Millete adanmış bir ömür: Baha Said Bey

Millete adanmış bir ömür: Baha Said Bey

Avrupa’dan adım adım atılan Türkler, Anadolu’dan da atılmak isteniyordu. Katledilen ve yerlerinden-yurtlarından edilen milyonlarca Türk, Avrupa kıtasında büyük bir demografik değişim yarattı. İttihat ve Terakki Cemiyeti kadroları ise Anadolu’ya eğilmişti. Türklerin tutunacağı tek yurt olarak Anadolu kalmıştı. Anadolu son kaleydi, düşmemeliydi. Altyapının en sağlam şekilde oluşturulması gerekiyordu ve bunun yolu “Anadolu’nun içyüzü”nün iyi bilinmesinden geçiyordu. Anadolu’nun içyüzünü bilmek için Anadolu’da yaşayan Alevi ve Bektaşi zümrelerin araştırılması gerekiyordu. 19. yüzyıldan itibaren Anadolu’yu ve çevresindeki bölgeleri adım adım gezen Batılı misyonerler ve seyyahlar, Alevi zümreler hakkında bir hayli rapor ve kayıt tutmuşlardı. Onlara göre Aleviler, eski Anadolu halklarının bir bakiyesi idi. Mesela Dersimli Aleviler, Ermeni kökenli olmalıydı. Tahtacılar ise eski Anadolu halklarının bir kalıntısıydı.

Talat Paşa, uzun süredir düşünceliydi. Bu konulara kafa yoruyordu. Sadrazam olduğu ilk günlerde (Şubat 1917) parti genel meclisi toplantısında şöyle dedi:

– Bu milletin başına geçtik. Fakat Anadolu bizim için kapalı bir kutudur. Önce bunun içini tanımamız, sonra bu millete lâyık hizmetlerde bulunmamız lâzım geldiğine inanıyorum.

Neyse ki, Ziya Gökalp vardı. Talat Paşa’nın imdadına hemen yetişti:

– Biz siyasî bir inkılâp yaptık. Yani meşrutî bir idare vücuda getirmekle kalıp değiştirdik. Hâlbuki en büyük inkılâp içtimai inkılâptır. İçtimai bünyemizde, kültür sahasında yapabileceğimiz inkılâplar en büyüğü ve en verimlisi olacaktır. Bu da ancak Türk cemiyetinin morfolojik ve fizyolojik yapısını tanımakla olur. Bunların başında Anadolu’nun muhtelif dinî inançları, tarikatlar, sekt’ler [cemaatler] ve Türkmen aşiretleri gelir. Bu kurumlan incelemek üzere bilim gücü tam olan arkadaşları, bu kutuyu açmaları için gönderelim.

Baha Said Bey, bu toplantıda Alevi-Bektaşi zümreleri incelemek üzere görevlendirildi.

Peki, kimdi Baha Said Bey? Neden bu işe önerilmişti? Baha Said Bey’e daha yakından bakalım.

***

Baha Said Bey, Kafkasya’dan Anadolu’ya göçen Dağıstanlı Türk bir ailenin çocuğuydu. 1882 yılında Biga’da (Çanakkale) doğdu.

Harp Akademisine girdi. Öğrenciliğinde II. Abdülhamit’in başarılı öğrencilere gönderdiği hediyeyi geleneğe aykırı olarak öpüp başına koymadı ve yine geleneğe aykırı olarak “Padişahım çok yaşa!” diye bağırmadı. Bu olay üzerine sorguya çekildi, tutuklandı ve hapis cezasına çarptırıldı.

1906 yılında mezun oldu ve kurmay yüzbaşı olarak göreve başladı. Zaten mimlenmişti ve gözler üzerindeydi. Askerlik serüveni kısa sürdü. Disiplinsizlik nedeniyle ordudan emekli edildi.

Babasının talebi üzerine Kahire’de (Mısır) yaşayan akrabalarının yanına gitti. Orada hattat ve ressamlardan süsleme sanatını öğrendi. Bazı camilerin süsleme işlerinde yer aldı.

23 Temmuz 1908 tarihinde 2. Meşrutiyet ilan edilince soluğu İstanbul’da aldı. Bir süre ticaretle meşgul oldu. Siyasi faaliyetlere başladı. İTF/İTC (İttihat ve Terakki Fırkası/Cemiyeti) merkez komitesi üyesi oldu.

1910’lu yıllarda İTF’nin verdiği görev üzerine katılımlı gözlem ve mülâkat yöntemleriyle Ankara ve Kırşehir’de Ahilik araştırmaları yaptı. Çalışmalarını bir rapor haline getirdi.

