Maske, mafya, Ağar, mesafe

Nihat Genç yazdı...

Maske, mafya, Ağar, mesafe

İnsanlar mafyatik illegal ya da menzil, Fetö gibi cemaat önde gelenleriyle neden ilişkiye girer?

Bir vizyon sahibi olmak için mi?

Saygınlık kazanmak için mi?

Gelir, kazanç, itibar, dostluk, ilişki-bağlantı sahibi olmak için mi?

Mesela 'Abant Toplantıları'nı kim inkar edebilir, sağlı-sollu liberallerin kimlerle fotoğraf verdiğini gördünüz!

Ve o toplantılarda yüzlerce sağlı-sollu liberal sırtlarını o fotoğrafla cemaat liderine dayayıp bir de memlekete cumhuriyete akıllarınca meydan okuyorlar, bildiriler yazıyordu.

Ya da bulunduğunuz ideolojik ortamlar, dergiler, örgütler sizleri çok sonra utanacağınız insanlarla yan yana getirmiş olabilir, ancak, kalkıp hikayesini romanını yazar, neden orada bulunduğunuzu anlatırsınız.

Mesela bizler de ilk gençlik yıllarımızda bulunduğumuz fotoğraf anı ve geçmişimiz olan yerleri bir bir hikaye, roman, yazı ve makaleyle estetize ederek anlatıverdik.

Mesela geçen çok dikkatimi çekti, Taha Akyol, Enver Altaylı elli yıllık arkadaşımdı, dedi. Olabilir, ancak, o arkadaşlık nasıl gelişti nasıl sonuçlandı ve şimdi ne düşünüyorsunuz, okuyucunuzun bilmesi gerekmez mi? Çünkü Enver Altaylı ülkenin en meşhur ajanı. Binlerce tuhaf ilişkisi var.

Mesela iki büyük partinin danışmanlarının telefon kayıtlarıyla yüzlerce ajan ilişkisi ortaya çıkıverdi. Pekala şu şu ilişkileri yüzünden irtibatımız oldu, diye millete anlatabilirler.

Mesela Global TV'de Candaş Tolga Işık program yapıyor, daha önce bir Fetö kanalı olan Kanaltürk'te programlar yapıyordu, Nazlı Ilıcak onun için beni Fetö'nün polis şefi Ali Fuat Yılmazer'le tanıştıran Candaş Tolga'dır diye ifadesi var. İşte bu yazar, kalkıp, pekala, geçmiş ilişkilerin sebeplerini pişmanlık veya bu ilişkinin gerçekliğini millete samimiyetle anlatabilir.

Mesela Sedat Peker videoları başlar başlamaz, Sözcü-Korkusuz yazarı Memduh Bayraktaroğlu'na akıl hocam dedi, hatta ekrandan özel ilişkileri faş etmeyeceğim, sır dedi ve Memduh Bayraktaroğlu korkuyla telaşla hemen izne ayrıldı. Anladık ki mafyayla Memduh bey arkadaşmış, kankiymiş çok çok uzun yıllar mesaileri varmış. Oysa pekala bu derin ilişkileri gayet makul şekilde millete anlatabilir, olaylar şöyle şöyle gelişti diyebilirdi.

Mesela internet sitesi ve youtube kanalı sahibi Hadi Özışık kardeşler Sedat Peker'le Bakan Soylu arasında arabuculuk yaparken yakalandı, faş olup rezil oldular.

Mesela dünkü gün de twitter aleminin en arıza, piskopat tiplerinden İslamcı Fatih Tezcan bir video çekip Sedat Peker'le görüştüğünü kendi açık etti, ki, nasılsa ortaya çıkacak, ön almaya çalıştı.

Ya da işte Peker'le, Çakıcı'yla, Ağar'la yan yana poz veren yüzlerce irili ufaklı siyasetçi yazar sanatçıyı konuşuyoruz günlerdir.

Ve biz de bu ülkede yaşıyoruz, bir takım insanlar ve fikirlerle belli dönemlerde toplantı konferans miting vs. yanyana gelmiş olabiliriz, pek tabii, kalkıp fikirlerine ve kendilerine bakışlarımızı ortaya koyarız, şöyleydi şöyle oldu diye yazarız açıklarız fikrimizi beyan ederiz.

