Mavi Vatan'ın güney cephesi

Mavi Vatan'ın güney cephesi

Kendini bir davaya adayan ve bir kez olsun ‘uf aman’ etmeden çalışan insanları hiç gördünüz mü?

Bireysel çıkarlarını çok daha ‘büyük ülküler’ uğrunda görmezden gelebilen ‘cefakâr’ insanlardır bunlar. Toplumun menfaatlerini, bireysel menfaatlerinin önüne rahatlıkla koyabilen ‘karakterli’ kişilerdir.

Hani Nazım’ın da dediği türden, kolları arkadan bağlı, sırtı duvarda yahut beyaz gömleğiyle bir laboratuvarda insanlar için ölebilecek, hem de yüzünü bile görmediği insanlar için, hiç kimse zorlamamışken ve en güzel en gerçek şeyin “yaşamak” olduğunu bildiği halde… (Yaşamaya Dair)

Bu insanlar işte onlardır, en güzel ifadeyle.

***

Günümüzde bütün heybetiyle Cem Gürdeniz (Emekli Tümamiral) ‘Mavi Vatan’ kavramıyla ve bu uğurda yürüttüğü mücadeleyle hafızamıza kazınan değerli bir isim olmuştur. Bu yazıda kendisinin çok yakın zamanda Pankuş Yayınları’ndan çıkan Mavi Vatan’ın Güney Cephesi “Doğu Akdeniz”[1] başlıklı kitabını ele alacağım.

Kitabın henüz başında “en temel mesaj” şu paragrafla okuyucuya iletiliyor:

“Mustafa Kemal 1 Eylül 1922 sabahı ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.’ komutunu vermişti. Türk Ordusu 9 Eylül’de İzmir’de denize vardı. Bugün Mustafa Kemal’in komutunun ikinci cephesi Akdeniz’de, Mavi Vatan’da açılmıştır. Cumhuriyet Donanması ve arkasındaki Türk Milleti bu cepheyi de kazanacaktır.”

Ardından Kemal Anadol’un ‘önsözü’ geliyor. Bu önsöz ile konuya tam hâkim olmayan okuyucuya özet bir bilgilendirme yapılıyor.

“Cem Gürdeniz kimdir, ‘Mavi Vatan’ ne demektir, 11 Şubat 2011 günü Silivre’de yaşanan “Donanma Baskını” niçin ve nasıl düzenlenmiştir, tüm zorluklara ve tehlikelere rağmen “Kuvayı Milliye Donanması” neleri başarmıştır, CIA’nın emrinde Amerika’da konuşlanan ‘örgüt’ neden donanmamızı hedef almıştır?” ve dahası hakkında çok güzel, okuyucu kitapta anlatılanların esası hakkında düşündüren bir önsözdür bu.

Belki bir ‘ders’ olur diye ‘FETÖ’nün kumpas davalarında’ en uç örneklerini yaşadığımız “siyasi davalarla” ilgili önsözde yazılan şu paragrafı alıntılamadan geçemeyeceğim.

“Tarih boyunca görülmüştür ki, siyasi davalarda hukuk yoktur! Sanıklar bunun bilincinde olmalıdır. Direnenler zindandan onurla çıkar. Çıkamazsa onuruyla ölür, tarih önünde aklanırlar. Sendeleyenler, kurtulurum umuduyla çaba harcayanlar içinse sonuç felakettir. Yargılatan ve yargılayanların merhameti yoktur, onlara hiç itibar etmezler. Onlarsa bunun utancını bir ömür boyu vicdanlarında taşırlar; toplumdaki saygınlıklarını yitirirler.”

***

Cem Gürdeniz kitabın girişinde hayatının 3,5 yılını Türkiye’nin deniz gücünü yok etmek isteyen emperyalizmin “FETÖ üzerinden kurguladığı davalarla” cezaevinde geçirdiğini belirtiyor ve ekliyor; “En önemlisi kendi ülkemde kendi ordum tarafından esir alındım ve kendi oramirallerimin bulunduğu Yüksek Askeri Şura tarafından tasfiye edildim.”

Bu, onarılması çok güç bir yaradır fakat “Türk Silahlı Kuvvetleri” tarihten aldığı güçle kendini hızla toparlamaktır. Örneğin “Mavi Vatan – 2019 Tatbikatı” ile Türkiye, aynı anda birkaç cephede harekat yapabilecek yetenekte olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. “Denizkurdu – 2019 Tatbikatı” ile savaş gemilerimiz büyük bir gövde gösterisinde bulunmuştur. Gürdeniz’in deyişiyle “Karşımıza arındıkça güçlenen bir donanma çıkmaktadır.”

