Küresel güç mücadelesi: Yeni bir dünya düzeni mi?

Nejat Eslen yazdı...

Küresel güç mücadelesi: Yeni bir dünya düzeni mi?

İkinci Dünya Savaşı’nı zaferle bitiren ABD, küresel liderliği devralmış, bir yanda iki kutuplu dünya düzeni içinde Sovyetler Birliği ile mücadele ederken, diğer yanda küresel çıkarlarını garanti etmek amacı ile liberal ekonomiyi esas alan, kurallarını kendisinin koyduğu  bir dünya düzenini (International Order) BM, NATO, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumları ile beraber tesis etmiş, doları küresel rezerv para birimi olarak dünyaya kabul ettirmişti. Günümüzün en önemli jeopolitik meselesi, ABD’nin önümüzdeki süreçte de, bu dünya düzenini ve küresel liderliğini koruyup koruyamayacağı ile ilgilidir.

On dokuzuncu yüzyıl tarihe İngiliz yüzyılı, yirminci yüzyıl ise Amerikan yüzyılı olarak geçti. Yirmi birinci yüzyıl Amerikan yüzyılı mı yoksa Çin yüzyılı olarak mı tarihe geçecek, asıl mesele budur. Bunu Atlantik güç merkezinin lider ülkesi ABD ile Asya-Pasifik bölgesinin lider ülkesi Çin arasındaki küresel liderlik mücadelesi belirleyecektir; Avrasya’nın kıtasal gücü Rusya da bu mücadelenin içindedir. 

Küresel güç mücadelesi olarak tanımladığım bu olgu Batı’da “Great PowerCompetition” olarak tarif edilmektedir. Küresel liderlik “Global Leadership” bir küresel gücün, içinde bulunduğu ittifaklar dâhil, kendi çıkarları için küresel nizamı etkilemede ve avantajlı jeopolitik dengeleri kurmada liderlik yapma yeteneği ile ilgili statüsü olarak tanımlanabilir.  Amerika’nın bugünkü jeopolitik statüsü, küresel liderlik olarak tanımlansa bile Amerika bu statüsünü kaybetme riski ile karşı karşıyadır.

Küresel liderlik statüsünün üstünde “Küresel Üstünlük” (Global Supremacy, Global Primacy), onun üstünde de “Hegemoni (Egemenlik)” (Hegemony) statüleri yer alır. Hegemonik güç, kendi askeri, politik, diplomatik, ekonomik, psikolojik, teknolojik güç unsurları ile bütün dünya coğrafyasını veya bir coğrafi bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirebilir, arzu ettiği jeopolitik dengeleri kurabilir. Mutlak küresel hegemoni bir ütopyadır, dünya tarihi boyunca gerçekleşmemiştir. Bu nedenle de dünya hakimiyetini anlatan tarihi jeopolitik tezler, kanıtlanmamış jeopolitik palavralardır. Mesela Kalpgah'ı kontrol eden Sovyetler Birliği en güçlü olduğu zamanda bile dünya hakimiyetini kuramamıştır. Mutlak küresel hegemoni için insanların uzaya çıkıp, dünyayı uzaydan kontrol etmesi veya uzaylıların dünyaya gelmesi gerekir. Bu nedenle de jeopolitiğin yeni boyutu uzay ve astropolitik  önemlidir. İmparatorluklar güçlü oldukları dönemde, sınırlı bir coğrafi bölgede hegemoni kurabilmişlerdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeninde, geçici bir sürede Amerika için küresel hegemonik güç olma şansı ortaya çıkmışsa da buna gücü yetmediği için bu statü gerçekleşmemiştir. Bu nedenle de Amerikan hegemonyası çöküyor demek yanlıştır. Çökme tehlikesinde olan Amerika’nın küresel liderliğidir. Jeopolitik üzerine yazanlar bu hataya düşmemelidir. 

Küresel üstünlük ise hegemoni ile liderlik arasında yer alır ve küresel güç küresel ve bölgesel jeopolitik denklemlerde baskın güç olsa bile, jeopolitik emellerine ulaşması için ittifaklara ihtiyacı vardır. 