Siz yazarsınız hayat ve olaylar geliştikçe değişen fikir ve şahsiyetler karşısında tavrınızı pekala günübirlik yazı ve hikayelerle ortaya rahatlıkla koyabilirsiniz. Yanıldık ise yanıldığımızı, yanlış bulduk ise neden yanlış olduklarını, değişmiş ise neden midemizin kaldırmadığını defalarca yazıp çizeriz, işte bunların hepsi olaylar ve fikirler karşısında 'mesafe' ayarıdır!

Bundan yirmi yıl önce de rekor düzeyde okunuyor izleniyordum, biz de, bu ülkede bir hayat yaşadık, kimler geldi kimler geçti, yaralayan ihanet eden yamuk yanlış yapan kim varsa, onur ve haysiyetimizin olmazsa olmaz bir zorunluluğu olarak affetmedik bu sütunlarda kalkıp deşifre itiraf ettik.

Hep sorarlar bu kadar insanı niye karşına aldın, bu kadar ağır eleştiri yakıştı mı sana, en yakınlarınla bu kadar hesaplaşmaya, inciğine ipliğine bu kadar içerden meydan okumaya gerek var mıydı, diye. 

Hayat maceranız bu ülkede birçok fikir, dergi, oluşum platform, parti, arkadaş grubu gibi onlarca çeşitli mecralardan geçiyorsa bütün bu temas ve ilişkilerin hayrını zararını tesadüfünü kavgasını sizi takip eden kitlelere hiç şakası affedilir tarafı yok anlatmak zorundasınız!

Yani kimle niye oturdun, kimle ne konuştun, kimle yolda yürüdün, kime niye güvendin ya da hangi maksat ve amaçla kimlerle yan yana niçin durdun vb. gibi soruların cevabını gücün yettiğince ifade etmek zorundasın.

Yani maddi parasal çıkar ilişkilerin var mıydı oldu muydu detaylıca anlatıp okuyucuyu itirafının samimiyetiyle vicdani tepkilerinle ikna etmek zorundasın.

Birinin adamı mısın, nereye hizmet ediyorsun, bir karanlık örgütte, yapıda teşkilatta bulundun mu?

Bunların hepsine en küçük hile, hurda, yalan katmadan anlatmak zorundasın.

Tabii ki yazar, sanatçı sıfatı taşıyan insanlar görünür ve şeffaf ilişkilere girmek zorundadır, ve tabii ki yazar, sanatçı sıfatı taşıyan insanlar aşırı ahlakçı yani fazlasıyla paranoya sahibi aşırı kuşku, aşırı tedirginlik taşıyan insanlardır, tabii ki yazar, sanatçı sıfatı taşıyan insanların gururu granit olmalı, leke şaibe kuşku asla taşımamalı!

Mesela, aklınıza gelebilecek çok çeşitli onlarca dergi fikir ideolojik mecra ya da holding ya da internet sitesi vs. bizlerle çalışmak istedi ve bir çoğu da bizlere çok ama çok yüklü paralar teklif ettiler, ki, bugün kahraman diye ortalıkta gezenlerin çoğu o mecralarda epey çuval çuval paralar kaldırdılar.

Ve bizler bağımsızlığımızı korumak adına o yüksek meblağlara neden hayır dediğimizi de etraflıca anlattık, simit yedik onurumuzu satmadık!

Bağımsızlığımızı ve onurumuzu koruma adına onu beğenme, bunu reddet, onunla yan yana durmam, onunla aynı gazetede görünmem vs. derken hayat zaten sizi uzak bir mesafeye sürüklüyor!

Ve Enver Altaylı gibi, ve Ağar ve Peker gibi, ve Fetö ve İslamcı tarikatlar gibi ve şaibeli servetleri malüm holdingleşen medya patronları gibi bizim de bu ülkenin ta göbeğinde bir hayatımız oldu, ve bunların vekillik bakanlık teklifleri oldu, elimiz tersiyle neden çevirdik, hatta tekliflerine alayla dalga geçerek cevap verdik.

