Merkez Bankası neden bağımsız olmalı?

Bilin Neyaptı yazdı

Merkez Bankası neden bağımsız olmalı?

İktisadi gelişme için temel olan etkin kaynak ve gelir dağılımının olmazsa olmazlarından biri, paranın değerinin istikrarıdır. Siyasi, toplumsal ve ekonomik istikrar birbirlerini tamamlar; uzun zaman dilimleri göz önüne alındığında, birinin diğerlerinin yokluğunda sürdürülebilmesi oldukça zordur. Örneğin, fiyat istikrarının olmadığı bir ekonomide beklentileri yönetmenin zorluğu, tasarrufların reel yatırımlar yerine spekülatif yatırımlara yönelmesine, dolayısıyla işsizliğe ve dolarizasyona; böylece yüksek enflasyon-kur-borç sarmalına sebep olur. Ve bu sarmal da genellikle kur ve/ya finansal krizlere yol açar.

1973de kısmi altın rezervi destekli Dolar ve diğer para birimlerinin Dolar’a endeksli olduğu sisteminin sona erişi ile sabit ve dalgalı kur rejimlerine geçiş, ve özellikle de petrol şokları sonrası çok sayıda ülkede kronik yüksek enflasyon hatta hiperenflasyon dönemleri yaşandı. Enflasyon sorununun 1990’lardan sonra küresel olarak azalışı ise, enflasyonun yarattığı büyük zararları bertaraf etme saikiyle merkez bankalarının para politikası belirlemede siyasi iktidarlardan bağımsız kılınışı ile oldu.

Merkez Bankası Bağımsızlığı (MBB) yaklaşık 40 yıl önce kuramsal olarak önerilen[1] ve 30 yıldır da küresel olarak benimsenmiş kurumsal bir para politikası çerçevesidir. Basit bir dille, kısa dönemli enflasyonist genişlemeden siyaseten fayda sağlayan hükümetlere karşın, beklentileri etkin biçimde yöneterek uzun vade fiyat istikrarı sağlama hedefine yönelik tasarlanmıştır. Finansal piyasaların yeterince derinleşmiş olduğu ekonomilerde, bütçe açıklarının enflasyonist parasal genişleme ile finansmanı yerine, piyasa faiziyle boçlanma yoluyla finansmanının -- mali ve finansal disiplini sağlayacak etkin kurumsal mekanizmalara ek olarak -- MBB yoluyla makroekonomik istikrar için etkili bir mekanizma oluşturduğu çok sayıda ampirik analizle ortaya konmuştur.

Zaman içinde artan sayıda ülke, parasal istikrar için MBB’na ek olarak, enflasyon hedeflemesi rejimini de uygulamakta. Hem MBB’nın hem de enflasyon hedeflemesinin çerçevesi, yazılı kanun ve kurallarla belirlenir. MBB’nın hukuki çerçevesi, esas olarak, başkan ve yardımcılarını atama ve işten alma ve hükümet ile finansal ilişkilere dairdir. MBB için, asli hedefin fiyat istikrarı oluşu, üst düzey atamalarda liyakat özellikleri, görevi yerine getirmeyi engelleyecek sağlık durumu gibi sıradışı haller dışında işten el çektirmenin mümkün olmaması, görevde kalma süresinin siyasi parti seçimleri ile örtüşmemesi gibi hükümler detaylı olarak belirtilmiştir.

Ancak, MBB fiyat istikrarı için ne gerekli ne de yeterlidir; ama yetkin bürokratların ve hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu hallerde, paranın uzun vadeli istikrarını sağlama hedefini sağlamak için önemi kanıtlanmış bir kurumsal mekanizmadır. Para politikası tasarım ve uygulamasındaki yetkinlik de formel kurumsal düzenlemelerin etkinliği için esastır. Nitekim, hukukun üstünlüğünün görece az olduğu gelişmekte olan ülkelerde, ülkeler arasınaki enflasyon farklarını açıklayan faktör; merkez bankası kanununun ne kadar detaylı ve kısıtlayıcı olduğundan ziyade, merkez bankası başkanlarının değişim hızı olarak gözlenmiştir.[2]  

2001’de yapılan TCMB’nin hukuki çerçevesi bu kurallara uygun olarak, oldukça yüksek bağımsızlık düzeyine işaret ediyordu. Ancak, daha da önemlisi, o dönemki liyakatlı ve yetkin uzmanların para politika çerçeve değişikliğini kurumsallaştırma potansiyeli, önce örtük sonra açık enflasyon hedefi ile de desteklenmiş ve 25 yıllık kronik enflasyon nihayet 2004’de tek hanelere indirilebilmişti!

Ancak küresel eğilimin tersine, Türkiye enflasyon hedeflemesi rejiminde başarılı olamadı; hedef 2009 ve 2010 yılları dışında tutturulamasa da, yüksek kalan enflasyona rağmen ısrarla 2013’den beri %5 olarak belirlenmekte ısrarcı olundu. Bu, rejimin temeli olan hedefin inanılırlığını ve MBB’na olan güveni zaman içinde yıprattı. 2021 itibarıyla, TCMB pandemi sonrası ertelenmiş küresel talep, bozulan fiyatlama mekanizmaları ve ve tedarik zincırleri nedeniyle artan küresel ve yerel enflasyon oranları ile başetmede tümüyle kifayetsiz kalmış durumda. Özelllikle 2018 sonrası iktidarın istediği zaman başkanını görevden aldığı bir kurum haline gelen TCMB’nin bağımsızlığından söz etmek artık ne yazık ki mümkün değil.

Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal, siyasi ve iktisadi sürdürülemezliği; TCMB’nın (sorumlu olduğu para politikalarına iktidarın sürekli sözle müdahale ederek ve eğilim dışı uygulamalarla döviz rezervlerinin erimesine yol açarak) yok edilen bağımsızlığından ayrı düşünmek mümkün değil. İktidar, Türk Lirası’nın değerinin, yetkin olmayan siyasetçilerin, üstelik de iktisat bilimine aykırı açıklamalarıyla her gün eridiğine şahit olduğumuz bu dönemin yerli ve milli ekonominin gelişimine, halkın alım gücüne, dış borcumuzun gitigide artışının nesillerın refahına ve ülkenin tam bağımsızlığına herhangi bir fayda sağladığını söylemek imkansız.

Aslolan, artan enflasyonun millete olan maliyetinin, kurumsal yıkımın üstesinden gelmenin zorluğu da göz önüne alınarak, uzun vadeli olacağıdır. İktidar ve ortaklarının, bu maliyeti sadece sandıkta değil, 19 yıldır ülkeyi bu duruma sürükleyen haksız kaynak aktarımları üzerinden de ödemesi gerekliliği ortadadır.

[1]     Barro ve Gordon (1983): https://www.nber.org/papers/w1079

[2]     Cukierman, Webb ve Neyaptı (1992): https://www.jstor.org/stable/3989977?seq=1#metadata_info_tab_contents