Mehmet Ceyhan Hoca'yla Hindistan mutantını konuşuyoruz

Nihat Genç yazdı...

Mehmet Ceyhan Hoca'yla Hindistan mutantını konuşuyoruz

-17 günlük tam kapanma üzerine salgın uzmanı Dr. Mehmet Ceyhan'la.... Arkadaşlar hazır mı?

Evet, hoşgeldiniz hocam...

-Hoş bulduk!

-Hocam, bu akşam her şeyi konuşacağız, ama önce, hocam sizin için virüsten daha tehlikeli diyorlar.... Soner Yalçın ağza alınmayacak küfürler etmiş size...

-Etsin, yapacak bir şey yok, biz işimizi yapalım, salgın gibi bulaşıcı gibi Allah'ın belası bir işle sabah akşam uğraş hayatını ver, herkese gerek yok, evde hanım her gün diyor, Allah'ın cezası yapacak iş mi bulamadın diye, buralara takılmamak lazım, insana her şey derler....

-Yok hocam yok, yanlış anlamayın, üzülmeyin hocam, sizi eleştirmek için demedim....

-Tabii o rezillerin içlerindeki virüsün iblisin düşmanı olduğum için... Virüse gelene kadar, virüs bu yazarlar kadar tehlikeli değildir. Bak ne diyeceğim, ruh hastalığı daha derin deliliktir. Konuşturmayın beni.... Ruh hastalığından maske takıp korunamazsın... Çünkü ruh hastalığından korunmak için maske takanların maske hayatları olur. Maskeden gizledikleri hayatları hiç yaşanmamış tadını almadan kaybolur gider. Virüs'ten kaçıp kurtulursun ama bu dolarla yalanlarla şişmiş zehirli balon balıklarından bir ömür boyu kurtulamazsın....

-Çok dokunmuş hocam size, çok yaralısınız, bilmeden üzdük sizi, neyse, biz hemen konuya girsek...

-Yok yok kıskançlık hasetlik... Bu da salgın bulaşıcı bir hastalıktır. En büyük bulaşıcı hastalık huzursuzluktur. Bak ne diyeceğim huzursuz insan toprağa girmeden oturduğu yerde çürür...

-Çaresi ne hocam, huzursuzluğa karşı ne yapabiliriz?

-Çaresi?! Çaresi yok, bunca yıl içine bastırmışsın, hayatını yalan palavra renksiz kelimelerle heba etmişsin ve bakmışsın elde var sıfır. Çaresi şu, huzursuzluğu kendi başına izole yaşa salgın yaygın hale getirme, konu komşuna çoluk çocuğuna bulaştırma. Ama mümkün değil en çok kaşınan yerinde hasetten çatlayanlar hep huzursuz şirretler oluyor!

-Hocam daha konuya giremedik kısa keselim, huzursuzluğa karşı ne tavsiye edersiniz!

-İnsan ölmeden göğe yükselebilmeli, bunun için saf olmalı çok hafif olmalı, bu yükselme anı kendiliğinden olur, içmeden sarhoş olmanın yoludur hafiflik. Hafiflik tempodur, her sabah seni hayallerden hayallere koşturur.... Hafiflik dolarla aşıyla ilaçla elde edilmez, hafiflik harbiliktir, içinde ne varsa çekinmeden suratlarına tükürerek söylemişlerin bir güzellik halidir.

-Yani hocam Soner Yalçın dolar kasalarıyla duba gibi ağırlaştı mı demek istiyorsun!

-Kişisel bir husumet, husumet sahibi insanlar konuştukça ortalığa virüsü daha çok saçar.

-Hocam yine esnaf intiharları başladı, diyorlar ki, Mehmet Hoca milleti korkutuyor ve dükkanlar kapanıyor ve intihar başladı... Gencecik çocuklar intihar ediyor hocam. Kimse oralı değil. Her gün yirmibeş yaşında gencecik esnafların intihar haberini alıyoruz... Biz de yandaş TV olduğumuz için korkudan intihar haberlerini veremiyoruz.

