Milletler, kapitalizmin ürünü müdür?

Ali Rıza Özdemir yazdı...

Milletler, kapitalizmin ürünü müdür?

GİRİŞ

Kavramlar, zamana ve mekânabağlı olarak içerik değiştirirler. Sosyal olgular, bilimin ilgi alanına girdikleri ilk anda farklı kavramlarla ifade edilir; bir kargaşaortamı oluşur. Bu aşamada kavramların sınırları belirgin değildir. Hatta birbirine girmiş durumdadır. Bazen kısa bazen de uzun bir süreçten sonra ortam sakinleşir. Kavramların içeriği, genellikle geçirgenliklerini korumak kaydıyla,kendi seyrinde netleşir. İlerleyen zamanlarda bilgi derinleşir ve kaçınılmaz şekilde farklı alt kavramlar ortaya çıkar.Bu zamana bağlı değişimdir.Bunu iki örnekle açıklayalım. Mesela Osmanlı döneminde“millet” dendiğinde anlaşılan, bugünkü “ümmet” kavramıydı. Osmanlı toplumu“İslam milleti” yahut “Yahudi milleti” kavramlarını duyduğundaaynı dine mensup kişileri anlardı. Bunun gibi milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un,“Kahraman ırkıma bir gül” dediğindekastettiği, bugün sözlüklerimizde tanımlanan “ırk” kavramı değildi. O, “ırk” dediğindebugün kullandığımız ulus veya millet kavramını kastediyordu.

Bir de kavramların mekâna bağlı değişimi vardır. Bu değişim; sosyal olguların bilime ve dünyanın farklı bölgelerine göre tanımlanmasını ifade eder. Mesela, “etnik grup” dediğimiz zaman sosyoloji ve coğrafya bize birebir aynı tanımları vermez. Örtüşen yerler olduğu gibi ayrışan yerler de vardır. 

Mekâna bağlı değişimin görünen bir diğer yüzü Avrupa merkezli bilim anlayışıdır. Dünyada modern biliminkurucusu Batı’dır ve bu durum bilimde Batı’nın ürettiği kavramları hâkim hale getirmiştir. Batı merkezli bilim, dünyanın geri kalanının bilgi ve anlam evreninde büyük kargaşa yaratmıştır. Çünkü Avrupa’daki sanayileşmiş toplumların kavramlarıyla dünyanın geri kalanı tanımlanmaya çalışılmıştır. Örneğin sosyoloji “gelişmiş” (?)Batı toplumlarını incelerken dünyanın geri kalan “ilkel”lerini(?) incelemek antropolojinin payına düşmüştür.

“Milliyetçilik”kavramı da bunun gibidir. Türkiye’de milliyetçilik kavramından anlaşılan anlam ile Avrupa’daki aynı değildir. Türkiye’de biz milliyetçiliğe kötü bir anlam yüklemeyiz ve milliyetçilikten Türk milletini sevmeyi ve milletin çıkarlarını ön planda tutmayı anlarız. Diğer taraftan Türkiye’de Türk milliyetçiliği dışlayıcı değil, bütünleştirici bir yapıya sahiptir. Oysa Avrupa, milliyetçilik konusunda kötü tecrübeler geçirmiştir. Nazizim ve Faşizm,Avrupa’da milliyetçilik kavramını itici bir hale getirmiştir. Çünkü toplumsal dışlamanın yanında birçok soykırım bu kavramın arkasına saklanarak yapılmıştır. Bunlar da mekâna bağlı değişimlerdir.

Kavramların içeriklerinin istikrarlı hale gelmesi kolay değildir. Millet, ırk, etnik grup gibi kavramların içerikleri bugün için önemli oranda oturmuştur olsa da konuşulacak çok konu vardır. Çünkü halen etnik grup ve millet kavramları etrafındaki tartışmalar devam etmektedir. Mesela etnik gruplar ne zamandan beri vardır? Etnik gruplar nasıl oluşmuştur? Milletler, kapitalizmin bir ürünü müdür? Kapitalizm öncesi toplumlara millet demek doğru mudur? Sayısız soru, işin uzmanlarının gündemindedir.