1. Dünya Savaşı yıllarında (1914-1915) birtakım yardımlar sağlamak amacıyla Talat Paşa tarafından İran’a gönderildi.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Türk Ocağı, Millî Talim ve Terbiye Cemiyeti, Millî Kongre ve Karakol Cemiyeti gibi birçok cemiyetin kurucu üyesi ve yöneticisi olarak ön plana çıktı.

1916 yılında Ziya Gökalp’in tavsiyesi ve yine Talat Paşa’nın emri ile Anadolu’daki Alevi-Bektaşi zümreleri araştırmakla görevlendirildi. Baha Said, hızla işe koyuldu. Çalışmalarının sonuçlarını o devrin aydınlarıyla paylaştı. 1916 ile 1917 yıllarında İstanbul’da bulunan Türk Ocağı ve Millî Talim ve Terbiye Cemiyeti’nde (MTTC), çok sayıda konferans verdi.

MTTC tarafından 1917 yılında Anadolu’ya bir derleme gezisi düzenlendi. Bu heyette bulunanlardan biri de Baha Said Bey’di. Yine aynı yıl içinde çalışmalarını yayımlamaya başladı. Padişah yanlıları “Türk Ocağı’nın dinsiz çocukları şimdi de Kızılbaşlık propagandası yapıyor” diye yaygara koparınca yayınlarını kesmek zorunda kaldı.

1920 yılında İran ve Kafkasya’da Teşkilât-ı Mahsusa için çalıştı.

İstiklal Harbi yıllarında Milli Mücadeleye katıldı. Yunan orduları Polatlı önlerine ulaşınca paniğe kapılan halkı teskin etmek amacıyla gönderilen İrşad Heyeti’nde yer aldı.

Milli Mücadele kazanılınca 1925 yılında kurulan Türk Tayyare Cemiyetinde müfettişlik görevine geldi. Bu görev sayesinde Anadolu’nun birçok yerini gezdi, saha çalışmaları yaptı.

1917 yılında sansürlenen yazılarını, 1926 yılından itibaren yeniden yayımlayama başladı. 1928-1939 yılları arasındaki çalışmalarını yayımlamaya ise ömrü vefa etmedi.

Arapça, Farsça, Rusça, Almanca, Fransızca bilirdi. Urduca ve Çağatay Türkçesi’nde üstat seviyesindeydi.

Baha Said Bey, memleket işlerine ömrünü vakfetti. Hiç evlenmedi. 16 Ekim 1939 tarihinde kalp sektesi sebebiyle vefat etti. Kabri, İstanbul Merkezefendi’deki aile kabristanındadır.

***

Baha Said Bey, Talat Paşa ve Ziya Gökalp gibi ileriyi gören biriydi. Ufku genişti. Bütün hayatı memleket ve millet işlerinde koşturmakla geçti. Özellikle Alevi-Bektaşi zümreler hakkında yapmış olduğu çalışmalar, Türklük vurgusu bakımından son derece isabetlidir. Ayrıca verdiği konferans ve yaptığı yayımlarla Türk kamuoyunda Aleviler hakkında bilinen yanlışların tashihinde de hizmeti olmuştur. Bu bakımdan büyük bir takdiri hak etmektedir.

Saha çalışmalarında kaydettiği bilgiler ve büyük oranda objektif olmakla birlikte ne yazık ki, kişisel yorumları eksik ve yanlıştır. Onun Aleviliği Şamanizm başta olmak üzere Budizm, Mazdekîlik, Maniheizm, Hristiyanlık gibi birçok inanca bağlaması Aleviliğin bilgi ve anlam evreni bakımından mümkün değildir. Bunu da bir zorunluluk olarak kaydetmek gerekiyor.

***

Baha Said Bey, Türklük kimliğine vurgu yapması nedeniyle ülkemizde etnik ayrılıkçı çevrelerin hedefi olmuştur. Onu itibarsızlaştırmak için bir kampanya başlatılmış ve birçok yayında adından olumsuz şekilde bahsedilmiştir. Tuhaf şekilde ülkemizde Baha Sadi Bey hakkında yapılan çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Konu kitap düzeyinde sadece Prof. Dr. İsmail Görkem ve Nejat Birdoğan tarafından ele alınmıştır. Özellikle Görkem’in çalışması son derece kıymetlidir. Baha Said Bey hakkında daha birçok araştırma yapılması ve hayatını millet yolunda harcayan bu abide şahsiyetin tanıtılması, hepimizin üzerine düşen bir vefa borcudur.

Dipçe: Bu yazı, ilk defa Terakki dergisinin 6.sayısında yayımlanmıştır.