Ardından yazar günümüzde karşılaştığımız “büyük bir tehlikeye” dikkat çekiyor. Öyleki bu tehlike “Birinci Sevr’i” hatırlatıyor. O vakit vatanımızdan büyük bir toprak parçası kopartılmaya çalışılıyorken şu anda da “Mavi Vatan’ımızdan” toprak koparılmaya çalışılıyor. Birincisine izin vermedik, ikincisine de izin vermeyeceğiz!

Mücadele her seviyede ve çapta devam ediyor.

Her ne kadar FETÖ darbesinin etkisiyle ‘personel zafiyeti’ yaşansa da ancak savaş dönemlerinde görülebilecek büyük ‘fedakarlık ve kararlılık’ ile Mavi Vatan çıkarlarımız hassasiyetle korunuyor. Öyle ki Sevr Antlaşması’nın 100. yılında, yani 10 Ağustos 2020 tarihinde ertelenen sismik araştırma çalışmaları başlatıldı. Bu kararlılıkla Türkiye bir nevi “Savaşa hazırım” mesajı da vermiş oldu.

Kitaptan çıkardığım diğer bazı notlar şu şekildedir:

  • Doğu Akdeniz, sahip olduğu doğal haz potansiyeli ile giderek daha çok stratejik ilgiyi üzerine çekiyor, küresel hegemonya mücadelesinde çekim merkezi haline gelmiş durumda. 21. yüzyılda petrol ve kömürün yerine birincil enerji kaynağı olarak gösterilen “gaz hidratlar” Türk kıta sahanlığı içinde ciddi kaynaklara sahip. Bu nedenle Doğu Akdeniz ülkemiz açısından bir seçenek değil, mecburiyettir.
  • Türkiye artık bir “deniz gücü” haline gelmiştir. Ülkemiz jeopolitiğinde temel belirleyici unsur da deniz gücüdür.
  • “Türk-Amerikan ilişkilerinin” Doğu Akdeniz üzerinden yeniden belirlenmesi, 21. yüzyılın en önemli konuları arasındadır.
  • Ülkelerin “denizcileşme” sürecinde para ile temin edilemeyecek unsurlardır vardır. Bunlar “Deniz bilinci, deniz hukuku birikimi, deniz jeopolitiği refleksi, deniz ve denizcilik stratejisi oluşturabilme yeteneği, deniz tarihi birikimi, denizcilik kültürü, deniz ve denizcilik sevgisi, denizden ekmek kazanma dürtüsü” gibi maddi unsurlardan çok daha kıymetli olan gelişmelerdir. Bunları oluşturmak çok zahmetlidir ve uzun süreler gerekmektedir.
  • Geldiğimiz son aşamada, sismik ve sondaj gemilerimizin “tamamen millileştirilmesi” Bu acil bir ihtiyaçtır çünkü çok gizli kalması gereken bilgilerin başka kaynakların eline geçme ihtimali bulunmaktadır.
  • “Mavi Vatan” kavramının teorisyeni Cem Gürdeniz bu kavramı “sembol, tarif ve doktrin” olarak üç şekilde tanımlamaktadır:

1.Sembol olarak - Türkiye’nin 21. yüzyılda yüksek stratejik hedefi ile olması gereken devleti ve halkı ile denizcileşmesinin sembolüdür.

2.Tarif olarak - Türkiye’nin ilan edilmiş veya edilmemiş tüm deniz yetki alanları ile akarsu ve göllerini kapsamına alır.

3.Doktrin olarak - Anadolu’yu çevreleyen denizlerle diğer okyanus ve denizlerdeki hak ve çıkarları korumaya ve geliştirmeye yönelik jeopolitik bir yol haritasıdır.

  • Mavi Vatan iktidarda kimin olduğu fark etmeksizin uygulanması gereken ciddi bir paradigmadır. Ege ve Doğu Akdeniz’deki “Mavi Vatan İşgal Teşebbüsü” def edilmelidir.

***

Kitap okunurken yazar, gözlerimizin önünde akıp giden bir tarih sunuyor, bize de bu tarihi çok iyi idrak edip ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yeni bir tarih yazmak düşüyor.

Hatırlatalım, ‘Ana Vatan’, ‘Mavi Vatan’ ve ‘Yavru Vatan’ birdir, vazgeçilemez.

 

[1] Cem Gürdeniz, Mavi Vatan’ın Güney Cephesi “Doğu Akdeniz”, 4. Baskı, Pankuş Yayınları, Ankara.