Eskiden ırk kavramı, gelişigüzel ve cesurca kullanılırdı. Deri renginden tutun da etnik gruplara kadar birçok topluluk ırk olarak kabul edilebilirdi. Ancak bugün “ırk” kavramını kullanmak cesaret ister. Çünkü siyah ırk, sarı ırk, beyaz ırk gibi kullanımlar genetik çalışmalarla adeta toz duman edilmiştir. Günümüz bilimi insan ırkının bir tane, bunun da “homo sapiens” olduğunu söylüyor. Neandertallerin bazı genetik özelliklerini bugün taşıyorsak da geçmişte homo sapiensle birlikte yaşayan insan ırklarının tamamı bir şekilde yok oldu. Soylarını devam ettiremedi. Sadece Homo Sapiens kaldı.

Özce, bu kavramların matematiksel formülleri yoktur ve farklı şekillerde tanımlanırlar. Zamana ve mekâna bağlı olarak içerikleri değişiklik gösterir.

ETNİK GRUPLAR NASIL OLUŞUR?

Etnik gruplar, temelde iki şekilde oluşur.

Bunlardan birincisi, bir insan topluluğunun izole olan bir bölgede uzun süre yaşaması ile gelişir. Uzun süre izole halde yaşayan topluluk, başka toplumlarla iletişime geçmez veya çok az geçer.Böylece kendine özgü bir dil ve kültür üretir. Türkler bunun gibidir. Ergenekon ve Ergenekon’dan çıkış, bunun destansı bir anlatımıdır.

İkinci olarak, büyük medeniyetlerin kıyısında yaşayan, bu medeniyetlerden etkilenerek ortaya çıkan halkları anmak gerekir. Kürtler de bu türdendir. Elbette tarihte Kürt adı verilen bir insan topluluğu olmuştur. Ancak bugün Ortadoğu’da Kürt olarak adlandırılan toplulukların Türk,Arap ve Fars kökenli oldukları, tarihi kayıtlardan açıkça anlaşılmaktadır. Zaten dillerinde ve kültürlerinde bu üç medeniyetin baskın etkisi vardır.

İster birinci tür, ister ikinci tür etnik grup oluşumu olsun, her ikisi de şartların insanları bir şekilde zorladığı süreçlerdir. Bu bakımdan her ikisini de doğal görmek gerekir.

Öte yandan güncel çalışmalarda etnik grupların oluşumunda dil ve din en etkili unsurlar olarak görülür. Ancak her zaman bunlardan biri etnik grupların oluşumunda başat rol oynamayabilir. Her etnisitenin oluşumunda bir veya birden çok etken başat rol oynar ve diğer etmenleri de peşinden sürükler.

İşte etnik gruplar, bu aşamadan sonra devlet kurup siyasi organizasyona sahip olursa millet veya ulus olurlar. Başka etnik kümelere de hükmederek onları siyasal bakımdan etkileri altına alırlar. Başka bir ulusun tebaası olarak kalmaya devam ederlerse etnik grup olma vasıflarını korurlar ama ulus olamazlar.

ETNİK GRUPLARIN OLUŞUMUNDA ETKİLİ OLAN UNSURLAR

Etnik grupların oluşumunda birçok etken söz konusu edilebilir. Dil ve din dışında ortak bir isim, ortak köken,ortak tarih, ortak kültür, ortak yurt gibi birçok unsur etnik grupların oluşumunda etkilidir.

Etnik grupların kendilerine verdiği isimler olduğu gibi bir de dışarıdan verilen isimler vardır. En kalıcı olan ve yaygınlık kazananlar da dışarıdan verilenlerdir. Ermenilerin kendilerine verdiği isim “Hay”dır. Ama bunu çok az insan bilir. Başka halkların onlara verdiği Ermeni ismi yaygın olarak bilinir ve bu şekilde kabul edilir. Her etnik grubun en az bir ortak adı vardır ve bu ad, gruptaki herkes tarafından bir kimlik olarak benimsenir. Ortak isim, sadece bir kelimeden ibaret değildir. O etnik grubun ruhudur. Bir ruh gibi etnik gruba mensup insanların arasında dolaşır ve üyelere manevi bir güç verir. Geçmişle güçlü bağlar kurdurur ve geleceğe dair bir tür yaşam garantisi sunar.

