Milli bayramlarda topluca havlayanlar

Milli bayramlarda topluca havlayanlar

Akit Gazetesi Anıtkabir'de 30 Ağustos resmi töreni sırasında yaptığı haberin alt başlığında Anıtkabir'i 'ANIRKABİR' diye yazıyor.

Güya yanlış yazdık diyecekler, ki, yanlış sonrası özür ve düzeltme de yok.

Milli değerlere karşı bu insanlık dışı din dışı ahlak dışı nankör sapık saldırılar neredeyse her milli bayramda artık alıştığımız bir durum.

İnsan sormadan edemiyor, 'mezarın' nesine karşısınız? Gül Baba, Oruç Baba, Şeker Baba, gibi, türbeler bin yıldır ziyaret edilmez mi? Hepimizin anne-baba mezarlarında 'taş' yok mu? Büyükleri hatırlamak anısına saygı göstermek binlerce yıldır dinimizin bir sünneti değil mi?

Türbeler ve türbe ziyaretleri hatta öyle hale gelmiştir ki bugün 'evliyalar'a tapınmanın rantıyla yaşayan cemaat ve tarikatları ortaya çıkartmıştır.

Evliyaların mezarlarına tapınma öyle hale gelmiştir ki tarikat şeyhlerinin mezarlarına hatta 'rabıta' (mezarı hayal etme, mezar başında hayalini gözünde canlandırma) tarikatlarda günlük ödev (vird) olarak verilir.

Yoksa Atatürk'ün kurtardığı 780 bin kilometrekare gözünüzü doyurmadı dişinizin kovuğuna sığmadı mı?

Koca İstanbul'u ben mi yedim, vakıf tarikat cemaat kim ham hum şaralop götürdü?

Bakın, Konya'nın pancarcı kooperatifi şekere doymamış olacak ki 'Şeker Baba' türbesini restore edip dini törenle açabiliyor.

Milli bayramların kurtarıcı simgelerine muhalefet etmenin anlamı nedir, delirmişler kafayı sıyırmışlar.

Sizin bu histeri nöbetlerinizi bağlayacak susturacak bu ülkede hükümet-mahkeme-kolluk gücü yok mu?

Rüşvetle yağmayla saraya peşkeşle üretmeyen hazırcı beleş tarikat ve cemaatlerini doyurmakla Osmanlı'nın iki milyon kilometrekarelik topraklarını elden çıkartan aynı histerik-sapık zihniyettir.

Padişah İngiliz gemisine binip kaçtıktan sonra Osmanlı orduları teslim olmuş, silahlarını bırakmış, İngilizler İstanbul'u işgal etmiş ve elde yok ayakta yok, birkaç Osmanlı komutanı Anadolu'da buluşup bu toprakları ateşin işgalin Sevr'in içinden çıkartıyor.

Ve eli öpülesi saygı duyulası bu 'kahramanları' hala içimizde hazmedemeyen küfreden insan türleri yaşıyor.

Bu memleketin hazinelerini devlet kurumlarını tarlalarını ormanlarını yaylalarını vakıflarını birikimini ne var ne yok yiyen sizsiniz. Bu 'kurtarıcı' kahramanlara bu ballı börekli araziler için şükretmesi gereken en çok dua edip kapısında vecde gelip ağlayıp zırlayıp mumlar yakması gereken sizlersiniz!

Hodri meydan, hadi, gelin milli günlerde milli saygıları için Anıtkabir'e giden insanların banka hesaplarına bakalım, bir de, FETÖ'nün Menzil'in ve sizlerin 'banka hesaplarına' 'mal varlıklarına' bakalım.

Milli değerlere ve kurtarıcı kahramanlara bu sapık saldırılar tıbbi bir rahatsızlık artık bir 'histeri' nöbeti, tedavisi mümkün görünmüyor.

Azalarak bitmelerini boşuna beklemeyin, Diyanet'in destek olduğu tarikat yuvalarında milli değerlere yeni düşman robotlar yetiştiriliyor.

Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır diye minicik çocukları suistimal edip ellerine şeyhin fotoğrafını verip tuvalette bile şeyhin fotoğrafını gözünüzün önüne getireceksiniz (rabıta) diyen bunlardır.

An itibariyle tuvalette bile şeyhin fotoğrafına bakan iki milyona yakın talebeleri vardır, büyüyünce işte bunlar gibi olacak.

Şeyhe tapınarak peki ne olacakmış, şeyhin feyz ve bereket nuru oluk oluk okyanus gibi kalbinize akacakmış.

'Allah'ın nurunda eriyip fenafillah, evliyaların ruhaniyetinde eriyip fenafillah, şeyhinizde eriyip fenafillaha kavuşacaksınız' diyen ve dindışı, ahlak dışı, insanlık dışı bu ritüelleri yani evliyalara tapınmayı tarikatlarda her gün sürdüren işte bu sapıklardır.

Asıl maksatları, minicik çocukları kul köle yapıp cemaatlerini büyütmek ve akıllarınca şeyhlerin komutanlığında tarikat orduları kurmaktır, Menzil'i Fetösü buna en güzel örnektir, gördünüz yetiştirdiğinniz robotlar neler yaptı?

Şeyhlik bir aile hanedanlığıdır, şeyhin beşikteki çocuğu bile şeyh olabilir, padişahlar gibi.

Artık bu küçük bebeğin her sözündün hareketinden anlam çıkartılır, minik bebek ağlasa, hapşırsa, hıçkırsa, tarikat mensupları buradan ilahi hikmetler çıkartır, cezbeye kapılır.