Çünkü temas noktalarımızda hep taş'ın altına baktık, kokladık, tarttık, test ettik, geriye döndük kişiliklerini sorguladık, detayına girdik, işkillendik, derin bir merakla karanlık arka taraflarını deştik, yani, kırk uzun yıl maske ve mesafe hiç de kolay olmadı.

Adımız, ağbi, sen de onu beğenmiyorsun bunu beğenmiyorsun'a çıktı.

Ne için? Kimsenin adamı olmamak için!

Mesela bir gazete kuruluyor ya da yazar kadrosu inşa ediliyor, hep sorarım, çok yüksek okunma oranım bilindiği ve çok sevildiğim halde niye bana bir teklif gelmez, çünkü senin arkadaş markadaş takmadan içeriye karşı da ifşacı olduğunu bilirler.

Yani yazarlık kol kırılır yen içinde'yi hiç affetmez.

Bugün sakladığınız şey bir gün deşifre olur ve sen de bu tezgahın parçası oluverirsin.

Yazarlık anne-baba akraba-dost-tanıdık-arkadaş-bizim köylü-yakınımdır-bizdendir-üniversiteden arkadaştır-bizim köylüdür vs. gibi ilişki türlerini hiç kaldırmaz!

Bu yüzden öyle böyle değil yazarlık tüm tarihlerin en yalnız en dışlanmış mesleğidir, dünya dışında Mars'tan öte Jüpiter'den öte en yalnız yıldızların adıdır, ki o uzay boşluklarında bir simit nedir onu dahi bulup alıp yiyemezsin! Kitle önünde bir yazarın doğru yaşamak dışında başka bir hayat planı olamaz, çünkü yazarlık edebiyatı, felsefesi, makalesi, öğütü, nasihatı hepsi 'ahlak'la ilgilidir! Yolda yürüyeceği arkadaşları fikirleri titizlikle seçmeyen bir yazardan da ancak Ağarlar'a şarkı söyleyen Sibel Can olur!

Bugün itibariyle bir düşünün, ülke allak bullak olmuş, mafya fotoğrafları ve karanlık tezgahlar faş olmuş, yani, şimdi bu karanlık dünyaların bir yerinde sizin bir adınızı görmüş olsalar?

Bu karanlık alemlerde sizin de bir fotoğrafınızı bulsalar neler yapmaz neler?

Üstüne önce katran, sonra tüy dökerler ve vay vay vay diye manşetlere çekip alay ederler!

Bütün bu pis karanlığı ve cinayetleri ve uyuşturucu baronlarını size yıkarlar!

Hatta temsil ettiğin cumhuriyet fikriyle, uyuşturucu baronları ilişkileriyle bir güzel iddianemeler yazıp üstüne bir de Kurtlar Vadisi çekerler.

Ve sırasıyla operasyonları başlatırlar, işte fotoğraflar, derler, işte karanlık tezgahın şeması-örgütü derler.

Ve Fetö ve CIA, 2007-8 yıllarında işte bu Susurluk ilişkileriyle askerleri yazarları ilişkilendiren önce algı sonra adli operasyonlara girişip Türk Silahlı Kuvvetleri'nden hakimlere gazetelere yazarlara kadar mesnetsiz iddialarla saldırdılar. Derin devletin ve CIA'nın yaptığı bütün kirli faili meçhul cinayetleri Ergenekon'un üstüne atıp akıllarınca kendilerini temizlediler!

Cumhuriyet, ulusalcılık, kemalizm, Atatürkçülük, gibi soylu onurlu kavramları kirletmek, kriminalize etmek, suçlamak mahkum etmek ve sonra hapse ve mezara gömmek için, yüzlerce liberal ve onlarca TV dizisi harekete geçti.

Başardılar da..

Ancak bugün görüyoruz ki, kirli mafya ilişkilerini artık bağlayacak bir Cumhuriyetçi bulamıyorlar.

