Kral çıplak!

Kemal Anadol yazdı...

featured

Demokrasi insanlık tarihinin büyük ve kutsal bir macerasıdır.

Tarihin ilk yazılı Anayasası sayılan Magna Carta Libertatum, özgürlüğe atılan ilk büyük adım olarak nitelenir. İngiltere Kralı Yurtsuz John, Milâttan Sonra 1215 yılında yetkilerinden bu belge ile feragat etmiştir.

M.S. 1679 tarihli ve adına Habeas Corpus denilen belge ile de insanların keyfi tutuklamalara karşı güvenlik ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır.

1689-1755 yılları arasında yaşayan büyük Fransız düşünürü ve politikacısı Montesquieu (Monteskiö) tam yirmi yıl üzerinde çalıştığı “Kanunların Ruhu” adlı eserinde “Güçler Ayrılığı” teziyle çağdaş demokrasinin temellerini atmıştır. Böylece yasama, yargı ve yürütme yetkilerinin birbirinden ayrılması ilkesi evrensel bir nitelik kazanmıştır.

Özetle insanlık tarihinin demokrasi sayfaları kan, gözyaşı ve alın teriyle ıslanmıştır. Yüzyılların deneyimi aynen natürel sızma zeytinyağı gibi damlaya damlaya somut bir demokrasi tarifi ortaya çıkarmıştır. Artık insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi kavramları ete kemiğe bürünmüştür. Artık litre gibi, metre gibi evrensel ölçüler, şaşmaz teraziler vardır.

Ülkemizde de 1876 yılından günümüze uzanan, arada kesintiler de olsa yüz elli yıllık parlamenter yaşam tecrübesi ve demokrasi kültürü mevcuttur.

21. yüzyıla girdiğimiz bir dönemde, 2022 yılında tek adam rejimine dönüşen ve dünyada örneği görülmemiş “Partili Cumhurbaşkanı” sistemine karşı mücadele zorunda kalınması ise demokrasimiz adına bir talihsizliktir! Vaktinde veya erken yapılacak bir seçim Türkiye’nin demokrasi sınavı olacaktır.

Bu ucube sistemden çıkıp adına “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” koydukları yönetim biçimine dönmek için altı muhalefet partisi bir araya gelerek çalışmaya başlamışlardır. Yoksulluk ve açlık sınırının her geçen gün genişlediği, ekonomik krizin iyice yoğunlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine ateş çemberi içindedir. Ülkemiz bu zorlukları yenerek esenliğe çıkmak zorundadır. Ekonomik ve sosyal sorunları aşmanın tek yolu demokrasidir. Bu nedenle yürürlükteki rejimden kurtulup demokratik parlamenter rejime dönme çabaları doğru bir yol haritasıdır.

İşte burada en can alıcı soru tüm gerçekliğiyle bize sesleniyor: Nasıl bir demokrasi? Yani 12 Eylül 1982 Anayasası ile tek adam rejimine geçtiğimiz 16 Nisan 2017 halkoylamasına kadar geçen sürede uygulanan demokrasi mi?

Halkımızın iradesi ile tekrar parlamenter düzene geçtiğimizde her şey eskisi gibi mi olacak?

İşte burada “Kral çıplak” sesleri yükseliyor ve peş peşe saptamalar sıralanıyor!

Güçler ayrılığı ilkesinin uygulanmadığı bir sistemde demokrasiden söz edilemez!

Siyasal partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurudurlar. “Parti içi demokrasi” de partilerin olmazsa olmazıdır. Kısaca kendi içinde demokrasi olmayan bir parti ülkeye demokrasi getiremez!

Türkiye’de uygulanan rejim demokrasi değildir. Olsa olsa kötü bir demokrasi karikatürüdür.

Milletvekillerini halkın seçtiği savı havada kalan bir söylemdir. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu konuya çok kez açıklık getirmiş, “Milletvekillerini halk değil genel başkanlar seçiyor” demiştir.

Bu arada önemli bir gerçeği belirtmekte yarar var. Mevcut Siyasi Partiler Kanunu milletvekili adaylarının tüm üyelerle belirlenmesini düzenliyor. Yasadaki genel kural budur. Merkez yoklaması ise istisnadır. Buna karşın parti genel merkezleri doğrudan aday belirlemeyi tercih ediyorlar.

Altılı masanın bir an önce Siyasal Partiler ve Seçim Kanunları için çalışmaya başlaması gerekiyor kanısındayım. Kaymakam/vali kararnameleri gibi genel merkezlerden çıkan ve halkın önüne sunulan milletvekili listeleri tek kelime ile demokrasimizin ayıbıdır!

Seçim ve Siyasal Partiler Kanunları Anayasa’dan bile önemlidir. Anayasayı yapacak kişiler bu yasalarla belirleniyor da ondan!

Seçmenlerimiz sandığa gidip kendi iradeleri dışında belirlenen parti listelerine oy vermek zorunda kalıyor ve adaylar arasında tercihte bulunmaları yasaklanıyorsa bunun neresi milli iradedir?

Bunları 1961 yılında CHP Ankara İl Gençlik Kolu Başkanlığından, 2011 CHP Grup Başkanvekilliğine uzanan, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül’ü yaşamış deneyimli bir politikacı kimliğimle yazıyorum. Beş dönem milletvekili seçildim. İki kez delege, bir kez tüm üyelerin katıldığı önseçimle listeye girdim. İki kez de merkez yoklaması ile… Aradaki farkı yılların verdiği deneyimle yaşadım. Milletvekili özgür değilse ve kendisini meclise sokan güce karşı boynu eğikse oy makinesinden farkı olmaz! Çeşitli örnekler bu savı sık sık kanıtlıyor.

Demokrasimizin esenliği büyük ölçüde parti içi demokrasinin işlemesine bağlıdır.

Bu konuda yazmaya ve herkesin gördüğünü söylemeye yani kral çıplak demeye devam edeceğim.

Kral çıplak!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 1 hafta önce

    Cehepenin derdi siyasi parti yasasından önce Kürtçülerin işgali altında olmasıdır. Yorumumda hakaret yoktu eskilerin bu kadar sessiz kalmalarına hafiften eleştiri de yapılamayacaksa boşa kürek çekiyoruz..

  2. 1 hafta önce

    sn anadolun bır makalesının altında bır noktaya degınmıstım. 9 eylul hareketı derın darbe fılan gıbı olusumlar ne zaman harekete gececek chp yok oldugu zamanmı.yanıtınız nedır? sn anadol

  3. 1 hafta önce

    Onemli noktayi vurgulamissiniz sayin Anadol varolunuz, parti ici demokrasi yoksa Millet’in oy vermesininde pek bir anlami yok ,onlarca yildir Millet iradesi temelde bu nedenle iktidar olmadi zaten.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!