Küreselleşme ve iletişimin gücü

Küreselleşme ve iletişimin gücü

Radyo, TV, yazılı basın, haber ajansları, uydu ve bilgisayar teknolojisi, telefon ve bilgi-işlem merkezleriyle tüm dünya bugün, gelişmiş ülkelere ait büyük bir iletişim ağıyla sarılmıştır. Bu ağın oluşturduğu medya gücü, siyaset ve silahtan daha etkili yöntemlerle, ulusal kültürlerin soykırımını planlayan merkezler durumuna gelmiştir. Ülkeler üzerinde, uluslararası geçerliliği olan kalıcı bir egemenliğin kurulabilmesi için insanların ulusal bilinçten yoksun bırakılması ve toplumun kendisine yabancılaştırılması gerekir. Bunu sağlamak ise, halkın düşünce yapısına, yaşam biçimine ve gelecek umutlarına yön vermekle mümkündür. Amaca yönelik olarak; küresel ‘kültür’ piyasasının düzeysiz ürünleri, TV izlenceleri, video, plak, kaset, CD ve filmlerle dünyanın her yerine ulaşılır, yozlaşmayı sağlayacak yeni beğeniler yaratılır.

SİHİRLİ KUTU

Amerikan TV kanalı CNN, 120’den çok ülkede 278 milyon eve giriyor. MTV yayınlarının, tüm dünyada 500 milyondan çok izleyicisi var. Televizyon, orta sınıftan bir Amerikan ailesinde, haftada 50,1 saat açık kalıyor. Bu oran siyahların evinde, haftada 77,3 saate çıkıyor.1 On yaşındaki bir çocuk günde 2-3 saat televizyon izliyor. Amerikan Psikoloji Birliği’nin (APA) yaptığı bir araştırmada Amerikalı bir çocuk ilkokulu bitirene dek, ekranlarda 8 bin cinayete 100 bin şiddet olayına tanık oluyor.2 Uluslararası şirketler yalnızca 1989 yılında tanıtıma (reklama) 240 milyar dolar, tasarım, ambalaj ve başka gözalıcı tanıtım çalışmalarına da 380 milyar dolar harcamıştı.3

Dünya haber pazarının hemen hemen tümü, dört ajansın tekelindedir. Associated Press ve United Press (ABD), Reuters (İngiltere), France Press (Fransa), dünyanın bütün radyolarına, televizyon kanallarına, bütün gazetelerine haber satar. Bu 4 ajans, küresel haber servisinin yüzde 90’ına sahiptir. Dünya haberlerinin, yüzde 65’i ABD kaynaklıdır.4

Kamuoyu oluşturmada (yanıltmada diye de okuyabilirsiniz) son derece becerikli bu “kültürel istila” araçları, diledikleri zaman, diledikleri konularda başlattıkları haber-yorum izlenceleriyle milyonlarca insanı etkileyip, diledikleri biçimde yönlendirebilirler. Küreselleşme ideolojisine aykırı hemen hiçbir haber, ajans bültenlerinde gerçek boyutuyla yer almaz. Basın özgürlüğü, habercilik tutkusu, yansız gazetecilik gibi kavramlar,  yalnızca Hollywood filmlerinde kalmıştır.

Fransa, Kuzey Afrika’daki siyasi ve ideolojik etkisini sürdürebilmek için bölge ülkelerinin radyo ve televizyonlarına uydular aracılığıyla ücretsiz haber servisi yapmaktadır. Hergün, dünyadan ve Afrika’dan on dakikalık güncel izlenceler ve ustalıkla hazırlanan belgeseller veriyor. Yılda 5200 saatlik çok yönlü izlenceyi bu ülkelere bedelsiz gönderiyor. Fransız filmlerini dağıtıyor ve Fransızca konuşulan Afrika ülkelerinde, sinema üretiminin yüzde 80’inin giderlerini karşılıyor.5

KİTAP VE SİNEMA

ABD, 1950 ve 1960’lı yıllarda, ulusçu devinimlere ve sola karşı ideolojik silah olarak yayınlanan kitapların tümüne devlet destekleri uyguladı. Marshall Planı çerçevesinde, hükümet fonları Amerikan kitaplarıyla dergilerinin dışsatımına harcanıyor, “Amerikan yaşamının en iyi yanlarını yansıtmaları ve ABD’ni mahçup edecek unsurları içermemesi” koşuluyla, her yayına destek veriliyordu. Bu tür yayın çıkaran şirketlerin eline geçen her doların otuz sekiz senti ABD hazinesinden çıkıyordu.6

Amerikan filmlerinin, üzerinde durmaya değer bir rakibi henüz yok. Herhangi bir zamanda, dünyanın herhangi bir büyük şehrinde en çok izlenen 10 film genellikle Amerikan yapımıdır. Amerikan sineması gelirlerinin yüzde 40’ı yurt dışından getiriyor.