An itibariyle mafya çakal gladyo uyuşturucu baronu ilişkilerinde tarikatlar islamcı yazarlar Fetöcüler ve AKP'li vekil ve simalar kol geziyor, ama, bu karanlık ilişkilerin suçunu üstlerine yıkacak bir Cumhuriyetçi bulamıyorlar!

Ve bugün ilişkiler bağlantı trafik ve harita, marinalardan Kolombiya'dan mafya babalarına ve cezaevi aflarına ve İçişleri Bakanı'na Başbakan çocuklarına ve saraya kadar geldi dayandı.

Bu karanlık ilişkiler ağı içinde AKP var, Çakıcı'yı affedenler var, Peker'i yirmi yıl aralarında gezdirip ödüllendiren AKP var, cemaatçiler Fetöcüler tarikatlar ve saray var, ama tek bir Cumhuriyetçi yok!

Oysa bu karanlık ilişkiler ağı bahane edilip ve merkeze yerleştirilip Fetö ve CIA tarafından bahane edilip Türkiye Cumhuriyeti Devleti tasfiye işgal edilmiş ve büyük bir kanlı ihtilal ve iç savaşın eşiğine getirilmişti.

Bugün heyhat saray çıplak bu karanlık ilişkiler ağının kimlere bağlandığı ayan beyan şeksiz şüphesiz ortada!

Allahsız dinsiz kitapsız arıza psikopat ajan mafya uyuşturucu baronu vs. her tür çakal sırtlan yılan pislik hepsi sağcı mafyatik ilişkiler ağı içinde, içlerinde tek bir cumhuriyetçi yok.

2007-8'lerde Hrantlar, Hablemitoğulları öldürülüp büyük bir yaygarayla yüzlerce tertemiz adam derin devlet algısı ve töhmetiyle tasfiye edildi ve sonunda tarikatçısı-AKP'lisi-Fetösü Cumhuriyet'i, meclisi, kuvvetler ayrılığını, hukukuyla, yıkıp, sarayın önünü açtı.

Artık 'yıkılacak tasfiye edilecek' bir Cumhuriyet kalmadı!

Bu pisliğin kökleştiği, bulaştığı İyi Partisi'nden AKP'sine kadar hepsinin şu anda bir küçük iz bulup bir fotoğraf bulup eski günlerdeki gibi yine Cumhuriyetçiler'e saldıracakları büyük bir iştahları var ancak bu fotoğrafta tek bir cumhuriyetçi 'bulamıyorlar'.

Cumhuriyet'i birlikte yıkan karanlık tezgahlar nihayet çırılçıplak yakayı ele verdiler, iskambil kağıdından kuleler devriliyor! Devletin tuğlalarını tutacak sahiden ahlak ve inancın sembolü Semerkant harcı hiç yok!

Kırbaçları, yasakları, zabıtaları, zebanileri, tetikçileri var ama kendilerinin kaçacak yerleri yok!

Fotoğraf çok net çünkü gizlenecekleri yer bahane edecekleri yalandan olsa mevzuları kalmadı!

Memleketi değil adamlarını şeyhlerini liderlerini sevmiş ve acı çekmemiş ve iman sahibi olup Allah'tan hiç korkmamış memleket satacak kadar gözü kararmış bir siyasi güruhla karşı karşıyayız!

İlişkiler ve bağlantılar ve partiler ve tarikatlar ve yazarları ve mafya liderlerinin sofra-leş-nema-üleştirme kavgası çok açık şekilde ortada, Ayasofyası, rabiası, ümmeti, hepsi 'palavra', uyuşturucu tezgahının üstünü örttükleri kamufle çıktı!

Kardeşlerim, işte önünüzdeyiz, bu uzun iç kargaşa yıkım iftira tezgah operasyon süreçlerinin nihayetinde, işte yazılarımız işte videolarımız ortada, Cumhuriyet'e ve kazanımı anayasa ve hukuk'un onuruna zerre leke düşürmedik!

Kimseden emir almadan, kimsenin adamı olmadan, milli egemenlik ve milli iradenin alnı açık, yüzü temiz, bağımsız yazarı ve temsilcileri olmaya çalıştık!