Soğuk Savaş döneminde iki kutuplu, dengeli, nükleer silahların ortaya koyduğu caydırıcı etken nedeni ile istikrarlı bir süreç yaşandı. Bu süreçte, ABD üstün olduğu coğrafyada, kendi çıkarlarına hizmet eden ve liberal ekonomiyi esas alan dünya düzeni devam diyordu. Putin’in “yirminci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak tanımladığı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra her şey değişti. ABD’nin tek küresel güç olduğu, tek kutuplu ve ABD’nin küresel düzeni kurmaktan ve idame ettirmekten sorumlu olduğunu ilan ettiği yeni bir jeopolitik süreç başladı.

11 Eylül 2001 ABD’nin jeostratejik hamlelerini başlatmak için bir Milat oldu. G.W.Bush’un başkanlık döneminde 2002 yılında yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinde, “ABD’nin eşiti olmayan askeri gücünden, büyük ekonomik ve politik  etkisinden yararlandığı… Dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir güce ve etkiye sahip olduğu…Bu gücün küresel dengeleri geliştirmek için kullanılması gerektiği” ifade edilmişti.ABD, 11 Eylül sonrasında, terörle mücadele bahanesi ile önce Afganistan’a müdahale etti, arkasından “önleyici darbe” doktrininin ilanı ve kitle imha silahları yalanı ile Irak’ı işgal etti. ABD’nin silahlı gücü ile başlattığı bu müdahalelerini, Büyük Orta Doğu Projesi, Arap Baharı takip etti. Aynı süreçte ABD, renkli devrimlerle rejim değişiklikleri gerçekleştirirken NATO’yu yeni üyelerle sürekli doğuya doğru genişletti ve Rusya’yı çevrelemeye çalıştı. ABD’nin bu girişimleri ile özellikle Ortadoğu’da kaotik bir ortam oluşturuldu. Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi devletlerin çökertilmesini sağladı, İsrail’e yönelik tehditleri minimize etti.Zaman içinde ABD’nin küresel dengeleri tek başına kuracak yeterli güce ve yeteneklere sahip olmadığı anlaşıldı. Bu gerçeğin anlaşılması ile ABD küresel üstünlük statüsünü sürdürmekten vazgeçerek küresel liderlik çabasına girişirken, Avrasya’da Rusya, Asya-Pasifik’te Çin, ABD’nin küresel liderliğini hedef alan jeopolitik güç merkezleri olarak yükseldi. 

AMERİKA’NIN KÜRESEL LİDERLİĞİ VE DÜNYA DÜZENİ TEHLİKEDE Mİ?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, bu yeni süreçte Atlantik yapısının lideri olarak, iki kutuplu jeopolitik ortamda Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele etti.Sovyetler Birliği’nim dağılması ile ortaya çıkan jeopolitik güç boşlukları henüz doldurulamadığı,  küresel ve bölgesel jeopolitik dengeler oluşturulamadığı içinde bulunduğumuz jeopolitik ortamda, Atlantik güç merkezinin lider ülkesi ABD ile Asya-Pasifik güç merkezinin temsilcisi Çin ve Avrasya güç merkezinin temsilcisi Rusya arasında güç mücadelesi gerçekleşmektedir. AB, Hindistan, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere bu güç mücadelesinde destek veya denge unsuru olarak etkin olsalar bile büyük jeopolitik oyuncular değildir.Bu güç mücadelesinde ABD’nin amacı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurduğu dünya düzenini korumak, bu düzenin liderliğini korumak, revizyonist güçler olarak tanımladığı Çin ve Rusya’nın bu düzeni bozmasına mani olmaktır.

Çin ve Rusya, Amerikan çıkarlarına hizmet eden bu düzene karşıdır. Günümüzde ekonomide küresel, askeri güç olarak bölgesel etkinliğe sahip olan Çin, 2050 yılından önce küresel liderliğe yükselmeyi hedeflemektedir. Küresel güç statüsünü yeniden kazanmayı amaçlayan Rusya ise mevcut düzenin Amerikan çıkarlarına hizmet ettiğini, çok kutuplu düzenin gerektiğini iddia etmektedir. 

