Milli muhalefet

'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizisinde DSP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Handan Toprak Benli yazdı...

Milli muhalefet

Türkiye bir çıkmazın içine sürüklenmektedir. Çare olarak iktidar bloğu da muhalefet bloğu da yeni bir anayasa istemektedir. Ancak halkın bununla sorunların çözeceği konusunda umutlu olmadığı da görülmektedir. Ülke tarihinde, kararsız seçmen oranının bu kadar yüksek olduğu bir döneme daha önce hiç rastlanmamıştır.

İktidarın; memleketin ve milletin menfaatini merkeze koyan politikalardan uzaklığından mustarip durumdayken milli muhalefetin eksikliği de geleceğe dair halkın umutlarını törpülemeye devam etmektedir.

Vatandaşın gündemi ekonomi; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik iken, siyasetin gündemini işgal eden en önemli konuların başında; “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” “Yeni Anayasa” gibi başlıklar altındaki
yönetim sistemine dair konular gelmektedir.

İktidar da muhalefet de “Yeni Anayasa” diyor, hatta Anayasanın değişmesi teklif edilemez ilk dört maddesini dahi zaman zaman tartışmaya açacak kadar aralarında ileri gidenler oluyor. 6 siyasi partinin bir araya gelmesiyle çalışmalar yapan muhalefet bloğunun da “Yeni Anayasa” konusunda nasıl bir uzlaşı içinde olduğu bilinmemektedir.

Kamu hukukunda devletin yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üç temel hukuki kuvveti olduğu kabul edilmektir.

Demokrasinin ve özgürlüklerin güvencesi ise kuvvetler ayrılığıdır ve devletin yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasındaki ilişkiye yönelik olarak bunların tek elde toplanmayıp farklı organlar tarafından kullanılması prensibine dayanmaktadır.

Milletimizin parlamenter hükümet sistemiyle tanışıklığı 1876 Anayasası’na kadar uzanır. Meşruti Monarşi Parlamenter Sistem’den başkanlı parlamenter sisteme değin birçok parlamenter hükümet sistemi türünü tecrübe edilmiştir.

Her biri bir önceki döneme tepki niteliğinde doğan Türk anayasalarından ilki olan 1876 Anayasası ile meşruti monarşili parlamenter sistem, akabinde çıkartılan 1921 Anayasası ile de Meclis Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir.

Meclis hükümeti sistemiyle parlamenter hükümet sisteminin özelliklerini ihtiva eden Karma Parlamenter Sistem ile yeni bir modeli getiren 1924 Anayasası’nı, Saf Parlamenter Sistemi’ne geçişi sağlayan 1961 Anayasası izlemiştir.

Nihayet temel hak ve özgürlükler içeren 1961 Anayasası ve sonrasında bir darbe ürünü olan 1982 Anayasası ile Zayıflatılmış Parlamenter Sistem diye nitelendirilebilen bir hükümet sistemine geçilmiştir.

1980’den sonra siyasi partilerin ve STK’ların çabalarıyla darbe anayasasında 17 kez değişiklik yapılmış ve 100’ün üzerinde madde değişmiştir.

Cumhurbaşkanını parlamenter sistemin tabiatına aykırı şekilde hükümetle yarışacak düzeyde yetkilerle donatan bu sistem, cazip hale gelen Cumhurbaşkanlığı makamını elde etmek maksadıyla girişilen yarışın kızışması üzerine tıkanmaya başlamıştır.

Cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesi konusunda yapılan halk oylaması ile kabul edilen 2007 Anayasa değişiklikleriyle tıkanan sisteme işlerlik kazandırılmaya çalışılmıştır.

Meclis toplantı yeter sayısını bütün işlerde üye tamsayısının 1/3’üyle sabitleyen, genel seçimlerin süresini beş yıldan dört yıla indiren ve en önemlisi Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesini öngören anayasa değişiklikleriyle bir tür başkanlı parlamenter sisteme adım atılmıştır.

Nihayet 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halk tarafından seçilmesiyle bu sistem fiili olarak uygulanmaya başlamıştır. Anayasal sistemde çifte meşruiyet ve Cumhurbaşkanının tarafsızlığını yitirmesi gibi bu sistemin yaratabileceği sakıncaların dillendirildiği bir süreçte hükümet sistemine ilişkin tartışmaların seyri değişerek başkanlık sistemine doğru kaymıştır.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından AKP tarafından başlatılan anayasa çalışmalarına MHP lideri Bahçeli’nin de destek vermesi üzerine, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni öngören on sekiz maddelik anayasa değişikliği üzerinde mutabakata varılarak halk oylamasına gidilmiştir.

16 Nisan 2017 tarihli halkoylamasında kabul edilen anayasa değişiklikleriyle parlamenter sistem terk edilerek, başkanlık sistemiyle benzerlik arz eden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getiren anayasa değişiklikleri, günün koşullarında ilan edilmiş olan OHAL sürecinde hazırlanmıştır.

