Kurtlar Vadisi’ndeki baron Mehmet Karahanlı kimdir?

Nihat Genç yazdı...

featured

Kuvayı Milliye’ye katli vaciptir fetvası çıkartan Vahdettin’in şeyhülislamı vatan haini Mustafa Sabri sonunda kinini Kahire’de kusmaya başladı, ve Müslüman Kardeşler kurucusu Hasan El Benna’yla tanışıklığını hatta kuruluşta Vahdettin’in yardımları-paraları olduğu dahi söylenir, ve sonra Said Nursi’nin dahi Hasan El Benna’yla ilişkiye girdiği dahi yazılıp çizilir, yani Türkiye’deki İslamcı hareketin Müslüman Kardeşler sevdası köklü bir ideolojik gelenekten gelir!

Ve İngilizlere çalışmaya başlayan Müslüman Kardeşler Arap dünyasında başta milli sosyalist ve Baas hareketine savaş aşar, ve Orta-Doğu’da dengeler İsrail lehine değişir ve sonunda sıra Türkiye’deki rejimin ilga edilmesine gelir, bu hikaye böyle gider!

Yani iki-üç gün önce Tayyip’in Sisi’yle el sıkışması normal değildir, gaza sıkışan Avrupa’ya akacak gazın Akdeniz güzergahı için İsrail ve Amerika talimatıyla küslük kalben imanen değil resen ortadan kaldırılmıştır!

Okuyucu, gördüğü bir fotoğrafı derinliğine okuyabilmesi için biraz gayret sarf etmeli, konuya girelim, şöyle:

Hablemitoğlu’nun azmettiricisi Levent Göktaş ünlü iş adamı İnan Kıraç’ın ortağı, aynı zamanda Aydın belediye başkanı Çerçioğlu’nun avukatı, bu ilişki türü ne anlama geliyor, bir örnekle açalım!

CHP’li Menemen Belediye Başkanı, CHP’li vekiller, başta Tuncay Özkan da var, tarafından bir kumpasa uğruyor, kumpas şu: CHP’liler kendi belediye başkanlarını sahte imzayla hapse attırıyorlar, peki konu ne, konu da şu: satışı milyar dolar tutan bir arsa, ve, Menemen belediye başkanı makamından ediliyor ve imza sahte çıkıyor ancak mahkeme sürüyor ve makamına iade edilemiyor işte bu süreçte o ünlü arsa, kendisine sahte imza düzenleyenler tarafından cebe indiriliyor!

Bunların hepsi derin ‘ilişki’lerin mahiyeti hakkında bize bir fikir veriyor!

Sezgin Baran Korkmaz da şu anda Amerika’da karaparadan hapiste, ve, Türk kamuoyunda kendini Robin Hood diye lanse etmişti, işte bu arkadaşta İnan Kıraç’ın tahsil edilemeyen paracıkları kalmıştı ve devreye Levent Göktaş giriverdi!

Hablemitoğlu iddianamesi sonrası medyaya bakıyoruz, sessiz, bu ilişkiler ağını deşecek yürek yemiş tek bir kişi de mi olmaz, mesela, Levent Göktaş’ın milli savunma sanayine silah satan bir şirketi var, bu şirket nedir ortakları kimlerdir (bir çok şirketi var), soran tek kişi yok, bir sorabilsek sorunun devamını getireceğiz, Levent Göktaş’a bu şirket bir ödül olarak mı verildi?

Bilemeyiz ama soru üstüne soru deşebiliriz, mesela iddianameyi hazırlayan savcının içinde bulunduğu durumu da anlamalıyız, mesela örgütün adına ‘gladyo’ diyemez, derse, Nato’yla papaz oluruz, mesela, olaya teşne olmuş kamu görevlilerini diyelim içinde bakanlar var mı, siyasi sıkışmışlığı yüzünden iddianameye yazamaz, mesela, Levent Göktaş Mumcuoğlu’yla aralarında neler konuşmuşlar, adı saklanan kayrılan kamu görevlileri var mı, varsa, savcı bu isimleri yazabilir mi ve bizler bilsek dahi .öt korkusundan söyleyebilir miyiz?

Ama İnan Kıraç’ı tanıyanlar var ‘Efendi’ kitabının yazarı Soner Yalçın ve Hürriyet’in eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök.. Pekala İnan Kıraç’ın fonları iş ilişkileri ve karakterini aydınlatıcı bilgiler pekala yazıp çizebilirler, bu da .öt ister!

Meşhur dizi Kurtlar Vadisi’nin ‘pususu’ yine sisiyle ‘gerçek’i örtüyor!

Kurtlar Vadisi’ni yöneten ‘konsey’in başında da ünlü baronların baronu Mehmet Karahanlı vardı?

Hadi gerçeğini öğrenemedik peki dizi bize Mehmet Karahanlı karakteriyle neyi kimi anlatıyor!

