Küresel şirketlerin AKP’li uşakları

featured

Erzincan İliç’te milyonlarca ton siyanürle büyük çevre felaketlerini tetikleyen, tehdit eden ve yaşatan ve bir şehri insan ve ot dahi yaşayamaz hale getiren Amerikalı şirket yine atakta!

      Kendine yerli işbirlikçiler yandaşlar bulmuş, reklamını yaptırtıyor!

      Oysa, Veryansın TV, Amerikalı şirkete karşı kamuoyunu uyarınca ölüm tehditleri aldı.

      Amerikalı şirket suçüstü yakalanıp geçici olarak sistemi kapattı ve ama şimdi yeniden toparlanıyor ve sonunda karşı saldırıya geçti, bizlere davalar açıyor ve yandaşlara kendisini temize çıkartan övgü dolu bilimsel(?) yayınlar yaptırtıyor!

      Amerikalı şirketi yere göğe koyamayan son bir yazıyı da ekranlarda bolca arzı endam eden (rektörmüş, uluslararası uzmanmış) Yaşar Hacısalihoğlu denen zavallı yazıyor!

      Bir uluslararası siyaset uzmanının ilk bileceği şey, sömürgeci-uluslararası şirketlerin yerli işbirlikçilerle haraç-komisyon ilişkileri 19. yüzyıldan bugüne batı dışı toprakların bitmeyen darbe ve diktatörlükleri besleyen en büyük kaynak olmasıdır!

     Çünkü bu akçeli ilişkiler birilerini besler ve o kişiler, kişisel zenginlik ve nüfuzlarıyla demokrasinin ve hukuk düzeninin önünü tıkarlar!

     İşte Binali Yıldırım’ın kontrol edilemez tahmin edilemez ve sorgulanamaz zenginliği ve gücü, öyle ki atadığı valilerin geçmişteki Fetö’cü maceraları dahi tek başına çok şey anlatır!

     Yaşar Hacısalihoğlu denen herif, bir zaman önce, aydın kime denir diye bir yazıda şu derin cümleleri yazmış: ‘aydın, uluslararası efendilere boyun eğmeyene’ denir!

     Demek arkadaş uluslararası efendilere fazla dayanamamış, boyun eğmiş!

     Sömürgeci kontrolsüz hukuk tanımayan dokunulmazlık ve imtiyazını AKP’nin fütursuzluğundan alan bir şirketi övebilmek için bayağı kitap okumuş, dayatılan angarya hizmetlere gözü bağlı bir köle gibi koşulmuş olmalısınız! Siyanür havuzunda büyük felaketi tetikleyecek patlamayı küçük bir sıyrık olmuş gibi geçiştirebiliyor. 

    Yaşar Hacısalihoğlu denen herif, ortaokul kompozisyon ödevi gibi, bize altının ne kadar değerli maden olduğunu anlatıyor. Çok sağ olsun, bilmiyorduk, öğrendik, ne malmışız bilmiyormuşuz, altın hakikaten çok değerliymiş, zahmet edip bize altının değerini öğretti (?).

     Yani, Yahudi tüccarları gibi, çil çil altınları avcuna alıp şıngırdatıp bize gösterince bizim de kendisi gibi vatan toprağını satabileceğimizi sanıyor!

    Bari bir gram altınla kaç kilo baklava yiyebileceğimizi söyleseydi de iyice ağzımızın suları aksaydı!

    Şöyle de düşünün.

    İngiliz kraliçesini on gündür neden gömemediler, saltanat şatafat gösteri serenomiye neden doyamadılar? Cenazeyi şehir şehir kilise kilise saray saray dolaştırıp dünyalılara neyi ispatlamaya çalışıyorlar? Cenazenin gezdirildiği sokaklar saraylar kiliseler şatafatlı ve tertemiz ve güya çok asil!! Dünyalıların bu saltanata boyun eğmesini mi istiyorlar!

     Hayır, bu cenaze saltanatı, tüm dünyadaki işgal, soygun ve yağmalarını kamufle ediyor!

     Mesela Kraliçenin cenazesini bir de Erzincan İliç’te siyanür havuzlarının yanına getirseydik, ikiyüzyıldır sömürdükleri soydukları imha ettikleri coğrafyaları sembolize etmek için! Hizmetleri az değil, en azından Vahdettin’i bağırlarına bastılar! Ve içimizdeki  Ali Kemallerin ve tarikatların çocukları korosuyla siyanür havuzu kıyısında ilahiler okusaydılar!

     Ya da şöyle düşünün.

     Amerika, Yunanistan ve Suriye’de kurduğu üslere milyarca dolarlık silahlar taşıyıp Türkiye’yi kuşatıyor yani muhtemel bir işgal hazırlığı ya da Türkiye’nin varlığına karşı korkunç bir tehdit oluşturup istediğini yaptırtmaya çalışıyor!

     Amerika bu silahların parasını nereden buluyor?

     Doğanın ve insanın gözünün yaşına bakmadan istedikleri ülkeyi soyup soğana çeviren imha edici bu gibi şirketlerinden buluyor. Tabii ki altının birazını yerli işbirlikçilerine yedirip susturarak!