Herhangi bir etnik grubun bütünüyle tek soydan geldiğini iddia etmenin imkânı kısıtlıdır hatta yok denecek kadar azdır. Ancak yine de etnik gruplar kendilerine ortak bir soy isnat ederler. Çünkü etnik gruplar dışarıdan üye kabul ettikleri gibi başka topluluklara da üyelerini verebilirler. Etnik kimlikler, üzerimize deri gibi yapışmaz. Değiştirebileceğimiz kimliklerdir. Özellikle evlilikler bu konuda öncü rol oynar. Buna rağmen bir etnik grubun ana kümesinin ortak bir soydan geldiği sıklıkla kabul edilir. Doğru olsun veya olmasın, etnik grubun üyeleri ortak köken mitine sahip çıkarsa, bu mit yalın bir gerçekliğe dönüşür. Ortak köken miti, üyelere kahramanlık, üstünlük ama en önemlisi güçlü bir dayanışma ve sahiplenme duygusu verir.

Ortak tarih, etnik grupların oluşumunda rol oynayan unsurlardan bir diğeridir. Çünkü etnik gruplar bir günde oluşmaz. Etnik oluşum, bir süreçtir. Süreç boyunca “tasa ve kıvanç” veren olayların oluşturduğu hafıza bize ortak tarih kavramını verir. İçinde fedakârlık, dayanışma, kahramanlık gibi duyguların olduğu tecrübeler, üyeleri eğitici ve birleştirici bir tarzda ele alınır, böylece ortak tarih bilinci inşa edilir. 

Her etnik kümenin kendini diğerlerinden ayırdığı, diğerleri ile benzeşmediği kültürel özellikleri vardır. Bu özellikler bir veya birden fazla olabilir. Aynı kültürel alışkanlıklar, üyeleri birbirine bağlar. Diğerlerinden ayırt ederek etnik bilinci pekiştirir. Kültür kavramı çok geniş bir kavramdır ve etnik kültür, hayatın her alanında kendini gösterebilir.

Etnik grupların bir şekilde kendileri ile özdeşleştirdiği yurtları veya bölgeleri vardır. Oraya sahip olup olmamaları önemli değildir. Önemli olan o toprak parçası ile kendi etnik kimliklerini özdeşleştirmiş olmalarıdır.

Bir etnik grubun oluşmasında yukarıda saydığımız etkenlerden hangisi başat rol oynarsa oynasın, bunlara eşlik eden bir mensubiyet ve daha da önemlisi dayanışma duygusu yoksa hiç biri işe yaramaz. Tümünün içeriği boşalır ve ruhsuz kavramlara dönüşürler. Çünkü bütün bu kavramlar, dayanışma duygusu ile hayat bulurlar. Dayanışma duygusu sağlamayan ortak isim, tarih, kültür, dil, din, köken vb. hiçbir fayda sağlamaz.

Sonuç olarak, etnik grupların oluşumunda bir veya birkaç unsur ön plana çıkar ve bu unsurlar diğerlerini bir şekilde peşinde sürükler. Milletin oluşumundaki bütün etmenler, etnik grupların oluşumunda da rol oynar. Sadece devletleşmek ve siyasi erki ele geçirmek bunun dışında kalır. Devletleşen etnik grup, ulus olur. Devletini kaybeden uluslar da yeniden etnik gruplara dönüşürler.

MİLLETLER, KAPİTALİZMİN ÜRÜNÜ MÜDÜR?

Bu halen tartışılan bir konu... Ancak ben milletlerin kapitalizm öncesinde de var olduğunu düşünen gruptayım. Bir milleti, millet yapan unsurlar nedir? Ortak isim, yurt birliği, kültür birliği, dil birliği, köken birliği, dayanışma, mensubiyet duygusu, siyasal birlik. Bunları bir arada bulunduran toplumlar kapitalizm öncesinde yoktur diyebilir miyiz? Üstelik sadece Kapitalizmin hemen öncesinde değil, Antik Çağ’da bile böyle toplumların varlığı bir gerçekliktir. Doğal olarak milletleri, daha eski tarihlerde aramamız gerekir.