-Yapacak bir şey yok, ben orasını bilemem...

-Neyse hocam... söyleyeceğimizi söyledik, elden ne gelir, inşallah özgürce intiharlara laf söyleyecek günlerimiz de gelir hocam. Nihayetinde intihar bir sosyal olgu. Çok da üzerinde şey etmemek lazım. Dünyanın her yerinde intiharlar olur. Neyse. Hemen yeni mutanta geçelim, bu mutant işi var ya hocam intiharlardan daha zevkli, Hint virüsü hocam, sabah akşam herkes Hint virüsünü konuşuyor! Var ya çok alem bu Hint virüsü, sanki darbukalı klarnetli bir virüs.

-Hint virüsü şunu diyor, benimle baş edemezsiniz, tek tek tenhada beni öldürdünüz ama Hint kıtasına milyarların içine girip milyarlarca yoksulun içinde katlanıp geri döndüm, kahramanca şövalyece yeniden karşınızdayım, bir ölür bin diriliriz, yemem senin aşını teknolojini, ey zengin ülkeler sizde biter bende yeniden başlar, öyle parayı aşıyı buldum kurtuldum ayağı yok, diyor...

-Hem cesur hem şakacı diyorsunuz, yani gücü nedir hocam, öldürür mü süründürür mü?

-Şu kadarını söyleyeyim, Hint virüsüne karşı hiç şansımız yok! Tedbirle olacak şey değil...

-Peki ne yapacağız hocam....

-İlk günden beri söylüyorum, ülkeyi Sahra Çölü'ne taşımaktan başka şansımız yok...

-Sahra derken...

-Şu Libya'dan Cezayir'in arkalarına...

-Eee seksen milyon ne yapacağız orada hocam orada dükkan da açamayız ve bu kadar insan nasıl gideceğiz?

-Orasını bilemem, insanlık kırılıyor, memleketler kırılıyor, artık coğrafyanın denizlerin ırmakların yeşilliklerin önemi kalmadı. Şu an hepimiz insanlığa odaklanmalıyız, kurtarılacak olan marul değil erik değil, önce bunu bilelim, önce insan... O halde?

-Hocam Sahra'ya giderken yanımızda en acil gereksinim neler götürmeliyiz!

-Orasını bilemem... Bence kimse kimseyi yanına almasın... Tek tek gidilirse daha etkili olur.

-Hocam koca saray yaptırdık o kadar da mercedes arabaları var sarayın, şimdi hepsi kalsın mı diyorsun...

-Saray yaptın da kağıttan saray, hadi gencecik çocuklar ölüyor hadi aşı yok, saraymış, pabucumun sarayı... Gideceğiz kardeşim çöle taşınacağız, hem bu İslamcılardan da kurtulmuş oluruz.

-Hocam o kadar da savaş yaptık, Malazgirt Haçlı  Seferleri Mohaç Kurtuluş Savaşı... Şimdi hepsini bırakıp, tarihsiz topraksız teee fizan çöllerine gitmek....

-Olur mu Leyla ile Mecnun aşkına orada başladı...

-Hocam valla çok zekisin virüsten aşka nasıl geldik!

-Orasını ben bilemem. Bana Hint virüsünden nasıl korunacağımızı soruyorsun, ben de söylüyorum, Çöl'e kaçarak ama bir nebze... Çölün ortasında sığınaklar ve tüneller yapmalıyız.

-Hocam, arkadaşlar uyardı, Sağlık Bakanı çölde sığınacağımız kum tünellerinin duvarlarına asmak için her aileye Tayyip Erdoğan'ın ve kendisinin bir tablosunu hediye edecekmiş... Bak İmamoğlu da yanımıza kanuni tablosu veriyor o çöllerde hiç yabancılık çekmeyiz!

-Orasını bilemem....