Aksine dayak yedikçe, aksine zulüm gördükçe, aksine Allah'ı ve dini değerleri sattıklarını görünce, aksine Fetö ve mafya ve gladyoyla muhabbetlerini gördükçe Cumhuriyet'e ve bağımsızlık değerlerine daha sıkı sarıldık!

Ve ne mutlu bize, bahane bulacakları suçlayacakları iftira atabilecekleri bir tek cumhuriyetçi bulamadıkları bugünleri nihayet birlikte gördük!

Ünlü Amerikalı boksör Mike Tyson, biz, Muhammed Ali'ye çok güveniyorduk, çünkü yeneceğine imanımız tamdı. Ali'den yana olmak öngörülerimizi tahminlerimizi hep doğru çıkarttı.. Ali bizi hiç yanıltmadı.

Ali'nin kazanacağına inandıkça kendimize güvenimiz arttı.

Oysa halkımız on yıllarca bu karanlık siyasetin hangi partisine oy verse rezil oluyor, her defasında mafyanın tarikatçının kurbanı oluyor, böyle böyle, halkımızın güveneceğini kimse kalmıyor, kemikleri kırılmış bir çaresizlik içinde kalıyor!

Bu çaresizlik çok yanıltıcı bir algı, çünkü, bu medya düzenini kuran bu algıyı oluşturan mafya ve uyuşturucu parasıdır. Mafya ve uyuşturucu parası kendi yazarlarını kendi siyasetini seçer ve toplumun en üstüne dokunulmaz olarak yerleştirir. Yani yanıltmasın sizi bir avuç azınlık ama medyanın ve siyasetin ve hakimlerin ipleri onların elindedir.

Kenyalı maratoncular dünyanın en hızlıları ama geri kalmışlıkla dünyanın en gerisindeler, biz yazarları bir de böyle düşünün, her gün Kenyalı atletler gibi yazılar makaleler videolar, inanılmaz hızlıyız, edebiyatımız felsefemiz ahlaki direnişimiz her gün diğer günden daha atak, ama, siyaset ve medya ortamının üstüne hep 'başkaları' hormonlu abartılmış onların adamları oturtuluyor!

Heyecanımız, hızımız, süratımız ve bağımsızlık inancımız içimize kökleşmiş bu yüzden bu pislik furyasından hiç korkmuyorum.

Ve bu toprakta hangi eve girseniz Hazreti Ali'nin ve Mustafa Kemal'in bir resmi vardır.

Doğduğumuz günden beri Ali'nin de Cumhuriyet'in de asla yenilmeyeceğini asla bizi mahcup edip utandırtmayacağına inancımız tam oldu.

Ve uyuşturucu ve ajan ilişkilerinin dizayn ettiği siyasetlere oynayarak hep kaybetmiş olmak biliyorum sizleri de memleketimizi de çok yordu.

Ama dediğimiz çıktı: Yukarda Allah Var!

Rezil rüsva eder mi dedik, etti!

Pislik karanlık iğrenç dini kitabı satan adamları insan içine çıkamaz hale getirir mi dedik, getirdi!

İşte bu inancımızla!

Ali'ye ve Cumhuriyet'e güvendiğimiz için başka hesapların ilişkilerin tezgahların adamları olmadık, ajanların mafyaların atlarına bahis hiç oynamadık!

Çünkü Cumhuriyet kendine güvenen ülkesine güvenen bağımsız insanların kazanımıdır.

Bir Cumhuriyet'imiz olacaksa...

Sadece kendine ve ülkesine güvenen insanlarınızla olacak, sihirbaz ve şeytanların çırakları tarikatların sarayların uyuşturucu baronlarıyla hiç değil!

Yani kardeşlerim, bu mafya siyaset bataklığı umutlarınızı hiç kırmasın, bu mafya ve siyaset bataklığı zaten ruhumuzu kişiliğimizi cumhuriyetimizi yaralayan mahveden canavarın kolları değil miydi?

Hepimizi bir ve kardeş yaratan Allah'a ve herkesin önünde eşit olduğu Cumhuriyet'e değil, başkasının peşine takılanlar, tarihte ve bugün ve yarın da asla başaramayacak işte böyle çoluk çocuklarına kepaze olacaklar!