Esasen Batı merkezli bilimin ürettiği millet kavramını Kapitalizm öncesinde görmemesi doğaldır. Çünkü Avrupa uluslarının uluslaşma süreci ancak Kavimler göçünden (MS. 350-800) sonra başlayabilmiştir. Bunun öncesinde Avrupa, farklı etnik kümelerin hatta kabilelerin yaşadığı bir kıtaydı. Doğudan gelen yoğun göç baskısı ve yeni halklar, Avrupa’daki küçük etnik kümeleri daha büyük birlikler oluşturmaya zorladı. Mesela bugünkü Fransız ulusu, en iyi ihtimalle bundan bin 500 yıl önce değişik etnik kökenden gelen insanların birleşmesi ile oluşmuş yeni bir ulustur. Fransız ulusuna adını veren Franklar başta olmak üzere değişik Cermen boyları, Keltler (Alpinler), Akdenizliler, Korsikalılar, Basklar, Brötanlarmodern Fransız ulusunu oluşturan etnik kümelerdir. İngiliz ulusu da böyledir, birçok etnik grubun birleşmesinden oluşmuştur. Anglo-Saksonlar, Vikingler, Brötonlar ve Normanlar modern İngiliz ulusuna hayat veren etnik kümelerdir.Anglo-Saksonlar da farklı etnik kümelerin birleşmesi ile oluşmuştur. Anglusların, Saksonların ve Jütilerin kaynaşması daha büyükbir etnik kümeyi,Anglo-Saksonları doğurmuştur.

Dünyanın diğer yerleri Avrupa gibi değildi. Millet aşamasına geçen birçok topluluk vardı. Mesela biz Göktürk kitabelerinde(6-8. yüzyıl) “Türk budunu”nun yani Türk milletinin varlığına şahit oluyoruz. Yani o çağda Türkler bir millet haline gelmişti bile. Aynı şey Çinliler için de geçerli. Çinlilerin de daha eski dönemlerden beri milletleştiği tarihi kayıtlarda açıkça görülmektedir. Antikçağ toplumlarından Hititler, Mitanniler ve Kassitlerinmilletleştikleri yine kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Elbette Kapitalizm öncesi ile sonrası aynı değildir. Kapitalizm ile değişen üretim ilişkileri modern ulus-devletleri doğurmuş ve milletler de bu değişime ayak uydurmuştur. Toprağa dayalı üretim ilişkilerinden sanayiye dayalı üretim ilişkilerine geçiş, ulusların yapısını ve davranışlarını da değiştirmiştir. Ancak bu değişim, Kapitalizm öncesi milletlerin olmadığı anlamına gelmemektedir.

TÜRKİYE MOZAİK MİDİR?

Öncelikle uluslararası ölçülere göre ve etnik sosyoloji açısından bir ülkenin “mozaik“ olarak tanımlanabilmesi için gerekli ölçütü belirtelim. Bir ülkeye mozaik demek için, etnik nüfusun, toplam nüfus içerisindeki payı en az %35 olmalıdır. Hatta bir ülkedeki etnik nüfusun %35 ve daha fazla olması her zaman mozaik topluma işaret etmeyebilir. Etnik bir sorun yaşamayan, hâkim kültür etrafında gönüllü ve tarihsel bir birliğin oluştuğu toplumları nitelendirmede mozaik toplum kavramını kullanmak zordur.

Türkiye’de, -bir an için Kürtleri azınlık saysak bile- bugün toplam etnik nüfus oranı %15’i geçmemektedir. 1927–1967 yılları arasında yapılan resmî sayımlarda Türkiye’deki etnik nüfus oranı 1927 yılında %13.60 iken bu aşamalı olarak azalmış ve nihayet 1967 yılında %9,88 seviyesine kadar düşmüştür. 1992, 1993, 1999, 2000, 2001, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında değişik kurum ve şirketler tarafından –ki bunlar arasında Türk ve Türkiye karşıtları da vardır- yapılan farklı anketlerin hiçbirinde Türkiye’deki etnik nüfus, toplam nüfusun %10’unu geçmemiştir.

Bu yüzden objektif ve bilimsel verilere göre Türkiye etnik bir mozaik değildir. Türkiye için kullanılan mozaik kavramı, Sovyet istihbarat servisi KGB’nin Soğuk Savaş sırasında Türkiye’ye karşı ürettiği psikolojik savaş unsurudur. Bilmek gerekir ki, bu haliyle bile Türkiye’miz, nüfus bakımından dünyanın en homojen ve türdeş ilk on ülkesi arasındadır.

