Kuvvacı dedenin mücadele mirası

“Düşmanlarımızın her şeyi var, ancak bizim silah ve cephanemiz yok. Fakat göğsümüzde imanımız var, mutlaka kazanacağız. Yaşasın muzaffer Türk Ordusu!” diyen kahraman Kuvvacı Papa Eftim'in torunu Chris Selçuk Erenerol'la Fener Rum Patrikhanesi'nin 'ekümeniklik' inadına karşı sürdürülen mücadeleyi konuştuk.

featured

BURAKHAN BAŞARAN / VERYANSIN TV

Chris Selçuk Erenerol, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın sözcülüğünü yapıyor. Akademik uzmanlık alanı; dinin ve inançların siyasal ve toplumsal yaşamdaki yeri, laiklik ve sekülarizm çalışmaları. Aynı zamanda siyasal danışmanlık veriyor. Hepsi bir yana, Kuvvacı bir dedenin mirasını sırtlanıyor. Büyük dedesi Papa Eftim, bu toprakların gördüğü en büyük kahramanlardan… Yunan ordusuna destek emri veren Fener Rum Patrikhanesi’ne “Yunanlı değiliz, şanlı Türk milletinin evlatlarıyız!” diyerek baş kaldırarak, Atatürk’ün yanında yer alan bir din adamı. Bu kahramanın mücadelesini günümüzde sürdüren Erenerol’a emperyalistlerin ‘ekümeniklik’ iddiasını sorduk.

Ekümeniklik sözlük anlamı dışında siyasal olarak ne anlam ifade ediyor?

Selçuk Erenerol: Ekümenikliğin etimolojik anlamına girmeden tarihteki yerini anlatmak isterim. Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nda kabul edilmesiyle beraber Doğu ve Batı arasında bir din birliğinde uzlaşmaları gerekmekteydi. Daha ortada mezhepsel ayrımlar yokken bile dinde yorum farkları 325 yılında ilk konsilin toplanmasına sebep olmuştur. Daha o sırada İstanbul kurulmadığı için, Konstantin bu konsili İznik’te toplamıştır. Bu konsillerin belki de en önemli özelliği “ekümenik” konsiller olmalarıdır. Bunun sebebi de belirttiğimiz gibi daha ortada mezhepsel ayrışmaların bulunmamasıydı. Hristiyanlık dini bir bütünlük içindeydi ve dinin evrensel olduğunu ekümeniklik belirtmekteydi. 330 yılında Konstantinopolis’in, yani İstanbul’un kurulmasıyla beraber İmparatorluğun başkenti olmuştur ve burada da bir kilisenin oluşturulması kararlaştırılmıştır. Dönemin kilise hiyerarşisine baktığımızda Roma, İskenderiye, Antakya ve Kudüs Kiliselerini görmekteyiz. İstanbul’da kurulan kilise ise bu hiyerarşiye 451 yılındaki Kadıköy Konsili’nde girmiş, hiyerarşide ikinci sıraya yerleşmiş ve bu konsilde bu kiliselere Patrikhane statüsü verilmiştir.

Fener Rum Patrikhanesi’nin Patriği Bartholomeus’un Türkiye’deki ayağını yürüttüğü bu emperyalist yalan, neden yüzyıllardır kullanılıyor?

S.E.: Doğu ve Batı Roma’nın yıllar içinde ayrışması ve mezheplerin doğuşu ekümenikliği de ortadan kaldırmıştır. Doğu Roma’nın kendi imparatorluğunu kurmasıyla beraber, İstanbul Patrikhanesi (Fener Rum Kilisesi) bu imparatorluğun sınırları içindeki bütün kiliselerin merkezi olmuştur. Ortodoksluk mezhebinin imparatorluk içinde merkezi olan Fener Rum Kilisesi gücünü buradan almıştır. Lakin buna rağmen İstanbul Patrikhanesi esas gücünü Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflama döneminde kazanmış ve 1821 Mora İsyanı ile beraber büyük ülkülerini temsil eden Megali İdea çerçevesinde ekümeniklik iddialarını günümüze kadar getirmiştir.

‘MEGALİ İDEA’

Bu iddianın ne gibi bir siyasi arka planı var?

S.E.: Bu idealin de siyasal ayağına baktığımızda ne yazık ki masum ve barışçıl bir plan görmemekteyiz. Megali İdea uyarınca Bizans yeniden ihya edilecek ve İstanbul başkentleri olacaktır. Bu şekilde tüm Ortodoks dünyasına hükmederek ekümenik sıfatını yeni baştan kabul ettirmeyi amaçlamaktadır.

RUSYA-UKRAYNA KRİZİNE ETKİSİ

Günümüz şartlarında ‘ekümeniklik’ hayalinin jeopolitik etkisi nedir?