ABD’NİN JEOPOLİTİK MESELESİ: DÜNYA DÜZENİNİ VE KÜRESEL LİDERLİĞİNİ SÜRDÜRMEK

Günümüzde dünya birbiri ile ilişkili üç ciddi değişimle karşı karşıyadır:Birincisi, ekonominin ve jeopolitiğin ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaymasıdır.İkincisi, değişen jeopolitik ortam ve güç dengeleri, yükselen güçlerin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası düzene karşı duruşları, çok kutuplu düzene doğru giderek güçlenen değişim nedenleri ile Amerika’nın küresel liderliğinin ve kurallara dayalı, liberal ekonomik sistemi esas alan uluslararası düzenin sorgulanmaya başlamasıdır. Üçüncüsü ise Amerika ile Çin arasında başlayan küresel liderlik mücadelesinin giderek ivme kazanacak olmasıdır. 

Yükselen güçler ve jeopolitik dengelerdeki değişim ile birlikte, küresel liberal düzenin neden olduğu ekonomik ve finansal sorunların, gelir dağılımında giderek artan adaletsizliğin,2008-2009 yıllarında gerçekleşen finansal krizin, küresel ekonomik büyümenin ağırlıkla Batı değil, yükselen güçler Çin ve Hindistan tarafından gerçekleştirilmesinin, Afganistan ve Irak savaşlarında ABD askeri  gücündeki tahditlerin açığa çıkmasının, Batı’da giderek zayıflayan ittifak dayanışmasının,  Avrupa’da ve dünyada yükselen milliyetçiliğin, Amerikan liderliğinin ve  mevcut düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına neden olduğu ve  değişimi hızlandıracağı ifade edilmektedir.Bu gelişme, küresel liderliğini, Batı’nın değerlerine, liberal ekonomik sisteme, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası kurumlara, ittifaklara ve ortaklıklara dayandıran Amerika tarafından, Amerikan çıkarlarına karşı tehdit olarak algılanmaktadır. Bu nedenle de günümüzde Amerika için asıl jeopolitik mesele, küresel liderliğini ve kurallarını kendisinin yaptığı uluslararası sistemi sürdürebilmek ile ilgilidir. 

Amerikalı stratejistler, mevcut düzenin sürdürülmesinin mümkün olup olmadığını, yeni düzenin kimler tarafından, ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini araştırmaktadır. ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi ise değişimin gerçekleşmesinde önemli bir etken olabilecektir. Çin’in başlattığı Kuşak Yol İnisiyatifi, Amerika’yı tedirgin etmektedir. 

ABD Başkanı Joe Biden, 3 Mart 2021 tarihinde “Geçici Ulusal Stratejik Rehberi” başlığı altında, Amerika’nın yeni stratejik vizyonunu açıkladı. Yeni stratejik vizyon belgesi Çin ve Rusya’yı hedef almaktadır. Bu belgeye göre göre “Çin, ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik gücü ile istikrarlı ve açık uluslararası sisteme meydan okuma kapasitesine sahip tek ülkedir.” “Rusya ise küresel etkinliğini artırmaya ve yıkıcı rol oynamaya kararlıdır.”

Afganistan’da Taliban’a karşı savaşı kaybeden ABD ve NATO’nun bu ülkeden çekildiğini ilan ettiği sürece denk gelen son liderler zirvesinde, ABD’nin empoze etmesi ile NATO küresel çapta etkinlik göstermeyi, küresel örgüte dönüşmeyi, mevcut kurallara dayalı dünya düzenini koruma görevini üstlenmeyi kabul etti.      