     Bu şirketlerin Türkiye’den ne kadar ‘altın çıkarttığını’ ne kadarını vergilendirdiğini ne kadarını cebellezi edip yerli ortaklarıyla yediğini, bilen var mı?

     Bu şirketlerden gelen avanta paranın iştahı, savcıları, siyasileri, meclisi, partileri, vs. susturmaya yetiyor ve ülkeyi hukuksuz tarihsiz onursuz kimliksiz ilkel derebeyliklerinin insafına bırakıyor!

     Ve hangi madenleri çıkarttığını bilen yok!

     Ve koca bir şehrin milyonlarca siyanürü solumasına ve bitkinin toprağın ebediyen yok olmasına yol açan zehirlenmeye karşın AKP’li yandaş medyadan niye ses yok!

     Sizler, hesap soramaz, denetleyemez, kontrol altına alamazsanız, şirket, altın madenciliğinde en vahşi yöntemleri kullanmayı sürdürür.

     Yandaş yazarları, köylüyü, kaymakamı, valileri ve siyasileri susturup, vatan toprağını kullanılmaz yaşanılmaz hale getirir!

     Ve ele geçirdikleri servetlerle seçim masraflarından saray ve malikanelerine ve on binlerce gemilerine saltanatlarını sürdürürler!

     Ortada savcı hukuk kalmadığı için ağlayıp zırlayarak bir Sedat Peker çıksın da pislikleri ifşa etsin diye beklersin!

     Tabii ki madencilik ülkenin servetidir, tabii ki çıkartılacak, ama, doğayı vahşice imha eden yöntemlerle asla değil, burası henüz vatan olmamış 19. asrın medeniyet görmemiş siyaset ve devlet düzeni inşa edememiş ve kabileden çıkamamış bir Afrika ülkesi hiç değil!

     Yaşar Hacısalihoğlu’nun suratına iyi bakın, sömürgeci şirketlerle avuçlarını ovan 19. yüzyıl filmlerinde kıs kıs gülerken resmedilen işbirlikçi bir tüccar göreceksiniz!

     İşte, Amerikalı şirketimiz, yandaşların eline metinler tutuşturup, bizlere ‘altın’ın ne kadar büyük bir hazine olduğunu ve ülke ekonomisine faydalarını anlatmayı iki yüzyıl geçti hala aynı yöntemlerle sürdürüyor!

     Yaşar Hacısalihoğlu da ‘altının’ Hititlerden beri çok değerli maden olduğunu söylüyor, vallahi bilmiyorduk, demek Hititler de altını pek severmiş, demek Hititler de altına çok düşkünmüş, bu Hititler ne alem adammış, vay anasını, demek modern dünyanın en büyük silahını ta o zamanlar çakozlamışlar, sana helal olsun Yaşar Hacısalihoğlu, bu tarihi bilgiler için!

      Ancak, Hititlerin altın için topraklarını satmadığını peşkeşe asla hiç yanaşmadığını hiç söylemiyor!

      Ağzının suları akarak, diyor ki, önceleri 1,4 ton altın çıkartıyormuşuz bu şirketler sayesinde şimdi 42 ton çıkartıyoruz, ve ekonomiye katkısı şöyle böyle coşmuşuz alemlere meydan okuyormuşuz!

     Ancak 42 ton altın için, bir şehri tamamen imha edip yaşanmaz hale getirildiğini Fırat’ın doğduğu yerden dünya tarihindeki çok korkunç felaketlere sürüklendiğinden hiç söz etmiyor!

      Yaşar Hacısalihoğlu efendiye sormak lazım, mesela, Erzincan şehri, hadi, İliç ilçesi, kaç ton altın eder?

      42 ton altın karşılığında koskoca bir ilçeyi milyonlarca tonluk siyanür havuzlarıyla tarihten siliyorsun!

      Ya da altın şirketlerinin zehirlediği toprağı yeniden temizleyip yaşama döndürmek için kaç ton altına ihtiyacımız olacak!

      Yani, altın çıkartacak siyanür teknolojisi var ama siyanürle zehirlenmiş toprağı temizleyecek bir teknoloji henüz dünyada yok, bilmiyor mu?

      Yaşar Hacısalihoğlu, kendini çok akıllı, milleti fena .aşağa sarmış, altını vatan toprağından daha yüksek değerlere taşımış!

      Mesela Hititler, Mısırlılar, Romalılar, Selçuklular, kaç ton altın karşılığı topraklarını satmışlar!

      Mesela 1909’lu yıllarda Bosna-Hersek’in 2,5 milyon altına satıldığı gibi gerçek dışı dedikodu laflar dönüyordu şeriatçı gazetelerde, bugün, sizin rayiciniz nedir?

      Erzincan ve İliç’i kaç ton altına kapatırız!

      Binali Yıldırım bey, bu işi kaça bağladınız?

      Anlıyorum, ülkemiz kalkınsın diye canla başla didişiyorsunuz, anlıyorum, yoksulluğumuzun acısını kemiklerinizde hissedip madenciliği insani ve İslami bir merhametle ele alıyorsunuz!