Görünmeyen, Kemalist, mason, Amerika derin devletiyle ilişkiler içinde, ve sonra film gereği, ki, gerçek hayata da uyuyor, siyasetler değiştikçe fikirleri de tarafı da değişiyor ve tetikçileri yönlendiriyor!

Mehmet Karahanlı bu ülkede en çok tanınan en çok izlenen reyting rekorları kıran bir dizinin baş kahramanı gerçekte kimdir tabii ki en iyi senaryo yazarı Soner Yalçın bilir!

Hem Levent Göktaş’ın kendisini hem iş ilişkisindeki ortaklarını hem tetikçi çevresini en iyi bilen isimler kalkıp bir de Kurtlar Vadisi dizisi çekiyor, ve bu benzerlikler ve bu suskunluklar ve bu gerçek’i söylemeyip ama dizinin sisli puslu havasıyla algı oluşturan bu insanlar bugün ağızlarını açıp tek laf etmiyorlar! Gerçek değildi, deyin, şakaydı, deyin, aramızda eğleniyorduk, deyin, ama bu kadar tıpatıp benzerlikler için bir şey söyleyin, attık ama tuttu, deyin!

Ve ülkemizde faili meçhul yani katilleri hala bulunamamış bir seri cumhuriyetçi aydın öldürülmüş, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Taner Kışlalı, vs. ve Hablemitoğlu, şu vaziyete bakın, bilip de konuşmayanlar bir de kendilerine Atatürkçü diyor ve yazı ve makalelerinde Cumhuriyetçi bu aydınların kendilerini ve fikirlerini savunuyorlar! Çok tuhaf değil mi?

Dizinin önemli bir bölümünde de Timur Satrancı devreye giriyor, Timur satrancı şu demek, oyuncu sayısı ve dama kareleri daha fazla yani daha çetrefil ve karmaşık!

Yani iddianamenin failleriyle dizinin oyuncuları arasında yani bizler de bu sisli puslu karanlıklar içinde yaşamış adı geçen fail ya da kahramanlarla bizim de ilişkilerimiz olmuş, mesela ben, Enver Altaylı ve çevresini tanırım, mesela, Fetö döneminde haftada bir yanıma gelip gizemli istihbarat bilgiler sallayan bir tetikçinin adını şimdi failler arasında görüyor ve ürperiyorum, bizi de gözetlemişler, bizi de makasa almışlar, kimlerin emriyle bizi yakından izlemiş takip etmişler, ya da bugün bu soruları soramazsak yarın hangi karanlığın içinde güme gideceğiz!

Memleketini seven her yazar, paranoyak olmalıdır, içinde şeytani bir huzursuzluk olmalıdır, aptal ve enayi olmamalıdır, konu hukuk olunca, arkadaşını ideolojisini çevresini ve çıkarını ve partisini hiç ama hiç düşünmemelidir, hayal kırıklıklarını söyleyebilmelidir, patronlardan bağımsız yazabilmelidir, kimseye borcu diyeti olmamalıdır, dengelere göre konuşan onun bunun adamı olmamalıdır, işkenceler hapisler tehditler şantajlar görse de hakikatten vazgeçmemelidir, çünkü ‘hakikat’ sorumluluğun insan olmanın vicdanın ve bu dünyaya gelmenin en büyük anlamıdır!

Bu ülkede binlerce yazar ve gazete ve internet sitesi var, Veryansın TV’den ve Nihat Genç’ten başka mayın eşeği yok mu?

Bir yazar, bile bile göz göre göre akla uygun gerçeğe uygun olmayan her şeye sorular sorabilmeli, evet, vatansever bir yazar gerçek bir mayın eşeği olabilmeli!

Bir yazarın en ağrına giden şey enayi yerine konulması algı manipülasyonunda aptallar gibi kullanılmasıdır!

Kullanıldığını söyleyemeyenler bildiklerini gördüklerini hatta şüphelerini dile getiremeyenlerin onuru ve bir kişiliği olamaz!

Çünkü, olayları ve kahramanları biraz daha deşin arkasında sarayın sevgili kulu Mücahit Aslan’dan CHP’nin sevgili başdanışmanı Rasim Bölücek’e ve Tuncay Özkanlara ve yoruldum artık, nicesine kadar ve bugünkü İslamcı iktidarı ve bugün Altılı Masa’yı dizayn eden güçlerin ortak kanki aynı karanlık bedenin organları olduğunu göreceksiniz!

Yani, sevgili okuyucu, aydınlarımızı öldüren ve siyasetimizi dizayn eden bu korkunç felaketler karşısında çığlık çığlığa veryansın etmeyenler Kurtlar Vadisi’nin asıl katilleri ve tetikçileridir!

(Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet’e inanmış eyvallahsız yazarların namı yürüsün diye, bu yazılar devam edecek..)

