Küresel jeopolitik değişim ve Türkiye

Nejat Eslen yazdı...

Küresel jeopolitik değişim ve Türkiye

Küresel jeopolitik ciddi bir değişim içindedir.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurduğu ve kendisini küresel liderliğe taşıyan dünya düzeninin modası geçmektedir.

Çünkü, bu düzen liberal ekonomiyi esas almaktadır ve liberal ekonomik düzen günümüzde ABD’nin değil, Çin’in çıkarlarına hizmet etmektedir.

Bu nedenle de mevcut düzen ve ABD’nin küresel liderliği tehlikededir.

Bu nedenle de yeni bir dünya düzeninin kurulması gündemdedir.

Yeni dünya düzeni hangi esaslara göre kurulacaktır, ne kadar süre sonra kurulmuş olacaktır. Bu husus belirsizdir.

Küresel liderliği ele geçirmeyi ve mevcut dünya düzenini değiştirmeyi amaçlayan Çin ile mevcut düzeni ve küresel liderliğini korumayı amaçlayan ABD arasındaki güç mücadelesi önümüzdeki süreçte de bütün dünyayı etkilemeye devam edecektir.

Bu güç mücadelesi, Atlantik-Avrasya-Asya-Pasifik güç merkezlerinin ara kesitinde, Dünya Adası’nın (Afro-Avrasya coğrafyasının) merkezinde yer alan Türkiye’yi, bu coğrafi konumu nedeni ile güçlü bir şekilde etkilemeye devam edecektir.

Bu nedenle de Türkiye’nin bu jeopolitik değişimi takip etmesi ve kendisini yeni şartlara hazırlaması gerekmektedir.

ABD, mevcut dünya düzenini ve küresel üstünlüğünü, bu düzene karşı olan Çin ve Rusya’yı askeri güç ile çevreleyerek sürdürmek istemektedir.

ABD, Hint-Pasifik bölgesi olarak tanımladığı coğrafyada, Birleşik Krallık ve Avusturalya ile kurduğu askeri ittifak (AUKUS) ve Avusturalya’nın sahip olacağı nükleer yetenekli denizaltılar ile Çin’i çevrelemeye ve çıkan fırsatları kullanarak değişik bölgelerde Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifi’ni engellemeye çalışmaktadır.

ABD, AUKUS’a ilave olarak Japonya, Hindistan ve Güney Kore’yi de Çin’e karşı kullanmak istemektedir. Bu bölgede Güney Çin denizi ve Tayvan meselesi gerginlik alanlarını oluşturmaktadır.

ABD, Rusya’ya karşı NATO ittifakını kullanmaya kararlıdır.

Baltık ülkeleri-Polonya-Romanya –Bulgaristan-Karadeniz hattında Rusya’yı çevrelemeye çalışan ABD, bu girişimine ileri bir üs olarak Yunanistan’ı dahil etmiştir.

Yunanistan ile yaptığı güvenlik anlaşması ile bu ülkede çoklu üsler edinen ABD, Dedeağaç’ı Romanya ve Bulgaristan’daki NATO güçlerini takviye için kullanacağı ileri yığınak üssü olarak kullanmayı planlamaktadır.

Öncelikle Rusya’yı Karadeniz havzasında sıkıştırmak isteyen ABD,   Dedeağaç üssü ile Türk boğazlarını ve Montrö sözleşmesini baypas ederek Karadeniz’e çıkmayı amaçlamaktadır.

Görüleceği gibi Atlantik cephesinde Karadeniz, Asya-Pasifik cephesinde ise Güney Çin Denizi, ABD’nin sıklet merkezi bölgelerini ve potansiyel gerginlik alanlarını oluşturmaktadır. Tayvan ise bu mücadelede, Çin’in ABD’yi test etme alanı olma potansiyeli taşımaktadır.

Yunanistan’ın ABD’ye sağladığı üsler gerektiğinde Türkiye’yi de etki altına almak için kullanılabileceği için önem kazanmaktadır.

Fransa’nın Yunanistan ile yaptığı güvenlik anlaşmaları da dikkate alındığında, Türkiye’nin Trakya’da, Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de (Mavi Vatan’da), Kıbrıs’ta, Suriye’de Atlantik yapısı tarafından çevrelendiği söylenebilir.