Diğer taraftan “kurucu unsur” olmak, başlangıçta önemlidir ancak zaman içinde önemini yitirebilir. Zamanla kurucu unsurun nüfusu azalır ve etkisini kaybederse, bunun da bir anlamı kalmaz. Çünkü kurulan yıkılır ve yerine yenisi kurulur; başka bir sosyolojik grup kurucu unsur olur.

TÜRK MİLLETİ, SOY BİRLİĞİ MİDİR YOKSA KÜLTÜREL BİRLİK MİDİR?

Bir milleti meydana getiren unsurlar nelerdir? Bilim insanları bugüne kadar bu soruya çok farklı cevaplar vermişlerdir. Konu bilimin dikkatini çekmeye başladığı andan itibaren bir insan topluluğunu ulus/millet yapan hususlar arasında; soy birliği, dil birliği, din birliği, menfaat birliği, coğrafya, vatan, birlikte yaşama iradesi, kültür birliği, siyasi organizasyonda birlik ve dayanışma gibi objektif ve subjektif birçok unsur sayılmıştır. Daha sonraki çalışmalarda (millet kavramını ifade etmede yeterli görülmese de) bu unsurlar; “irade” ve “kültür” başlıkları altında toplanmıştır. Diğer taraftan ulusları oluşturan unsurların hepsinin bir arada bulunmasına gerek yoktur. Bazen tek bir unsur bazen de birkaç unsur, uluslaşmanın lokomotifi olur ve diğer unsurlar vagon gibi bu lokomotifin arkasına takılır. Ancak Renan’ın “Millet nedir?” sorusuna verdiği, “Bir milletin varlığı, her gün yapılan bir plebisittir (halkoylamasıdır)” cevabı, bugün de geçerliliğini koruyan bir tanımdır.

Ben milleti; bir soy birliği olarak görmüyorum, bir kültür ve eğitim birliği olarak görüyorum. Yani millet olmak bir mensubiyet meselesidir. Millet olmanın değeri, bence, doğuştan zahmetsizce bize verilenler üzerinden değil, emeğimiz ve düşüncemizle ürettiklerimiz üzerinden verilebilir. Bu bağlamda hangi soydan gelirse gelsin, Türk kültürüne değer katan ve bu kültürü benimseyen, kendini Türklük dairesi içinde gören herkes Türk’tür. Sıklıkla söylediğimiz, “Dili, dini, mezhebi, kültürü ne olursa olsun kendini Türk hisseden herkes Türk'tür” sözü, bu hakikatin en yalın ifadesidir. Soyca Türk olup, Türklüğünden utanan yahut Türklüğün aleyhine çalışan kişiler ise Türk değildir. Elbette ana kütle, ortak bir soya dayanır veya kökenlerin dayandığı düşünülen ortak bir soy vardır. Ancak tarih boyunca halkların soyu, en azından çapraz evlilikler yoluyla, birbirine karışmıştır. Saf soy aramak, kanaatimce ahmaklıkla eşdeğerdir. Saf soy; belki Afrika kıtasının içlerindeki kabilelerde yahut bazı Eskimo gruplarında aranabilir; medeniyet üreten halklarda aranamaz. Saf soy aramanın bir kıymeti de yoktur.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN DURUMU

Doğrusu, içinden geçtiğimiz dönemde, milliyetçiler hakkında konuşunca beni hafakanlar basıyor. Resmen milliyetçiliğin paspas edildiği bir dönemden geçiyoruz. Hangi açıdan bakarsanız bakın, ağır bir bozgun yaşıyor Türk milliyetçiliği. Türk milliyetçileri fikri bir savrulmuşluk içinde, birçok grup var ve doğal olarak bu durum enerjinin tek noktaya odaklanmasını engelliyor. Geniş bir yelpazede konumlanan bu gruplar arasında büyük bir iletişim kopukluğu da var. Bu çok doğal; çünkü geniş kitlelerin kendi jargonları yok ve aydınları aynı kavramlarla konuşmuyor. Bunun için acilen bir “kavramlar çalıştayı” düzenlemek gerekiyor. Kanaatimce, Türk milliyetçilerinin“milliyet ve halklar meselesi”nden önce “Türk milliyetçiliği”ninhatta “Türk milleti”nintanımı üzerinde anlaşması gerekiyor. Diğer meselelere daha sonra bakarız.