Kurtlar Vadisi’ndeki baron Mehmet Karahanlı kimdir?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

7 Yorum

  1. 2 ay önce

    tiksindim
    Kıraç 50 milyon dolarlık yazılım için 500 milyon dolar gider yazıyor.
    Bu yüzden maliyeden ceza yedi. Suçu sabit.
    Bunları itin yerine sok abi.
    TÜSİAD milli güvenlik sorunumuzdur.

  2. 2 ay önce

    Aşağı yukarı karikatürlerin yasaklandığı sıralardaydı, karikatür çizme imkanı eşyanın tabiatı gereği zaten ortadan kalkmıştı.
    Aşağı yukarı tiyatroların kapatıldığı sıralardaydı, tiyatro yapma imkanı mantık gereği zaten ortadan kalkmıştı.
    Karikatürün, tiyatronun içinde dönüp dolaşırken neyi soyutlayıp sanat eseri diye altına imzanızı atabilirsiniz?
    Pisliğin kokusundan nefes alamaz vaziyetteyken yazarların ortaya sermesi gereken daha hangi gizemli loş karanlık ilişki kalmış ki ahalide mide bulantısı uyandırabilsin? Burun ve beyin koku alma yetisini yitirdiğinde, tıbben Alzheimer’in alanına giriyoruz. (Çerçioğlu adındaki sanık bu arada, Kuşadası’nda cAnım deniz kıyısına kumsala derinlemesine gömülü DEV ÇÖP TENEKELERİ yerleştirme projesinin mimarıdır!) Toplu Alzheimer’den mustarip bir ahaliye hiçbir doktor, hiçbir vatansever yazar koku duygusunu geri iade edemez. Bu kapalı odadan, bu sımsıkı yalıtılmış hava geçirmez evden ne zaman dışarı adım atarlar, bu vatandan ne zaman kapıdışarı edilirler, o zaman pisliğe alışmış burunları belki yeniden açılıp oksijeni hatırlar!

    • 2 ay önce

      Bütün sahil sitelerini kanalizasyona bağlayıp onu da HİÇ BİR ARITMA YAPMADAN denizin bir kaç yüz metre açığına dökerek, yıllardır Kuşadası sakinlerini pislik içinde yüzdürmek de Çerçioğlu’nun marifetiydi sanırım (ya da bir önceki Kuşadası belediye başkanının). Ve aynen söylediğiniz gibi “toplu alzheimer’den muzdarip ahali”, kimi yerlerde burun direklerini kıracak kadar kokuya aldırmadan ve özellikle yazın kalabalık zamanlarında bej rengi bir hal alan o denize giriyor da bir tanesi bu rezilliğe sesini çıkarmıyor. Çünkü betonlar ruhlarını ve insanlıklarını rehin almış, çünkü yaygara koparır da bu rezaletler duyulursa evlerinin, yazlıklarının değeri düşer.

  3. 2 ay önce

    Çerçioğlu’nun avukatının Göktaş olması, Menemen’de yaşandığı iddia edilen olaylar, Tuncay Özkan ve İnan Kıraç’ın olası bağlantıları, vb. tüm konuların maddi delilleri ve tanık ifadeleri ile ispatlanması lazım. Adı üzerinde bu bir “iddianame”. Ülkemizi yıllardır kargaşalara sürükleyen karanlık güç odaklarının açığa çıkartılıp cezalandırılmaları, kirli bağlantıların ortaya dökülmesi elbette hepimizin dileği ama bunu yaparken kullanacağımız metot da önemli. Ergenekon savcıları gibi bağlantılı bağlantısız bir çok kişi ve olayı bir araya getirerek bu işi yaparsak onlardan bir farkımız kalmaz ve başka güç odaklarının manüpilasyonlarına da alet olabiliriz. Türkiye’de her dönemde bazı iddialar ortaya atılır ve ortalık toza dumana boğularak gerçekler gözden kaçırılır. 1987 yılındaki Mehmet Eymür’ün hazırladığı rapor olayını, raporun medyaya sızdırılmasını ve bazı medya organlarının bu olayın köpürtülmesinde görev aldığını hatırlayalım. “Eyvallahsız yazarların namı yürüsün diye” konuyu irdelemenizi saygıyla karşılıyorum ama bunu galeyana gelmeden ve galeyana getirmeden, Uğur Mumcu gibi somut bilgi ve belgelere dayanarak yapmak daha doğru olmaz mı?

  4. 2 ay önce

    husrev aga da mehmet agar olsa gerek bu durumda.

    Cevapla
  5. 2 ay önce

    Cumhuriyet bizi bozardı, bozdu da..

    Cevapla
  6. 2 ay önce

    Nihat Bey, yazınızı yazdıktan sonra ya otomatik imla taramasından geçirin; ya da imla kurallarını bilen birisi yazınızı okuyup hatalarını düzeltsin.
    Yoksa yazınız labirent gibi..
    Bize bu işkenceyi reva görmeyin lütfen!.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!