Bu nedenle Türkiye’nin güvenlik ve askeri stratejisini yenilemesi, güvenlik yapısını ve gücünü yeniden tasarlaması gerekmektedir.

ABD’nin küresel güç mücadelesi içinde, aynı zamanda hem Çin’i ve hem de Rusya’yı tehdit olarak tanımlaması ciddi bir jeostratejik hata oluşturmaktadır.

Hem Çin’in ve hem de Rusya’nın ABD’yi tehdit olarak tanımlaması ise bu iki ülkeyi doğal olarak yakınlaştırmakta, siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda işbirliği yapmalarına yol açmaktadır. Bu nedenle Çin ve Rusya, ABD karşısında giderek güçlenebilecek bir blok oluşturmaktadır.

Bu gelişme, zaman içinde iki bloklu bir dünya düzenine evrilebilecek ve yeni bir Soğuk Savaşa neden olabilecektir.

Çin ve Rusya ABD’ye karşı yeni silah sistemleri geliştirirken, maliyeti düşük, etkinliği büyük silahlara öncelik vermektedir. Hipersonik füzeler bu konuda öne çıkmaktadır. ABD istihbaratı, Çin’in Amerika’yı vurabilecek, nükleer yetenekli, sesten beş misli daha hızlı, tespiti zor hipersonik füzeler geliştirdiğini iddia etmektedir. Bu gelişme, Çin’e ciddi caydırıcı yetenek kazandırmaktadır.

Ayrıca, ABD donanması küçülürken ve uçak gemileri, hipersonik füzeler karşısında demode olurken, Çin okyanuslarda ABD’yi dengelemek amacı ile donanmasını hızla güçlendirmektedir.

Afganistan’da yirmi yıl süren işgali sürecinde devlet inşasında başarısız olan ve kurduğu ordu Taliban karşısında dağılan ABD’nin bu ülkeden, müttefiklerine haber vermeden ve milyarlarca dolarlık silahı Taliban’a terk ederek çekilmesi müttefikler içinde kaygılar oluşturmuş; ABD’nin liderliğinin ve güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açmıştır.

ABD, Avrupa’da NATO, Asya-Pasifikte Birleşik Krallık ve Avusturalya ile almakta olduğu askeri tedbirler ile küresel liderliğini sürdürmenin mümkün olduğunu düşünme yanılgısına düşmektedir.

ABD’nin asıl sorunu ekonomiktir. ABD üretim topluluğundan tüketim topluluğuna dönüşmüştür. Doları küresel para rezervi olma yeteneğini kaybetmesi, bu ülkenin düşüşünü hızlandırabilecektir.

ABD’nin küresel liderliğini sürdürebilmesi, Çin’den daha fazla, Çin’den daha ucuza üretebilmesine, teknoloji üretiminde, uzay yarışında, siber alemde Çin’in gerisinde kalmamasına, okyanuslardaki üstünlüğünü devam ettirebilmesine ve Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifini engellemesine bağlıdır.

Jeopolitikçiler genellikle hayalcidir. Hayalci jeopolitikçiler ise tehlikelidir. Çünkü onlar, genellikle stratejinin kuvvet-hedef dengesini dikkate almadan hayallerini hedefe dönüştürürler.

Alman jeopolitikçi Karl Haushoffer Hitler’i etkilemiş, hedef-güç dengesini dikkate almadan Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda çok geniş bir coğrafyada, Almanya’nın gücü ile orantısız hedeflere yönelmesini sağlamış, hem Almanya’nın hem de Avrupa’nın felaketine yol açmıştır.

AKP yönetimi döneminde Türkiye de bu kadar şiddet ve acı dolu olmasa da benzer bir süreç yaşamıştır. Sözde jeopolitikçi Ahmet Davutoğlu, Atlantik yapısının teşvikleri ile ABD’nin Ortadoğu’yu şekillendirme projesini, Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile örtüştürmüş, bu hayallere İhvancılık ideolojisini de eklemlemiş, bu girişimini AKP yönetimi politikası olarak kabul ettirmiştir.