AVRASYA’NIN KITASAL GÜCÜ RUSYA VE KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİ

Demografik sorunları ve dar ekonomik imkânlarına rağmen Rusya, geniş coğrafyası, başta enerji olmak üzere sahip olduğu doğal kaynakları, caydırıcı nükleer kapasitesi ve modernize ettiği ordusu ile kısıtlı küresel etkileri de olan Avrasya’nın önemli kıtasal gücüdür. Çok kutuplu düzenin gerekli olduğunu savunan Rusya, dayatılan mevcut düzenin Amerika tarafından domine edildiğini ve bu durumun Rusya için güvenlik tehdidi oluşturduğunu iddia etmektedir. Rusya, Amerika’nın Soğuk Savaş sonrasında NATO’yu sürekli doğuya doğru genişleterek kendisini çevrelediğini iddia etmekte, Amerikan liderliğini bir tür sömürgecilik olarak tanımlamakta, Amerikan ordusunun Birleşmiş Milletler kararı olmadan inisiyatifler kullanmasına itiraz etmekte, yeni bir güç dengesine ve değişik ideolojilere sahip devletlerin birlikte olabileceği yeni bir düzene ihtiyaç bulunduğunu savunarak, Avrasya kıtasında yakın çevresini hedefleyen jeostratejik hamleleri sürdürmekte, Ortadoğu’da ve Afrika’nın kuzeyinde oyun kurucu rolünü pekiştirmekte, kısıtlı da olsa Asya-Pasifik, Afrika kıtası ve Güney Amerika’da jeostratejik hamleler yapmaktadır. 

Rusya’nın Ulusal Güvenlik Stratejisi; rejimin muhafazasına, ülkenin iç ve dış tehditlere karşı korunmasına, ülkenin iç işlerine karışılmasının önlenmesine, yakın çevre coğrafyada etkili olmaya, küresel güç statüsünün gerçekleştirilmesine, ülkenin ekonomik üretim kapasitesinin artırılmasına öncelik vermektedir.

Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte ABD, yeni üyelerle NATO’yu sürekli doğuya doğru genişleterek Rusya’yı çevreledi. Günümüzde çevreleme hattı Baltık ülkeleri-Polonya-Romanya-Karadeniz hattı olarak görülse bile ABD, Beyaz Rusya’yı düşürerek ve Ukrayna ile Gürcistan’ı NATO üyesi yaparak çevreleme hattını Rusya sınırına dayamak ve Karadeniz’i kontrol etmek istemektedir.

KÜRESEL LİDERLİĞİ AMAÇLAYAN ÇİN VE KUŞAK YOL İNİSİYATİFİ

Çin, Batı’nın liberal demokratik değerlerine, demokrasi ve insan haklarını yayma gayretlerine; Amerika’nın, kendi liderliğindeki dünya düzeninin aracı olan askeri ittifaklar sistemine ve askeri müdahalelerine karşı çıkmaktadır. Özellikle ticarette küreselleşmenin savunuculuğunu yapan Çin, aynı zamanda uluslararası kurumları etkileyerek ve alternatif yeni kurumlar tesis ederek yükselen gücünün tanınmasını istemektedir. Çin, Asya-Pasifik’te özellikle de Güney Çin Denizi’nde Amerika’nın müttefikleri ile beraber kendisini çevrelemesinden rahatsız olduğunu beyan etmekte, mevcut düzenin Amerika’yı desteklediğini ve Çin’in yükselişine tahditler koyduğunu ifade ederek bu düzeni değiştirmek istemektedir. 

Çin, küresel liderliği ele geçirmek amacı ile Afro-Avrasya coğrafyasında hamlelerini sürdürmektedir ve bu kapsamda başlatılan Kuşak  Yol İnisiyatifi, Çin’in jeopolitik etkinliğini bu coğrafyada yaymak için fırsatlar sunmaktadır. Çin’in dünyaya açılabilmesi, doğuda deniz, batıda ise Doğu Türkistan üzerindeki iki çıkış kapısına bağlıdır. Kuşak Yol İnisiyatifi, bu çıkış kapılarını Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına bağlamayı amaçlamaktadır. ABD ise bu çıkış kapılarında, Güney Çin Denizi’nde ve Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri üzerinden tıkamaya çalışmaktadır.