Sınırsız umutlar ve zenginlik düşlerini pazarlayan Hollywood filmleri; Amerikan yaşam tarzının; ‘coşkulu’, ‘dürüst’, ‘üretken’ ve ‘demokratik’ özelliklerini, dünyanın bütün yoksul ülkelerine yayıyor. Artan şiddet, yoksullaşma, evsizler ve bitmeyen ekonomik bunalım gibi sorunları herkesin bilmesine karşın; Hollywood filmleri “Amerikan efsanesinin” bilinen öykülerini anlatmayı sürdürerek ABD’yi bilmeyenler üzerinde etkili olabiliyor. Dünya kültür gündemi; Amerikan filmleri, müziği, spor ve eğlence endüstrisi tarafından belirleniyor.7

Yerel kültürle hiçbir ortak yanı olmayan yeni değer yargıları, davranış biçimleri ve tüketim alışkanlıkları oluşuyor. Televizyonlarla şehir varoşlarında ve köylerde; dışarıya kapalı bir yaşam süren yoksul insanların evlerine kadar giren Amerikan filmleri, toplumsal bozukluklar yaratıyor. Yabancı erkek önüne çıkması yasaklanan doğulu kadınlar, Hollywood jigololarının açık saçık maceralarını izleyebiliyor. Filmler, yarattığı düş dünyasında azgelişmiş ülke insanları üzerinde makinalı tüfekten daha tehlikeli bir etki yapıyor ve fiziksel varlıkları yerine insanların kimliklerini ve ruhlarını öldürülüyor.

REKLAMLA MODA YARATMAK

Küresel reklam şirketleri, komisyon firmaları, danışmanlık büroları, borsa simsarları ve lobicilik günümüzün kolay ve çok para kazandıran işleridir. Moda oluşturma, yeni zevk türleri yaratma ve tüketimi fetiş haline getirmede son derece başarılı olan reklamcılar, her türlü malı gereksinim haline getirmenin ustasıdırlar. Denizaşırı fabrikalarda 5-6 dolara imal edilen Nike spor ayakkabılar dünya pazarlarına 73-135 dolar arası fiyatlarla sürülmekle kalınmaz; insanların bu ayakkabıları spor yapmanın dışında kravat ve takım elbise dahil her türlü giysinin altına giymeleri sağlanır. Bu tür ayakkabıların yüzde 80’i sokakta giyilmekte ve spor sahalarına hiç uğramamaktadır.8

Amerikalı işçilere iş giysisi yapmak için kurulmuş olan Levi Strausse bugün yıllık satışı milyar dolarlara ulaşan küresel bir giyim firması haline gelmiştir. Levi Strausse’ın son çıkardığı kot pantolonu giymek, özellikle azgelişmiş ülke gençleri için, kişilik kanıtı ve ayrıcalık duygularının tatmin aracı gibidir.

Ülkelerdeki büyük küçük mağaza tabelalarının çoğunluğu İngilizce isimlerden oluşuyor. Coca Cola, gelirlerinin yüzde 80’ini yurt dışından sağlıyor. Olağan dönemlerde, 160 ülkede günde 560 milyon kez gösterilen Coca Cola reklamı, 1992 kış olimpiyatlarında 131 ülkede 12 dilde 3,8 milyar kişiye dinletildi.9

Medya tanıtımlarıyla, moda haline getirilen fastfoodlar dünyanın damak zevkini değiştirmenin ötesinde çarpık bir kültür yaratıyor. Japonya, Türkiye ya da Norveç’te genç kızlar; ABD ya da Brezilyadaki yaşıtları gibi; Mc Donald’s da, Wendy’s ya da Burger King’de patates kızartması yiyerek, cola içerek rock müziği dinleyerek ‘öğleden sonlarının tümünü’ geçirebilmektedirler.10 Dünyada hergün 42 milyon kişiyi “doyuran” Mc Donald’s’ın dünyanın her yerine yayılmış 100 binden çok lokantası var.11