Bu yüzden bahsi geçen anayasa referandumunun olağan koşullarda, daha katılımcı ve çok sesli bir atmosferde, daha kapsamlı bir şekilde incelenerek ve değerlendirilerek yapılabildiği söylenemez.

Ülkemizde gelinen durumda da görüldüğü üzere seçim sisteminden, anayasal organlara uzanan yasama ile yürütme arasındaki ilişkilerin sağlıklı işletilememesinden kaynaklanan siyasi, toplumsal ve ekonomik sorunların çözümü için hükümet sisteminde değişikliğe gitmek yerine, birtakım meşru düzenlemelere giderilerek çözülmesinde daha yararlı olurdu.

Düzenlemelere gidilerek sadece sistemin yapı ve işleyişinde değil, aynı zamanda demokrasinin geliştirilmesi ve yasamayla yürütme erklerinin daha sağlıklı bir şekilde işlemesine katkı sunulmalıydı.

Türkiye’de parlamenter sisteme yöneltilen eleştirilerin başında gelen hükümet istikrarsızlığını önlemek gerekir elbette. Bunun için gerekli çözüm; hükümetlerin kurulmasını kolaylaştıran, düşürülmesini güçleştiren rasyonel bir parlamenter sistemin uygulanmasıydı.

1961 Anayasasında günümüze ortalama ömrü bir buçuk iki yıl olan parlementer sistemde tam 30 hükümet kurulmuştur. Bu sistemde 16 yıllık AKP iktidarları döneminde bile 8 hükümet kurulmuştur.

Türkiye için yeni bir hükümet sistemi önerenlerin hepsi hükümet istikrarsızlıklarını önlemek için bu arayışlara girmişlerdir.

İstikrarsız hükümetleri sadece parlamenter sisteme bağlamak yanlıştır. Nitekim tek partinin iktidarıyla sonuçlanan seçimlerde parlamenter sistem içinden istikrarlı hükümetler çıkabileceği, Bülent Ecevit hükümetlerinde olduğu gibi önemli kararlara imza atan koalisyonların da kurulabileceği kanıtlanmıştır.

Türkiye yeni hükümet sistemleri denemek yerine yüz elli yıllık tecrübesinden de yararlanarak parlamenter sisteme dönmeli ve daha da işler hale getirmeye çalışmalıdır.

Öncelikle cumhurbaşkanının yetkileri kısılmalı ve cumhurbaşkanı tarafsız olmalı ve parlamenter sistemlerdeki devlet başkanı gibi sembolik yetkilerle donatılmalıdır.

Seçim sistemi istikrarı sağlamaya yönelik düzenlenmeli, temsilde adaletin sağlanması için baraj sistemi kaldırılmalı bunun için; seçim kanunu ve siyasi partiler kanunu değişmeli, sivil toplum kuruluşları siyasal sisteme entegre olmalıdır.

Güvenilir ve adil bir seçim sistemiyle; temsilde adaleti, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin varlığının ve işlerliğini sağlayacak hükümetlerin kurulmasını ve istikrarının sağlanmasını hedefleyen İstikrarlı Parlamenter Sistem diyebileceğimiz yeni bir yönetim sistemine geçilmesini sağlayacak iradeye ve halkın güvenini tesis edecek bir milli muhalefet anlayışına ihtiyaç vardır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Toplumsal Mutabakat Sözleşmesi olan Anayasası yapılmıştır. Milli muhalefet; “Yeni Anayasa” yerine “Anayasa Değişikliği” tanımını benimseyen, özgürlükçü bir anayasa olan 1961 Anayasası üzerinde bu günün ihtiyaçlarına göre gerekli düzenlemelerin ve değişikliklerin yapılması üzerine yoğunlaşmalıdır.

Anayasa ilk dört maddesi tartışmaların dışında bırakılmalıdır.
Bilindiği gibi Anayasanın 4. Maddesine göre; 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez diyen Toplumsal sözleşmemiz dindarın da dine inanmayanın da kendini genelden farklı görenlerin de güvencesidir.

Milli muhalefet yapmak; Anayasanın değişmesi teklif edilemez ilk dört maddesinin tartışmaya dahi açılanamayacağı konusunda kararlılığını net bir şekilde ortaya koymak ve kırmızı çizgisini çekmektir.

Milli Muhalefet yapmak; devlet politikası olarak neyi benimsediğini? Hükümetin hangi politikalarını sürdürüp hangisini değiştirileceğini? Nasıl bir ulusal güvenlik politikasının yürürlüğe sokulacağını? Bunun dış politikaya nasıl yansıyacağını, nasıl bir ekonomi-politik yol izleneceğini, açık açık vatandaşla paylaşmak ve güven ilişkisi kurmak demektir.