      Biliyorum, insanımız kalkınsın diye geceleri uyumuyor, yatak odanızda ağır adımlarla ileri geri voltalıyor, sabahlara kadar ülkemiz nasıl kalkınır diye sigara söndürüp sigara yakıp kara kara altın varaklı saraylarla dünyaya nasıl meydan okuruzun endişeleri içindesiniz!

      Biliyorum, sarıklılar, şalvarlılar, uzun sakallılar, tarikatlar, ve AKP’li vekiller, nereden geçinecek diye kendinizi heder ediyorsunuz, bu doymak bilmeyen kitleleri doyurmak için daha kaç ton altın kaç tane şehir kasaba elden çıkacak hesabındasınız!

      Ah bütün kabahat, ihanet, bizde, ülkemizin kalkınmasını istemediğimiz için yabancı güçlere çalışıyoruz!

      Gözlerimiz kör görmüyoruz, sömürgeci şirketleri öven öyle yazılar yazıyorlar ki Osmanlı çökerken Eyüp Sultan’da nargilesini çeken Türk dostu romantik Pierre Loti’nin ellerini öpmek için koşan aşağılık kompleksinden bitap düşmüş Loti hayranı yazarlar paşalar geliyor aklıma!

      Sanki, İliç’teki siyanür havuzunda Menzilli İsmailağalı fesli medrese çocukları uçları kıvrımlı Haliç kayıklarına binip aheste kürekleri çekip mum ışığında dualar okuyorlar!

      Siyanür havuzunda Erzincanlı körpe çocuklar kürekleri çekerken Erzincan’ın meşhur dutlarını eriklerini ve Erzincan Mandıra’dan sucukları pastırmaları löpür löpür afiyetle şeyhleriyle gömüyor!

     Sömürgeci şirketi öven öyle bir yazı ki siyanür havuzunda sanki mehtaba çıkan saltanat kayıklarının dünya devi Tayyip iktidarının hayallerini nakış nakış buram buram okuyoruz!

     Bu toprakları vatan yapan, ve, Balkan Savaşı’na ve Çanakkale’ye ve Sarıkamış’a ve Hicaz’a Yemen’e ve Süveyş’e ve Sakarya ve Dumlupınar’a ve Güneydoğu’ya gidip de dönmeyen dedelerimizin aziz ruhlarının çil çil altınlar karşılığında nasıl pazarlandığına şahit oluyoruz!

      Sömürgeci şirkete övgüler düzerken Fatihler Kanuniler şanlı tarih rüyalarına dalıp kaybolmuş!

      Ve öyle bir sarhoşluk ki, sömürgeci şirketi göklere çıkartırken, yanıbaşınızda, içinden başınızı döndüren buhurdanlar esrarlı mavi dumanlar yükselen şamdanlar mı vardı? Çalışma duvarınızda Mustafa Kemal’in mi yoksa Vahdettin’in mi tablosu vardı?

     İnsan merak ediyor, sömürgeci şirkete methiyelerinizdeki bu güven bu keyif bu neşe nereden geliyor!

     Hangi dua kitabını hangi tarihi şahsiyetleri okuyup aşka gelip bu gavur şirketine tapınan yazılar yazabiliyorsunuz!

     El etek öpmeler, şirkete temenna ve mehdi senalarınız, altın şirketine öyle derin bir yağcılık, ki, uluslararası şeyhliğini ilan eden ve üçüncü dünya aydınlarını müritlikle kendine bağlayan asıl gerçek tarikat işte bu şirketler!

     Yazısındaki coşkuya hamasete bakın, sanki, deniz ufkunda bu top sesleri… Barbaros donanmayla yeni bir seferden geliyormuş, gibi.

     Şirkete hayranlığınız öyle yüksek ki, siyanür havuzları iktidarınızın Ayasofya gibi Kabe gibi ‘ulu mabetleriniz’ oluvermiş!

     Sömürgeci şirketi överken öyle bir secdeye kapaklanmışsınız ki, nihayet, çok şükür, siyanür havuzlarınızda metalik çok parlak buz mavisi ışıklarında Tanrıyı görmüş bulmuş, gibisiniz!

     Velhasıl bulmuşsunuz sahipsiz memleketi…

     Vahşi şirketler ve iktidarınız ve yandaş yazarlarla, bayram harçlıklarını almış çocuklar gibi, Mohaç seferinde akıncılar gibi şensiniz!

     Tabii ki bu yazıyı kim yazdırdı bilemiyoruz!

     Padişah, huzurdayken, saçak tutup öptürme işi, özel kalem müdürünün göreviydi, Sedat Peker de tweet atmıyor ki, saçağı tutup öptürten kimdir, rezil rüsva afişe edebilsek!

Küresel şirketlerin AKP’li uşakları

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 6 gün önce

    Çevreciliğin böylesi vatanseverliğin gereği. Sağolun, varolun.

  2. 5 gün önce

    altın madeninden dolaı çölleşen bölgelerin fotoğraflarını yayınlarsanız çok daha etkileyici olur

  3. 5 gün önce

    arizona çölü..kıbrıs yeşilyurt bunlardan ikisi

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!