Bu jeopolitik anlayış içinde Türkiye, güney (Ortadoğu) jeostratejik ekseninde enerjisini harcamış, Ortadoğu’da bugün hala içinden çıkılamayan sorunlarla baş başa kalırken yalnızlaşmıştır.

Türkiye’yi yönetenlerin bu yirmi yıllık süreç içinde, ABD ile Rusya arasında denge politikası sürdürme gayretleri ise Türkiye’nin bu iki güç merkezi arasında sıkışmasına ve iki tarafın da güvenini kaybetmesine neden olmuştur.

Karadeniz havzasında ABD’nin NATO ile Rusya’yı çevreleme gayretleri, Türkiye’nin ABD ile kuzey komşusu Rusya arasında daha da sıkışmasına neden olabilecektir.

Ege denizinde ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını garanti etmesi giderek zora girmektedir. Mavi Vatan coğrafyasında Yunanistan ABD, Fransa, İsrail ve Mısır tarafından desteklenmektedir.

Türkiye’nin Suriye ile ilgili çıkış stratejisi yoktur. ÖSÖ ve İdlib’deki teröristler Türkiye’nin Esat yönetimi ile ilişki kurmasını engelleyen unsurlardır ve bu örgütler zaman içinde, Türkiye’nin desteğini çekmek zorunda kalması durumunda güvenlik sorununa dönüşebilecektir.

PKK, PYD adı ile ve sıklet merkezi ile Suriye’de konumlanmıştır ve ABD tarafından himaye edilmekte, silahlandırılmaktadır. Günümüzde, bu nedenle PKK ile mücadele alanı Suriye coğrafyasıdır. PKK ile mücadelede asıl muhatap ise ABD olmalıdır.

Artık iklim krizi olarak tanımlanan iklim değişikliği (küresel ısınma) giderek şiddetini artıracak ciddi bir güvenlik sorunudur. İklim krizi nedeni ile Ortadoğu’da su kaynaklarının, bu kapsamda Fırat –Dicle havzasının önemi giderek artacaktır. PKK’nın sözde hak iddia ettiği coğrafya, Fırat-Dicle havzasını kapsamaktadır. PKK ve onun Suriye uzantısı PYD ile mücadelede bu husus unutulmamalıdır.

Önümüzdeki Türkiye’nin jeopolitik önceliği iç cepheyi güçlendirmek olmalıdır.

Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi ‘’Aslolan iç cephedir’’.

Çünkü, iç cephe çökerse telafisi yoktur.

Çünkü, iç cephenin ikamesi de yoktur.

İç cephenin güçlü olabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu değerlerini esas alan milli bir yönetimin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Ancak, iç cepheyi değerleri, ekonomik, finansal yapısı, silahlı kuvvetleri ile güçlendirecek milli yönetim önümüzdeki süreçte Türkiye’nin bekasını ve güvenliğini garanti edebilir, ülkenin çıkarlarını ve haklarını esas alan jeostratejik hamleleri gerçekleştirebilir.

Türkiye’nin jeostratejik hamle yapabileceği en rasyonel eksen Doğu eksenidir. Türkiye jeostratejik hamle önceliğini Ankara-Bakü-Taşkent eksenine vermelidir.

Bu eksen Türkiye’yi, Türk dünyası ile yani Türkistan (Orta Asya) ile buluşturma imkanı sağlamaktadır. Başarılı Karabağ savaşından sonra Türkiye’yi Nahçivan-Azerbaycan üzerinde Türkistan’a bağlayacak olan koridorun garanti edilmesi, bu jeostratejik eksen üzerinden açılımı kolaylaştıracaktır.

Ankara-Bakü-Taşken ekseni aynı zamanda Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifi içinde en önemli güzergah olarak yer alan Orta Kuşak ile örtüşmekte, bu nedenle de bu eksen küresel liderliğe aday Çin ile işbirliği imkanları sunmaktadır.

SON SÖZ:

O halde, dünya ciddi bir jeopolitik değişimden geçerken Türkiye’nin önceliği, iç cepheyi güçlendirmek, Anavatan’ın ve Mavi Vatan’ın güvenliğini, kurulmakta olan yenidünya düzenine adaptasyonu sağlamak, jeostratejik hamlede önceliği Doğu yani, Ankara-Bakü-Taşkent eksenine vermek olmalıdır.