SPORU KULLANMAK

Amerikalılar, sporun her türünü spordan başka her amaç için, özellikle de para ve kültürel yaymaca (propaganda) için kullanmada çok başarılıdırlar. ABD spor kulüpleri kâr amacı güden sermaye şirketleri konumundadır. Sportif etkinliklerin hemen tümünde mafyaya dek varan spor dışı örgütlerin söz sahibi olması bir Amerikan geleneğidir.

Spor karşılaşmaları büyük kalabalıklar toplar. Bu nedenle kapalı salonlarla stadyumlar reklamcılar için, stratejik öneme sahip yaşam alanlarıdır. Buralara büyük paralar yatırılır ve karşılaşmaların görüntüleri, iletişim teknolojisinin sunduğu harika olanaklarla dünyanın her yerine satılır.

Amerikan Basketbolu dünyanın en popüler sporu olma yolundadır. 1993 yılında yapılan NBA finalleri 20 dilde 109 ülke televizyonunda yayınlandı. İlk kez 1891 yılında Massauchusetts’te oynanan Amerikan basketbolu bugün 192 ülkede resmi liglerde oynanıyor. Basketbol yıldızı Michael Jordan, Nike firmasından yılda (1992) 20 milyon dolar reklam parası alıyor. Bu para Nike’ın, Endonezya’daki fabrikalarında işçilere ödediği toplam paradan daha fazladır.12

Amerikalılar, kendi yaşam biçimlerini toplumsal çıkarlarını ve ekonomik tercihlerini dünyaya yaymak ve kabul ettirmek için çok önemli bir olanağa sahiptir. Bu olanak İngilizcenin yaygınlığıdır. Günümüzde bir milyardan fazla insan İngilizceyi anadil ya da ikinci dil olarak kullanmaktadır.

Dünyadaki, tüm radyoların yüzde 60’ı İngilizce yayın yapıyor, tüm ticari mektupların yüzde 70’i İngilizce yazılıyor. Uluslararası telefon görüşmelerinin yüzde 52’inde İngilizce konuşuluyor. Bilgisayar verilerinin yüzde 80’i İngilizce.13 Portekizce konuşulan Brezilya’da radyolarda çalınan müziğin yüzde 70’i, Almanya’da satılan müziğin yüzde 80’i İngilizce. Bu oran yalnızca Japonya’da yüzde 50’den az.14

DİPNOTLAR

1 “Küresel Düşler” R.J.Barnet-J. Cavanagh Sabah Yay., 1995, sf.132

2 Washington Post 22.04.1993

3 “Economist” 09.06.1990, sf.3 ak. R.J. Barnet-J.Cavanagh “Küresel Düşler” Sabah Yay., 1995, sf.132

4 “Multinationales et Ssystmes de Communication” Armand Mattelard Anthropos, Paris 1976, ak. Serge Latouche “Dünyanın Batılılaşması” Ayrıntı Yayınları, 1993, sf.34

5 “Multinationales et Systmes de Communication” Armond MattelandAnthropos, Paris 1976, ak. Serge Latouche “Dünyanın Batılılaşması” Ayrıntı Yayınları, 1993, sf.34

6 “U.S.Books Abroad:Neglected Ambassadors” Curtis G.Benjamin, Washington D.C.: Library of Congress 1984, sf.17-18, ak. R.J.Barnet-J. Cavanagh “Küresel Düşler” Sabah Yay., 1995, sf.76

7 New York Times 21.11.1991

8 “Küresel Düşler” Richard J.Barnet – John Cavanagh Sabah Yay., sf.259

9 a.g.e. sf. 130

10 World Street Journal 22.02.1991

11 New York Times 12.05.1991

12 “Küresel Düşler” Richard J.Barnet – John Cavanagh Sabah Yay., sf.259

13 “Global Paradoks” John Naisbitt Sabah Yayınları, 1994, sf.20

14 “Küresel Düşler” Richard J.Barnet – John Cavanagh Sabah Yay., sf.63