S.E.: Günümüz konjonktüründe bunu ele aldığımızda bu hayal Ortodoks dünyasından önce Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne bir tehdittir ve uluslararası arenada çıkarlarımız için büyük bir tehlikedir. Bu hususu en yakın zamanda Fener Rum Kilisesi’nin hukuka aykırı olarak Ukrayna’ya otosefali vermesiyle beraber Türkiye Cumhuriyeti’ni Ukrayna ve Rusya arasında zor duruma düşürmesiyle gördük.

LOZAN VE YARGITAY HÜKÜMLERİ

Ekümeniklik hakkında Lozan ve Yargıtay hükümleri var. Okuyucularımıza bu hükümleri anlatacak olursanız neler söylersiniz?

S.E.: Öncelikle, Yargıtay 4 Ceza Dairesi’nin 2007/5603K sayılı ilamında Lozan müzakereleri esas alınarak, tarafların beyanını “sözlü senet” olarak kabul etmeleri uyarınca, Fener Rum Kilisesi’nin görevinin Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Rum kökenli vatandaşların dini ihtiyaçlarını (ayin, vaftiz, nikah, cenaze, vb.) karşılamaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Bundan ötürü, Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik iddia etmesinin yasalara aykırı olduğunu kararda yinelemiştir. Bu demektir ki, Fener Rum Kilisesi tamamen Türk hukukuna bağlı olan bir azınlık kilisesidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında hiçbir kilisesin işlerine karışamaz. Bu davayı incelediğimizde, Fener Rum Kilisesi’nin İstanbul’da bulunan Bulgar Kilisesi’nin iç işlerine karışarak TCK ve Anayasa uyarınca suç işlediğini de görmekteyiz. Aynı şekilde Fener Rum Kilisesi Başpapazı Bartholomeos’un Ukrayna’ya verdiği otosefali kararı da yine yasalarımıza aykırı bir şekilde alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti’ni iki müttefik devlet arasında bırakmıştır.

Peki ya Lozan?

S.E.: Yenilemekte fayda olacak bilgilerden bir tanesi de Lozan müzakereleri sırasınca Türk heyetinin Fener Rum Kilisesi’ni mutlak suretle Türkiye sınırlarının dışına çıkarma talebiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün “hıyanet ocağı” olarak adlandırdığı Fener Rum Kilisesi, Batılı devletlerin ısrarı ile sınırlarımızda kalmıştır. Bu hususta da Türk heyeti, bundan sonra Fener Rum Kilisesi’nin Türk yasalarına bağlı kalmak şartıyla bir azınlık kilisesi statüsüyle yoluna devam edebileceğinin sözünü almıştır. Bahsettiğimiz Yargıtay kararı da ekümeniklik iddiasının geçersizliğine Lozan görüşmelerini referans göstermiştir.

Fener Rum Kilisesi’nin bu konudaki ısrarının arka planı nedir?

S.E.: Kısaca bahsedecek olursak, bu ısrarın en büyük sebebi tamamlayamadıkları Megali İdea hayallerinin gerçekleşmesidir. Özellikle Mora İsyanı ile beraber alevlenen, Büyük Yunanistan’ın yeniden kurulma hayalleri Lozan ile suya düşmüş olsa da ne yazık ki Cumhuriyet’in ilanı sonrasında da devam etmiştir. Yasalarımıza aykırı bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nden Başkan Truman’ın özel uçağıyla ithal edilmiş Başpapaz thenagoras’ın Fener Rum Kilisesi’ne getirilmesi Megali İdea düşlerine yeniden can vermiştir. Başpapaz Athenegoras’ın yasalarımızı çiğnemesine engel olmayan siyasal iradenin cehaleti ne yazık ki günümüzde de devam etmektedir. Kariyerini Fener Rum Kilisesi’ne borçlu basın mensupları ve kanaat önderleri(!) Türk halkının tarihsel hafızasını kirletirken siyasetçilerimiz de Fener Rum Kilisesi’nden icazet almadan yüzlerini Batıya dönememektedir.

‘PONTUS ÇETELERİ, MAVRİ MİRA, ETNİK-İ ETERYA…’

Bu mücadeleniz kapsamında nasıl bir çağrı yapmak istersiniz?

S.E.: Pontus çetelerini, Mavri Mira’yı, Etnik-i Eterya’yı ve yakın tarihte de EOKA’yı Türk halkına karşı kullanmış olan Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik iddialarında ısrarcı olmasının tek bir masum gerekçesi bile yoktur ve asla da olmayacaktır. Konunun vahametinin anlaşılması adına tarihsel bilincimizin diri olması esastır.

 

Kuvvacı dedenin mücadele mirası

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. İşte Türk gibi Türk bir yurttaş.

  2. vay be böyleleri de varmış helal olsun ne diyelim.Türk milletinin içinde çıkıp onu savunmayaalar hatta karşı cepheye çalışanlara kapak olsun.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!