Külleri de soğuturuz

Bilin Neyaptı yazdı...

Külleri de soğuturuz

Büyük felaketler yaşamış toplumlar büyük eserler verir. Tolstoy (1852-1910) şöyle demiş: “Tüm mutlu aileler birbirine benzer, tüm mutsuz ailelerin mutsuzluk kaynağı ise özgündür.” O özgünlüktür ki klasik eserler yaratılmasına sebep olmuştur... Çaresizlik, uyumsuzluk, tutunamamışlık ifade yolları aratır, bu hisler metabolizmaya sığmaz, yazıya, müziğe, resme, şiire taşar. Acı ilham verir demeyeceğim, çünkü bahsettiğim eserler pembe romanlar, hoş zaman geçirtip belki özentiden başka etki yaratmayacak lüks hayat tasarımları değildir, ki bunlar çoğunlukla mutluluk sermayesinden ortalama üstü pay alanların eseridir. Derdi olan, yalnız kalan, büyük isyanları kalbinde hissedenler daha kalıcı eserler koyar ortaya oysa ... okuyanı, dinleyeni, göreni derinden etkiler, hayatına dokunur, değiştirip dönüştürür, çoklukla daha geniş düşünebilmeye, empati duygusunun artmasına, insani özelliklerinin gelişmesine yol açar.

...

1970’ler ve 1980’lerde yüksek enflasyon ve hiper enflasyon bir çok Latin Amerika ve İsrail ekonomilerinde yıkıcı etkiler ve toplumsal karmaşa çıkarırken, o dönem bu ülkelerden dünyanın en iyi iktisatçıları çıktı. 1990’lara gelindiğinde, enflasyon dünya çapında büyük ölçüde kontrol altına alındı, geriye piyasa ekonomisine geçiş yapmakta olan eski sosyalist yeni ekonomiler ve Türkiye gibi siyasi istikrarsızlıkla boğuşanlar kaldı. Bu dönemlerde Türkiye de iyi iktisatçılar yetiştirdi, ama çoğunlukla da ana akıma kapılmış, ülkenin kalkınması için değil, gelişmiş dünyanın gereksinimleri çerçevesinde katkılar veren iktisatçılar. 2021 itibarıyla ise enflasyon sorununu çözemeyen Latin Amerika’da Venezuela ve Azerbaycan, Orta Asya’da Türkmenistan ve Özbekistan, ve bir avuç geri kalmış Afrika ülkesiyle beraber Türkiye kaldı ... Bu durumun sebeplerini de, çözümünü de biliyoruz, çokça yazdık; ama maalesef çözüme götüren yolu sağlamadaki kısıtlar ve zorluklar en büyük sorunumuz.

40 yıldır artan gelir ve refah eşitsizliği, geniş halk kesimlerinin özelleştirilip niteliksizleştirilen eğitim, ve rekabet dışı kaynak dağıtımı yoluyla geleceğinin çalınması, bireysel özgürlüğümüzün, ülke onurunun ve demokrasimizin kaynağı olan Cumhuriyet değerlerimizin 19 yıldır gün be gün aşındırılıp yok edilmeye çalışılması, gitgide, bu ülkenin vatanseverleri olarak, doğamıza daha fazla sindiremediğimiz, damarlarımızdan taşan kızgınlık ve isyan hislerine yol açmakta. Tam bunları düşünürken, Nihat Genç’in Serkan Öz ile son Youtube söyleşini izledim; trajik dönemlerden geçerken yüzeye vuran eser yaratma dürtüsünün, bu kez bu trajik dönemi hazırlayan şartların içinde, insanların yavaş yavaş tepkisizleştirilmesinin başat rol oynayışı nedeniyle nasıl da gerçekleşmediğinden bahsetti Nihat Genç. Ülkenin iktidar, akademi ve medyasında, yıllardır vicdansız, mantıksız, içeriksiz, yaratıcılıktan uzak ve gerçeklik dışı söylemlerle öne çıkan, yeni dönem emperyalizminin hizmetine girmiş elemanların baskın kültürsüzlüğünün egemen oluşunun, sanat eseri yaratmaktan da insanları uzaklaştırmış olabileceğini düşünmek üzücü.

Ama ben iyimserim. Yaşadığımız bu trajik dönemin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin son bir asırda ülkemize ve milletimize kazandırdıklarının bilincine, onlar birer birer elimizden alınırken daha çok vardık diye düşünüyorum. Bu trajik dönem sonrasında, ülkeyi yakıp yıkan nankör, gafil bedhahlardan kurtardığımızda, yanlışlarımızı daha iyi anlayıp onları düzelterek, bu yangın yerine dönmüş güzel ülkemizde küllerimizden yeni doğacağız. Bence bu dönemi Türkiye Cumhuriyeti’nin teknolojiyle kalkınan, adil paylaşan gelecek nesillerine ibret olsun diye anlatan muhteşem eserler de ortaya çıkacak; romanlar, filmler de yazılacak ruhumuz bu dumanlı havadan temizlendikçe.