, ey memleket artık kim durabilir önünüzde!

Süleymancı ve Menzilci kardeşlerim, bakıyorum harıl harıl çok meşgulsunuz, sübyan mektepleri önünde oyun oynama hevesi kaçmış hüzünlü çocukları bulalım diye kendinizi heder ediyorsunuz. İntihara meyilli bu çocukları kucaklarınıza almanız biliyorum hepinizde merhamet patlamasına sebep oluyor.

Evet, çocuk deyince Süleymancısı Nurcusu Menzili merhamet patlaması yaşıyor, işte o dinamit gibi parçalayıcı acıları havai fişek gösterisine döndürebilmek için sizlere tee Venezuala'dan pudra şekeri ve dünya yıkılsa kıyamet kopsa dava açmayan sessiz melek hakimleri öbür dünyadan getirdik!

İslamcı kardeşlerim, en hüzünlü namaz akşam namazıdır, hepinize gün batımında Haliç'i seyrederken kandil ve kokulu mum ve mübarekler toz yetiştiremiyoruz, Engin Ardıç, Mehmet Barlas yazıları okurken bir tutamı şifa olacaktır!

Arkadaşlar, akşamların saldığı melankolik yalnızlık hepinizi keder duygusuna gark etmemesi için sadece Yeni Şafak okuyup A Haber izlemeyin, yanında pudra şekeri tabağınız hazırda beklesin.

Kardeşlerim fetbaz fesat komplo sahibi insanlar ruhlarını Allah'a açamaz, bir tutamı sabah ve akşam size yardımcı olacaktır.

Hayata karşı savunma ihtiyacı olmayan savunmasız insanlar akşamdan gecelere yara almadan sağ salim intikal etmekte zorlanıyor. Bir tutamı size bir nebze yardımcı olacak ebedi bitmeyen gecelerde kıyametlere kadar Deli Kadirlerle İskilipli Atıflarla aynı kafada mışıl mışıl uyuyacaksınız!

İslamcı kardeşler, akşam vakti aynı zamanda 'değişim' vaktidir, gün gider gece gelir. Geceye sessiz sedasız huzur içinde yolculuğunuz toz toz doz doz hayırlı olsun!

Arkadaşlar, tozun bir faydası da tarikat hayatınızda bir türlü ortaya çıkartmadığınız keşifleri ve sırları bir gecede ayan beyan ortaya çıkartır!

Sevgili İslamcı kardeşlerim, tarikatın gücü sağlıklı deliler yetiştirmektir, hem arıza hem tehlike hem vahşi hem de kuzu gibi müslüman görünebilmenin tek yolu tozdur!

Biliyorum, bugün dünyada arızalanmamış insan yoktur, uzun yaşamın sırrı her arıza anında kafayı tütsüleyip vartayı bir kaç gece atlatabilmektir.

Arızalarınızı iyileştiremezseniz çoğu siyasi mümin gibi peygamberlik krizleriniz başlar haşa şeyhin postuna göz koyar haşa kendinizi külliyenin reisi zanneder haşa cemaatler arası nifaklarla baş edemeyiz!

Allah'ın tozu yaratmasının sebebi her önüne gelenin şeyhlik ve peygamberlik iddiasını önlemek içindir!

Arkadaşlar, kolera salgıyla IŞİD salgını ve tarikat salgınıyla kokain salgının aynı coğrafyada meydana gelmesi kararlı cesur İslamcı hareketimizin tozu dumana katıp gözleri körletip başarmasıdır! (Bu kadar laf söylüyoruz adam hala nargile dumanında kalmış. Arkadaşlar, nargileyle kalkınmış ülkeler listesinde ilk yirmiye dahi giremedik, uyanın Eon Musk dahi uzay makinelerini 'toz'la yağlıyor!)

Unutmayın, bütün hastalıkların başı 'güvensizliktir', bir irade gücüne başlangıç için artık bizim de Hollanda gibi serbest satışa geçip hatta bulutların içine toz sıkıp baştan aşağı sağanak dolu dolu muson muson rahatlamamız şarttır!

Bir kaç gramı İslam medeniyetine güçlü bir motivasyon verecek ve daha nice zibil gibi İsmailağalar Fetöler Süleymancılar Yusuf Kaplanlar Hayrettin Karamanlar yetiştirmeye vesile olacaktır.

Bir çay kaşığından azı dahi İslamcı iktidarımıza hayat verecek servet katacaktır!

Ve arkadaşlar, artık cemaatler arası benim şeyhim daha büyük askeriyeyi biz ele geçireceğiz, bizim şeyhimiz daha büyük hakimliği biz ele geçireceğiz gibi dünyevi-beşeri kavgalar sona erecektir.

Kendinizle iç hesaplaşma dönemi de bir içimlik tozla sona erecektir!

Hadi müslüman kardeşlerim, ellerimizi Allah'a açıyoruz!

Açılan avuçlarımızı tozun beti bereketiyle dolduruyoruz!

Allah getirenden götürenden razı olsun!

Allah sesini çıkartmayan Diyanet'ten ve ayak bağı olmayan hakimlerden razı olsun. Ve Allah yüz yıldır yasak koyup yokluğuyla müslümanları kasıtla delirtip tarikatları tozsuz bırakan laiklerin belasını versin!

Allah gemilerimizi artırsın!

Kardeşlerim, şu hakimlerin şu Diyanet'in sessizliğine bakın, hepsi cennetlik, hepsi güzelleşmiş!

Bu güzellik bu sessizlik ancak cennette mümkündür!

Arkadaşlar, kimsenin karışmadığı bu zevk keyif holding yağma talan halini cennette dahi Amerika'da dahi Polenez adalarında dahi bulamayız.

Allah külliyemizden razı olsun!

İçim içim delikleri açılmış ve erimiş ve cumhuriyet denince homurdanan kuduran o kaşık kaşık burunlarınız dert görmesin!

Amiin....