-Hocam Hint virüsü bir de çok kalabalık olur değil mi hani çekirge sürüsü çöp gibi.

-Biz göç kervanına hazırlıklı olalım, sırada Hint virüsünden daha tehlikeli virüsler var....

-Hocam korkutma bizi!

-Kızılderili virüsü var, şöyle, kaktüs yutmuş gibi oluyorsun, bir de Filipin virüsü...

-O nasıl bir şey hocam...

-Valla çok ferah giriyor, dört tarafı deniz, ağzınızdan ciğerinize takım adamlarının takımları sokulmuş gibi bir ağrı çok tatlı bir ağrı...

-Korkutmayın hocam...

-Bir de Havai virüsü var... Ağzınızdan ciğerinize palmiye ağacı sokuyorlarmış gibi oluyor.... Ancak yavaş yavaş sokuluyor palmiyenin girmesi dört gün sürüyor....

-Hocam, çok korkutuyorsun...

-Bir de Ayasofya virüsü var, Boynukalın, imam virüsü de deniliyor, bu ağızdan değil anüsten Çukurova'nın balya balya bütün pamukları bağırsaklara oradan ciğerlere giriyor. Korkacak bir şey yok yavaş yavaş... Çaresi yok değil, fitre ve zekat ve makam ve tayin mevsimi bitince, bu mutant da karnı doyup sakinleşip gelecek seneye kadar toz oluyor...

-Hocam, uydurmuyorsunuz değil mi literatüre girdi mi makamla parayla dangalıkla çoğalan bu virüsler...

-Bakın başka bir tane var ki test aşamasını geçti, Sezgin Tanrıkulu virüsü, CHP'li vekil Sezgin Tanrıkulu'n kocaman başını düşünün, o koca başı giriyor koca partiye ağızdan ciğere, il yönetimlerine Atatürkçü derneklerine kadar. Peşinden gelen öbür Sezginler anüsten giriyor. Sezgin Tanrıkulu Boynukalın kafalarına bakın başları aynı baltadan yapılma. Ama korkacak bir şey yok yavaş yavaş giriyor, farketmiyorsun bile...

-Fetö gibi mi kırk yılda usul usul girdi... Hocam vallahi bu akşam yine bize korku filmi yaşatıyorsunuz...

-Yani bu virüsleri ben icat etmiyorum, Fetö virüsü işte sen söyledin, girmedi mi, silahlı kuvvetlere yüz bin tane, hakimlere yirmi bin tane, öyle girdi ki hala çıkmıyor.... Fetö virüsü girerken kalkıp Mehmet Ceyhan hocaya bir kere bağlandınız mı, yok, giren girmiş, iş işten geçmiş, şimdi bağlanıyorsun...

-Hocam, vallahi çok haklısınız, ama var ya hocam çok alemsiniz valla, tedbirleri konuşuyorduk işi siyasete getirdiniz, oldu olacak, hocam şu Menzil, İsmailağa, İskenderpaşa, Mahmut efendi, Saidi Nursi virüslerine karşı ne yapabiliriz?

-Valla ipin ucu kaçtı, artık bir şey diyemem, bu hastanın yaşama şansı hiç yok.

-Yani hastaneye yatırsak entübe etsek oksijen çadırı yine faydası yok mu....

-Valla hastanelerde de yer kalmadı, hastanede morgdan önce Kaymışlar Koğuşu var, en çok hasta Kaymışlar Koğuşunda yatıyor, ne serum takılır ne oksijen, onlar artık terminal safhada sonsuzluğu tatmış çok mutludurlar. En mutlu koğuş Kaymışlar Koğuşu'dur. Güle güle uğurlanırlar, arada kalkıp dansöz gibi göbek atarlar, Kaymışlar Koğuşu'nun alayı Yıldız Tilbe hastasıdır.

-Yani Kaymışlar Koğuşu hiç bir umut yok ve topluca göbek atıyorlar diyorsun.... Peki hocam Kaymışlar kalkıp hiç kayamıyorlar mı?