Zaten dünyada ne olup bitiyor bütün olayları ve bilimlerin hakikatını bu bebek şeyhin gazından bokundan anlamlar çıkartarak öğrenirler, bu anlattıklarım şaka değil uydurma hiç değil, her gün yaşadıkları bir ritüel!

Ve bu minik beşik şeyhlerine tapınmayı bile 'nur emme' olarak yazıp çizip tarikatlarında ilahi ruhani bir eğitim olarak anlatacaklar!

Şaka değil gerçek, Allah'a ulaşmanın yolu işte bu beşik şeyhi minicik çocuğun çişini bokunu kutsal hale getirip tapınma, ki, yüzlerce liberal yazar kırk uzun yıl bu sapıkları savundu, Cumhuriyet'e milli devlete bu manyaklarla birlikte hücuma geçtiler.

İşte bu sapık insanlar, Türk Milleti'nin işgal edildiği en zor gününde ayağa kalkıp Anadolu topraklarında elde yok ayakta yok tarihin en büyük savunma savaşını verip düşmanı ülkeden kovan bu büyük soylu kahramanları taşlıyor küfrediyor şeytanlaştırıyor ve?

Bu soylu kahramanlarımız bir 'değer' olarak bu sapıkların tapındıkları bu bebek şeyhlerin yüksek mertebesine bir türlü çıkamıyor.

Yani Atatürk'ü Anıtkabir'deki mezarından kaldırıp yerine FETÖ'yü ya da Menzil'in minik şeyhlerini koysaydık, rahatlayacaklardı, hiç sorun olmayacak, milyonlar ağlaya zırlaya histeri içinde şeyhlerini pekala kafileler halinde ziyaret edebileceklerdi.

Ve o tarikat yuvalarında hepsi birbirini (tecavüz) düzer hale geliyor, sapıklık diz boyu, mahkemeler gizliyor, hukuk üstüne gidemiyor, ortalıkta bu mahkeme tutanaklarını anlatan yüzlerce kitap yazılıp çiziliyor, duyan yok söz eden hiç yok, kardeşlerim, şu deliliğin düzeyine bulaşıcılığına bakar mısınız?

Kardeşlerim, yüzlerce psikiyatri kitabı elli-altmış yıl önce Tanzanya'da meydana gelmiş toplu bir 'histeri' olayından söz eder.

Olay şöyle gelişir, bir lisede Tanzanyalı bir kız öğrenci bir kahkaha atar, bu histerik kahkaha okula yayılır, okulda herkes günlerce bu kahkahayı atar, sonra kahkaha şehirde bir bulaşıcı hastalık gibi yayılır ve sonra Tanzanya'ya yayılır, haftalarca herkes 'histerik' kahkaha atar ve bu histeri haftalarca durdurulamaz.

Psikoloji, sosyal-psikoloji, psikiyatri, işte histerinin kitleselleştiğ bu örnek olayı yüzlerce kitabında döne döne anlatır!

Şimdi hiç şaşırmayın, bu toplu bulaşıcı histeri vakasının aynısı 1900'lerin başında ülkemizde meydana geldi.

Aşağıdaki satırları daha önce Nakşi şeyhliğini terkedip Nakşilik ve Rabıta üzerine bir kitap yazan Ferit Aydın'ın Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik kitabının 203. sayfasından aynen naklediyorum.

'Küfreviler'e (Nakşiliğin bir kolu) bağlı Halife Bekko adında fanatik bir mürid, tarikatta cezbe diye anılan sözde mistik bir coşkuya kapılarak, bir gün aniden havlamaya başlar.

'Bu garip davranış, tepki ve tiksinti ile karşılanacağına tam tersine, aileye bağlı (Nakşi cemaatine) geniş çevreyi oluşturan binlerce insan üzerinde aynı duyguları körükleyici bir etki yaparak onların da havlamasına neden olur ve bu durum günlerce sürer.

'Bu ürkütücü olayı dehşetler içinde seyreden bölgenin yetkilileri İstanbul Hükümeti'ni durumdan haberdar edince bu cemaatin ruhani lideri olduğu gerekçesiyle mütevaffa Muhammed Küfrevi'nin oğulları Abdulhadi ve Abdülbakıy, Fizan'a sürülürler.

'Bu toplu havlama olayında rabıtanın kalabalık mürid toplulukları üzerindeki korkunç şartlandırıcı etkisini unutmamak gerekir.'

Bu nedir?

Bir toplu havlama olayı!

Aylarca doğulu şehirleri kasıp kavurmuş, toplu havlamanın önü bir türlü alınamamış.

İnsanları tarikatlarda otomatik-robot haline getiriyorsunuz ve robot bir gün arıza yapıp 'havlarken' takılı kalıyor.

Günlerce aylarca havlamasını başkalarına-kitleye bulaştırıyor, haftalarca bir şehir topluca havlamayı sürdürüyor.

Bu toplu havlamayı, bu hipnozu bu şartlandırmayı, bu histeriyi, bugün dahi 'durdurabilmeniz' mümkün mü?

Üstelik bu histerik havlamayla 'evliyalullah' makamına çıktıklarını düşünüyorlar!

Yani 'havladıkça' nurlara karışıyor nur emiyor nur okyanusunda yüzdüklerini varsayıyorlar.

Yani havladıkça önce şeyhin sonra Allah'ın bedeninde fenafillah (yok olup erime) makamına ulaştıklarını sanıyorlar.

Bugün tarikat okullarında rabıtaya sokulan tam iki milyon minik çocuk ve onları koruyan Diyanet ve bu çocukları İslam'ın Ordusu kabul eden bu yaratıklar!

Topluca, havlayın havlayın, nurlar içinde alemlere gark olmanıza (yok olup eriyip gitmenize) azıcık kaldı.