2013 yılında Devlet Başkanı XiJingping tarafından başlatılan Kuşak Yol İnisiyatifi ile dünya nüfusunun üçte birinden fazlasını temsil eden ve küresel üretimin üçte birinden fazlasını gerçekleştiren yetmiş bir ülkede alt yapı yatırımını amaçlamaktadır. Çinliler, bu mega projenin tarihi İpek Yolu güzergahında altyapının geliştirilmesini ve ekonomik entegrasyonun sağlanmasını amaçladığını ifade etmektedirler. Bu proje ile Asya kıtası ile Avrupa ve Afrika kıtalarını ve bu kıtalara bitişik denizleri birleştirerektir. Bu mega proje, altı koridoru içinde bulunduran İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nı (Kara Kuşağı), Deniz İpek Yolunu ve Kuzey Kutbu İpek Yolunu kapsamaktadır. Projenin toplam maliyeti 4-8 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Kuşak Yol İnisiyatifi, gerçekte çok farklı bir yöntemle Çin’in jeopolitik nüfuz alanını Asya ve Afrika kıtalarına yayma amacı gütmektedir.

Son G7 zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden, Çin’in projesine alternatif olacak Batı’nın Kuşak Yol İnisiyatifi projesini başlatmayı önermiştir. Çin’e rakip olmayı amaçlayan bu proje, başarı şansı düşük, geç kalmış bir projedir.Çin’in küresel güç mücadelesini kazanması ve küresel liderliğe yükselmesi büyük ölçüde bu Yeni İpek Yolu Projesinin başarısına, ABD’nin küresel liderliğini koruması da bu projeyi engellemesine bağlıdır.Bu proje içinde yer alan Orta Kuşak, Doğu Türkistan-Türkistan (Orta Asya), Azerbaycan- Türkiye dahil olmak üzere bütünü ile Türk dünyasını birleştirmekte ve Türkiye’ye bu kuşağı Avrupa’ya bağlama fırsatları sunmaktadır. 

Çin Devlet Başkanı XiJingping, Çin Komünist Partisi’nin 19. kongresinde Çin’in gücü ve politik nüfuzu ile yirmi birinci yüzyılın ortasında “küresel liderliği” elde edeceğini açıklamıştır. Tartışılan mevcut düzen yerine, Çin merkezli yeni bir uluslararası sistemin gündeme gelebileceği ise ciddi bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Amerika’da, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve Amerika’nın liderliğini yaptığı kurallara dayalı uluslararası düzenin, sadece Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğini, aynı zamanda dünyada refahı artırdığını ve demokrasiyi yaydığını iddia edenler vardır. Amerika’da bu düzenin Rusya ve Çin gibi ihtiraslı otoriter yönetimler, küresel ekonominin Doğu’ya kayması, radikal İslam terör hareketi, yükselen devlet dışı aktörler ve siber ortamdan kaynaklanan sorunlar gibi faktörler tarafından sarsıldığını ifade edenler de vardır. Bu düşüncenin sahipleri, Amerika’nın hala küresel liderlik için gerekli olan askeri, ekonomik ve politik güce sahip olduğuna, mevcut düzeni korumak ve güçlendirmek için ise uluslararası sistem içindeki Amerikan liderliğinin yenilenmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Bunun için ise Amerika’nın Doğu Asya’da, Ortadoğu’da ve Avrupa’da gücünü ve bu bölgelerde liderliğini geliştirmesi, savunma bütçesini artırması gerekmektedir.  

·       Amerika ile Çin arasındaki güç mücadelesi nasıl gelişecek ve uluslararası düzeni nasıl etkileyecektir? 

·       Mevcut düzeninin revize edilerek sürdürülmesi mümkün müdür? 

·       Yeni uluslararası düzen nasıl ve kimler tarafından kurulacaktır? 

·       Mevcut düzen nasıl sona erecektir, çöküş hızlı mı yoksa yavaş mı gerçekleşecektir? 

·   Liberal ekonomik sistemi yeni düzende korumak mümkün müdür? 