-Hayır, hala kayabilecek adamlar hastaneye yatırılmaz. Ve en neşeli yer en çok vur patlasın davul zurna kaymışlar koğuşundadır. Ee başka ne yapacaksın, Menzilin İskenderpaşan Mahmut efendin dibine kadar köklemiş, ver klarneti, ohh....

-Hocam ama sanki bu virüs korku değil de zevk veren bir şeymiş gibi anlatıyorsunuz, yanlış mı anlıyorum, virüsü fırsat bilip hasta koğuşları bile parti üstüne parti mi veriyor...

-Virüse tek çare, sen de salacaksın, amaaaan...... Bakın vahşi gavsçılar ülkeyi nasıl ele geçirdi sürü bağışıklığıyla, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını milyonlara bulaştırıp sonra saldılar devlete, silahlı kuvvetlere, ve şimdi bakın, hangi aşıyı vursan para etmiyor, çünkü kemiğine kadar kökleşmiş gavsçısı mahmutçusu...

-Olur mu hocam bunca tıp, tedbir, aşı diyor kitleleri uyanık tutmaya çalışıyoruz!

-Hadi lan, yerim senin virüsünü, en büyük en hakiki virüs yalandır, Sağlık Bakanı aşı bulamamış yılın her akşamı size yalan söylüyor, kadir gecesi de mevlid kandilinde de ramazan bayramında da gözünüzün içine baka baka yalan söylüyor. Bakanı sarayı yalan söylüyorsa biz ne yapalım. Ne yalan söyleyen utanıyor ne dinleyen. Binlerce intihar sorumlu yok. Aşı bulamıyorlar sorumlu yok ama her gün yalan. Bir millet yalana alışmışsa artık onu mutlu etmenin yolu yalanlardan geçer...

Yalan ilk büyük virüstür. Dünyamızı hala terketmemiştir. Saraylar kurmuştur. Dinler icat etmiştir. İmparatorluklar batırmıştır. Halklara kıymıştır. Milyonlarca insanı acımasızca öldürmüştür.

Ve ama herkes hala yalana aşıktır, neden? Çünkü yalan sinsi şekilde ve tatlı tatlı girer, acıtmadan girer, yalan en kolay yoldur, en baştan savma yol, sorumluluğun ağırlığını taşımaz, meşakkatli zorlu hiç değil bu yüzden herkes sever. Yalan her şekilde girer, yan yan da girer yemek yerken de girer, gece uyurken de girer, girer girmez bir milleti mutlulukla uyutur.

Uyudukça şen şakrak kalkınmış büyümüş milli yerli kahraman Devlet Bahçeli olursunuz.

Çünkü yalan size göstermez yalan sizi uyarmaz yalan sizi rahatsız etmez yalan bir tarafınızı şişirmez.

Dikkat edin saraylılara, siyasiler yaşlandıkça daha da yalan söylüyor çünkü hepsi mutlu mutlu ölmek istiyor. Ne güzel mutlu mutlu ölmek için yalan söyleyenlere.

-Uzattık hocam, kapatıyoruz, Allah herkese hepimize mutluluklar versin!

-Son söyleyeceğim, bu virüs bir mutluluk hapı, Allah hayırlı kulları için virüsü icat etti, salın, uydurun, sallayın, kimsenin size itiraz edecek gücü inancı imanı enerjisi cesareti ahlakı kalmayacak, tekrar tekrar salın, sala sala uyutun, önce devletin kurumlarını sonra insanların beyin göz vicdan kalp gibi organlarını mışıl mışıl uyutun! yüz binlerce esnaf iflas etti onbinler işte tek tek gencecik yaşlarda intiharlara başladı, biz hala virüse karşı aşı ve esnafa destek tedbirlerini hiç konuşmuyoruz ama yerli milli din iman ve mübarek Ramazan'da dahi .öte pamuk gırla gidiyor!