Bütün bu sorular güncel tartışma konularıdır. 

Ciddi bir ekonomik çöküşün veya bir savaşın hızlı bir düzen değişikliğine neden olabileceği iddia edilse de değişimin yavaş gerçekleşeceği hususunda daha geniş bir ittifak mevcuttur.Amerika’nınliderliğini yaptığı NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ile çevrelendiğini değerlendiren ve bu durumu güvenliğine yöneltilmiş en ciddi tehdit olarak gören Rusya ile Amerika’nın dayattığı Batı değerlerini itiraz eden, Asya Pasifik’te Amerikan donanması ve müttefikleri ile çevrelenen ve deniz ticaret yollarına açılımı kısıtlanan Çin, benzer güvenlik sorunları ile karşı karşıyadır ve bu durum iki ülkenin birlikte hareket etmesi için jeopolitik mantık oluşturmaktadır. Bu mantığın yaratacağı inisiyatif ise yeni düzen ve yeni küresel liderlik için ivme kaynağı oluşturabilecektir.

Unutulmamalıdır ki “Medeniyetler Çatışması” tezinin sahibi SamuelHuntington, asıl büyük Medeniyetler Çatışması’nın, Batı ile İslam arasında değil, Batı ile Çin arasında yaşanacağını yazmıştı. Batı’nın lideri ABD ile Çin arasındaki çatışmanın karakterini hangi faktörlerin belirleyeceğini ve bu çatışmanın nasıl gelişeceğini zaman gösterecektir.ABD ile Çin ve Rusya arasındaki bu güç mücadelesi karada, havada, denizlerde, jeopolitiğin yeni boyutları uzayda ve siber ortamda devam edecektir.

KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİ VE TÜRKİYE

Coğrafi konumu ile Dünya Adası’nın (Afro-Afrika) coğrafyasının merkezinde ve Atlantik, Avrasya-Asya-Pasifik güç merkezlerinin arakesitinde yer alan Türkiye’nin küresel güç mücadelesinin etkilerinden uzak kalması mümkün değildir. Türkiye, Doğu Akdeniz ve Karadeniz havzalarını kontrol eden coğrafi konumu, istikrarsız Orta Doğu ile Avrupa arasında tampon oluşturan yapısı, güçlü silahlı kuvvetleri ile Atlantik yapısı içinde önem taşımaktadır. ABD, bu nedenle Türkiye’yi Atlantik yapısına çıpalamak, kendi jeopolitik yörüngesinin sadık bir uydusu olarak görmek, dayatmalarla bağımsız jeostratejik hamleler yapmasını önlemek istemektedir.

Atlantik yapısının bir üyesi olmasına rağmen, Türkiye’ye ülke içinden, Irak’tan, Suriye’den, Doğu Akdeniz’den ve Ege’den yönelik tehditlerin ya Atlantik kaynaklı ya da Atlantik destekli olması ciddi bir çelişkidir. ABD’nin NATO ile Karadeniz havzasında Rusya’yı çevreleme gayretleri, Türkiye’yi ABD ile Rusya arasında sıkıştırabilecektir.Giderek ivme kazanacak olan küresel güç mücadelesi Türkiye’nin geleceğini derinden etkileyebilecektir. 

Türkiye, öncelikle, ABD’nin dayattığı mevcut dünya düzeninin insanlık, dünya barışı ve kendi çıkarları için uygun olup olmadığını değerlendirmelidir. 

Türkiye, küresel güç mücadelesi sürecinde, milli çıkarları ve değerleri önceleyen yönetime, iç cephenin sağlam tutulmasına, bu değişime uyum sağlanmasına, gerekirse jeopolitik konumunun yeniden tanımlanmasına ihtiyaç duyacaktır.

Türkiye bu süreçte, güvenliğini milli tehdit algılamalarını, milli çıkarlarına ve milli gücüne dayandırmalı, fırsatları değerlendirmelidir.

Yıllar önce önerdiğim Jeopolitik Araştırmalar Merkezinin hala kurulmamış olması önemli kayıptır."